19 Eylül 2017 Salı

AHZU KABZ..

            Brexitin AB’nin dengesini bozuyor, onu dağılma noktasına getiriyor genel tespiti, acaba İngiltere’de gittikçe yoğunlaşan terör saldırılarının da nedeni olabilir mi? Böyle sordum çünkü görünen köy kılavuz istemiyor. Yüzyılların sinsisi, arkadan pazarlıklı, sol gösterip sağ vuran, melanetler ve entrikalar ustası, ABD emperyalistinin de hocası Birleşik Krallık ülkesi, elbette şimdi layığını bulacaktır yavaş yavaş.

            Ve daha çok da biriken geçmiş günahlarının kefaretini ödeyecektir elbette. Lakin yine de kirli, Makyavelist siyasilerin günahını, yılların kolonyalist hırsızı İngiltere’de bile, diğerlerinde de olduğu gibi günahsız halklar ödüyor ve ödeyeceklerdir.  Bu gerçeği dile getirmek ise her erdemli aklın yadsıyamayacağı bir husustur kuşkusuz.

            İyi de şimdi artık kendisini de kuyruğundan yutmaya başlayan terör, böyle daha nereye kadar koşmaya devam edecek. Demek oluyor ki ya kendi senaristlerini geçmişte olduğu gibi yine tarihten silecek ya da yeni bir Dünya Harbi ile hepimizi bitirecek. Bana sorarsanız birinci şık ağır basıyor. Çünkü şeytan-tanrı olan insanoğlu, kendi fitilini ateşleyecek kadar enayi değildir yine de.

            Allah aksinden korusun, çünkü daha yapacak işlerimiz var bu dünyada. Çocuklarımızın milli müfredatlarında, onların varoluş nedeni olan ve ne yazık ki Ticani hem de müstevli kafayla makasa getirilen ataları Atatürk’ün devrimlerini, TSK’ni, Milli Bayramlarını ve tüm külliyesini, tekrar yerine koymak zorundayız her şeyden önce. Sonra laiklik ve anayasal temel Cumhuriyet ilkelerinin, milli fundamentimizle bağının koparılmasının da önünü tıkamak mecburiyetindeyiz.

            Anglo-Ortodoks para babalarının ve onların içimizdeki devşirmelerinin gelecek nesillerimizi, istedikleri zaman binebilecekleri itidalsiz, izansız, cahil ve her şeyden kötüsü kimliksiz merkeplere dönüştürmelerini de engellemek zorundayız. Misakı milli bütünlüğünün, şer odaklarından itirazsız arındırılmasını ise bahse konu bile yapmak istemiyor ve kendiliğinden anlaşılır olduğunu düşünüyorum.


            ABD ile harp halinde olan, aynı ülkeye babasının çiftliği gibi girip çıkıyor. Allah Allah ne yaman(!) adammış yahu bu. Ulan kimi kandırıyorsunuz? Eyy Amerika dediği ülkenin Başkanı Trump ile kayıkçı kavgasıdır yaptıkları sadece. Yoksa S-400’ler, dayılığına yeni bir ivme mi kazandırdı? Haydi canım geçiniz!!! Ne sanıyor yahu bunlar? Türk Milleti bu kadar keriz mi?

Hele yazılı tişörtlü kiralık alkışçıların transfer masraflarını kimler karşıladı. Erdoğan’a tam da Zarrap pazarlığında yeni yaptırımlar arifesinde iken ve ABD istihbaratının ihtiyati tedbirler alacağı düşünülürken, hiçbir şey yokmuşa bilhassa yatılması, komedi ötesiydi. Hele de bundan sonra yazabileceklerim için o kadar güldüm ki, bizatihi bir gülme kriziydi sanki.  Yazıyı bir mizah yazısına dönüştürmemek için gerisini yazmayayım en iyisi.

            Bay Perinçek sende iki laf söyle artık bunca alamete ki götürmesinler bizi kıyamete; ama önce ABD örümcek ağı ile herhangi bir uzantın olup olmadığını belgelemek kaydıyla yap bunu da, yandaşların yine detone notalarına ayak uydurmak zorunda kalmasınlar.


            Batı emperyalinin, Ortadoğu’da dengeleri Osmanlı modunda yeniden kontrolüne alacak; ama son Osmanlı gibi yine kendileri için çalışacak, yeni Düyunu Umuminin kapısını açacak ve korkulu belaları olan Atatürk’ten arındırılmış Türkiye adlı hegomonik çakma bir Cumhuriyet kolonisi ve onun kantonlarıdır, hudutlarımız arasında görmek istedikleri tek ülke veya kantonlar birliği.

İşte Erdoğan ve ekibi geldikleri günden itibaren bu proje (BOP) için vardırlar. Bilin ki bu kadro asla Batı’dan ayrılacak milli bir şuura sahip değildir ve olamaz da. Türkiye’miz ise aynı bağlamda, sonuçta AHZU KABZA zorlanmaktadır, biline. Ki bu Sevr’e bile rahmet okutur.

            Yandaş medya, ayarlanmış eğitim kurumları ve akademisyenleri aracılığı ile dinler diyaloğu, çok kültürlülük ve özgün etnisiteler kavramlarıyla da toplum rehine alınıyor. Ve giderek emperyalist emeller doğrultusunda yavaş yavaş ayrışmaya, kolonileşmeye doğru politize ediliyor.

Bize de bu çakma kokokrasiyi alkışlamak düşüyor. Bunu yaparken de emperyalist futasında finişe doğru ha babam kürek çeken bazılarımız, kendilerine Demokrasi(!), insan hakları beyannamesi, özgürlük pazarlayan bir ülkenin bünyesinde zengin/fakir oranının (gini faktörü) tavan yapmış olduğunu araştırmıyor; ama buna rağmen kim bilir ne kadar entel olduklarını düşünüyorlardır herhalde.

Ve sen sosyalist(!) enternasyonalist, söyle emperyalist emekçisinin mi yoksa manda emekçisinin mi hak savunucususun? Emperyalist emekçisinin, gini katsayısını yukarıya doğru iten bizatihi motoru olduğunu da bir düşünüverseydin de, başta kendini sonra da vatandaş emekçini daha fazla zehirlemeseydin keşke.

