29 Temmuz 2014 Salı

YUMUŞAK MÜSTEMLEKE EDEBİYATI..

        Cıvık bir toplum olma yolunda süratle ilerliyoruz. Allah sonumuzu hayra yorsun. Âmin! Aslında omurgamız daha 47'lerde bükülmeye başlamıştı. Ne ki, 50 de DP ile birlikte önce çatırdadı sonra da zınk diye kırılıverdi. 60'lara kadar bastonla idare ettik. 60'larda alçılandık; ama tutmadı, sonra korseyi denedik, o da yemedi. Gelen vurdu, giden taktı. Neticede yanlış doktorlar ve hatalı tedavilerle boşa geçen bir süreç sonunda, bugünkü dikiş tutmaz, bizi kötürüm bırakan güncelimize kafa üstü çakılıverdik. Şimdi hamaset edebiyatı yapan, nasihat veren çok da, işe yarar adam yok. Adamlarımızın nesli tükendi herhalde. Ne var ki yine de, canı çıkmayan hasta da umut olduğu da söylenir.


            Şimdi ise bizdeki uçuk kafalar, sanki yetmiyormuş gibi hem de en hayati noktada,  işi öyle çıkmaza getirdiler ki, neredeyse millet, "kavga çıkmasın" şemsiyesi altında herhalde Ekmel ile Tayibin aynı koltuğu kardeş kardeş paylaşmasını(!) isteyecek. Oysa kavga çıkacaksa çıksın da, adrenalimizden kurtularak rahat bir nefes alıp önümüzü görelim. Zira her kavga, sonunda kendi antlaşmasını da getirir. Hatta büyük kavgalar sonunda ebedi dostlukların bile kurulduğu bilinir.

            Meğerki lehimize bir antlaşma için, yumruğumuzu düşmanın suratına esaslı patlatmış olmalıyız. Tıpkı Kurtuluş savaşında yaptığımız gibi. Bunu yapamazsak ihtiyacımız olan devrim nasıl gelir ki. Kavgadan kaçan ise boncuk olsun. Ha lider mi yok! O zaman Türkün toprağında, eşyanın doğası gereği, nasıl olsa göğsünü ileriye uzatan biri yine çıkacaktır kesin. Atatürk’e göre - ki buna benim de inancım tamdır - bu kişi de hepimiz olabiliriz. Çünkü ayranı artık kabarmış olan Türk Milleti, beklediği işareti alınca nasılsa taşacaktır, gerekirse yine yedi düvel üstüne olsa bile...


             Geçmişten güne az çok mütedeyyin olsak da, İslam’la hiç bir sorunumuz olmamıştı, bugün maalesef başımızda olan AKP yaftalı ve ABD kökenli din simsarlarına rastlayıncaya kadar. Çakma Türk ve Müslüman beslemelerini üstümüze süren ABD, aynı paralelde Vatikan uyarlamalı YUMUŞAK Müslümanlarını da devreye soktu. Biz, acaba bağnaz ve Şeri olan yanı budanarak, asrısaadet aslına uygun, Sosyalist İslam’a dönüşüm mü olacak diye şaşkınlık ve ümitle beklerken; ne gezer, bir de baktık Müslüman diye, kendi burjuva terörist kamplarında besleyip büyüttüğü kan emici, kalp yiyici yamyam, Vatikan İmamlarını çıkardı karşımıza.

            Hz. Muhammedin Ehli Beyt İslam’ını kara bir büyü gibi sarmalayan bu durum, gerçek Müslümanlarla, çakmaları arasında aşılması imkânsız bir uçurum ve kaçınılamaz bir kanlı kavganın zeminini oluştururken, aslında Yumuşak İslam yaftası arkasında sinsice gizlenen İslam düşmanı Haçlı İblisin, sırıtan suratıyla da yüzleştirmiş oldu bizleri. Böylece Şeytani kurgunun gerçek yüzünü de görmüş olduk ve iyi de oldu aslında. Yumuşak İslam derken, bizde kendisini bağımsız sanan yumuşak bir müstemleke olduğumuzu düşünerek, bari onun edebiyatını yapalım dedik.


            Öte yandan eski Osmanlı ümmet atıklarına da yeni bir sarık ve kaftan altında, sanki Ortadoğu’nun yeni patronları(!) ambiyansıyla çakma bir kimlik oturtulmaya çalışılmaktadır. Bunda ki amaç da olsa olsa peş peşe tasarımları gündeme alınarak uygulanmaya çalışılan büyük İstanbul projeleri kapsamında, Türkiye Cumhuriyetinden yeni İstanbul Cumhuriyetine geçiş hazırlıklarıdır. İşler bir yanda bu mealde çaktırmadan sahnelenirken, diğer yanda Anadolu’dan son 15 milyon agrar göçmeni vatandaşımız da Batıya transfer edilerek, AVM para babalarının tüketim tuzaklarına çekilecektir.

            Böylece Anadolu sessiz ve derinden boşaltılarak yeni yerleşimlere, muhtemelen de birden fazla kukla devlete - sakın hemen büyük Kürdistan filan demeye kalmayın - paşkeş edilecektir. Yani Anadolu’muzun bu kafayla yakın geleceği, ABD misyonerlerinin - veya yeni Haçlının - denetiminde ve kendi siyasi yapısında, kendisini bitirecek olan Doğu paktına karşı kullanacağı yenidünya perspektifli, federatif devletler kampusu olacağı tasarımında görünmektedir.

