25 Aralık 2012 Salı

YENİ YIL MESAJI..

         Aziz yurdumuzun evrensel hukuku ve onun hamisi olması gereken anayasal devleti, şimdilerde ne yazık ki bir kara deliğe düştü. Boşuna aramayın bulamazsınız! Başbakanları dahi, esasen aklının hiç ermediği devlet işlerini bir kenara koyup, kendi gurubuna bile otorite sağlayamadığı meclisten kaçıp kurtulmak adına, Çankaya’da oluşturmaya çalıştığı, bir şizoid sanrısal Başkanlık makamına veya sanal; ama otokrat bir ‘Tek adamlık' şemsiyesinin altına sığınıp, aklınca korunmaya odaklandı.
Kendisini Türk görmediği, sadece Türkiye vatandaşı olarak betimlediği için de, ‘Başbuğ’ sıfatını ona yakıştıramadığımızdan, bu sanrısal makama, olsa olsa çaldığı kemençe, tuttuğu hamsi(!) bir Sultan-Başkan tanımlaması daha uygun düşecektir. Ama neresinden bakılsa böyle bir kendini atama:-) 600 yıllık Osmanlı tarihinde bile daha öncesi var olamamış bir ilk olacak ve muhtemelen de ‘UCUBE dünya rekorları’ tarihine geçecektir. Şimdi böylesi bir güncelde, bu son ‘trajikomedi’ ve heyulaya dönüşen tefekkür dünyamızla, bir yılı daha, artık saklısı kalmayan kozmik arşivimize kapatıyoruz.

            Yeni yılın hayırlar getirmesini dileyelim, dileyelim de, zamlar ve çığ gibi ek vergi adı altındaki yeni yasal(!) gaspların, ilk günlerinden itibaren, karabasan gibi üstümüze çökeceği yeni yılda, bu hayrın dozajı ne olmalıdır. İşte onu bilemiyoruz dostlar. Hele de bizim gibi intibaksız(!) emeklilerin, kemirirken doyduklarını sansınlar diye önlerine atılacak yalancı kemiklerle, seslerinin iyice kısılması da planlanıyorken. Öyle ya, geçim endeksi ve yaşam standartları konusunda sınıfta kalmış, İngiliz astarlı – ki bir zamanların İngiliz kumaşı da artık yok, muhtemelen onlarda Çin trikosu giyiyor olmalılar- neyin ve nasıl ekonomist olduğunu bir türlü çözemediğimiz Maliye bakanı ambiyansında ki şahıs, yaşam çukurunun kenarında ki emeklilerin, bir de hiç utanıp sıkılmadan maaşlarının fazla olduğunu söylemiyor’muydu hani.
            Geçtik doğal gazdan, öcüye dönüşen elektrik faturası korkusundan, klima bile yakamaz hale geldiğimiz evlerimizde, soğuktan takırdayan kemiklerimizi ısıtmak için, kazak üstüne kazak giyerek; ama bizi bu hallere getirenlere de ağız dolusu uzun havalar(!) çalıp söyleyerek, kutlayacağımız yılbaşı, hepimize ve her şeye rağmen bol neşeler getirsin diyorum. Ha bu arada bizim şimşek gibi hızlı İngiliz maliyeciye(!) çok daha duygusal RomanovSKİ rapsodiler eşliğinde, en hayırlı(!) temennilerimizi yolladığımızı bilmem söylemeye gerek var mı?
            Bizim kereviz ekonomistlerinin üfürme istatistikleriyle, sıcak, aslı ise yabancı paralar ve ithalat sanayi üzerine kurulu balon ekonomimiz, neredeyse patladı patlayacak. Tarihin tavanını yapan iç ve dış borçların, üstüne üstlük örtüsü bir türlü kaldırılamayan ‘Örtülü ödeneğin’ ağır yükü ile de iyice yamulmuş ödemeler balansı, bu yılda, esasen ezilmekte olduğu yükünün altında artık Kayseri pastırmasına dönüşen vatandaşın sırtına, daha yeni yıla girmeden binmeye başladı bile. Allah yeni yıldan, aslında hepimizi korusun. Belki de bizlere vereceği en hayırlı ‘HAYIR’ bu olacaktır.

            İşte bu düşüncelerim ve gülmekle ağlamak arasına sıkışmış karışık duygularımla yeni bir yıla girerken de, genel bir kutlama mesajı bile yazmak içimden gelmiyordu inanın. Eldeki tespitlerle; ama umutla, yüce dâhimizin birbirinden fazla ışıldayan fikir ve söylemlerini yansıtan tarihin, kronolojik paragrafları arasında gezinirken rastladığım, aşağıda ki öngörüsü bana, bugün genel dünya güncelimize, sanki en uygun düşeni gibi göründü. Bu bağlamda da, yeni yıl mesajımızın ortak paydası olacak temenniler bölümünü, o muhteşem insana bırakmaktan başka ne yapabilirdim ki. Ondan daha anlamlı ve genel ortamın üstüne cuk oturan bir ifade kullanamayacağıma göre de:

§  Ben ki benim fikirlerim bütün arkadaşlarımca paylaşılmaktadır. Bir yandan Batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları, milletlerarası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç, Dünya işçilerince kavrandığı gün, burjuvazinin kuvveti sona erecektir. Ben buna inanıyorum.
İnsanlığa müteveccih (yönelik) fikir hareketi ergeç muvaffak olacaktır. Bütün mazlum milletler, zalimleri bir gün mahvedecek ve ortadan kaldıracaktır. O zaman dünya yüzünden zalim ve mazlum kelimeleri kalkacak, insanlık kendisine yakışan bir toplumsal duruma kavuşacaktır. Bizim milletimiz o zaman bu gayeye vasıl olan milletler arasında takaddümüyle (öncülüğü) cidden iftihar edecektir.
Şarktan şimdi doğacak olan güneşe bakınız.
Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Şark milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum. İstiklal ve hürriyetine kavuşacak çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşu, şüphesiz ki, terakkiye ve refaha müteveccih olacaktır. Bu milletler bütün güçlüklere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen istiklale ulaşacaklardır.
Müstemlekecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletlerarasında hiç bir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk, işbirliği çağı hâkim olacaktır.
(Çiçerin'e mektup: 22Ekim 1920 – Mustafa Kemal Atatürk)

            Aslında yüce Atatürk'ün yukarıda çizdiği bu ideal Dünya tasviri, gerçek küreselciliktir ve Dünya insanının, bugünkü emperyalist sahtesinin yanında, sadece bu ideal olana azami ihtiyacı vardır. 1920’lerden bugüne, bir değişikliğe uğramadan, aksine daha da psikopatik bir histeriye dönüşen emperyalist tasalluta karşın, yüce önderin o zaman söylediklerini kelimesi kelimesine, en anlamlı ve hayırlı, yeni yıl temennileriniz olarak, haydi gelinde kabul etmeyin bakalım. Gelinde bu temennileri, başınızda ki emperyalist devşirmesi ansızların, kader bağınızın kördüğümcülerinin ve basiretsiz çıkmaz sokak bezirgânlarının aymaz suratlarına çarpmayın şimdi.
            Bütün bu açmazlara rağmen ne var ki, bize her kâbusu unutturacak muhteşem kimliğimize ve özümüze yeniden layık olacak, önümüzde ki parıltılı yeni yıllarımıza olan sarsılmaz inancımızdan aldığımız gayretimizle, yine de:
           
            Yeni yılın, bütün eş dost, akraba ve tüm gönül dostlarıma, yukarıda ki mukaddes temennilerin terennümünde, bütün dileklerinizin gerçekleşmesi bağlamında, sağlık, esenlik ve gönlünüzce en mutlu günleri getirmesini diliyorum.

Serendip Altındal

13 Aralık 2012 Perşembe

POYRAZIN SÖYLEDİKLERİ..

            Dinle Amerikalı! Amerikan rüyasının, giderek Amerikan hummasına dönüşmekte olduğu, artık kendi bünyende ki akil vatandaşların tarafından da teşhis ediliyor hale geldi. Şayet aynanın karşısına geçip, gözlerinin içine bakarak kendi öz eleştirini yaparsan, bize patiska kefenler biçmeye kalkan sen, sonda kendin için çadır bezi bile bulamayacağını da mutlaka anlayacak ve dehşetle, kendi adına endişe verici hal i pür melalinin de farkına varmış olacaksın.
            Bu arada mel'un kafanda ki muhtemel yeni kurguları sahneye koyarken, lütfedip, 2030'lara sarkıttığın muhayyer kürdi bölümünü, şimdilik bir kenara koyup, haritamızı yeniden yüce emanetimiz misak ı millimiz perspektifinde tek parça halinde göstermeye başlaman, acaba kendi otokritiğinin ilk göstergesi mi oluyor. Sağ ol be, hani çok alicenapsın(!). Yoksa sol gösterip sağ vurmaya hazırladığın yeni kolpon mu bu? Aslında başkalarına haritalar biçmeyi bırakıp yakın gelecekte zorunlu olarak içine sığmak zorunda kalacağın, yeni topolojinin hesabını yapmaya başlasan, akıllılık etmiş olmaz'mısın. Yoksa “haritalarını” desek daha mı doğru olur.

