18 Mayıs 2017 Perşembe

AYKIRI GENLER..

           Şayet bir ön güvence verilmemiş olsa, Erdoğan’ın ağzı kulaklarında bir torba Saray soytarısıyla Trump’ı ziyareti mümkün olabilir miydi hiç. Hoş oldu da ne oldu, yalap şalap 20 dakikalık bir geyik muhabbetinden sonra somut, elle tutulabilir hangi yeni bilgiye sahip olabildiniz ki. Boynu bükük, neredeyse ağlayan gözlerle Trump’a bakarken çok şeyler dilenen Erdoğan’ı izleyince, eey Amerika’ya ne oldu, yoksa bütün numaran bize miydi diye soruyor insan ister istemez. Dönüşte iş ortağın Barzani’ye de altın kabzalı bir beylik silah getirseydin bari makbule geçerdi.

            İmam bildiğini okumaya devam edecekti nasılsa ABD de, bizim ki de büyük iş başarmışlar edasıyla süslediği gülücükleriyle, kafa sallamaya devam edecekti kuşkusuz yine. Nitekim öyle de oldu. Fazla yıpratılmayacakları hususunda nasıl bir garanti verilmişti kendilerine kim bilir.

Yoksa göz göre göre sopa yemeye gider miydi ikircikli Hükümet erkânı oraya acaba? Aslında Trump’a tam da bu günlerde, Erdoğangillerin sırtını sıvazlayıp idare etmekten başka da bir alternatif kalmamıştı aslında. Yani Perşembeyi biliyorduk, Çarşambadan. Ne ki bunu bile değerlendiremediler biraderler seviye yoksunluğundan.

            Lahey’lik terör suçlaması üstüne bir de Referandum sahtekârlığı tavan yapmışken, ABD gibi Dünya İnsan Hakları puntolu bir metayı temsil eden, böylesi bir kurgunun polisliğine(!) soyunmuş bir ülkede ne işi vardı Erdoğan ve şeriklerinin. Şayet arada özel bir ittifak yoksa. Bunu da bir sorun kendinize isterseniz şimdi bir zahmet. Tek yaptıkları, çok uluslu ABD iş dünyasıyla güven tazelemek olmuştur muhtemelen. Çünkü 16 yılın özeğinde, ülkelerini ve ilkelerini satmaktan, vatandaşı borçlandırmaktan başka da hiç bir becerileri olmamıştır ikircikli muhteremlerin.

ABD’ne giderken kendisine adeta ihtar veren Putin’e rağmen yanardöner politikasına devam eden Erdoğan nedeniyle, şimdi korkarım; ABD, Suriye’nin kuzeyinde oynaşırken, Güneybatı hudutları ve Güneydoğumuz arasında ki Kürdistan’ı kurmak ise Ruslara kalmış görünüyor. Ne ki o bölgeye İsrail giremez; ama Kemalist kulvardan ayrılacak olursa da Türkiye ve bileşkesindeki NATO’ya karşı kalkan olarak kullanılır bu bölge Ruslar tarafından o zaman.

Hâlbuki Erdoğan ABD’ne gitmeseydi aslında mevcut durumda bir değişiklik olmayacaktı ve kendisi daha da fazla itibar kaybetmeyecekti hiç olmazsa. Oysa şimdi tasarımdaki Kürdistan cephesi birken iki oluyor böylece. Ayrıca bunu da otokritik torbamıza atalım iki zahmet. Peki, bütün dertlerimizin simsarı Erdoğan ne diyor bu işlere acaba.

            Aslında o kadar gülünç durumdaydılar ki. Bir de bu suratla ABD de Türkiye Cumhuriyetini temsil edeceklerdi. Ve sayelerinde maalesef bizler de temsil(!) edilecektik. Oysa bizler ne yazıktır ki sadece utanç içinde kaldık ve kendimizi bile temsil edemedik. Vah ki kocaman bir VAH! Yüce Türkiye Cumhuriyeti, Genel Kurmayıyla birlikte bu hallere mi düşmeliydi?

            Gerçek durumun vahametinde olmayan, yayık ağızları kulaklarında soytarı suratlara bakınca, benim yüzüm kızardı şahsen. Bizimkine mutlaka Trump tarafından ‘korkmayın gelin hoşça vakit geçiririz. Nasılsa sorumluluklarınızın bilincindesinizdir ki bundan da hiç şüphemiz(!) yoktur’ mealinde bir ön garanti verilmiş olduğu kesindir. Yoksa hele de bir Erdoğan’ı aratsan da bulamazdın oralarda.


            AB’nde, Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı Macron karakteristiğiyle, küresel Siyonizm’in ivme kazanacağı doğrultusunda görüşler yoğunlaşırken; Sosyal Devletçilik, Cumhuriyetçilik gibi Ulusal müktesebatlar bileşkesinde bütün önemli yapı taşlarının ise ne kadar hasar göreceği de ayrı bir merak konusu olmaktadır. Ve Tanrı Kralı bıraksın da, önce 1789 Devrimiyle Ulusal Devletçiliğin mimarı olmuş Fransa’yı korusun demek daha doğru olacaktır kendileri için bundan böyle.

            AB’nde ki bu gelişme bize ne kadar ve nasıl yansır. Şimdilik buna cevap verebilmek için ilk önce, başımızdaki müstevli iktidardan nasıl kurtulacağımıza ve nasıl bir milli Hükümet kuracağımıza yönelik, çıkış güzergâhına bakmamız gerekir. O yol ise şimdilerde güçlü muhalefet yokluğundan yanık kokuyor. Bu durumda ve bir süreliğine bizde, fazla bir siyaset paranoyası ya da hipertansiyon oluşmaz demek daha uygun düşüyor.