            Şimdi bir de bunlara yumuşak İslam’la sulandırılmış Vatikan kokteyli ilave ederseniz, ortaya çıkan karışım kendi ağız tatlarına göre de tadından yenmez, içilmez olur. İşte hepsi de budur. Yani biz keriz olduğunu bilmeyen kerizlerin, sadece seyirci olarak algılandığı uluslararası büyük sahnede oynanmakta olan oyunun aslı, astarı, öyleyse herkese iyi seyirler.

            Esasen bugün ABD’de sadece konu mankeni olan Trump’ın profesyonel mankenliği de artık tescil edilmiştir. Lisansı da muhtemel eline tutuşturulmuş olmalıdır. ABD de yular hiç olmadığı kadar Pentagon’un yani Generallerin elindedir artık. Onların da tek isteği ve hedefi, dünya genelinde bütün dizginleri yeniden eline geçirmiş bir büyük ABD İmparatorluğu görmektir.

            Yani Dışişleri vs. gibi emsal Bakanlıklar ve Beyaz Saray sadece protokolde vardırlar. Wilson’ları, Truman’ları, Kennedy’leri daha çok arar ABD milleti. Çoktan uğurlar oldu onlara. O halde Erdoğan, Mordoğan hikâyedir aslında. Şimdi bir de böyle bakmak gerekir bu vadiye sanırım artık.

            Bugünlere kadar Cemiyeti Akvam, insan hakları, yardım(!) fonları vs. bağlamında çok Amerikan masalları yuttu, ninnileri dinledi ve bedelleri ödedi bu dünya milletleri aslında. Yetti garı. Dolayısıyla ABD derin Devleti, şimdilerde tersine dönen bu menfi durumu idrak edip, ağırlığını koyarak tüm yetkileri yine kendi eline almıştır. Ne ki bu da boşunadır ve Dünyanın geri kalanı için tatlı, onlar içinse acılı olacak son da yakındır artık.

            Ve öyle görülüyor ki yetki dağılımıyla, eşit yetki merkezleri çoğalan ABD karar merkezlerinden askeri olanlarından herhangi birisi, yetkisini abartılı kullanıp da bir hedef ülkede, bir nükleer füzyon yaratması halinde, artık patlama noktası haline gelmiş Dünyayı da uçuracaktır. Milli esenliğine ve birliğine acilen yeniden kavuşmak zorunda olan Türkiye’mizde ise bağlamında, kendi adıma beni sadece ikna edebilecek olan, Kemalist milliyetçilerdir.

            O halde sol ve sağda toplanmış olanlarının kadın, erkek hepsine ortak bir tebligat yapalım. Birbirinize efelenmekten vazgeçin ve acilen tek yumruk olun aslan parçaları. Çünkü ortak düşman karşımızda ve çok yakınımızdadır. Ayrıca niyeti, her zamankinden de kötüdür. Pusuya yatmış, düşmeni bekleyen, pençeleri ve gagası parçalamaya hazır kuzgun gibidir hani…

                                                                                   Serendip Altındal



10 Eylül 2017 Pazar

EFRASYAB..

            Bu kadar kem küm karmaşasından elle tutulur somut bir şey çıkamazdı nasıl olsa. Fırtınalı bir denizde batmakla batmamak arasında kalmış bir gemi görüntüsü veriyor Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Kaptanından çımacısına kadar birbirleriyle farklı dillerde iletişim kurmaya çalışan idari personelin durumu ise içler acısıdır.

            Ötede kalender bir tayfa ağız armonikasıyla kendi haline ağıt yakıyor. Bir diğeri ise inip çıkan geminin küpeştesinden alışkanlıktan olsa gerek, yine yakalamak umuduyla oltasını sallamış. Öteki iskambil kâğıtlarıyla, ya tamam, ya devam niyetine fal açıyor. Biraz ötede bir türban aralanıyor, ortaya kahırlı bir surat ve kızarmış iki çipil göz çıkıyor. İçlerinde ki bulanık ışıltı, acaba kederini mi, isyanını mı yoksa hezeyanını mı yansıtıyor.

            Gemi bu ahvalde gide koysun, sahilde bir yerlerde, melanetin odak noktası olmuş birisi, içine tükürdüğü Adaletin en tepe noktasında tınlayan bam telinde, hukuksal mantığın adalet namelerini boşuna arıyor ya da arıyor gözüküyor. Ne ki Okyanus sahillerindeki elin oğlu öyle düşünmüyor ve yolunu kaybedenlere, oysa kendisinin de buna şiddetle ihtiyacı olsa da, yollarını gösterecek adalet fenerini yakmaya hazırlanıyor.

            Memleketimin orospuları ile memurlarını bolartmış bir diğeri, Okyanus ötelerinde yakında çakmaya başlayacak adalet fenerinin ışığında umuma okuyacağı, hesap gününün almanağını yazıyor. Mağdur ve şerik biraderlerin uykuları ise giderek karabasanlara dönüşüyor.

Bize de en iyisi, ‘al kalemi eline, yaz başına geleni defterine’ demek düşüyor onlara. Bal zengini çiçek tarlasında hangisine konacağını bilmeyen şaşkın arılar gibi uçup gidiyorken, acil bir ‘u’ dönüşüyle şimdi biraz da bizi ısıran güncenin üstüne inelim artık.  


            Milliyetçi cepheyi karıştırıp, CHP’yi sakata getirmek üzere AKP ve MHP‘li, Vatan Partili kefiller marifetiyle, yoğun bir uğraş veriliyor. Diğer yanda ‘bugün seçim olsa İstanbul’u toptan kazanırdık’ diyebilen CHP zihniyeti de baltayı taşa vuruyor.

            Bunu nasıl yapmayı düşünüyorsunuz? 16 Nisan referandumunda olduğu gibi oylarınızı kaptırarak mı? Diye sormak düşüyor bize de. Bunu düşünmeden sallayan, acaba kızgın çorbaya parmak bastığının farkında değil midir? Tedbirsiz canı bir kere daha yanınca mı aklı başına gelecek.