            Sonra da Tayyip Erdoğan misyonunu tamamlamış olarak, tam da nemasını yiyeceği zaman paşa paşa emekli mi edilecektir. Pekiyi kendisinde sonuna kadar ısrar edilecekse, o zaman Obama ile kavgası nedendir. Kavga mı? Hangi kavga, siz sahiden bu vodvile inanıyor musunuz? Başımızda ki AKP hükümetinden dolayı ABD'nin bizimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynadığı, beğenmesek de bir gerçektir. Ne var ki Tayyiplerden acilen kurtulurken, Atatürk'ün askerleri de biran evvel derin uykularından uyanmış olsunlar...


            Hepsi iyi de, lafları bu kadar dolaştırdıktan sonra şayet sözün özü olarak; yeni bir beyanatında, bizatihen ordunun son kahramanları listesine koymuş olduğum Engin Alan Paşanın, "Anadolu’muzda ki yabancı bağımsızlık senaryolarına" duyarsız ve yorum bile yapmadan, üstüne üstlük beklentili yaklaşımını asla bir ATATÜRK askerine yakıştıramadığım, kendisinden katı ve kesin çerçeveli, bir Atatürk askerine yakışan ifadeler beklerken de, sükûtu hayale uğradım tümcesi gelince, daha olumlu bir son bekliyorken, İnşallah da beni affedersiniz...


            Yorum:

            Bu beklenildiği gibi bir bayram mesajı olmadı. Çünkü Atatürk'ün Türkçe ezanı bile Arapça okunan yeni yumuşakçalar sömürgesinde, eski İslam kimliği de artık kalmamıştır nasıl olsa diye düşünmüş olabilirim affınıza sığınarak.
            Bütün olumsuzluklara rağmen bu yazıyı bana yazdıran pesimist isyanımı, aynı duyarlılıkla hissedebilen vatandaşlarımın; ama Türk ve Türkiye adının silinerek şarefli Türkiye Cumhuriyetinin, Damat Feritlere bile parmak atarcasına İstanbul Cumhuriyetine dönüşümünü duyarsız ve hayasızca izleyen tüm konu mankenlerini de lenetle tenzih ederek; aile fertleriyle birlikte bayramlarını kutluyor hepsine sağlık ve esenlikler diliyorum.

            Sayın Çölaşan kardeşime de geçmişler olsun dileklerimi iletiyorum. Şayet olayında bir kasıt varsa, yine de bir vicdan azabı girmiştir işin içine diye düşünüyorum. Yoksa Allah korusun çok daha vahim sonuçlanabilirdi. Muhtemelen kendisinin de farkında olduğu bu durumda, davacı olmamakla çok asil davranmış olduğunun da hakkını vermek gerekiyor.

            Yukardaki yazımın "yorum" bölümü, bana da isyan halinde ki diğer yarıma aittir. Belki de bizi öbür yarılarımız kurtaracaktır kim bilir...

                                                                                                                                                                                                                                                       Serendip Altındal



15 Temmuz 2014 Salı

EKMEK İÇİN..

           Hoca göl kenarında bir şeyler yapıyor. Görenler soruyor, "Hayırdır Hoca efendi, ne yaparsın oralarda". Hoca, "göle maya çalarım" der. "Yahu Hoca hiç göl maya tutar mı" diye sorarlar. "Bende bilirim onu; amma velâkin ya bir de tutarsa" der. Ötekilerin artık ne dediğini bilmiyoruz, lakin bizim Hoca'nın her zamanki gibi yine son noktayı vurduğu kesin. Bugün artık ilk mektep çocuklarının da bildiği Hoca hikâyelerinden biriydi bu...

            Materinin Quant’ıyla da yüzgöz olduktan sonra fizikçilerin bir kısmı, tanrı da bir kumarbazmış, o da arada sırada zar atmak zorunda kalmış, diyorlarken, Einstein’ın başını çektiği diğerleri, Tanrı kumarbaz değildi, yaptığı her şeyin bir esbabı mucibesi vardı ve bilimsel olarak bu da bir gün bilinecektir, görüşünü savunmuşlardır.

            Ben de kendi adıma bu son görüşe inananlardan biriyim. Hatta daha da ileriye giderek diyorum ki; bilim yoluyla bir gün, aslında öğrenilmemesi gereken tanrısal hakikati, öğrenmek zorunda kalacak olan Homosaphien, bunun şokuyla da evrensel tarihinin depresyonunu geçirecek ve belki de kahrından, kendini yok edecek mahşerin de tetikleyicisi olarak intihar edecektir...


            Şimdilik bu kadar uçtuğumuz yeter. Yine ayaklarımızı yere basalım. Elimizde ne var diye baktığımızda bir Ekmelimiz, bir de Tayip - 'imiz' meraklısının olsun bana o ismin yalın hali bile fazla geliyor -, bunların yanı sıra da birbirine tezat farklı bakışlar, yorumlar var. Ve 10 Ağustos daydı galiba, bir de Cumhurbaşkanı seçimi var yakın önümüzde. İşte hepsi de bu şimdilik, diğer IŞİD'li, MIŞİD'li, PKK/PYD li, El Kaide/Nusra lı vs. vb. bütün senaryolar uzmanlarının olsun. Yani milletin EKMEĞİNE en yakın konumda duran, sadece bu seçim gerçeğimizdir hâlihazırda ve biz ona odaklanalım. Ekmel meseleyi iyi yorumladı doğrusu, bu da lehine bir artı değerdir aslında. Çünkü mesele neresinden baksan EKMEK meselesidir.