            Yalnız Siyonist devşirmesi genç Macron ile başlayan yeni dönem, bizde de yeni sloganlar yaratacak gibi gözüküyor. CHP de % 99’lara cevap vereceği söylenen yeni Demokrasi yaklaşımının; Demokrasinin bir emperyalist tuzağı olduğu perspektifinde, dünya genelinde gerçekte % 60’ları bile kapsayamayacağı öngörülüyor. Çünkü her toplumda ses getiren azımsanmayacak oranlarda asal veya rakipler tarafından manipüle edilmiş aykırı karşıtların da olacağı bilindiğinde bu düşüncenin yeni; ama hayli yorgun, yıpranmış ve sadece amaçlı bir Siyonist fanteziden öteye gitmeyeceği de anlaşılıyor.

            Hal böyle olunca da ana muhalefet CHP’nde acilen Atatürkçü, altı oklu milli müktesebat özeği ile buluşan, beka sorunu olmayan, emperyalistin ABD/İsrail Kürt oyunlarında sahne almayan; ama bütün etnikçilere ve sosyal katmanlara da laik Atatürk Cumhuriyetinde bugüne kadar olduğu gibi Türk Ulusu vatandaş bireyleri olarak yaşayabilecekleri, adil ve tam bağımsız bir milli düzenin güvencesini vermek kalıyor sadece. Çünkü ancak bu güveni sağlayabildiğinde, CHP’nin tekrar iktidar olabilmesi de kaçınılmaz olacaktır.

            Sosyalizmin, milliyetçi ve Devletçi Cumhuriyetçiliğin ki buna dış dünya da dâhildir, mumla arandığı bu günlerde, yurdumu temsil ettikleri söylenen birilerinin, ağızları kulaklarında, haramiler başı Trump ile çektirdikleri resimlere baktıkça, içim kan ağlıyor. Ve bizatihen de çok iyi biliyorum ki bu adamlar beni ve ülkemi asla temsil ediyor olamazlar.


            Atatürk düşmanlığını psikosomatik bir ruh bozukluğu olarak genlerinde taşıyan müptezellere, Türkçe dağarcığımda uygun kelime bulamıyorum. Çünkü matematik dili Türkçemiz her şeye cuk oturan bir karşılık bulduğu halde akıl ve erdem varlığı, bağlamında da Şeytan/Tanrı olan insan evladının bu kadar seviye kaybına uğrayacağını düşünmek istememişti herhalde.

            Türkçemiz işte böylesine temiz, kutsal, erdem ve bilim dilidir özünde. Erdem, hayâ, ahde vefa ve tüm insani kutsal ögelerden yoksun salt menfaat bireyleri için, tarihte bile bu kadarına rastlanmadığından, özel sayfalar yazılmamıştır Türkçemizde. Çünkü böylesi ifadeler, muhteşem bir iletişim aracı olan, hatta birçok yabancı bilim adamları tarafından da uzaylı dili olarak vasıflandırılan Türkçe de, abesle iştigal kabul edilirler. Öyleyse böylesi asosyallerle, herhangi bir şekilde iletişim kurmaya, onları bahse konu etmeye de ne gerek vardır…

                                                                       Serendip Altındal


10 Mayıs 2017 Çarşamba

SAKATA GELDİK..

           Alışa alışa, sandıktan istediğimizi çıkaracağımıza da alışacaksınız. Gıkınız bile çıkamaz, çıksa da takan olmaz nasılsa. En temel haklarınız da elimizde, malınıza da gerekirse el koyarız, sakın kafamızı bozmayın. Söylediğimiz gibi, sizi alıştıra alıştıra bugüne kadar yaptıklarımızın, bundan sonra yapacaklarımızın ve sizin de sineye çekmek zorunda kalacaklarınızın garantisi olacağına da alıştırın şimdiden kendinizi.

            Yukarıdaki ifadelerin bana ait olmadığını bilmem söylememe gerek var mı? Çünkü ben o kadar muktedir değilim. Siz anladınız işte. Yani adam açıkça bunları söylüyor. Ve bunun da uçarı kaçarı kalmadı artık. Çünkü açık bir gasp ürünü olan Referandum sonuçlarıyla ortaya çıkan siyasal resim, yukarıda ki reçeteye de cuk oturuyor olsa gerekir. Esasen böyle olacağını, samanlıktaki kör tavukları bile anlamıştı bu ülkenin.

            Düğmeye basıldı CHP de karıştırılmaya başladı diyorlar, 15 yıldır güzellik uykusunda kalan ana muhalefetin uzun uykudan bitap düşmüş yorgun güzelleri. Aslında düğmeye basmaya da gerek yoktu. Kafalarınıza bir de tokmakla vurulmadığı kaldı be kardeşler. Köşelerinizde sadece tıkırdayıp oturdunuz bugüne kadar. Adam ‘atı alan Üsküdar’a geçti’ boşuna demedi. Hepinizi tiye alırken. Sen söyletene bak…


            Daha başından beri dediği gibi de hepinizi alıştıra alıştıra bugünlere getirdiler. Ne ki bizi değil. Çünkü biz özgün Türk Milletiyiz. Kim olduğumuzu, ne istediğimizi de sizlerden iyi biliriz. Ve Referandumda çıkıp, % 60’lara varan oranda tutarlılıkla, aslında kim olmadığımızı, ne istemediğimizi yine adam gibi ortaya koyduk yedi düvele karşı. Pekiyi siz buna karşın, hayırlarımızı bile müstevliye peşkeş çekmekten başka ne işe yaradınız siyasiler.