16 Nisan Referandumu gerçek sonuçlarının, kahır ekseriyetle Hayır lehine bittiği; ama oldubitti ile AKP tarafından ağır ve yeni bir yasa ihlaliyle, 10 milyon hayır oyunun iptal edilerek, sonucun %51 evet lehine çevrildiği, ABD medyasında bile dillendiriliyor. Yani tam uluslararası mahkemelik ayrı bir durum daha yazılıyor AKP hesabına anlayacağınız. Böylece AKP hesabındaki eksi bakiye bayağı kabarıyor.

            Amerikalı basın yoluyla bu gerçeği açıklarken etik davranıyor; ama tüm bu kumpasların arkasındaki gizli aktör ve yasallaştırılmış soygun demek olan liberalist-emperyalist manifestoyu, aynı Amerikalı neden(!) acaba göstermelik etikleri döktüğü o masaya yatırmıyor. Zikri olan asal fikrini de neden açıkça ortaya koyamıyor.

            Kafaları iyice karışık ve endişeli bademlerden bu durumda bile tek tık çıkmıyor. Hiçbir şey yokmuş, sanki hiçbir şey olmamışçasına, medyaları ve trolleriyle birlikte soyguna devam ederken, bıraktıkları yerden sallamaya da devam ediyorlar sadece.

            Yüz desem yüz değil. Surat desem o hiç değil. Suratsız desen, bak o tutar işte. Yani bildik; ama seçim vaktini endişeyle bekleyen bir AKP bu defa. Hoş korkunun ecele faydası olmadığını, şelaleden kaçarken kıçından suya dalan topal ördek bile bilir.


            Chavez’ler neden çıkmıyor ülkemizde diye soruyor birileri. Chavez’lere gelinceye kadar ne lider mangalar çıkarmıştır Türk Ulusu. Hangi birini anlatalım. Mesela Firdevsi’nin taraflı, Batı tarihi gibi çakma İran tarihinde bile Türk lideri Alp Er Tunga’nın (Efrasyab) ancak pusu kurulmak suretiyle bertaraf edilebildiği yazar. Bugünkü durum ise ortadadır.

            CIA, Nato Gladyosu, MOSSAD vs. gibi gözü toprağımızda, mal varlığımızda olan emperyalist parmakları yiye yiye kevgire dönmüş, pusuya bile gerek bırakmamış, bugünde Cumhur başının özel kolluk kuvvetine devşirilmiş MİT’in durumu ortada iken emperyalist karşısında duracak hangi lider çıkabilir ki.

Hepsi de parlayamadan söndürülmediler mi? Onların yerine emperyalistin kendi adamları ülkeye Başbuğ, Vezir, Tekfur, Hazinedar, kız-oğlan harem ağası vs. yapılmadılar mı? Ve uykudaki milli maymun hala gözünü açmadıkça sopa yemeye devam edecek, bu itlaf da böyle sürüp gidecektir.

Geriye bırakılanlar ise zararsız, pasif, pruvasındaki dümen suyuna odaklı, suya sabuna dokunamayanlardır sadece. Ki onlarla da ayrı hesabı vardır emperyalistin şüphesiz. Bakın, muhalefetin millileşmesi için gerekli adımlar atılamadığından, seçim sonuçlarını şaibesiz kılacak önlemler alamayan muhalefetin hala Parti kurma aşamasındaki uyurgezerliğinden - ki Haramiler çetesine kefil olmuş bir Parti, ister istemez lekelenmiş ismini, vizyonunu yenilemek zorunda kalacaktır - ve aralarında ki müşterek diyalog kopukluğundan daha bahsedemedim bile…

                                                                       Serendip Altındal



2 Eylül 2017 Cumartesi

HADİ, Bİ ZAHMET(*)..

(*) Yazının başlığı gramer Türkçe ile değil, özellikle halk Türkçesiyle atılmıştır. Okura karşı saygısızlık olduğunu düşünmeyin lütfen.

            Ağustos ayını Adalet Kurultayı ile kapadık. Adalet yürüyüşünden sonra, hüsran tarlasına dönüşmüş KHK’ler ülkesinde, tarla korkuluğunu üstlenen milletime, üst üste iki Adalet dokunuşu, ilaç gibi geldi doğrusu. Bu bağlamda halk çocuğu Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarını, ayrıca işi gücü bırakıp dört gün boyunca yine birlikte adalet bekçiliğini yapan tüm duyarlı ve ahde vefa sahibi vatandaşlarımı doludizgin kutluyorum.

            Parti amblemsiz büyük yürüyüşten sonra, neticede CHP’nin bir parti programına dönüşen Kurultayda, birçok soruya da çözümü içinde cevaplar üretilirken; birçok derdin de nasıl derman bulacağına, reçeteleriyle açıklık getirildi. Dolayısıyla neresinden bakılsa çok başarılı olduğu tespit edilen anlamlı bir dört gün yaşandı ve yine bir ilk olarak tarihteki yerini aldı.

            Tabii ki karşı tarafında boş durmayacağı, beklendiği gibi de anlamsız serzenişleriyle derhal kendini gösterdi. Yandaş paradoksun esasen dalgalı olan suya ümitsizce fırlattığı birkaç taşın da adreslerini bulamayacağı bir gerçekti, nitekim bu taşlar büyük dalgalar arasında herhangi bir farkındalık da yaratamadılar. Sonuç itibarıyla 2019 seçimleri, CHP bahçesinde şimdiden yeni bir şölen olacağı intibaı uyandırıyor.

            Ağır ağır fokurdamaya başlayan Dünya kazanından inleyen nağmeler yükselirken; siyasa bataklığında ekonomi timsahına yem olmakta olan AKP de ise her şey sanki yolundaymış havası çalınmaya devam ediyor. Görülüyor ki metal sadece yorulmamış, kanseri olan pas da şasinin her yanını sarmış durumda. Yani AKP pert yazılmaya hazır hale gelmiş. Ölünün helvasına önce kimin kaşık sallayacağı ise yeni bir bahsi müşterek güncesi olacağa benziyor.