            Hani Tayibin bolca vaat ettiği; ama diğer yandan ülkenin tüm fırınlarına, köylüsünün buğday tarlalarını dahi imara açarak çocuklarının kursağına bile ambargo koyduğu EKMEK. Her seçim arifesinde, iki erzak poşetine milletini(!) uğruna sadaka toplumu haline getirirken, kimlik dumuruna da uğrattığı EKMEK. Ayakkabı kutularına doldurulan çalınan rızıkların özgül değeri olan EKMEK.

            Ekmeleddin biraderin bize umut veren EKMEK gibi bir diğer çok doğru tespiti de, ABD Başkanlık sisteminin Türkiye Cumhuriyeti Ulus Devletine uygun olmadığı ve kendisinin de Türkiye parlamenter sistemini benimsediği şeklindeydi. Çünkü federatif kampus devletler bileşkesi olan ABD Devleti, dağınık ve çok farklı etnisiteler üstüne kurulu yapısı ile elbette, üst kimlikte ve Demokratik yafta altında aslında yarı Oligark bir Başkanlık sistemine sahip olmak zorundaydı.

            İşte bu zorunluluğu ve bu durumunda ilânihaye asla sürdürülemeyeceği haklı şuuraltı korkusuyla - ki ilk ciddi fırsatta, federasyonların kendi başlarına otonomilerini ilan etmeleri an meselesidir nasıl olsa, o zamanda devleti, mevleti kalmaz ortada - belki de bütün Ulus Devletlere karşı hissettiği aşağılık duygusu nedeniyle, onlara kin duyar hale gelmişti. Oysa tek bir Ulus Devleti olabilseydi, bu sorunları da, uçuk küreselcilik(!) hayali de olmayacaktı aslında. İşte hayal ürünü tek Dünya Devleti fikrinin de özeğinde yatan asıl neden, hem de kendi gelecek güvenliği açısından diğerlerini de kimliksizleştirmek adına, bu olmalıydı aslında.
           

            Bundan sonra sözü size bırakıyorum, kelam sizindir. Ne biliyorsanız, seçim günü sandık başında ortaya dökersiniz artık. Biz de öğreniriz ve müşterek hal i pür melalimizi hep birlikte terennüm etmiş oluruz, bizden olan sevgili bayanlar, baylar ve bizden olmayan paşazadeler(!)...

                                                                                              Serendip Altındal



12 Temmuz 2014 Cumartesi

İNCE HESAPLAR..

            Her şeye rağmen, bir tane halk adamı Ekmeleddin, on tane çakma imam Tayyibe 100 basar. Esasen İhsanoğlu’nun tek alternatif olarak sahneye konuluşunun, bir AKP dış Gladyosu senaryosu olduğu kesindir. Çünkü Tayyip seçmeni tam kadro sandık başında olacaktır nasıl olsa. Onların avantajı da birlikleridir aslında. Oysa manipülatif hesaplarla ustalıkla partilerine küstürülen ve bölünen Ulusalcı, Milliyetçi, Kemalist kesim, şayet bir de sandığa gitmeme gafletinde bulunursa, Gladyo tuzağına düşmüş ve kendi elleriyle istemedikleri halde Tayibi zaten seçmiş olacaklardır. Ne var ki, Tayyip’ten kurtulmak için bizim tek avantajımız çoğunluğumuzdur.

            Rakibin nasıl olsa seçilemez kabul ettiği adayı seçip, Tayibi ters köşeye yatırmak avantajı varken, bunu kullanmayıp avantajını düşmanına kendi eliyle armağan edene, herhalde ilerde tarih akıllıydılar demeyecektir. Ayrıca Kemaleddin İhsanoğlu vizyonunda bir kişiliğin, temsil ettiği misyonu kontrpiye bırakmayacağı da kesindir. Çünkü aksi olursa, psikoloji kanunlarının amuda kalkacağı da kaçınılmaz olur. Kendisi gerek her konuda boş rakibine bir hayli fark atan alt yapısıyla, gerekse de verdiği çeşitli demeçlerle, bu görüşümüzde haklı olduğumuz umudunu da fazlasıyla vermektedir aslında.

            Ne var ki yine de İhsanoğlu’nun, biz Milliyetçi, Ulusalcı ve Kemalistlerin içine sindirdikleri müşterek adayları olmadığını hep biliyoruz. Ama kendisinin kaçınılmaz şartlar gereği – ki cesur ve nosyon sahibi bir Kemalist kimlik çıkıp da, liderliği ele alarak "adayınız benim" demediğine göre, mesela bir Demirtaş bile kendini zorla aday yapmışken, nedense bizim taraftan böyle bir teşebbüs bile olmadı üstelik – istemeden de olsa tek mantık adayımız olmak zorunda olduğunu, anlamış olmamız gerektiğini de düşünüyorum. Ve anlaşılıyor ki bu ince hesap olayı, muhtemelen CIA kaynaklı matematik uzmanı sosyopatların ürünü olsa gerekir, çünkü AKP hanzolarının aklı bu kadar ince hesaplara eremezdi herhalde.


            Hiç unutulmasın ki, dört defa Türk'ün toprağından kovulmuş olan Haçlı'nın bu defa Tiranlığının tescili olur, Tayyibin muhtemel bir başkanlığı. Oysa seçimle gelen bir adam evladı Ekmeleddin, şayet istediğiniz aday çıkmazsa hatta seçimsiz de gider. Haçlı'nın Türkün toprağına kılıcını bile kullanmadan yerleştireceği diktatörü olacak olan - İranlı Humeyni'nin Türkiye Şubesi - bir Tayyipten kurtulmak ise mutlaka kanlı bir ihtilal gerektirecektir. "Benim adayım olmadığı için seçime gitmiyeceğim" diyenler, pekiyi buna da hazırmısınız. Hiç sanmıyorum. O zaman ara ki bulasın sizleri. O halde saçmalamayı da bırakın. Beyin ve kalp gözlerinizi bir değil; ama en az dört defa açın derim ben. Ona göre bizden uyarması. Yoksa akla başka şeyler de gelecektir.