            Epikürist güncelinizden, ballı hayatlarınızdan kafalarınızı kaldırıp aynalarınızın karşısında bunu da sorun kendinize bir zahmet. Yoksa siz her ne kadar kabul etmiyor olsanız da, bu işlere uygun adamlar mı değilsiniz acaba?

            Tanrısal Türk Ulusunun Dünyanın her köşesinde, on binlerce yıllar birbirinden büyük İmparatorluklar kurduğuna bakılınca, Doğulu olduğu kadar Batılı olduğu da anlaşılır. Yüce Türk Ulusu Uygarlık tarihinin her sahnesinde en baştaki yerini almıştır her zaman. Şimdi de iki buçuk müstevli piçine, emperyalist tabansızına müktesebatını eliyle teslim etmeye de hiç niyeti yoktur. Bunu yapabilmeleri için ancak üstümüzden geçmeleri gerekmektedir.

Esasen yüce Atatürk’ün de görüşleri arasında yer alan bu tespit, hiçbir Türk evladına yabancı değildir. İşte böylesi bir yüceliği şimdilerde rahatsız eden tek sıkıntı, sırtında 15 yıldır taşıdığı, sağlığına küllen zıt bir Erdoğan çıbanıdır ve artık tahammül hududunu zorlayan bu derdinden de acilen kurtulmak zorundadır.

            Ülkem genelinde yandaş, liberal kapitalist veya Sosyal Demokrat geçinen tuzları kurularla geçinme sıkıntısı içinde olup ayın sonunu getiremeyen tüm diğerleri, yani ulusun % 80’leri, nasıl bir arada geçinebileceklerdir. Bunu da, bu gidişatın gelecek günleri bütün açıklığıyla gösterecektir. Yalnız bilinen tek husus, % 60 hayırcılara % 20 kararsız, ağır mağdur ve umutsuzlar da eklenince, hemen hemen ülkenin tamamına yakın bir toplumunu artık taşıyamayacak olan AKP Hükümetini, yakın ileride çok kara günler beklemektedir.

            2019’ları görüp göremeyeceği bile ciddi olarak AKP yandaşları arasında da tartışma konusu olmaktadır. Belki de beklenen halk devrimi, Referandumdaki çalıntı evetlerle bütünüyle sakata gelen Güneydoğumuzda başlayacak ve şimdilik ön provaları yapılmakta olan Kürt parodisi; aslında AKP Hükümetinin kâbusu olacak ve onu tarihin geri kazanımsız çöplüğüne savuracaktır.           


            Bundan böyle İmameti programından kaldıran FETO’nun ekonomi-politik, çok uluslu özerk şirketler görünümlü yeni yapılanması, yakın bir gelecekte tasarımdaki yeni Erdoğan cumhuriyetinin de temel taşlarından biri olmasın sakın yine. Erdoğanlılar bunlar, sakın olmaz demeyin. Şayet böyle de olursa ‘aldatıldık’ teranesi de onların her yanından su alan teknelerine, bir sığıntı limanı olamayacak demektir artık bundan böyle.

            Ve bundan sonra, Atatürk kalpağı altında omurgasız teknelerle hamaset rüzgârlarına çarşaf açanlar, irtikâp pazarlarında Allah satanlar, çakma İslam’la aldatanlar, sosyal demokrat manifestoyla emperyalist kulvarlarda kuyruksallayanlar ve tüm benzer diğer yandaşlar; bir değil iki defa dikkatli olmak zorundadırlar artık…       

                                                                                   Serendip Altındal



1 Mayıs 2017 Pazartesi

ÇARMIH MESELESİ..

           Wikipedia’nız bile elinizden alındı, nedeni ise kuşkusuz fazla biliyor, öğreniyor olmanızdır. Hayırlarınızı bile evetlerle trampa ederek bekanızı Haçlıya satan vatan hainleri, daha nelerinizi elinizden almazlardı. Büyük birader 16 Mayıs da ABD ye uçuyormuş. Muhtemelen de önüne konulacak ve ülkemizin bekasını yeni bir Sevr ambalajıyla teslim edecek olan ikili antlaşmayı imzalamak içindir. Yoksa başka neden olsun ki hele de bu kadar sallıyorken(!) ABD’ye karşı. Yoksa adam neden bir araba sopa yiyeceği yere adeta koşarak gitsindi.

Bugüne kadar ki buna, 15 Temmuz darbesi de dâhil olmak üzere, ABD ile var sanılan sürtüşmelerin hepsinin aslında göstermelik kayıkçı kavgaları olduğuna, hala itirazı olan var mı aranızda. Anlaşılan şimdi kara paracı, rüşvetçi Zarrap ortaklığı suretiyle pekişen uluslararası terör ticaretine yataklık konusu da üstüne binince, bizim birader artık iyice köşeye sıkışmış oldu.

Şimdi bundan nasıl yırtarım ve yeni yaptırımları nasıl engellerim endişesiyle, yeni direktifler almak üzere alelacele ABD ye uçuyor birisi. Bunun arkasından şayet yakın günlerde Ankara’nın Kızılay’ında, ABD tankları ile oluşan bir parade izlemek zorunda kalırsanız sakın şaşırmayın artık Ankaralılar.

Ondan sonra Güneydoğu da, yıllardır yok halimizle oluşturmaya çalıştığımız en değerli GAP bölgelerimizin, maden yataklarımızın üstünde kurulacak, İsrail/Kürdistanı yerleşkesini acilen oluşturmak üzere; bizdeki röpteşambırlı bazı çakma Atatürkçü köşe yazarı/çizeri yarı aydınlar ve lider beğenmeyen; ama lider de olamayan diğer süslü beslemeler, elbirliği ile katkı sağlamaya başlayınca, buna da ben hiç şaşırmam doğrusu. Çünkü o tiplerin bugüne kadar yaptıkları, bundan sonra da yapacaklarının garantisidir nasılsa.