            Yalnız asla unutulmaması gereken bir husus varsa; o da CHP’nin önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine, bütün katmanlara hitap edecek bir adayla giriyor olmasıdır. İnanınki bu, mükemmel ve tatbik edilebilir bir parti programından daha bile önemli bir sorundur, lider sevdalısı Türk seçmen için.

            Bu bağlamda Kılıçdaroğlu’nun bizatihi kendi adaylığı dahi beklediğinden bile daha olumlu bir sonuç verebilir. Zira kendisi açık seçik halk diliyle konuşmakta, anlaşılır olmaktadır. İşte bunu da vurgulamakta yarar vardır. Belki bu sayede, Kılıçdaroğlu da kasketini önüne koyup kendi adına pozitif bir otokritik yapar. Çünkü mevcutlardan hiçbir eksiği olmadığı gibi bilakis fazlası da vardır. O halde neden bizatihi aday olmasın?


            Akşener’in Merkez partisi ise prensipte siyasa âleminde bir, ‘tek başıma iktidar olamam; ama herkesle de koalisyon kurarım’ yansımasıdır. Ki bu durum bıkkınlık derecesinde bir alışkanlık yaratmıştır artık bu ülkede. Ve kimseye de yeni bir umut vermez.

Dolayısıyla da yeni umutlara doğru yeni rüzgârlar estirmelidir, şayet iddialı olmak istiyorsa ülkemizde. Yani her kesime ışık tutmakla hedefe varamaz, duracağı veya gerçekte yaşamak için ihtiyacı olduğu biricik milli safı çok iyi seçip adını koymalıdır. Çünkü neticede nereden bakılsa, tatmin edici bir icraat programını ortaya koymak zorunluluğu vardır.

Sonra kendisini aldatılmış hisseden seçmenin hışmına diğerleri gibi uğramasın. CHP’nin seçim kaybetse bile aslında neden en köklü bir iktidar veya muhalefet partisi olmasının tek nedeninin, kuruluş ilkelerine ve/veya temel geleneğine, seküler evrime rağmen mümkün olduğu kadar sadık kalmasında yattığı asla unutmamalıdır.

            Ülkeyi batma noktasına getiren bir Erdoğan bile bu kadar rüzgâr toplamış; ama iyi kullanamamıştır rüzgârgüllerini. Akşener bunu da örnek alarak popülizmi bir kenar iterek, merkezde durmakla milli cepheyi mi, müstevli kanadı mı destekleyeceğinin sinyalini de anlaşılır halk Türkçesiyle vermelidir.

Bu noktada ağır gramer Türkçesinin fazla bir işe yaramayacağı da bilinmelidir. Ayrıca liyakatsiz siyasilerden yediği dayaklardan artık gözü iyice açılan seçmene, nasıl güven vereceğini de iyi araştırmalı, siyasa profilini hatasız ya da kolay revize edilebilir bir formatta tespitlemelidir. Yoksa günü gelir MHP’nin suyu mu çıkmıştı diye de sorarlar insana sonra, ona göre.

Sağ, sol, merkez lafları çok söylendi, bir hayli de praktize edildi bu ülkede. Sonuçta herkes her biçimde boyunun ölçüsünü de aldı. Diğerleri de yakında alacak, aksi düşünülemez bile. Şimdi son duraktayız ve bugüne kadar yaşadığınız tarihten artık bir şeyler öğrenmiş olmalısınız tüm siyasa Bayları, Bayanları! Asla unutmayın ki seçmen sizi silah zoruyla Meclise taşımadı, taşımayacak da.

O halde oraya, ona verdiğiniz vaatlerinizle geldiğinize göre, bir şeyler de vermelisiniz artık ona. Verin ki yarın sizin de Adalet istemeye yüzünüz ve de hakkınız olabilsin. Çünkü her türlü zahiri tutkunuz, bir yan bakışınız dahi müstevliye kâr sağlar ülkenizde. Çünkü böyle bir atmosferde yaşam savaşı vermekteyiz. Ve şeriat başlığı altında İslam’ı yerle bir eden fırkalar mastürbasyonunun orgazmına çeyrek kalmış bir etaptayız.

Tanrı milyon yıl önce insanı olmayan arza Türk hamuru açtığında; Altaylarda kartal sofralarında koyunlar paylaşılıyordu. Geleneği Homosaphienle yaşıt Türk ırkının kaderi bu olmamalıdır. Hele de emperyalist sofrasına içki mezesi olmak üzereyken Atatürk adlı cengâveriyle ölüm yatağında bile, tarihte defalarca yaptığı gibi yedi düvele yine ‘ben daha ölmedim’ mesajını vermişken. Başına geçen veya geçmek isteyen siyasiler artık ne yapacaklarını çok iyi biliyor, onun dilinden anlıyor olmalıdırlar.

Bundan böyle de sağ, sol, merkez mesajlarını da yemiyor; illaki Kemalist tam bağımsız milli müktesebat diyor artık Türk Ulusu. Siyasaya yeni bir jargon ve kimlikle, sağ, sol, ortada bir şekilde girersiniz de sonra nasıl çıkarsınız. Dikkat edin de siz de olmadan düşmüşler gibi kepaze olmayın sonunda.

Başımızdaki liyakatsizlerin ülkemizi ne hale getirdiği ortadadır. O halde kapı gibi Atatürk Cumhuriyeti dururken, unutun artık herkesin yol halısı olmuş ve milletin parafe etmeyeceği ortayı. Yani ya milliyiz ya da gayrı milliyiz deyin ki millet bilsin. Ya Kemalist laik Cumhuriyetten yanayız ya da karşıyız deyin ki haberimiz olsun. Veya düşünün ‘hadi bi zahmet’ ortak fundamenti kaptırırsanız, sonra siz de birlikte ne olursunuz…

Bütün ahde vefa sahibi yurttaşlarımın, dost ve okurlarımın Kurban Bayramlarını kutlarım. Geleceğin tam bağımsız Sosyal Demokrat altı okunu, altı yöne doğrultmuş ve Hurufi kazuratından arınmış tüm laik Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına da şimdiden sınırsız esenlikler dilerim.


                                                                                   Serendip Altındal

24 Ağustos 2017 Perşembe

MAYOMU, FANİLAMI..