            Böyle bir alternatifsiz seçim zorlamasında bırakılmak, inanın başta beni ve yapımdaki tüm bireyleri rahatsız eder. Ne var ki henüz akıl gözleri kapalı ve deneyimsiz bazı dünkü çocuklar, yeni uyanmaya başlayan mahmur akıllarıyla, birde bize akıl vermeye kalkmıyorlar mı, işte o zaman müthiş geriliyorum. Sağlığımı korumak adına, arada sırada ki doğrularını da tenzih etmek kaydıyla, onların aynı bağlamda ki zırvalarını okumuyor, dinlemiyorum.

            Her toplumda muhalefet vardır ve toplumlarının selameti adına olmalıdır da. Vaktaki bizim Ekmeleddin birader, bize düşman karşı gruptaki böyle bir muhalefetin bize de kabul ettirmeye kalktığı bir adayı bile olsa, bu dahi bizim de menfaatimize uyar. Zira düşmanımın muhalifi de benim dostumdur. Çünkü neresinden baksanız, İhsanoğlu gibi nosyon sahibi ve uluslararası itibari konumda ki bir kişiliğin, bunlardan yoksun, ahlak ve itibar erozyonunda ki, vereceği hesapların ezici korkusuyla da her şeyi yapmaya muktedir bir kimliğin, zorunlu olarak medet umacağı ufak hesaplarla uzaktan bile işinin olmayacağını da anlamış olursunuz.  Yani İhsanoğlu gibi bir kimlik adamını, istenmediği yerde zor kullanarak da tutamazsınız...

            Son söz: Şimdi birileri yine kalkıp; "Ekmeleddin biraderin için bu kadar yazmana değermiydi?" diye sorabilirler belki. "Böylesi bir teklemin önünde bırakılmışsam, EVET!" olurdu cevabım. Öyle ya, madem aklımız olduğunu iddia ediyoruz; o halde egomuzun da mantığımızın önünde değil, arkasında durmasına özen göstermeliyiz. Bilmem anlatabildim mi...
                                                                                                          
                                                                                                  Serendip Altındal



3 Temmuz 2014 Perşembe

DEVRİM YAŞAYACAKTIR..

§  ABD’nin Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 193 yabancı hükümeti hedef alan casusluk faaliyetlerinde bulunabileceğine ilişkin “çok gizli” belgeyi yayınlanan Washington Post gazetesi, bağımsız bir kurulun NSA’nın yurt dışında yabancıları hedef alan gözetleme programını “yasal” ve “etkin” olarak nitelediğini duyurdu.
New York Times editörleri, “NSA aşağıdaki 193 Yabancı Hükümeti Gizlice Gözetleyebilir” başlığı ile yayınladığı yazıda “Washington Post, Ulusal Güvenlik Ajansı’nın Yabancı İstihbarat Gözetleme Mahkemesi’nce 193 yabancı hükümetler ile ilgili enformasyona müdahalesine izin verdiğini gösteren 2010 tarihli resmi bir belgeyi yayınladı. Post’a göre, NSA, ABD şirketleri üzerinden ‘sadece yurt dışındaki hedeflerini değil aynı zamanda hedeflerine ilişkin herhangi bir iletişime de müdahale edebilir” diyor.
Bunun ardından “Bu da Britanya, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda dışındaki tüm ülkeler demek” ifadesini kullanan NYT editörleri, yazıda aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 193 ülke listesini de aktarıyor. (www.amerikaliturk.com)

            Yukarıdaki haber alıntısı bize yeni bir şey söylemiyor. Olsa olsa Britanya, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda dışındaki ülkelerde ABD'nin kendisini güvende hissetmediğini açıklıyor ki, belki bu enteresan olabilir. ABD’nin Wilson'dan - cemiyeti akvam sahtekârı, Misakımız içinde yer alan Kerkük, Musul da o yüzden kaybedilmedi mi - itibaren küresel emperyalizmin taktik, casusluk ve entrikalar kampusu olduğunu artık bilmeyen kaldı mı bu dünyada. Ne var ki bu tarz haberlerin tam da Cumhurbaşkanı seçimleri öncesi sıkça yayınlanmaya başlaması, Erdoğan’a yeni bir taktik uyarısı; 'Dikkatli ol! Talimatların dışına çıkma. Şayet seçimleri aleyhine değiştirirsek, sahiden ters köşede kalırsın' mealinde mi alınmalıdır acaba?

            Her ne halt ise, uyarılı veya uyarısız her iki halde de - Ihsanoğlu kazansa dahi - ön manipülasyonun aynı kampustan yönetildiği ortadadır. İşte biz bu karışık ve milli müktesebatımız adına son derece duyarlı olmamız gereken dönemde, bilhassa da önce kendi işimize bakmak zorundayız. Dikkat bağlamında nereye odaklanmamızın başında gelen ise hiç şüphesiz, parti içi etiğini ellerinin tersiyle bir kenara itip İslam kampından bir aday mutabakatını, metazori partilerine dikte ederek, seçmene ortak milli değerleri temsil eden başka bir seçim hakkı da bırakmayan, bölgemizde küreselcilerin görmek istediği, sadık manda, yumuşak İslam - ABD+Vatikan İslamı - resmini müştereken tamamlayan ve bunun risklerini de doğal olarak üstlenmek zorunda kalan iki muhalefet başkanıdır.