            Bugün 13 Aralık, Silivri’de bir miladi başlangıç olarak geçecek artık, sahtesiyle başlayan ama gerçeğe dönüşecek yeni ERGENEKON dirilişiyle, sonsuza gidecek olan Cumhuriyet tarihimize. Onbinlercesiyle, ülkenin bütün Kemalist, Ulusalcı ve Kuvvacı akil güçleri oradaydı, birlikte yürüdüler. Eksik olmasınlar beni de aralarında görmek istedikleri halde, maalesef şu an geçirmekte olduğum gribal enfeksiyonum nedeniyle; ama bana kalsa gidebilecekken, otobüste dar ve havasız bir alanda, yakın kontak içine gireceğim gönül dostlarımı hasta etmemek adına, affımı rica ettim. Bunu istemeye istemeye yaparken de, kalan ömrüm boyunca gururla saklayacağım ahde vefa belgeselimde, muhteşem bir sayfanın eksik kalacağının da bilincindeydim ne yazık ki. Bugünkü tarihi dayanışmanın amacı herkesin malumudur. Bunun ayrıntılarına girmek istemiyorum. Özellikle yozlaştırılmış; ama önce, kendisini yozlaştıranların yakında biletini kesecek olan hukuk sistemine verilen mesaj, bu anlamda çok önemliydi.
            Ahde vefa dedik de, video kanalıma koymak üzere klipler oluştururken, en gerçekçi ve ikna edici Kemalist olguyu ve milli dayanışmayı, aslanlar gibi tek başına ortaya koyan İşçi Partisine destek çıkmak adına, diğer muhalefet liderlerini de boşuna aradı gözlerim. Bilhassa da kendi adıma Sayın Kılıçdaroğlu’nu. Hele de bu miladi günden sonra, CHP den İP yönünde yeni kopmaların önünü almak adına, parti içinde bir reorganizasyonun planlanması vazgeçilemez gözüküyor artık.
            Bu bağlamda, CHP de gözlenen yanardönerli durumu teyit edercesine, söylentilere göre de parti bünyesinde inişyatör çıkışlı ve Siyonist-Mason ittifaklı gizli parmakların temasları olduğundan, kuşku da duyulmuyor değil. Zira bu kardeşlerin eşyalarının tabiatı gereği, iktidar veya aday partilere her fırsatta sızma yaptıkları ve yapacakları yeni bir şey değildir. Şimdi kişiliğine büyük güven duyduğumuz Kılıçdaroğlu’nun, bu kuşkuları kökten yok edici dirayetli müdahalesini bekliyoruz. Bu sayede bilhassa da Kemalist ve Kuvvacı öz CHP lilerle yeniden güven tazelenebilecektir ki, işte bu çok elzem ve acildir.
 
                                                                                              Serendip Altındal

3 Aralık 2012 Pazartesi

NADİM OL, GÜNAH ÇIKAR..


         Öz düşmanlarımızın dostuysan
         Öz düşmanımızsın o zaman
         Tayyip Erdoğan…
        
         Arkanda duran
         Sana umut bağlayan
         Kendi katlarında
         Seni seçilmiş yapan
         İnsancıkları aldatan
         Ve seni iğfal edeni
         Terk et yol yakınken
         Kayıplarını geri kazan

         Bil ki kaderin olacak zebanindir
         Üstüne doğru gelen
         Kara bulutların ardında saklanan
         Ve seni elinde sopasıyla
         Cehennem kapısında asıl karşılayacak olan

         Çocukken bir dervişin vardı mutlak
         Sana evir, çevir, sallan, yuvarlan
         Nasıl olursa olsun para kazan
         Diyen
         Ama seni aldatan
         Şimdi deneyim sahibisin
         Türlü alışverişlerin var bizatihen
         Kelle hesabına yazılan
         Söyle ki ona:

Bilinmesi gerekeni bil; ama her bildiğini söyleme.
Bilmediğini ise asla savunma.
İnan; ama fanatik olma.
Söylediğini asla unutma; ama söylemediğinin altına da sakın imzanı atma.
Önce dinle, aklın yatmıyorsa parmağını kaldırma.
Anla ki feyzin artsın. Öğren ki ufkun genişlesin. Doğruyu ara ki saygı bulasın.
Dostun sandığının önce niyetini anla, aslında olmadığını anlar, yapayalnız kaldığını sanırsın.
Türk gibi ol ya da öyle kal: Kalbin hep açık olsun, bırak kaçanları, az olsun ama senin olsun. Sonda içinde kalanları say. O zaman yalnız olmadığını da anlarsın.
Biliriz yılan sinsidir. Adama sessiz yaklaşır. Hedefi bizsek başını ezmemiz gerekir. Yoksa bırakırız gider, zira o da can taşır.
Tutarlı ol; ama yastık altında saklama.
Emaneti sayıp al ve saymadan da asla teslim etme, bu örtülü ödenek de olsa.
Elin unuyla ekmek yapma, sarkıtıyla da gerdeğe girme.
Hacıya, hocaya fal baktırma, irfan yolundan sakın ola sapma, sonra yaya kalırsın.
İmamet gibi Saltanat da gömü oldu artık. Eloğluna güvenme akıllı ol, doğanı ateşe atma, önce sen yanarsın.
Bil ki, hak yolundan sapan, sonunda ona mutlaka misliyle muhtaç olandır.
Unutma ki yolun sonunda ödenecek tutar herkes için bellidir, ödemeler de orada hep nakittir ve kredi kartında geçmez.
        
         İnan da kurtul fazlalığından
         Yarın acıtacaktır sözlerim
         O yüzden
         Oku onları bugünden

         Sonra da ümmetinle paylaş
         Bırakma yarına
         Yolunu kollayan dört atlının beklediği
         Mahşerin kapısında
         Çıkmadan önce günah kantarına
         Nadim ol, günah çıkar

         De ki, aklın yolu birdir
         Çözüm müşterektir
         Vekil dokunulmaz olmasın
         Mikropsa hesabını ödesin
         Tefekkürüne son yolculuktan evvel bağlan

         Bil ki biz Türkoğluyuz
         Tafran bize sökmez
         Metelik bile vermeyiz
         Ama bizden sana izin
         Lakin şartı unutma
         Nadim ol, fitneyi bırak
         Tanrıya şirk koyma
         Arın günahlarından
         Sonrası tufan
         Yalnız ortalarda gözükme
         Yetmedi mi zulan
         Artık emekli ol
         İstersen yat uzan
         Ya da arkana yaslan…
        
                                                        Serendip Altındal


29 Kasım 2012 Perşembe

MİLLETE YÜZÜMÜZ OLSUN..