            Şimdi kendisiyle, kedinin fare ile oynadığı gibi oynamak sırası, Trump’un manikürlü parmaklarına geçti artık. ‘Bak arkadaş şu masaya otur hele, önce ipliğini pazara çıkarıp, birde uluslararası yüce mahkemelerde burnunu sürtmemizi istemiyorsan, sonrasında da ancak bizim göstereceğimiz deliklerden birine sığınıp, müstevli Osmanlı ataların gibi, canını bile almaya gerek kalmadan, sersefil yok olmak niyetinde değilsen, istediğimizi bize teslim etmek zorundasın, bilesin’. Bağlamında, ben küçük bir dizi senaryosu yazmış olsaydım, bunun nerelerine rötuş yapardınız acaba? Elinizi vicdanınıza basarak, hele bir düşünün lütfen.

            İsrail/Kürdistanı dedik de, yarın Rusya’nın da başını yakacak ve bütün Avrasya’yı giderek yutacak olan bu sinsi yılan, şayet büyümeden yok edilemezse, Putin’in Rusya’ya attığı büyük bir kazık olacaktır. Ve Erdoğan’dan sonra sıra ona da gelecek ve mevcudiyetleriyle uluslarını yıkan liderler başlığı altında Dünya Ulusları yakın tarihi, onu da çarmıha gerecektir kuşkusuz.


            ABD Donanmasının Kuzey Kore rotasından, arkası belirsiz büyük bir çatışmaya mahal vermemek adına acilen sapması, yeni bir Dünya harbine hazır olmadığının ve şimdilik yoluna bildik ikili kukla oyunlarıyla devam etmeyi, kendisi için daha güvenilir bulduğunun da göstergesidir. Hele de parayı bastırınca, bizde de bolca bulduğu gibi anasını bile maddi menfaatlere pazarlayabilecek her mevkiden sayısız vatan haini kelle satın alabildiğine göre, ‘bastır parayı al kelleyi’, ‘doldur kâseyi yut işkembeyi’ pazarından ibarettir dünyası da nasıl olsa.

İşte böyle sayılı meblağlar karşılığı alınmış kellelerden - ki bir muhterem hariç – oluşan bizim YSK’nın ki bunların ar damarları da çatlamış olduğundan, gam, kasavet tanımayan gamsız baykuş suretleri de ortadadır. Şimdi bu resmi alıp münasip bir yanlarına takabilirler hep birlikte artık.


            Ankara da vurulan daha doğrusu da pisipisine harcanan Rus Elçisi şimdi daha çok ilgimi çeker oldu. Adam herhalde Putin’e muhalifti. Çünkü Putin’in yeni Diktatör suratı ortaya çıkınca, vurulmasında kasıt olduğu kuşkum da arttı doğrusu. Her halde bu kuşkuya da en doğru cevabı verebilecek olan, iki devletin istihbarat servisleridir. Erdoğan’ın Türk Ulusuna attığı kazığı Putin de Rusya’ya attı diyebilmek için biraz daha beklemeliyiz.

Ne ki gidişat yakında bunu da diyebileceğimizi gösteriyor şimdilik. Ve bu kazık şayet yenmeden önlenemezse ve halkları daha evvel uyanıp Diktatör biraderleri ayak havlusu yapmamışsa, ulus tarihleri tarafından kesinlikle çarmıha çekilmek, onların kaderleri olacaktır.


Sözün özü dersek: Giderek trajediye dönüşen ve şimdilik figüranları olarak içinde yer aldığımız bu Bedeviler tuluatının sonunda İnşallah; 15 yıldır AKP mandacılarına aptes suyu taşıyan ana muhalefetin ufku, yani geleceği işaret eden altı oklu amblemi, kırık bir beyaz güvercin kanadına dönüşmez.

Yeniden adam gibi tek vücut olarak ayakları üstünde yükselecek ve Dünya yüzeyinde eskisinden daha da saygın yerini tekrar alacak olan Atatürk emaneti yüce Türkiye Cumhuriyeti Devletinin asla sararmayacak, hep yeşil kalacak umudu ve imanıyla. Ve bu yüce Devletin sosyal demokrat yapısı ve halkçı adalet fundamentinin de her daim harcı olması dileklerimle:

Yine ver her şeye rağmen 1 Mayıs Bayramınız, panzehiriniz olsun…

                                                                       Serendip Altındal



20 Nisan 2017 Perşembe

SONRASI..

            Referandum fırsatıyla Erdoğangillere; birisi hayır oyları fazlalığı ile ikincisi de onları, her türlü riski göze alarak çalacakları en az %3 lük bir hayır oyuyla ancak ağır bir muktedir mağlubiyeti almamak için; sahte ekseriyeti gasp etmek zorunda bırakarak, bütün dünyaya rezil olmaları bağlamında iki haşmetli tokat atmıştır, Erdoğan’ın ağzından düşürmediği Milli İrade. 

             İşte gerçek Milli İradenin ne olduğunu, umarım şimdi kendileri de daha iyi anlamışlardır. Peşinen yazalım ki, bırakın diğerlerini; ama Erdoğan, hayır oyu veren AKP seçmenlerinin çoğunluğu gözüyle de sıfırlamıştır artık.

            Şimdi bundan sonra ne gelir ardından. Hemen olmasa da; ama yine de göstere göstere tufan da gelir artık. Çünkü silah motifleri ve döküntü kuyruklarıyla, kenar ilçe ve köylerde sahte oyları sisteme sokarken, adeta gözümüze de sokarak genel seçmen adedinden fazla oyu sisteme yerleştiren eşkıya zorbalığı, tufana açılan kapıyı da aralamıştır artık. Şimdi kapının önünde fırsat bekleyen emperyalist sırtlanlara yol görünmüştür. 
       