            Şimdilerde okları birbirine karışmış görüntü veren, CHP gibi bir gelenek ve inkılâp partisinin başında, sadece iyi ve dürüst olmaktan da öte bazı meziyetleri de ihtiva eden bir liderin olması gerekmektedir. Bunların başında da evrensel Kemalizm'i yaşatabilecek, dünya siyasetine danışmansız, tercümansız akıl yürütebilecek, dış ilişkileri çok iyi bilecek, çok deneyimli, bağımsız olarak devleti ve ulusu adına en isabetli kararları alabilecek, Atatürk mental ve profilinde bir Kemalist kimlik adamlığı gerekmektedir. Şimdi bu perspektifle baktığınızda, iki parti başkanının da bu tasvirden çok uzaklarda olduklarını ve prensipte, ayrı partileri de temsil etseler, aslında birbirlerine de benzediklerini göreceksiniz. Belki de bu yüzden ortak adayda hemen mutabakat sağlamış olsalar gerektir.

            Muhtemel ve çok olasılı görünen bir seçim kaybında, bundan sonraki başkanlık süreçleri, bir içyapısal revizyonla hemen masaya yatırılacak olan - öncelikle de CHP de - her iki başkanın halefi olabilecek yeni başkan adayları da bizatihi öngörümle, yukarıdaki tasvire en uyan kimlikleri ile, CHP adına Onur Öymen, MHP içinse Engin Alan Paşadır. Ve çok inanıyorum ki bu saygın ikiliden, bundan sonra ülkeye huzuru avdet ettirecek çok ideal bir milli hükümet de oluşacaktır. Halbuki bir Kılıçdaroğlu’ndan, başlangıçta ne kadar da umut vardık değil mi?..

                                                                               Serendip Altındal


25 Haziran 2014 Çarşamba

KUKLACI TERÖRİST..

             Düne kadar her fırsatta, emperyalist dünya liderliği imajını parlatmak ihtirasıyla, hiç bir gövde gösterisinden kaçınmayan ABD; ama başını yaktığı ülkelerden şamar üstüne şamar yedikçe, geçmiş yıllar içinde astronomik harcamalarla inşa ettiği imajını, artık sıfırlama noktasına geldiğinden, şimdi elinde kalana son bir hayat öpücüğü vermek üzere, hele de tutmayan BOP operetinden sonra, şimdi sütre gerisinden çaktırmadan - çevrim içi, maskeli - Lejyoner kuklalarıyla, en son oyununu sahneye koyarken de, Orta Doğu da ganimeti götürmenin hesapları içine girmiştir.
            Bu bağlamda eliyle yarattığı terör canavarını bir yandan kendisi, diğer yandan da AKP hükümetine semirtirken, dünya kamu oyunu sözde anti terörist beyanlarla yanıltmaya da devam etmektedir paralelinde. İsrail'in de Türkiye'yi suçlayan "ak kaşık" rolü, aslında ABD den kopyadır. Neticede turşucunun arkadaşı da hıyarcı olacaktır kuşkusuz. Yeni oyunda ki rolümüzü ise, lütfen kendinize sorun, bana değil. Çünkü cevabını siz de çok iyi biliyorsunuz şüphesiz...
           
              Bu dönüşüm neresinden bakılsa, Avrupalı hempalarına artık liderleri olamayacağını, kendilerine başka tetikçi bulmaları sinyalini vermiş demektir de aslında. Netekim Orta Doğu paylaşımında, Amerika ile İsrail giderek yalnız biraderleri oynamaya başlamışlar ve aynı bağlamda AB küreselci liboşlar camiasında da hemen iki başlılık oluşmaya başlamıştır. Eskiden hem yazar hem de oynardı ABD. Şimdi kendisi de sonun başında olduğu için, sahne özgüvenini kaybetti ve artık taşeron kullanıyor. İşte bu durumda kalan eşyanın tabiatı gereği de, oluşmakta olan yeni yapılaşmayı yine, bilhassa da böylesi sahnelerin kaşarlı yıldızı, entrikalar Krallığı İngiltere tetiklerken, diğer paylaşımcılar da ister istemez "gemisini kurtaran kaptandır" siyasetine bir anda asılıvermişlerdir.
           
            Böyle bir gelişmede IŞİD gibi çift taraflı - ABD, İsrail, Türkiye - sacayağında semiren terörist giderek, ülkemizi de terörist ülkeler safahatına sürüklerken, ötede tertemiz ilk Sosyalist, Ehli Beyt Hz. Muhammed İslamına, terörist yaftası yapıştırmakta ve Hıristiyan-Siyonist-Mezhep kurgusunda kalan İslam dünyasını da birbirine düşürmektedir. Ne ki, bu durum yeni bir kaotik evrenin de habercisidir. Öyle görülüyor ki, olay vaktiyle Avrupa da yaşanan mezhep savaşlarının, İslam dünyasına gecikmeli bir transformasyonudur. Bu kaotik yapıdan evvel emirde sadece Orta Doğu sakinleri değil; ama Avrupalı gamsız Salipler de radikal etkileneceklerdir. Şayet fren tutmazsa da, herkesin beklediği gibi kaos Avrasyaya, Asyaya değil; ama muhtemelen önce Avrupaya ve Amerikaya sıçrayacaktır. Çünkü zaman 1940 lar değildir artık. Ve bu gidişle ABD bizatihen kendi evinde, yarattığı canavarın eliyle can verecek bir görüntü de vermektedir. Buna Avrupalılar da sadece sessiz seyirci kalamayacaklardır isteselerde.