          Eski Türklerin yaşam biçimlerinden, Yabguları, Kaanları ve yurtlarından bahseden yazıtlarından anladığımız gibi, Türkler genelde gururlu, başları her zaman yukarıda, özgür, mütevazı, dosta dost, düşmana düşman, çok zeki; ama saflık derecesinde kalender - ki Aziz Nesin gibi yüzeyseller buna aptallık der, aslı ise korkusuzluğun verdiği gamsızlıktır -, fazla seçici olmayan, açken tokluğun, tokken açlığın hesabını tutmayan, gözleri, gönülleri tok, kalpleri açık ve güne göre yaşayan insanlardı.
         Asker doğdukları ve korkusuz da oldukları için, ordu da beslemez, kadın, erkek, çoluk çocuk ve çocukluklarından beri de milletçe milis olarak yetiştiklerinden, her şeraitte hemen teşkilatlanarak harbe hazır olurlardı. Böyle bir milletin, disipliner doğası nedeniyle, lidersiz yaşayamayacağı da açıktır. Bu nedenle de zaten dünya tarihine sayısız liderler armağan etmişler ve de bundan sonra da etmeye devam edeceklerdir.
         Ne ki, özlerinde, Atatürk gibi gerçek liderlerini seçerken de çok seçicidirler. Bu anlamda da kendilerine lider olabilmek, her babayiğidin harcı değildir esasen. Mevcut durumdaki ataletlerinin nedeni ise, henüz lider konusunda ki kararsızlıklarında aranmalıdır. Üstlerinde ölü toprağı olmadığını, her zaman ki gibi yangın olmak için sadece kıvılcım beklediklerinin göstergesi de, çıkışı hala yüce önderlerinde arayan, son 29 Ekim ve 10 Kasım birliktelikleri değilmiydi?
         Ne var ki bu özellikleri yüzünden arada sırada, lider sandıkları asma kabaklarının da peşine takılarak, doğuştan özgür başlarını, kendi elleriyle açmaza sokmuşlardır. Bu emsalsiz özelliklerinden ötürü de, birçok lider diye ortaya çıkan dirayetsiz asmakabağının yanı sıra, sayısız gerçek dünya lideri de çıkarmışlardır. En son çıkardıkları ve adam gibi lider sıralamasında, geçen asrın dünya şampiyonu olan Mustafa Kemallerinden sonra, 1938 yılından beri kendi kalıplarına uygun olanı bir türlü bulamadıklarından, aynı hamurdan yeni bir dünya liderine olan özlemleri de giderek artmaktadır.
         Geçmiş tarihsel süreçlerinde, lider sevdaları yüzünden, zaman zaman yanlış liderlerin’de peşine takılıp kolayca boylara bölünerek, düşmanlarına servis de yapmışlardır. Başka ifadeyle, o zaman da sömürü tuzaklarına düşürülmüşlerdi. Belki de bu yüzden Atatürk’ün özlediği ve vasiyet ettiği büyük Türk Güneşi İmparatorluğu, bir türlü parlayamamıştır. Bugün Türkün Vatanında yeniden bölücülük yaratmaya kalkan sömürgeciler, işte bu nedenle ve de ne yazık ki, aslında hepsi de Türk soyundan gelen; ama farklı etnik(!) guruplarmış gibi tanımladıkları diğer boyları, kendi özü olan büyük Türk Birliğine karşı koz olarak kullanmaktadırlar.
         Şimdi içinde bulundukları şartları ise, yeni liderleriyle bir an önce tanışmaları zamanının geldiğini artık ortaya koymuştur. O zaman haydi bakalım Emmioğulları, sadece rüzgâra karşı savurmakla, Türkîli savunulmaz. Türkeli’nin şimdi, gerçek lideri olma şecaat ve faziletini ortaya koyabilecek, bu yüce imtiyaza sahip olabilecek, adını tarihe kazıyacak genç ve ihtiyar delikanlılarına yeniden ihtiyacı vardır artık.
         Bu çağrı kendisini Türk Evladı hisseden, mevcut iktidar partisi bünyesinde olanlar da dâhil olmak üzere, tüm muhalefet liderlerine açıktır. Onlar da tekrar kendilerine çeki düzen vererek, Türk Milletinin gerçek lideri olup olamayacaklarını sorgulayıp, son şanslarını çok dikkatli kullanmak zorundadırlar artık ki, şayet sıralarını başkalarına kaptırmak istemiyorlarsa. Bu liderliğe Türk’ün kadını da hiç kuşkusuz taliptir. Emmioğlum, tarihinde de her zaman ortaya koyduğu gibi, kadınına, ‘Ben varken senin sıran gelmez; ancak ben düştükten sonra’ demesini de elbet yine bilecektir.