             BOP referanslı ve o zaman yüce Atatürk liderliğindeki Türk Milletine yediremedikleri SEVR’i, şimdi yeni SEVR paketinde zorbalıkla; dedikleri gibi de silah bile atmadan, Türk Milletine tekrar yedirmek için bir nedenleri de vardır artık.

             Minareyi çalan kılıfını da hazırlayacaktı şüphesiz. 10-1 ekseriyetli YSK kararı bu kılıfın ne olduğunu göstermektedir esasen. YSK bunu yapmakla da aslında kime hizmet ettiğini ve takım halinde AKP angajmanında bir kurum olduğunu da ortaya koyarken, aslında bilmeden ve istemeden Erdoğanlara bir Milli İrade tokadı daha atmıştır. 

             Etti mi üç tokat. Ama henüz son tokadı yemediler. Bundan sonra da Erdoğan, Milli İrade lafını lügatinden çıkarırsa akıllı davranmış olur. Yerinde olsam bu lafı ağzıma bile almazdım artık.

             Nedenlerini elinde gören emperyalist piçi şimdi ilk iş olarak iki tarafı da sinsice provoke ederek, Türkiye’mizde başlayan yangını büyütmeye çalışacaktır artık. Ki iç savaş görüntüleri veren ortamı, halkın boşuna kanının dökülmemesi adına önleyeceğiz gerekçeli ve Referandum sonucunu kendi pragmasında kullanan sözde hümanist(!) varlığı, yumuşak sert müdahalesiyle de Hızır gibi imdada yetişmiş olacaktır. 

              Bu yeni durumu kurtarıcı addeden halk ise dolmayı yutacak, yeni SEVR şablonunu sineye çekmek zorunda bırakılacaktır. Kuşkusuz ki Trump destekli emperyalist olgusunun aslı budur. Herif enişte iktidara geldi ve Erdoğan onu hiç ırgalamadı da, şimdi bu acele öpücük nedendir acaba?

             Yukarıda ki, parmağını gözüme batıran gerçekler doğrultusunda oluşturduğum kendi senaryomdur. İnşallah yanılırım. Lakin nereden bakarsam bakayım, Milli özüne güvendiğim aziz Türk Ulusunun sağduyusunun ne kadar muhteşem olduğunu, rahmetli ATATÜRK gibi bende iyi bilen ve buna bütün kalbimle inananlardanım. 

             Ve iyi biliyorum ki bundan sonra her kesimiyle yüce Türk Milleti, Müdafaayı Hukuk ve Kuvayı Milliye bileşkesinde, Milli İradeli bir Hükümeti derhal oluşturma yolunda emin adımlarla ilerleyecek ve yeni Kemalist manifestoyu yedi düvele tekrar ilan edecektir kuşkusuz. Çünkü kendisine başka da bir çözüm bırakılmamıştır artık. Yani ya tamam ya da devam, yoksa al sana işte tufan…

                                                                                Serendip Altındal



17 Nisan 2017 Pazartesi

KAPTIKAÇTI..

            Şimdi timsah gözyaşları döken yedi düvel himayeli, vatandaşın söz hakkını bile gasp eden, tek motorlu bir güdüm ile vatan bekasını ketenpereye getirmeye aracı olan emperyalist kuyruklarının, yuh olsun ervahlarına. Bir yanda 2,5 milyon mühürsüz eveti sisteme sokacaksın ve bağlamında emperyalist çakallar eliyle koca Türk milletinin bekası, kapının önünde aport bekleyen yaban kuzgunlarına peşkeş çekilirken, sonra da utanmadan, patronlarınız tarafından ciddi olman istendiği için, eline yazılı olarak verilen yeni yol haritanı okurken, ‘200 yıllık bir kavgaya son verildi’ diyeceksin.

Gülerler adama! Bu oyunlar gözlerinin önünde bir Hacivat/Karagöz vodvili ciddiyetiyle(!) oynanıyor, GAP toprakları Musevi ve Ermenilere fosur fosur satılıyor, aziz Türkiye’m yeni Osmanlı ritüeline sokularak, dilim dilim bölünme hazırlığına alınıyorken, çakma Komutanların arkalarında Atatürk’ün askeri yaftasıyla, kafa sallayarak dolaşan süslü Paşalar, nerelerde saklanıyor hangi geyik muhabbetlerinde çene yarıştırıyorlardı acaba? Yoksa yeni rantlı beklentiler üstüne döşeli masalarda birileriyle şerefe kadeh mi kaldırıyorlardı?

            Adına seçim denilen ne ki aslı büyük bir AKP sıçımı olan Referandum sonuçları bile daha tam alınmadan, her sandık açılışı evet oylarını eriten bir görünümde ve YSK sonuçları ile yandaş medya sayısalları birbiriyle örtüşmüyorken, yangından mal kaçırır acelesi ve kazandık edasıyla ortaya çıkanlarda, hiç mi katre kadar bile utanma kalmamıştı. 

            Öyle ya hayırların daha fazla olacağı önceden belli iken – ki en doğru tahmini, yani 1-2 puan farkla hayırların kazanacağını, yine Sonar yapmıştı – sonucun nasıl olsa tam da 1-2 puan evetler lehinde olacağından, nasıl bu kadar emin olabilirlerdi. Kimlerden bu garantiyi almışlardı da acaba, sonucu bile beklemeden ortalara fırladılar. Ve her zamanki gibi karakucak tabiriyle de yine milletin önünde açık düştüler, sefil bir görüntü çizdiler.