             Bir öngörü de Türkiyemiz için sallarsak - madem ki sadece bolca sallanıyor şu sıralar - şayet sorumluluk bilincinde, aklı başında milli bir hükümet yakın gelecekte görünen kaotik dönemde ülkemizin başında olursa; inanıyorum ki, iki başlı devi yemekten başlayarak, durumdan en karlı çıkacak devlet de bizimki olur diye düşünüyorum. Başbakanın "faizi indir" dediği ve yönettiğini sandığı devletin Merkez Bankasının, dış sermaye elitlerinin güdümünde ve kendi sayesinde oluşmuş bir sömürge devletinin finans kurumu haline getirildiği bir ülkede, bu nasıl olur diye sormayın.

        Bana da bunları düşündüren nedenler elbette vardır. Şu aralar öngörüleri bile paylaşmak, hırsıza yol göstermek gibi sanki düşman hesabına casusluk yapıyoruz intibaı uyandırıyor bende. Hoş madem ki de sallıyoruz, biz de biraz optimist takılalım arada sırada. Lütfen bunu da kendimize çok görmeyelim dostlar. Bu kadar da lüksümüz her şeye rağmen olsun hiç olmazsa...
                                                                                                                                            

                        Kâh gözlerimi bağlar karalar
                        Kâh anılarımın anası ağlar
                        Asıl vatan ağlarken
                        Yoldan çıkanlar
                        Seninde benimde yüreğimizi dağlar

                        Çağların ötesinden
                        Rüzgârın ve bu toprakların çığlıklarını dinliyorum
                        Bak rüyasız oldular artık gecelerim
                        Çoğu zamanda uykusuz kalıyor gözlerim
                        Dön haydi gel artık acıyı bitir
                        Bil ki avuçlarımdaki başım seninledir
                        Ve hasretinle avdetini bekliyorum

                        Yanan köyünün dumanları arasında
                        Fidan gibi boynu bükük siluetini görebiliyorum
                        Ah o ırzına geçilen çocuk yaşta bakirem
                        Vah benim yüreciği vurgun yemiş güzelim
                        Umutları yaralı ceylanım
                        Öpemesem de yaşların çağladığı gözlerini
                        Tutamasam da titreyen ellerini
                        İnan ki senin acınla hırsımdan titriyorum…


                                                                                                                                                                                                                                                     Serendip Altındal



20 Haziran 2014 Cuma

ALLAH ALDIKÇA ALIYOR..

          Allah aldıkça da alıyor. Sonunda Balyoz da kırıldı. Başka ne olacaktı ki. Yalancının mumu hep yatsıya kadar yanmadı mı şimdiye kadar. Şimdi diğeri gelsin demek gerekiyor artık. Hukuktu, guguktu derken bizim Adalet teyze de gaflet uykusundan nihayet uyandı ve tokadını eteğine işeyenlerin suratına hışımla çarpıverdi...

            Birilerinin var kuvvet kendi istasyonlarına makaslamaya kalktıkları Adalet trenini, vicdan muhasebeli diğerleri yeniden kendi güzergâhına döndürmeyi başardılar. Tren hırsızlarının unuttukları veya hiç bilmedikleri ise, kendi yolunda gitmesi gereken Adalet trenine aslında kendilerinin herkesten fazla ihtiyaçları olduğudur. Tecrübe de göstermiştir ki son treni kaçıranlar her zaman, ona en fazla ihtiyacı olanlardır. İşte o treni kaçıranlar, yarın tarafsız yargı önünde kahırla, hesap terleri dökerken, muhtemel ki ne demek istediğimizi daha iyi anlayacaklardır.

            Acıları, gözyaşları, kolpo ve tuzaklarıyla çok sıkıntılı; ama her şerde hayır vardır bağlamında, o kadar da eğitici bir dönem geçirmekteyiz. Çünkü geleceğimiz olan bugünlerin Gezi ve Gazi gençliği, yarınlarını inşa ederken, bugünlerin acılı öğretilerini fazlasıyla değerlendireceklerdir nasılsa. Her ne kadar bizatihen acılı aileler hepimizden fazla üzülenler olmuşlarsa da, yine de filmin sonunun iyi gelmesi, hepimiz için teselli kaynağı olmaktadır. Engin Alan Paşa, bütün acılı aileler ve arkadaşları adına mevcut durumu, en duyarlı ve özlenilen konuşmayı bütün sıcaklığı(!) ile yaparak özetlemiştir. Görüşlerine tam destek verirken, yüreğindeki derin nefreti aynen kendi yüreğimizde de hissediyor ve kendisini canı gönülden kutluyoruz. Aynı bağlamda, kaldığı noktadan yola devam edeceğini, Kemalist coşkusuyla objektiflerin gözüne sokan Çetin Doğan Paşanın da o mübarek alnından öpüyorum.

            İsimlere fazla takılmadan, olayları baz almak daha hayırlı olur diye düşünüyorum. Çünkü iyi biten filmin sonunun trajediye dönmemesine yargı makamında emeği geçenlerin, çekilen acıların yıllardır sessiz izleyicileri de oldukları unutulmamalıdır. Ayrıca AKP belasından çok daha evvel kurtulunmuş olunsaydı, bugünlerin sıkıntıları yaşanmış olmaz ve halen de bıçak sırtında yürüyor olmazdık ki aynı yargı bu fırsatı da kullanamadı. Ne var ki yüce Türk Milleti nasıl olsa bugünleri de unutacaktır fakat birileri mutlaka hesaplarını son kuruşuna kadar ödeyeceklerdir.