           TSK’nın bundan böyle, Erdoğan güdümündeki AKP iktidarının Ortadoğu oyununda baş aktör olduğu ve Erdoğan’ın da bizatihen vazgeçemeyeceği oyun aracı olduğu sabittir. O halde Ergenekon mealindeki yeni tertipleri TSK ile oynamaya kalkarken, birden fazla dikkatli olması gerekmektedir.

Dolayısıyla da liyakatsiz ve ordu geleneğine aykırı, adil olmayan uygulamaları, atamaları gelişigüzel oynamamaya özen göstermeli ve asla da gaflete düşmemelidir. Unutulmasın ki askerin de bir sabrı vardır. Hele bu Türk askeriyse bir değil iki defa düşünmek gerekir. Yani Türk askeri başında çakmasını değil; ama saygı duyacağı gerçek bir Komutan görmek ister.

            Çünkü bundan sonra, elan meşru(!) konumda olan iktidarın bir süre daha iktidarda kalması için, Türk Ordusundan başka da bir kozu kalmamıştır artık. Ve sonunda ben ettim ben buldum demek de vardır, biline. Bırakın üstüne gitmeyi, gasp ettiklerini geri vermek ve bilhassa ordumuzun önünü de açmak zorundadır bundan böyle. Çünkü kara gölgesi ordunun üstünde durdukça, aslında iktidarının ömrü daha da kısalacaktır. Günü gelince sizlerde anlayacaksınız bunu nasıl olsa.

            Türk Milleti doğuştan milistir. Çünkü genetiği böyle kurulmuştur. Başka ayar da kaldırmaz. Alternatif ayar parametreleri de yoktur. Kapalı devre, evirilmeye müsait tek bir konfigürasyon taşır sadece. Tamirsiz fabrika çıkışlı; ama ömür boyu da garantilidir.

            Kendisine katakulli ile yutturulmaya çalışılanı, nezaket ve geleneği gereği yutmuş gibi görünür. Ne ki aslında dilinin altında saklar ve günü, saati gelince de yutturmaya kalkanın suratının ortasına kusuverir. Sivili gibi askeri de böyledir, aynı hamurdandır işte. Âdemi ihtirasa hiç gelmez, belki imankâr; ama asla biatkâr değildir. Beklemediğin anda birden ısırır ve ısırdığı yerin dişlerinin arsında kalıverir sonra.

            Şimdi de bu hesabın içinde ve gün saymaktadır artık. O gün gelince de bize harman olacaktır yine bütün dağlar, tepeler. Ve bir anda çıkıverirler yine Meteler, Oğuzlar, Atillalar, Atatürk’ler ve tüm diğerleri ortaya. Sen nerelerde olursun, hangi deliklere girersin acep o zaman bilinmez.  Öyleyse yap hesabını şimdiden, sonra da bana söylememiştin deme sakın.


            Halk çocuğu Atatürk’ün birçok mayolu resmi vardır. Eşiyle kendi özel mekânında yemek yiyen Kılıçdaroğlu’nu, özel angaje paparazzi kamerasıyla ancak gizlice fanilalı görüntüleyebilen ve kişisel özele tecavüz ihlaliyle yeni bir sabıka kaydı daha açarken, üstüne Atatürk partisinin liderliğine yakıştırmayarak yeni bir ihlal daha yapan Erdoğan, acaba fanilanın mayo yanında resmi kıyafet olduğunu da hiç düşünmedi mi? Demek ki halk çocukları için ikisi de özel zaman ve mekanlarda hiç fark etmezmiş.

Çünkü kişisel kompleksleri yokmuş ve meclise ya da herhangi bir resmi protokole o kıyafetlerle gelerek asosyal görüntü verdiklerini de hiç kimse görememiş. Ayrıca yiğidin malı meydandadır diye de boşuna dememiş atalarımız.

            Hal böyle olunca da sormak lazımdır. Acaba kendisi denize mayosuz mu giriyormuş ya da gömleğinin altına çamaşır giymiyor muymuş? Halkın içinden birileri olarak tek başına dolaşabilen Atatürk ve Kılıçdaroğlu gibi insanların yanında denize bile koruma ordusuyla giren diğer halk(!) çocuğu Erdoğan, herhalde, elele tutuşarak sırtlarını kendisine çevirmiş korumalarının oluşturduğu bir suni havuzda denize girip çıkıyor anlaşılan. Ve biz onun mayo giyip giymediğini bile bilmiyoruz.


            Yeni bir Dünya Savaşında ilk önce ABD ve AB yok olacaktır. Çünkü başta Çin olmak üzere yakında tek bayrak altında buluşacak Kore, Japonya, Vietnam ve diğerleriyle uzak Asya gümbür gümbür gelmektedir. Aralarına enjekte ettiği çakma İslam Malezya da bir halta yaramaz, bir yudumluk haptır onlar için. Yani bırak Nicola Teslaları, ‘HAARP’leri, yakında atomun da ümüğünü sıkar bunlar. Şimdi kızdırdık yine galiba içimizdeki Amerikalıları!

            Unutma ki vatan dediği ülkesini en iyi koruyacak tek güç, Türk gücüdür bu dünyada. Bunu da emperyalist çok iyi bilir. O yüzden de üstümüzde çeşitli senaryolarını oynamakta, içimizden çeşitli kanı bozuğu milli birlik ve irademize karşı kullanmaktadır. Ne ki hepsi boşunadır. Çünkü yakında ayağa kalkacak olan Rusya ve uzak Asya’nın güvenliğinin tek garantörü de, küçük Asya’nın sahibi yüce Türk Milleti ve onun milli gücüdür.

Sadece ABD’nin değil; ama bütün Dünyanın da bu kuvvetlere karşı durması zordur. Poker suratlı Amerikalı donuna kadar artık son elini oynamaktadır. Sonrasında ise kıçındaki donunu da bırakarak masayı terk etmek zorunda kalacaktır. Ve asla yadsımayalım ki üç yüz yıldır oynayan uzatmalı dizinin sonu artık ekranda görülüyor ve orada ‘THE END’ yazıyor…

                                                                                   Serendip Altındal


18 Ağustos 2017 Cuma

DİLEMMA..