         Özal’ın kemiklerini bile mezarında rahat bırakmayan aile efradı şayet Atatürkümüzün mirasçıları olsalardı, Atatürk gibi bir Dünya Lideri’nin kemikleriyle neler yapmazlardı acaba. Erdoğan Hükümetini nasıl bir tazminat yükü altında bırakırlardı kimbilir. Kendi katında seçilmiş (Havassı) olduğu için, böyle mirasçılar vermeyerek, tanrısı onu bu felaketten korumuştu anlaşılan. Yüce rahmetlimizin mucizeler yarattığı, topu topu 15 yılcık devlet adamlığının üstüne 87 yıl geçti. Evvel Allah ne yaptıysa hepsi yüzünün akıyla, bağnazlığın cürufundan yükselmiş muhteşem bir Cumhuriyet Güneşi olarak bugün karşımızda, Piramitler gibi dimdik ayakta kaldı ve sonsuza kadar da kalacaktır.
         Ne ki, şimdi ülkeyi, yeni çakma Osmanlı(!) Sultanı’nın içine düşürdüğü kâbustan çıkarıp, en az da 20 yıl, bozulanları onaracak ve eksik bırakılanları yeniden tamamlayacak, YENİ BİR ATATÜRK’ün mübarek eline acilen ihtiyaç vardır. O’nun bu göreve tekrar ve ne kadar hazır olduğunu, 10 Kasımda Anıtkabirde, üstlerinde dolaşırken avlu taşlarının titreşimlerinde de hissedebiliyordum; ama tekrar aramıza inmek üzere, öbür taraftaki Anayasadan izin alamamış olduğunu ve orada da çakma Anayasa(!) olamayacağını, artık hepimiz çok iyi anlayabilmiş olmalıyız diye düşünüyorum. Öyle ya, şimdiye kadar oraya gidenlerin hangisi dönebildi ki!
         Bakalım guguklaşmış hukuk anlayışıyla, geçtik gerçek vatansever toplum liderlerini de, dizi yapımcılarına bile ülkesinde yaşam hakkı tanımayan Erdoğan Sultanla ümmeti, orada ki Anayasa yürütücünün önünde icraatlarını, hangi belgelerle(!) açıklayabileceklerdir acaba.
         Haydi, bakalım YENİ CHP’li, top artık sizde, o zaman bu zamandır şimdi. Bu işin yükümlülüğü de önce sana düşüyor aziz kardeşim Kılıçdaroğlu, gösterin bakalım artık encamınızı hep birlikte, hodri meydan. Liderini bulmuş bir Türk Milletininse, önünün kesilemeyeceğini ve nelere muktedir olduğunu, yedi düvel aslında çok iyi bilir. İşin bu yanı da millete kalsın artık. Veya bu yanını milletinize bırakmaya yüzünüz olsun biraderlerim.

                                                                                  Serendip Altındal



23 Kasım 2012 Cuma

MUKADDES BEKLENTİ..

            Son günlerde çok sorulan ve kafaları karıştıran, CHP de neler oluyor sorusuna kendi adıma cevap aradığımda, ilk aklıma gelen ve beni rahatsız eden, Kılıçdaroğlu’nun Dersim mağduru olduğunu yansıtan ifadeleri oluyor. Neye göre mağdurmuş acaba, hele o dönemin bölücü eşkıya başı Şeyh Sait’i de mağdurlar listesine katması, nasıl yorumlanabilir. Şeyh Sait’in, diğer bir ifadeyle de ‘Vatandaşlarına sözde zarar gelmemesi gerekçesiyle’ ‘korku dağları beklediğinden’, akıllı davranıp diğer isyancı liderleriyle birlikte teslim olması, sonra da idam edilerek, suçunun ağırlığından yakayı yine de kurtaramamış olması mı, kendisini mağdur kılıyor. Şayet böyle görülüyorsa, Şeyh Sait’in Apo denen sabi avcısından ayrı yanı kalır mı o zaman? Hem de Alevi vatandaşların, bir numaralı Kemalist, Cumhuriyet ve milli müktesebat muhafızı olarak bilindiği yurdumuzda.
            Uzun uzun Şeyh Sait ya da Dersim isyanını anlatmamıza gerek yok. Meraklısı tarihi açıp okusun ve yorumunu kendisi yapsın. Şayet Kılıçdaroğlu, bir gün Başbakanı olmayı beklediği ülkesinde – ki İnşallah da olacaktır – önünde and içtiği devlet müktesebatının, aynı şartlarda tehlikeye düştüğü bir durumda, benzer davranış sergilemez’miydi acaba? Erdem sahibi profiline baktığımda, içimde bir ses ”Sergilerdi” diyor. Şayet yanılıyorsam da yukarda ki ‘İnşallah’ın üstüne, çarpı koymam gerekir o zaman. 
            İnsan iki türlü mağdur addeder kendisini: Kendi perspektifime gelince; aziz yücemizin hasta yatağında yattığı ve son günlerini beklediği o dönemin Türkiye Cumhuriyetinde, içinde yaşadıkları ve onbinlerce yiğit şehidimizin kanlarıyla söke söke alınmış misak ı milli topraklarının, nimetlerinden fazlasıyla istifade ettikleri halde, yurdun diğer normal vatandaşları gibi en zor günlerinde, devletine vergi ödemek ve askere gitmek istemeyen; ama tamamen devletten bağımsız olarak kafalarına göre takılmak isteyen – şimdi ki BDP lilerden ne farkları varsatelef olan isyancı grupların safında olduğu için mağdurdur. Veya da devlet safında hatta tamamiyle tarafsız olduğu halde, amiyane tabirle, eşekler tepişirken arada ezildiği için mağdur olmuştur.
            O zaman Kılıçdaroğlu biraderimizin bunu da açıkça ortaya koyması gerekmiyor mu? Ne yazık ki mağdur da olsalar, böylesi durumlarda kendimiz ve yakınlarımız da dâhil olmak üzere, arada ezilenler her zaman olmuştur ve olacaktır da. İhtilal bile önce kendi evlatlarını yiyerek yola çıkmaz mı? Bu arada ihtilal demişken, ‘Demokrasi olan yerde ihtilal olmaz, biz teşebbüs etmedik yaptık’ diyebilen, bugünkü askerlerimizin en yüreklisi, en delikanlısı ve Cumhuriyetimizden yaşlı Evren Paşayı, bizatihi mağdurlar Pandora kutularını kapalı tutarken, hadi gel de 95 yılın onurunu taşıyan o mübarek delikanlı alnından öpme şimdi. Hele de diğer yanda, Necdet Paşa dedikleri, Arap Baharistanında Fetullah okullarını dolaşıyorken, ne alakası varsa!  Yoksa ABD li Kıpti eniştesi kendisini de içeri kapamasın(!) diye mi acaba, şirin gözükmeye çalışıyordu, ne dersiniz?