            Yeni Sevr Saliplerinin Balyoz barutları da neticede ellerinde patlamıştır. Demek ki emperyalizm yaşadıkça ve herifler aşka geldikçe, dönüp dolaşıp her vesilede bize çelme atacaklar anlaşılan. Hani yenilen pehlivan güreşe doymazmış ya, işte bunlarınki de o hesap.

            Yeni Saliplerden bahsederken hemen bizim Ekmeleddin biradere keskin bir U dönüşü yapalım; tarihçesi ve kitapları bizi ilgilendirmiyor. Son kelamları ve icrasıdır bizim için matlup olan kendi adıma. Atatürk'ü, Napolyon veya Washington’la aynı paralelde görmesi, korkumun da teyidiydi aslında. Çünkü onun da salon Atatürkçülerinden olduğu ve Kemalist gerçeğin yanından bile geçmediği kanım pekişti maalesef. Atatürk'ü salt kronolojik bir tarihsel klişe perspektifiyle algılaması, bende farklı kuşkularda uyandırdı doğrusu. Çünkü Atatürk fenomenini gereğiyle irdelemeden veya bizatihen anlayamadan diğer liderlerle aynı saflara oturtmak, sadece tarihte emsali olmayan "Atatürk liderliği" özeğine haksızlık değil; ama cehalet ötesidir de.

            Diyoruz; ama diğer yandan, şayet başka seçenek kalmadıysa da elimiz mahkûm. Tayibi seçmediğimiz halde, Çankayaya üflemekten yine de kırk defa evladır, mütedeyyin Ekmeleddini tepe köşke oylamak. Atatürk kutsallaştırılmasın derken sen geleceğine ışık tutmuştun aslında Ekmeleddin. Oysa kimse sana "biz öyle yapıyoruz" dememişti. Ve bu yorumu sana neyin söylettiğini herhalde sen daha iyi biliyor olmalısın. Ama bunu sana ben söylüyorum. Atatürk bizim için kutsaldır da, bunu bilesin. Sen uzakta doğup büyüdüğün için bunu bizim gibi hissedemezsin Ekmeleddin birader. Unutma ki etiğin, etnisiten, aile geçmişin değil bizi alakadar edenler. Atatürk Cumhuriyetinin Kemalist müktesebatını, ne kadar temsil edebileceğindir. Bu bağlamda bir sorunun yoksa ancak, bu göreve talip olmalısın. Yoksa acısı fena çıkar ona göre...

            Napolyon, Washington yüzeyselliğinde marjinal mentalist düzeyden, Atatürk ifade edilemez. Hele Kemalist olunmadan, Atatürk'ün de tüm dünyaya öğrettiği gibi, tam bağımsız ve antiemperyalist hiç olunamaz. Pekiyi bu konu hakkındaki fikrin nedir arkadaşım...

                                                                                                 Serendip Altındal

Video Kanalım

17 Haziran 2014 Salı

BUMUYDU..

            CHP’liler neler oluyor sizin mahallede. Müsaade buyurunda aile geleneği itibarıyla yüce Atatürk’ün CHP’si ile büyümüş bir vatandaşınız ve seçmeniniz olarak bu soruyu sorma hakkım olsun. Bunca zamandır ketum bir inatla sakladığınız adayınız bumuydu? Kuş mu, civciv mi çıkacak derken, birde baktık yumurta çatlamış ve umutlar da piç olmuş. Aman ki ne aman. Yazık ki, hem de kaymaklısı…
           
            Yani sonunda göstere göstere, sizlerin de mi kanınıza girdiler. Bu kadar mı içiniz boşalmıştı artık, yazıklar olsun. İnkılâpçılıkta, Atatürk’ün yolundan sapan Terakkiperver fırkaya bile rahmet okuttunuz. Herhalde artık bundan sonra sadece Tayyipler değil, hepiniz siyaseti bırakınca bu ülke huzura kavuşacak anlaşılan.

            § Biz fevkaladeden alınan, kanuni olan tedbirleri, hiçbir vakit ve hiçbir suretle, kanunun üstüne çıkmak için vasıta olarak kullanmadık. (Mustafa Kemal, Nutuk s. 541 1927).

            Derken, dünyada hangi diktatörün bunları söyleyebileceğine de empati oluşturan Atatürk gibi bir istisna lideri bile, diktatör olarak tanımlama gafletinde bulunan 360 derece Makyavelist Erdoğan’ın önüne; bula bula Türkiye Cumhuriyetinde tanınmayan, Kahire doğumlu ve dışarıda okumuş, yaşamış ve uluslar arası organizasyonlarda uzun yıllar görev almış bir adayı, tavuk yemi gibi atıveriyorsunuz. Türkiye Cumhuriyetini temsil edecek bir çatı adayının, önce bütün Türk Milleti tarafından tanınması, benimsenmesi ve tarafsız; ama milli birlikçi, Kemalist bir saygınlık kazanmış olması gerekmez mi?
            Muhafazakâr adam senaryonuz da netice itibarıyla elinizde patlayacak gibi gözüküyor. İsmini dahi yeni duyduğum, sadece kronolojik verilerini okuduğum birisi hakkında ne olumlu ne de olumsuz bir şey söylememe etiğimi, tenzih ediyorum kuşkusuz. Ne ki, AKP tabanından da - ki parti içinde de bir çoğunluğun, RTE destekçisi olmadığı biliniyor - belki destek alırız umudu ve önerisiyle - ki bu önerinin kimden geldiği sizce malumdur!!! - ABD BOP genetiğindeki kurmaylardan birini, Çankaya adayı yapmakla acaba kendinize ve ülkenize neler kazandıracağınızı(!) düşünüyorsunuz. Yoksa “temelsiz çatı olur mu?” diyen Erdoğan’a bu durumu, kuşlar daha önceden duyurmuşlar mıydı acaba? Çünkü kopyacılarının o lafı boşuna söyletmedikleri de malum…