            Hiç uyuyamadığım bir gecenin şafağında ayağa kalkıp, kahvaltı bile etmeden saat sekizde sandığın ilk müşterisi oluruz umuduyla eşimle birlikte, seçim odasının önüne geldiğimizde, daha çok yaşlı başlı insanlardan, çiftlerden oluşan uzunca bir kuyruğu, yine de beklemek zorunda kalmak, aslında beni sevindirmişti. Demek ki o ahde vefa dolu yürekler de bizim gibi uyuyamamış ve gözlerini sanki sandıkta açmışlardı. Bunun yurt genelinde çok hayırlı bir iştirak yüzdesi oluşturacağı ise her halinden belliydi.

            Önümüzdeki yaşlı nur yüzlü başı örtülü kadıncağızla, vakur başı yukarıda, alnı dik beyaz saçlı muhterem eşinin, sıralarını beklerken, birbirlerine hayırlar dilemeleri bizi çok duygulandırmıştı. Yaşaran gözlerimizle sıramızı bekledik. Beni ve eşimi emekli halimle sabahın köründe, bunca yıl sonra milli bekamız için evet veya hayır demek zorunda bırakan kadere ve buna sebep olanların alayına içimden lanetler okuyarak, sandık görevlilerine; ‘1919 da zaten bir kere hayır demiştik, şimdi 1 milyar kere daha hayır’ demek zorunda hissettim kendimi. Bu arada sandığın başındaki lider konumundakinin bir şeyler homurdandığını duydum; ama anlayamadım, neyse ki fazla da bir şey diyemedi.

            Bizim gibi sabah karanlığında kalkıp, hayırlar olur İnşallah temennileriyle yollara düşen yaşlı başlı çiftler ve diğerleri hiç olmadığı kadar bir özveri ve özenle sandık başlarında yer alıp, vatan sevgisinin, ahde vefanın ne demek olduğunu, Türk varlığının ise siyasetinde çok üstünde yer aldığını, yedi düvele bir daha göstermişlerdir. Yaptıkları, ileride neler yapabileceklerinin de göstergesidir aslında. O halde bir kere daha ‘ne mutlu Türk’üm diyene’ demek zorundayız şimdi dostlar.

            Bir yanda hal böyle iken, tüm bu yürekleri sevgi dolu, sadık insanların hayırlarını, sahte evetlerle değiştiren bir müstevli taifesinin Başbakanı utanmadan nasıl zafer kazanmış sahte Komutanlar edasıyla balkona çıkabilmiştir, şaka gibi. Bırakın yüz, suratı, takımlık kumaşı, adamda yırtık astar bile olsa, en az iki defa düşünmesi gerekirdi bu durumda. Cumhurbaşkanı onu balkona salmakla, tam da böylesi bir konumda kurtlar sofrasına yem olacağını da hesaplamış olmalıydı herhalde önceden.

            Akşam oylar sayılmaya başladığında, şişirilen evetlerin çokluğunu görünce morali bozulan eşime, ‘her zaman ki gibi önce sayıları şişirerek ters algı yaratmaya çalışacaklardır yine’ demiştim. Çünkü yandaş medya bu işler için değil miydi sonuçta. Tekrar bela olacak olan SEÇSİS manipülasyonu, sandıklara sahip çıkılınca belki bir şekilde kontrol edilebilirdi. Bir siber saldırı da büyük risk taşır, seçimi de tehlikeye atardı.


Emperyalist ise mutlaka istediği evet yüzdesini almak istiyordu neticede. Aynen düşündüğüm gibi de oldu. Hayırların fazla olacağını anlayınca 2,5 milyon evet oyunu yamayıverdiler sisteme acilen. Bu iş için gerekli olan yaklaşık 20 dakikalık duraksama, sayısal transferin en yoğun olduğu bir anda YSK’nın şaibeli ve acele uyku moduna geçmesiyle hemen kendini gösterdi. YSK Başkanı birkaç kem kümle durumu aklınca izah etmeye çalıştı. Ne ki bu da sadece kendisini kandırmaktan başka da bir işe yaramadı. Oysa dijital dünyada 20 dakika bir asır gibidir. Bu sürede ışık ötesinde yeni evrenler bile inşa edilebilir.


Sözün özünde kazanan, Türk ulusudur yine. Üniter varlığının ve milli bekasının en değerli varlığı olduğunun bilincinde olan yüce Türk Milleti, sağduyusunu ve yine Dünyanın en büyüğü olduğunu bütün dünyaya bir kere daha ispat etmiştir. Vatanını düşünceye kadar savaşmadan hiçbir emperyalist emele teslim etmeyeceğini bir kere daha yedi düvelin kafasına sokmuştur. 

Bilhassa metropollerimiz ve Güneydoğu vilayetlerimizde yükselen hayırlar, kendileri üstünde oynanan çakma Kürdistan oyunları aktivistlerine de attıkları muhteşem bir tokat olmuştur. Ne var ki neresinden bakılırsa bakılsın seçimin bu noktaya taşınması, sandığa AKP eliyle atılan bir PKK bombasıyla eş anlamdadır. Dolayısıyla seçimin iptal edilmesi gerekir.

Aşağıda Kılıçdaroğlu’nun seçim bildirgesini yayınladığım videonun bağlantı adresini bulacaksınız. Kendinize birkaç dakika ayırın ve o videoyu izleyin. Sonra da Sayın Kılıçdaroğlu’nun büyük siyasa kimliği ile kaptıkaçtı kardeşlerinkinin arasındaki büyük farka empati oluşturuverin lütfen. Sağlıkla; ama hep başınız yukarıda kalın. Çünkü kazanmış olan ve hep öyle de kalacak olan yüce Türk Ulusudur sadece. Bırakın ne yaparlarsa yapsınlar elbette onlarında sırası gelecektir…




                                                                                                          Serendip Altındal





15 Nisan 2017 Cumartesi

KARAR ZAMANIDIR..