            İslam neden son dindi? Çünkü epistemolojik geleceğinin farkındaydı ve artık tarihsel uyanış döneminin içinde olduğunun da bilincindeydi zamanın Dünya insanı. Dolayısıyla da uhrevi dönemi geride bırakmış ve hep birlikte yeni zamanların aydınlığı ve Tengri’nin özlemi içinde, Güneşe doğru yolculuğa başlamıştı o artık.

            Yani bilimselliğin tek ihtiyacı ve varlığının da geleceği olduğunu artık öğrenmişti ve bundan sonra ne bu dünyada ne de başka dünyalarda hiçbir zaman ispat edemeyeceği uhrevi hilkatler peşinde koşmaya, kısıtlı yaşam süreci içinde vakit ayıracak zamanı olmadığını da biliyordu artık. Gelirken kendisine sorulmadığının, giderken de sorulmayacağının ve bunu hiçbir gücün değiştiremeyeceğinin de bilincindeydi. O halde acilen gelişmeliydi, belki de bir şeyler yapabilirdi, bu çaresizliğe karşı. Yani biran önce evirilmeliydi.

Şimdi bu hususu kavrayabilmiş insanların oluşturduğu devletlerle kavrayamamış olanlar arasında ki radikal sapmaya baktığımızda, iki kategori arasında kalkınma ve kalkınamama bağlamındaki müthiş fark, derhal gözler önüne seriliyor. Ve mental olarak hala Asrı Saadet döneminde yaşadığını sanan İslam dünyasının acınası durumu, daha bir belirginleşiyor. İşte tam bu noktada artık daha fazla bir yoruma da gerek kalmıyor esasen.

Şimdi sen hala modası geçmiş, kıyıda yedek parçası bile kalmamış, demode ve çağların gerisinde unutulmuş o zındık kafayla, Osmanlı, hele de din Devleti safsatalarına mal bulmuş gibi hala yapışıyorsan, bil ki sonunda kendi kıçını evirilmiş Engizisyona kaptırmaktan başka da hiç bir yere varamazsın.

Sen ana muhalefeti susturmak için liderini kapatmayı kurguluyorken, aslında çoktan kapatılması gereken kendi partin, olmuş dutlar gibi evrensel periyodu içinde bir anda silkelenince (evirilince), o dutların eziğinde ihtiyacın olan panzehrini de daha önce bulacaksın demektir kuşkusuz, hiç merakın olmasın.


Eyvah, ABD de Nazizm yeniden havalanıyor. Konu yine Hitlerse o halde yine Aryanlara iş düşecek demektir. Öyleyse Trump hemen Türkleri askere almaya başlasın. Hazır bu kadar işsiz de varken memlekette. Pekiyi neden Hitler, neden Aryan Türkler. Avrupa’ya uygarlığı getirmiş, Devlet geleneğini öğretmiş Kıpçak Türklerinin (Hunlar) Aryan ırk olduğunu, gamalı Tengri bayraklarına kadar sahiplenen Hitler, kendi atalarının da Türkler olduğunu elbette biliyordu.  Öyleyse bunu ABD Başkanının bilmiyor olması düşünülemez.

Bu perspektifte olmasa da Aytun(ç) Altındal’ın ‘Bilinmeyen Hitler’ kitabını okursanız, İstanbul’da başlayan Hitler hikayesinin içyüzünü okurken, Aryan Türklere de empati oluşturabilmeniz muhtemelen kolaylaşacaktır. ABD deki rasist kalkışmanın sempatizanlarının genelde Suriye’de Esad rejimini destekliyor olması, Trump’a göre acaba yeni bir dilemma mıdır? Yoksa bunun meşru bir açıklaması var mıdır acaba kendince.

Neo Nazileri desteklercesine iki tarafı da suçlu ilan ederek Nazizmi neredeyse legalize etmesi Trump’un başını daha çok ağrıtacak, muhtemelen de Başkanlık ömrünü kısaltacaktır. Çünkü 1945 de Nürnberg’de kapanmış bir dosyayı sıfırlamak, Dünyayı yeniden bir ateş topuna çevirecektir. Şayet Trump bu kadar gaflet içinde ise, ABD vatandaşlarının da ayakta uyuyor olmaları gerekir. Ne ki tepkilerinden durumun böyle olmadığı anlaşılıyor.

O zamanlarda da Von Braun’un V2’leri ABD’ni derin uykusundan uyandıracaktı ki Normandiya çıkarması yapıldı ve harp bitti. Almanlar kaybetti ve yeni Dünya lideri harp zengini ABD oldu. Unutulmasın ki bu seferki Dünya Savaşı, öncesinde Okyanus ötesinde mışıl mışıl uyuyan sonra da harp zengini olarak Dünya ekonomisine el koyan ABD’ni bu defa ilk önce vuracaktır. Bakalım bu sefer uyumaya vakit ve/veya fırsat bulabilecekler mi? Haydi, var mısınız bahse…

Kuzey Kore’den bir Dünya Savaşı çıkmaz. Çıksaydı iki atom bombası yemiş Japonya’dan çıkardı. Çin, Rusya, AB karışmadan yeni bir Dünya savaşı nedeni doğmaz. Ne ki Çin’in ‘bizim bölgede Ortadoğu oyunları oynamaya kalkma’ uyarısını ciddiye almalısın. Bak bundan bir Dünya savaşı doğar işte.

İngiltere bile yok haliyle tarihinin en büyük uçak gemisini indirdi denize. Dünya bir yerlere doğru koşuyor. Ulusların kanını zehirlemeye kalkan emperyalist Siyonizm bu dünyadan temizlenmedikçe de böyle devam edecek. Yeni bir Dünya Harbinin ayak sesleri Dünyanın bile merkezinden duyulur hale geldi. Ne ki bir Dünya Harbi sağa sola eey çekmekle de olmuyor.