            Erdemli kişiliğiyle, normal akıl ve erdeme sahip insanların eleştirilerine açık bir kapı bırakmayan rahmetli Ecevit’in, bence en büyük yanlışı CHP’yi bölmesiydi. Her şeye rağmen partinin çatısı altında kalıp, ihtiraslı kişiliğiyle de sonuna kadar inandığı ilkeler uğruna savaşmalı ve tüm CHP kervanını her ne pahasına olursa olsun tek parça halinde tutarak, sömürgeci haramilerin tuzağına düşürmemeliydi diyorum. Şayet bunu başarabilmiş olsaydı, bugün AKP nin yerinde CHP olurdu. Bu bağlamda kendisi de sivil bağımsızlığımızın lideri olarak, birçok çevre tarafından ikinci bir Atatürk gibi algılanabilirdi diye de düşünüyorum doğrusu.
            Ne yazık ki önümüzü göremediğimiz karanlığımızda, bir meşale olabilecekken, çıra alevi gibi kaldı. Ve maalesef yurdumuz böylece, sömürgeci beslemesi ve ‘ben kaybedersem herkes kaybeder’ paranoid ters mantığında, şuurunu yitirmiş ve ülkeyi çıkışı belirsiz bir kaosa sürükleyen, böylesi bir Başbakan’ın ülkesi haline gelmiş oldu. Bu arkadaş Obama adlı Kıpti ile muhtemelen de nosyonları uyuştuğu için iyi anlaşırken, birlikte icra ettikleri anlaşmalı tiratlarını, daha önce de yazdığım gibi izleyicileri dolmuşa getiren, Batıda ki Pankreas güreşçilerinin ortak vodvillerine benzetiyor ve gülüyorum kendi kendime. Hoş o heriflerin siyasetçilerinin de her biri, başlı başına pankreasçıdır esasen. Bu yüzden de aslında bizimkiyle iyi anlaşıyorlar ya!
            Şimdi konuya Ecevit şablonundan baktığımda, aynı tehlikeyi YENİ CHP için de görmüyorum desem, yalan söylemiş olurum ki, bu bana hiç uymaz. O halde sevgili kardeşim Kılıçdaroğlu’nun şimdi bir değil iki defa dikkatli olması gerekiyor. Şayet Cumhuriyetimizin müktesebat partisi bir kere daha bölünürse, hepsi çok iyi bilmeliler ki, bu defa artık gerçek CHP lilerin – Kemalist, laik Cumhuriyetçi, Milli müktesebatçı ve Kuvayi milliyeci – artık cebine girecek duruma gelmişler demektir ki, çok yazık olur.
            O halde aynı zamanda milli olan asal CHP müktesebatından, zinhar taviz verilmemelidir. Bu bağlamda da, Kemalist, Ulusal milli etiğimize, bugün en sadık ve duyarlı kaldığı açıkça ortaya çıkan İşçi Partisi ile, mutlak bir milli ittifakın içine girmeleri, yurdumuzun müktesebatı adına daha hayırlı olmazmıydı acaba? İşte başta kendim olmak üzere, tüm öz CHP’liler adına, yazıma başlık yaptığım MUKADDES BEKLENTİ aslında budur.

                                                                              Serendip Altındal



19 Kasım 2012 Pazartesi

ŞUNDAN BUNDAN AMA BİZDEN..