            1949 da imzalanan Fulbright antlaşmasıyla kadük edilen milli eğitimimizin bugün ne noktada olduğu ortadadır.  Dört Türk ve dört ABD delege ile kurulan Milli Eğitim Komisyonunun başına, ABD Baş Konsolosu da yönetici olarak tayin edilip, böyle bir anti milli ekseriyete de imza atılınca; Milli Eğitimin neden milli değerlerine sahip, tam bağımsız nesiller ortaya çıkaramadığı ve hala yürürlükte olan bu antlaşmayla bundan sonra da çıkaramayacağı kolayca anlaşılır olmalıdır.

            Şayet buna rağmen bugün hala milli etiğe sahip hatırı sayılır oranda milli aydınımız varsa bununda nedeni, onların şanslı olarak doğru ebeveynlere sahip olmaları ve/veya kendi kendilerini düzlüğe çıkarabilmiş olmalarında aranmalıdır. İyi biliyoruz ki onların sahip oldukları ahde vefa mirası, ömürler uzantısında kendi nesillerine de intikal edecektir.

            İşte Erdoğangillerin böyle bir anti milli sistemin ürünleri olarak,  kendilerini işbaşına getiren patronlarına karşı duramayacakları da gün gibi aşikârdır. Çünkü tek adam kabul edip  bekanızın anahtarınızı da teslim etmeye kalktığınız Erdoğan, şayet BOP senaristlerini karşısına alırsa, ‘evet’ ler çokluğunda bile iktidarda bir gün bile bırakılmayacağını çok iyi bilir. Bu nedenle de kendisine açılan yolda kalmaya ve İslam devletiyle, Kürdistan projesini bir arada yürütmeye mecbur olduğunun da farkındadır.

            Şimdi sadece bu neden bile üstünde daha fazla yorum yapmadan ‘hayır’ demenizin tek nedeni olacaktır. Oyunuzu kullandıktan sonra bile yapacağınız yorum sizde, neden ‘hayır’ demek zorunda olduğunuzun da teyidi olacaktır sadece. O halde yarın sabah sandık başında dimdik durarak, ahde vefanızın hayırlı borcunu ödeyeceğiniz şartıyla, sakin; ama huzurlu, kararlı ve sizi yarın sabah zinde kılacak bir uykuya bu akşam, öncelikle ihtiyacınız olduğunu da unutmayın…

                                                              Serendip Altındal



8 Nisan 2017 Cumartesi

HASATIN SONU..

           Hasat sonu çıkacaksın düzlüğe. Ne ektiysen 15 yılda, sende ektiğini biçeceksin sonunda. Üstelik bütün helal süt emmişlerin de hasatlarına el koyduğun için borcun daha da kabardı. Bekle 16 Nisan’a kadar. Fıtratın vurunca tokadını, senin de ayakların yerden kesilecektir nasıl olsa. Çünkü hep böyle olmuş, tasallutçular her zaman layıklarını bulmuştur sonunda. 

          Vatana, millete, Orduya, hakka, hukuka, milli bekaya, mal varlığına ve yetim hakkına el uzatan herkes, sonunda rezil olmuş, ayağa düşmüştür. Bu konuda bir eksik veya fazla, tarihi hiç ırgalamaz, o bulduğunu belgeler, geleceklere ibretlik tutanak oluşturur sadece.

            Idlib denen bölgede Esad’ın zehirli gaz kullandığına, hem de kendisini çakma insan hakçılarının gözleri önünde aklamaya, en fazla ihtiyaç duyduğu bir dönem ve mekânda, hangi, içinde azıcık akıl taşıyan bir beyin inanabilir ki? O halde bu vahşeti kim mi yaptı? CIA’ya sorun iyi bilir, bu konuda da sicili bir hayli kabarıktır çünkü. 

            Sıkıştırınca muhaliflere de yapıştırıverdiler pisliği kolayca zaten. Ne zaman minareyi çalmadan önce kılıfını hazırlamadılar ki. Ayrıca son günlerde Rusya’da peş peşe yapılan patlamaların ve günahsız ölümlerin de başvuru adresidir kendileri.

            Ne ki son Idlip olgusu, Erdoğan AKP’si ile ABD’yi yine aynı paralelde buluşturacak bir nedene de imza atmıştır. Ki bu neden, Referandum öncesi bir seferî patlamaya da sebep(!) olarak, sonucu şimdiden kendilerini korkutan Referandumu erteletebilir. Çünkü Trump ile başlayan yeni flört, Putin Rusya’sı ile de yeni bir güvensizlik soğukluğu yaratacak ve esasen bunalım artıları fazla olan Türkiye’yi, yeni bir açmaza daha sokacak, bu nedenle de Başkanlık senaristi emperyalistlerin yeni bir zamanlamaya ihtiyaçları olacaktır.

 Trump kuşkusuz iç güvenini de tazelemek adına bu olguyu, Türkiye takviyesiyle Rusya’ya karşı baskı aracı olarak kullanacağı bir paradigmaya dönüştürecektir. Hele de Erdoğan’ı muhtemelen Rusya kulvarından ayırabilmiş olması, Trump’un artı hanesine de yazılacak ve güven tazelemesine yardımcı olacaktır. Aslında Çavuşoğlu denen zatın, ABD’nin bu illegal; ama hesaplı baskınını destekleme beyanı, Perşembenin gelişini gösteren bir Çarşamba mesajıydı.