            Gel de şimdi Perinçeğin alnından öpme. Adam son konuşmasında; "IŞİD'ı Irağa sürenler, Ekmeleddin İhsanoğlunu da Türkiye’de devreye sokmuşlardır" ifadesi bağlamında, olayın aynı zamanda Kemal Derviş emsali de olduğu şeklinde yorum da yapmıştı. Ki adı geçen muhteremin sadece UNESCO çalışmaları ele alındığında, emperyalist kaşığını ziyadesiyle yaladığı da anlaşılıyor aslında. Yani bağımsız adayınızı bile kendi adınıza seçemiyorsunuz. Bu demek oluyor ki, sahipleriniz hep yularınızdan çekmelidir. Yenileri bilmem; ama içinizde çok sayıda eski CHP'linin de bu görüşlere iştirak ettiğine fazlasıyla inanıyorum.

            Diğer yandan da Irakta ki Türkmen kardeşlerimize yazık oluyor şüphesiz. Türk'ün Türk'e el uzatmaması kalleşlikten de ötedir ve hiç affedilemez. Ama ne yazık ki, bugün Türkiye Cumhuriyetinin başında olanlar Türk'üm diyemeyen ve Türk’le sorunu olan adamlar oldukları için suçlu onlardır. Yoksa bizatihen biz Türkler değil. Ne var ki sizlere de akıl erdirmek mümkün değil kardeşler.
            Böyle karışık bir bölgede yaşıyor, böylesi sıkıntılarla iç içe aile sarmalındasınız; ama hala kendi kendinizi korumaktan acizsiniz. Adam gibi bir milis gücünüz bile yok; ama Türküz diyebiliyorsunuz. Bilin ki bu da Türk kimliği taşıyanlara hiç yakışmaz. Ulan katillerinizin önüne kurbanlık kuzular gibi yatı yatıveriyorsunuz. Nasıl olsa yolcusunuz, götürsenize bir kaç puştu da beraberinizde. Eğer hedef mankeni gibi vurulanlardan her biri, beraberinde iki hergele götürseydi, diğer kardeşlerini vuracak adam bile kalmazdı be ortalıkta.

            Canınız bu kadar ucuz mu, yoksa sizi kiloyla mı satıyorlar? Silah atmasını bilen de mi yok aranızda da komşudan medet umuyorsunuz. Biraz da siz yürek ortaya koyun ki, komşu utancından el uzatsaydı bari. Çünkü Türk'üm diyebilenler, yürekli adamı severler. Ayrıca karşınızda ki çapulcular çoğunlukla Avrupa atıkları, işsiz güçsüz takımı, parayla alınmış Gâvurlardır. Bakmayın siz Müslüman ayağına. Bir kaç tanesini temizleyip siz de onların çıplak ölülerine baksanız, muhtemelen çoğunun sünnetsiz olduklarını da göreceksiniz.
            Çünkü hiçbir Müslüman ki hangi mezhepten olursa olsun, yamyam olamaz, ölü kafalarıyla top oynayamaz. Bu İslam doğasının tabiatına aykırıdır ve ölülerin sırtından da şov yapmaz. Hele Sözcüde ki son katliam resimlerine bakınca sanki kâbus gibi, 1700 aslan gibi adam, 3 paranoyak, aslında kendi kıçından korkan eşkıya tarafından delik deşik ediliyor, adam olana çok yazık. Oysa ölüleriniz bile o hayvan sürüsüne yetmeliydi aslında. Hele de gerçekten Emmioğlu iseniz. Çünkü işin aslını bilenler Türk'ün ölüsünden bile korkarlar.

            Her Ulusun can güvenliği kendi sorumluluğundadır. Can güvenliğini sağlayamayan toplumlara ulus denmez. Onlar canlarını kasaplarının insafına terk etmiş kurbanlıklardır olsa olsa. Yoksa siz de karıncaezmez, çiçek çocukları yerleşkesisiniz de, Türk'üz diye bizi mi kafaya alıyorsunuz. Nasıl güvenlikçiyse sizinkiler; kendisine canlar emanet edilmiş güvenlikçi, son mermisini kendisi için saklayan ve gerektiğinde de kullanarak düşman eliyle ölmeyen adama denir.
            Bu durumda hamaset hayranı bizim çocuklar da belki galeyana gelir, gönüllü olarak size yardıma koşarlardı mutlaka. Sayılamayacak kadar çok örneğimiz arasından; tıpkı bir zamanlar İstanbul da, terörist baskını yiyen; ama aslında yok olası Amerikan konsolosluğunda, kendilerine emanet edilen canlar uğruna kendi canlarından olan bizim aslan parçası güvenlikçilerimiz gibi demek istiyorum yani, anlatabildim mi???
           
            Son söz değil; ama son dua olsun: Allahım ne olur beni yanıltmış olsunlar da, yukarda yazdıklarımın hepsini yutmak zorunda kalayım. Ne ki, yanılmam imkânsız görünüyor; ama şayet yanılırsam, yemin ederim ki içinizde en bahtiyar ben olurdum. Çünkü konu vatanımsa, gerisi benim için tevatür bile olamaz.

                                                                                  Serendip Altındal