           Yaşamın Enigması 4 dür, yemek, içmek, işemek ve çöpü dışarı atmak. Geriye kalan her şey, bizim Âdem’in bu dört olmazsa olmazından sonra gelir. Belki beşinci olarak cinsellik de öne sürülecektir. Ne ki, ‘Aç ayı oynamaz’ diye bir söz de vardır. İlk saydığımız dört ihtiyacınızın herhangi biri, acil alarm butonuna basmışsa, söylermisiniz lütfen, normal beşer olarak hangi cinselliği aklınıza getirebilirsiniz ki artık. O halde gelin en iyisi, biz yinede bu dört asal da kalalım.
            Burada liboşlar hiç kuşkusuz hemen paraya sarılacak, onsuz da olmaz diyeceklerdir mutlaka. İyi de Âdem babamız, cebinde parayla mı inmişti yeryüzüne. Sonra da yüzlerce yıl parasız pekâlâ da yaşamışlardı ilk atalarımız. Şimdi ise başınızda ki AKP hükümetinin paraya nasıl baktığı, ondan ne anladığı açık seçik bizi gagalıyorken, hanginiz, bezgin ve bizar ‘keşke şu para hiç olmasaymış’ demiyor ki. Biz bu düşüncelerle dertleşirken, Okyanusun ötesindeki Coni Volkır, yedi çarpı yirmi dört saat para basıyor ve oturduğu yerden dünyaları satın alıyor. Oh ne ala değil mi(?) Tabii işin bir de bu tarafı var. Ama yapandan önce yaptırana bakmak lazım.
           
            Lider dediğin aydın, sabırlı, anlayışlı, dirayetli, hepsinin üzerinde de adil ve ahde vefa (Milliyet, milli müktesebat, hak ve iman; özetle, ERDEM) sahibi olmalıdır. Oysa ülkemizin başında, milliyetçi olmadığını söyleyen, Damat Feritlere bile rahmet okutan, bir çakma Sultan var. Bir kere milliyetçi olmayanın milleti, milleti olmayanın da devleti ve devleti olmayanınsa bayrağı da yok demektir. Demek oluyor ki aziz vatandaşlarım siz bu durumda, uluslararası bayrak da açamayan(!) bir gemide, gidiyorsunuz demektir ki, işte bu son derece tehlikeli bir durum arz ediyor adınıza.
            Bu takdirde ‘Korsan’ telakki edilecek ve ganimetinize el koymak isteyen en yakınızda ki talancıların dahi iştahını kabartacak bir konumda kalmışsınız demektir.
Bundan sonrası ise tufandır sizin için. Bu durumunuzu iştahla ve aport bekleyen BM sanal insan hakları sözde kurumlarının, kapılarını boşuna aşındıracaksınız. Bütün hak, hukuk feveranlarınız havada asılı kalacak ve tüm varlıklarınızla birlikte, iştahla paylaşılmış olacaksınızdır da artık. İşte gidişiniz bu gidiştir, bunu ANLAMAK; ya da ANLAMAK size kalıyor bundan böyle.

            Hesabı şaşıran cari borçlarınız, bir türlü örtüsü kaldırılamayan; ama hepimizin cebinden çıkan örtülü ödeneğiniz(!)  – Ağırlıklı olarak, Suriye’nin ihanet şebekelerine, yabancı lejyonerlerine verilen silah, mühimmat ve maaş bedelleri  --, öz kaynaklarınızı giderek sıfırlayacak olan yeni özelleştirmeleriniz, her geçen gün daha da kabaracak olan vergi yükünüz, sizi çağdaş dünyanın yıldızı yapacak meşhur, dört dörtlük, pırıl pırıl İmam Hatip Âlimi eğitiminiz, Anayasayı, Sultan yasanıza çevirecek girişimleriniz, yetmedi, Sultanınızı Padişahınıza da dönüştürecek olan başkanlık sisteminiz, hak gaspına uğrayan tutuklu hak zedeleriniz - ki her an içlerinde bizler de olabiliriz - vs. yeter artık.
            Ben sıralamaktan yoruldum, sizleri de okumakla yormayayım. Sadece kaderinizi, hala 3000 yıl öncesi – ilk kitaplı dinlerin başlangıcı – bir anlayışla, içinde bulundukları kuantum çağında, psişik yarıları seküler dünyadan uzak ve hala ruhani bir âlemde uçuşan, İmam Hatipli Âlimlerinize terk etmek üzere olduğunuzu bilin yeter. Ayrıca bir müjde(!) daha vereyim. Bütün ihtiyaçlarınız tamamiyle özelleştirildikten sonra, özel kurumlarla olan sorunlarınızda, çözüm yerine cevap bile alamayacaksınız. Eskiden hiç olmazsa devlet adında ciddi bir kurumunuz vardı başınızda, en azından sorunlarınıza gerekçeli bir cevap alabiliyordunuz. Zaten AKP hükümeti ile birlikte ciddi bir cevap merciiniz de kalmamıştı aslında. Buna da alışık olmalısınız esasen; ama bundan sonra artık o da olmayacak.
            Sorunlarınız başlayınca, bakalım kimi kime şikâyet edeceksiniz o zaman. Size cevap bile vermeye tenezzül etmeyecekler, çünkü nasıl olsa devletiniz de olmayacak başınızda. Bizden uyarması, artık işinize gelirse. Ha şimdi bu satırları yazarken, HALK bankasının halk’a arzı, yine her konuda karşımıza çıkardıkları bildik ve meşhur ‘Cumhuriyet Tarihinin en büyük’ sloganıyla betimlenen özelleştirmesi, anons ediliyordu, TRT adlı Korsan radyodan. Zannedersem, burada söylenebilecek yegâne söz, ‘Hangi Halk’ demek olacaktır. Vatana millete hayırlı(!) olsun, başka ne diyelim. Yoksa yedek donu bile kalmayan HALK çoğunluğu diye kastedilen, bir iki para babası mı? Hiç olmazsa bizden olsalar bari. Öyle ya, onlarda halk çocuğu(!) değil mi nasıl olsa…