Önce teknoloji, yani bilim, dolayısıyla da bilimsel evrim lazımdır. Güvendiğin Türk ordusu da olsa, kendi silahı olmadan bir işe yaramaz. Hiç unutma ki o orduların da başında Atatürk gibi her şeyi yoktan var eden, Dünya orduları Komutanlarına bedava eğitim vermiş bir Kumandanın da yok. Ve bu iş menşei belirsiz, ben Türk’üm diyemeyen kanı bozuklarla da hiç olmaz.

Bak ‘ayı bokuyla oynuyor’ tabirini bile kulak arkası eden Kuzey Kore, ABD’ne posta koyuyor. Neden, çünkü silahını kendi yapıyor, milli sanayii, teknolojisi var. Bir zamanların atom (teknoloji) mağlubu, bugün hiçbir harp silahı reklamı yapmayan Japonya bile, gerekirse oturduğu yerden ABD veya bir uzak Dünya ülkesinde taş üstünde taş bırakmaz. Ki buna kalıbımı basarım.

Bir zamanların Şah’a ve müstevlilere başkaldırarak tek başına bağımsızlık savaşı vermiş ve bunu da hayatıyla ödemiş rahmetli Musaddık’ın ülkesi İran bile, atom teknolojisini arkasına alınca ses tonunu yükseltti.

Charlottesville ırkçı olaylarına, iki tarafı da aynı terazide tartarak farklı bir yorum getiren ve pot üstüne pot kıran Trump, şimdi çok zor durumda kalmıştır. Bu bağlamda artık kendi antipati sınırını da aştığı için, parti yandaşlarının bile desteğini kaybetmiş olduğu görülüyor. Ne diyelim darısı bizdeki yoldaş sanalının başına. Ki bu da pek uzak değil.

Ya işte böyle arkadaş, yaban ellerde ülke yıkmakla, ocak söndürmekle uğraşırsan, bir gün senin de yıkarlar ülkeni, söndürürler ocağını bilesin. Bilmenin dışında da giderek ülkelerinde sıkıntıya düşürdüğün insanların durumlarına zorunlu olarak empati oluşturman, şimdi olduğu gibi gerektiğinde, bir zahmet de kendi milli misakının olup olmadığını düşünüver istersen.

Belki de o zaman ulus Devletlere olan hasedinin nedenini de anlayabilirsin. Türkiye İstiklal tarihini sen de oku da, biraz bir şeyler öğren yüce Atatürk’ten, eğer aklın varsa. Hele tam da bu sıralar ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ ne ifade ediyor, anlam ve değerini öğrenmeye çalış eğer biraz arifsen. Ki buna da aşırı dozda ihtiyacın olduğu anlaşılıyor…

Not:

Son elektrik harcama tutarım:   52,92 TL
Fatura Tutarım                        : 102,00 TL

Sakın ne alaka demeyin. Çünkü bu zorunlu ve sorunlu bir genel alakadır. Acaba yok hallerimizde cebimizden zorla alınan bu yüzdeler nerelere harcanıyor. Lütfen biraz empati, içinde bulunduğumuz bu gemiyi kayalara çarpmaktan kurtarır belki de, kim bilir…
                                                                      
Serendip Altındal


11 Ağustos 2017 Cuma

İHTİŞAM ADINA..

           Yeni Devlet kurmaktan bahseden adı her neyse ki onu çoktan unuttum bile. Çünkü böylelerinin hiçbir kıymeti harbiyesi olmayan kimliklerinden ziyade, ne düşünüp ne söylediklerine dikkat edilmelidir ki cephemize almaya bir nedenleri olup olmadığını da anlayalım. Ne ki böylesi zehirli atık kovaları, susuz kırsalda su bulma umudunda bile kullanılamaz olduklarından, nasıl olsa ele de alınmayacaklardır.

            Bu evrende hiçbir şey olduğundan fazla değildir. Çünkü her şeyin belirli bir ömrü vardır. Elbette ABD ve AKP de buna dâhildir. Erdoğan mı? O sadece emperyalistin, Türkiye Cumhuriyeti sancak gemisinin mendireğine burguladığı bir paslı vidadır, işte hepsi de budur. Çürüğü ilerleyince o da nasılsa kendiliğinden düşecektir sonuçta. Bu vidaya bel bağlayanlar ondan sonra yeni Devletimiz dedikleri Bedevi yerleşkelerini, bakalım hangi diyarlarda kuracaklardır.

Tarihler boyu süregelen Türk’ün ancak Türk tarafından elimine edilebileceği senaryosu, şimdilerde Suriye ve Irak Kuzeyinde bizim gibi Oğuzeli’nin çocukları ve kardeşlerimiz olan Kürtler(!) ve ABD silahları artı desteğiyle oynanmaktadır. Türk’ü soy kardeşi olan Kürt’e karşı kışkırtarak Türk vatanını bölme sahnesiyle tamamlamak üzere oynanan bu senaryonun sonunu görmek ise, birçoklarına nasip olmayacaktır. Ve her şey gibi bu seferki de nasılsa tarih arşivinde yerini alacaktır bir gün.

            Sana gelince Emevi tohumu, muhtemel çıkış noktası olarak bel bağladığın Referandumu, Türk Ulusunun milli iradesi mi sanırsın? Hayır, oylarını yangından mal kaçıran Bedevi hırsızlar gibi alelacele torbalayıp, kopyala yapıştır evetlerinizle takas eden sen değil miydin, kanına fetbazın ayak suyu karışmış müptezel(!) meczup.

            Halkın milli iradesi olmayan ve asla da olamayacak olan Referandum yaftalı bir Bedevi gaspını, kendinden ve yakın çevrendekilerden başka yutacak bir başka enayi kaldı mı sanırsın artık bu ülkede, behey gafil. Aç mıydın, açık mıydın, kimliğin mi yoktu. Anan baban belli mi değildi. Devletinizi yeni kuracağınıza göre, demek ki kimliksiz, dolayısıyla da vatansızmışsınız.

            Oysa bu Cumhuriyet sizi de adam yerine koymuş, size de kimlik vermişti. Şimdi bu mu batıyor yoksa kıçınıza. Ki yeni arayışlar içindesiniz. Daha yetmedi mi beğenmediğiniz bu vatanı bunca yıldır soyduğunuz, sağmal inek gibi sağdığınız. Oysa ahlak ve erdem değerlerinize bakılmadan size de adam gibi adam olabilme şansı verilmişti bu topraklarda. Acaba bu muydu sizi rahatsız eden, diğer adam evlatlarının yüzene bakacak suratlarınız olmadığından.