Bize de bu durumda ‘aferin Çavuşoğlu, başka da ne diyebilirdin ki’ demek düşer. Beni asıl üzen ise, maalesef içimizdeki müstevliler dışında kalan ve Atatürkçü, milliyetçi geçinen, aslında tam bağımsız olması gereken birçok aydının(!) hala Amerikancı olduğudur. Bunların birçoğu da çocuklarını, ABD de okutmak için avuç dolusu paralar dökerek, onların birer ABD misyonerine dönüşmelerine iftiharla göz yumarken, acaba ne düşünürler. 

Kendi çocuklarını bile iğdiş eden ABD eğitiminden nasıl bir milli fayda umarlar, acaba bu umutları da var mıdır, işin bu tarafı da belli değildir. Ve gerçekten orada eğitim almış olanların kaç tanesi, ABD emeklisi olmadan tekrar yurtlarına geri dönmüşler ve ülkelerine faydalı olabilmişlerdir?


            Bu arada bizi rahatsız eden hususlardan da bahsetmek zorundayım. Sözcü gibi Kemalist, bağımsız milliyetçi perspektifte olduğuna inandığımız bir gazete ‘Putin arkasında’ diye acele ve önyargılı bir başlık atarken; Esad’a CIA’nın mal ettiği zehir gazı olayının da arkasında olduğunu ve Putin’in ABD’nin illegal saldırısını desteklediği anlaşılacağı algısını, taraflı oluşturduğunun, nasıl farkında olmaz diye düşündük, o gazetenin okurları olarak.

           Yetmedi, Baykal’ın ‘denize süpürürüz’ ifadesiyle ‘evet’ diyecek olanları da kastetmiş olacağı algısının, ifade eksikliği ile kazara yaratılmış olacağı nasıl atlanırdı. Üstüne üstlük, önyargılı olarak ABD saldırısını ‘destekliyoruz’ mesajıyla, adeta özgün bir ülkeye saldıran ABD teröristini onurlandıran CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun bu ürküten tarafgirliği, diğerlerinden daha az masum değildi. 

            Aman beyler siz siz olun, hele de bu günlerde en küçük hatalarınızın bile ileride büyük pişmanlıklara dönüşebileceğini sakın ola biran dahi aklınızdan çıkarmayın. İrticalen konuşmak iyidir; ama her sözü iki defa düşünmek, bilhassa da bir siyasetçi için çok daha iyidir. Konumlarınıza yakışır dikkatli beyanlarda bulunun lütfen. 

            Unutmayın ki bulunduğunuz pozisyonlarınızı, ballı Vekilliklerinizi bile vatandaşlarınıza yani hatalarınıza rağmen size güvenmek isteyen ‘HALK’ınıza borçlusunuz. Halkınızı sakın ahmaklar olarak görmeyin. Ve kendileri için her türlü aşağılığın mubah olduğu seviyesizlerin derekesine ise asla düşmeyin. Çünkü onlar ufaldıkça siz büyürsünüz…


Hatalar insana özgüdür. Mühim olan, hatalarına rağmen insan kalabilmektir. Hatalar kumaşını dokuyup üstüne kefen yapmışlara ise söylenecek söz yoktur. Kulaklarından tutup arka kapı gösterilir onlara sadece. Çünkü ön kapılar sadece insanlar için yapılır. Tıpkı kaldırımlar gibi. İşte insan olamayanları veya öyle kalamayanları arka kapınızın önüne koymak için de, 16 Nisan günü hayırlarınıza ihtiyaç vardır. 

Esasen hayır işlemenin bir karşılığı da, düşküne karşılıksız bağış yapmak değil midir? Ve 15 yıldır bütün milli varlığınıza, müktesebatınıza rağmen, aslında kendileri oldukları halde, sizi anavatanınızda asalak gibi yaşatanlara elbette verilecek, hak ettikleri bir cevabınız da olmalıdır…

Bu yazımda neden, niçin, anayasanın (a) maddesi, (b) maddesi, ‘neden hayır demek zorundasınız’ gibi ifadeler kullanmak istemiyorum. Tamamen vatandaş diliyle başka şeyler söylemeye çalışıyorum.

Bakın ya yolun sonunda ya da yeni bir doğuşun başındayız. Ya milli varlığımıza kastedenleri kulaklarından tuttuğumuz gibi arka kapımızın dışına oturtacak ya da onlara kul olarak, Osmanlı ümmetinden bile beter edilip, heder olacağız. Bunun kararı da bize kalmıştır artık. 

Yüce Atatürk’ün kutsal emaneti olan, koca Türkiye Cumhuriyeti Devletinin nasıl olup da puntasızlar eliyle bu duruma getirildiğini düşündükçe hırs ve üzüntümden elim titriyor, kendi yazımı bile okuyamıyorum. Allahtan ki klavyede temize çekeceğim.

Şayet yanılıp ta evet diyecek olurlarsa, azgın Bizon sürülerinin toynakları altında narin kır çiçekleri gibi kalacak olan vatandaşlarıma, normal konuşurken bile bağırmaktan kısılmış sesimle haykırıyorum: Ulvi Türk kimliğinize göktaşları kadar uzak kalan müstevli soytarıları ve işverenlerini susturun ebediyen artık. 

O halde uyanın biran önce, çiçek tarlalarınızdaki münferit uykularınızdan. Bürünün o heybetli kimliğinize 16 Nisan’da ve sandık başında. Orada ne yapacağınızı da iyi biliyorsunuz artık Emmilerim o halde. Ha şayet ‘hayırlar’ korkusuyla Trump ile acele sahneye konan, sanal seferî(!) bir skeç bahane edilip, Referandum bir başka Bahara ertelenmemişse…

                                                                                               Serendip Altındal