            Hala anlayamıyorlar mı? Hala soruları mı var. Yoksa her şeye rağmen yine de anlayamayanlar acaba paralel evrende mi yaşıyorlar? Rotası çoktan belli olan Korsan gemisinin, kaptanından çımacısına kadar küllen icraatlarına baktıklarında, bu gidişin nereye doğru olduğunu, artık anlamış olmalıdırlar. Özellikle de; bu belayı başımıza saran afet seçmenlerinin(!) içinde bulundukları halde, yurdumun soyulmasına ortak olmayan ve kendileri de bizimle birlikte soyulan, büyük bir çoğunluğun, esasen çoktan anlamış olmaları size göre de gerekmiyor mu? Ben bunu aptal kafamla anlayabildiğime göre, kendileri gibi akıllı olanların(!) benden bile anlayışsız olabileceklerini düşünmek istemiyorum doğrusu. Çünkü bu vatandaşımı aşağılamak olurdu.
                                                                                             
                                                                                              Serendip Altındal


13 Kasım 2012 Salı

10 KASIMDA YANINDAYDIK..


                  10 Kasımda bizde yanındaydık yüce rahmetlimizin. Saatlerce sağanak halinde yağan yağmur altında bekledikten sonra, nihayet kabir’e doğru yola çıkabildik. Mozeleum’a yaklaştığımızda, bana doğru neşreden ilk frekanslarını yakalayıverdi telepati antenlerim.
Diyordu ki:
Çok şükür Allahıma ki, bana sizi prangalarınızdan kurtarıp, ebediyete kadar başınız yukarda, üstünde özgürce yürüyeceğiniz yolunuzu aydınlatmayı nasip etti. Bundan sonrası artık size kalıyor. Bana yakınıp durmayın. Bundan sonra ben sadece manevi yoldaşınız olarak yanınızda olabileceğim. Muhteşem tarihinizle aslan gibi bir milletsiniz, herhalde artık ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz diye düşünüyorum. Kötü hava şartları ve sizi engelleyen bunca olumsuz nedene rağmen çoluk çocuk, kadın, erkek, yaşlı, genç burada olduğunuza bakılırsa, siz de hala ümit var demektir. O halde yolunuz açık olsun sevgili yurttaşlarım, aziz müktesebat yoldaşlarım. Kim tutabilir ki sizi.

         Kabrinden aldığım bu telepatik yayını, olduğu gibi ortaya koysam mutlaka bana ‘Kaçırmış’ diyeceklerdi. Bu yazdıklarımı lisanımünasiple yakınımdakilerle, sanki kendim söylüyormuş gibi paylaştım. Ve onlarında haklı teyitlerini aldım. Şimdi bana sakın gülmeyin. Şayet böyle yapmasam, verilmesi gerekli olan ana mesaj güme gitmezmiydi. Anlam değerini yitirmez’miydi sizce de. Anten ve telepatik yayın, işin teşbih yanıdır ki, onda da kusur aranmaz.

         Öyleyse soralım şimdi artık. Şayet yüce rahmetlimiz bir an için ayaklarının üstünde doğrulabilseydi, acaba bize bunları söyler’miydi yoksa söylemez’miydi. ‘Söylerdi’ diyenler, gerçek Kemalist ve Atatürkçü, laik Cumhuriyetçi vatandaşlar olarak sınavı doğrudan geçerlerdi sanıyorum. ‘Söylemezdi’ diyenlere ise birlikteliklerine binaen teşekkürlerimizi yinede iletirken; ama Atatürk’ü maalesef hiç tanıyamadan buralara gelmişler diyecektik.
Belki de tıpkı, Bedeviler için; “Onlar da Müslüman” diyenlere karşın, Hz. Muhammedin ‘Hayır onlar biatkârdır, imankâr değil, Müslüman sayılamazlar’ dediği gibi. Yani inancı tümleyen imanın da olması gerekiyor, Kemalizm’in özünde. Milli iman’a varmak için de, İslam’ın Kuran’ı gibi, Nutuk’u önce okuyup, Atatürk’ü dört dörtlük yorumlamak sonra da özümsemek gerekir. Şayet buna rağmen Kemalist olamamışsanız, bilin ki mutlaka biryerlerde eksik bir şeyler bırakmış ya da hata yapmışsınız demektir.
                                                        
                                                                                        Serendip Altındal