            Mademki böylesi bir delalet ve ihanet içindesiniz, mademki belgeli gerçeklere bile yalan diyen karakter düşüklüğünü kendinize erdem(!) kılmışsınız, aşağıya koyduğum alıntıda yüzyıllarca evvel İslam Mütefekkirlerinden İbn Haldun’un söyledikleriyle bugün bizim söylediklerimize bakın o halde, nasıl tam bir uyum ve ahenk içindeler.

Çünkü doğru olan haktır, adalettir, yani adalet akıldır onun yolu da birdir ve önü de hep açıktır. Yani kimse önüne engel koyamaz, hedefini hep bulur. Senin gibiler her ne kadar bunu göremiyor veya anlamak istemiyor ve asla da doymaz ihtirasları nedeniyle anlamak istemeyecek olsalar da, eninde sonunda aynı doğrunun güzergâhı içinde, tarihte hep olduğu gibi, kendi aymaz kafaları da kırılacaktır.

            İnsanlık tarihinde sayısız tefekkür, mütefekkir, özdeyiş, söyleyiş ve birde sizler gibi epikürist münafıklar olmuştur ve olacaktır da her zaman. Bu ülkenin kurucusu olan Türk Ulusunu ve onun Devletini var saymadığın için onu temsil edemeyeceğine göre söyle; yoksa Trump haramilerinin kıç kılıydın da, bunu mu yedirdin temsil ettiklerine.

Biliyormusun, insanoğlu muhteşem bir yaratıktır özünde. Ne ki senin gibi bazı sapkın sefiller, bu ihtişamı sakata getirir arada sırada; ama çabuk biterler Allahtan. Ve arkalarında, bir zaman yaşadıklarını bilen de, varlıklarını hatırlayacak olan da çıkmaz genelde…

¶ Tabiatıyla haberlere yalan (ve tahrifat) karışmakta ve bunu gerektiren bir takım
sebepler de bulunmaktadır. Bunların başlıcaları da şunlardır:
Bunlardan biri görüşlere ve mezheplere olan (aşırı derecedeki) taraftarlıktır.
Şüphesiz ki, insan bir haberi kabul hususunda ruhen itidal hali üzerine bulunursa,
tenkit ve üzerinde düşünme bakımından habere hakkını verir, doğrusu yalanından
ayırt edilip ortaya çıkıncaya kadar araştırmaya devam eder. Bir görüşe ve bir inanca
bağlılık ve taraftarlık insanın ruhuna işledi mi, kendine uygun düşen haberleri işitir işitmez hemen kabul eder" Bu temayül ve taraftarlık insanın basiret gözünü örter, tenkit
ve tetkikte bulunmasını engeller, yalan haberi kabul ve nakletme durumunda kalınmasına
sebep olur. Haberlerde yalancılığı gerektiren sebeplerden biri de, o haberi nakledenlere güvenmek ve onları mevsuk kabul etmektir. Bu durumda haberin doğruluğunu veya
asılsız olduğunu tenkit ve tetkik ile ortaya koymak cerh ve ta ’dil ilmi (Nakdu 'r-rica/
ilmi, personality criticisizm)ne aittir.
Bu sebeplerden bir diğeri (haberlerin naklediliş) maksatları hakkındaki, gaflet ve
dikkatsizliktir. İmdi haberleri nakil ve rivayet edenlerin çoğu gördüğü veya işittiği şeyin
maksadını bilmez, haberi kendi zan ve tahminine göre naklettiği için hataya düşer.
Bu sebeplerden başka biri, hallerin vakalara (ahvalin vekayie) nasıl tatbik edileceğini
ve durumu olaya uygulamayı bilmemektir. Haberlerde birbirine karışma ve
sunilik hali meydana geldiğinden, haberci bunları (ayıklamadan) gördüğü gibi nakleder,
yorumunu ve değerlendirmesini yapamaz. Hâlbuki suni müdahalelerle değişen
haber bizatihi doğru olan vakayı aksettirmeyecek bir şekil almıştır.
(İbn Haldun – Mukaddime s. 202)

                                                                       Serendip Altındal



4 Ağustos 2017 Cuma

MAYANA..

            Sevgili Mahiye Morgül

            Geleceğimiz olan körpe fidanlarımızın ulusal dik duruşlarını sağlayacak olan olmazsa olmaz ilk milli eğitimlerini alabilmeleri bağlamında yaptığın, karşılığı ödenemez çalışmalarının; onların el değmemiş beyinciklerine emperyalist yuları geçirmeye kurgulanmış bazı delalet ve ihanet şebekelerini ziyadesiyle rahatsız edeceği kesindir.

            Değerli çalışmalarına katkım olması amacıyla kaybolan dosyalarının yeni bir erişim adresi altında güvenli bir şekilde yeniden erişilebilmesi için gerekli yapılanmayı, nihayet birkaç günde tamamlayabildim. Bütün dosyaların aşağıdaki adreste tekrar izlenebileceklerdir. Adresi paylaştıkların dâhil herkes, sadece izleme ve kopyalama yetkilerine sahip olabileceklerdir.

            Sevgili Mayana, alnın hep yukarıda kalarak onur ve ahde vefa mücadelene devam et. Bırak bu erdem mücadelesinden rahatsız olanlar senden korksunlar. Sen açık alnınla yoluna devam et yeter, hakkın ödenemez nasıl olsa. Ve gaza yolun hep açık olsun, aziz kardeşim…

            Sevgi, saygı ve başarı dileklerimle,
Serendip Altındal

Not:
Değerli eğitimci Sayın Mahiye Morgül’ün kendi sitesi ‘mahiye.net’ kullanım dışıdır. Orada yayınladığı ‘EVDE OKUMA-YAZMA ÖĞRENİYORUZ’ başlıklı ilk eğitim programıyla ilgili bütün dosyaları, aşağıdaki bağlantı adresinden temin edebilirsiniz.