17 Haziran 2016 Cuma

HESAP İŞİ..

            Herifin biri çıkıyor, namaz kılmayan veya kılamayanlara hayvan diyor. Ulan ben de kılmıyorum; ama sana yine de “hayvanoğluhayvan” diyemiyorum. Çünkü hayvanlara saygım var. Oysa benim her adımım namaz. Hz Muhammed’e sorabilseydin sana söylerdi ne demek istediğimi. Senin fıtratında bunu anlayabilecek kafa olur mu hiç. Olsaydı şimdi bunları konuşmuyor olurduk zaten. Ne ki senin gibi akıyla bokunu birbirine karıştıran, ayakları yere basmayan ve ülkesinin hayvanları(!) sayesinde ekmek yiyebilen parazitlerden, bir teşbihi müptezel hanzoyu, muhatap almak dahi normal insan aklına abestir demekle yetiniyorum sadece.

            Söyle, günahını veya sevabını benden dolayı mı işliyorsun. Benim böyle bir talebim mi oldu senden. O halde aynısını benden isteme hakkını nereden veya Kuran’dan alamayacağına göre de hangi kitaptan alıyorsun sözüm ona mümin. İslam’a göre günah da, sevap da sahibine yazılmaz mı? Bir de ilahiyatçı geçiniyorsun. Bırak bu işi de, ilahiyatı da mendebur kılma. Sen değil; ama taşıdığın Profesör unvanı beni ilgilendiriyor aslında. Bu titr muskamıdır veya cenaze lokmasımıdır da önüne gelene dağıtılır bu ülkede. Sen nereden, kimlerden aldıysan söyle de meraklısı da gidip alsın bari.

            İyi güzel de, bu ülkenin gerçek Prof. ları ne diyorlar bu işlere. Yoksa onlar da bu unvanları talebelerine, pişi niyetine mi dağıtıyorlar. Senin gibilerle aynı unvanı paylaşırken, mizaha alınabileceklerinin hesabını da yapmıyor mu bu Baylar, Bayanlar acaba? Neden sesleri çıkmaz bu Rektörlerin, Dekanların bu ülkede. Ya da aklı başında, kimliğinin bilincinde çok cüzi bir azınlığın çıkabiliyor sadece.

Utanmıyorlar mı veya hem de bilim insanı olarak bu kadar ürkek ceylanlar olmaya hakları var mı ülkelerinde? Yahu sesiniz çıksın azıcık. Hiç olmazsa sesli nefes alın da, biraz sesiniz duyulur belki. Sadece lay, lay lomla maaş almaktan, ileride kendiniz gibi olacak adayları yetiştirmekten başka da bir marifetiniz yok mu sizlerin. O zaman bu muskacıdan ne farkım kalır ki diye de, hiç sormazmısınız kendinize.

            Prof. luk saygın bir unvandır, herkes alamaz almamalıdır da esasen. Çünkü kendi evladını yok haliyle okutamayan vatandaşının sırtından alınmış ve onun evladının da sorumluluğunu taşımak zorunda olan insanların alması gereken bir unvandır da ondan. Artık kendi maneviyatınızdan önce ve öte yurdunuz çocuklarının milli maneviyatlarından, onları ahde vefa sahibi cemiyet bireyleri yapabilecek etik değerlerinden sorumlu olursunuz da ondan. 

            Bu ağır ve her omuzun kaldıramayacağı bir yüktür aslında. Kendi adıma bu sorumluluğu taşıyamayacağımı düşündüğüm için aklımdan bile geçirmedim. Yoksa çalışma hayatımda yaptığım çalışmaları, projeleri üst üste koyduğumda, birileri gibi sıradan bir unvan kapmak, işten bile olmazdı, hele de bu ülkede.

            Bir varım
            Bir yokum
            Bir de baktım
            Ahu vah ile sona ermiş hayatım
Ve gördüm ki artık yolun sonundayım...

            Kaçınız taşıdığı canın değerinin bilincinde, kaçınız kendi hilkatinin farkında? Böylesi daha anlaşılır oldu mu acep. Eeyy yurdum Prof. ları


            Esefle görülüyor ki; ülkemiz doldur boşaltcıların, salla da birine çarpar nasılsa ve benden sonra da tufan diyenlerin, ağzı olup da boşa sallayanların ülkesi oldu çıktı artık. Bırakın toplum liderliğini, aklı başında adama bile hasret kaldık ne yazık ki. İzan ı garaiple, sadece iki kelamı bir araya getirmeyi marifet sanan kuru lafazanlar toplumu oluştu yurdumda. Ve ne yazık ki hepimiz de çanak tutuyoruz bu oluşuma.


            Bu arada ön cephede bunlar olurken, arka cephede neler mi oluyor. Neler olmuyor ki? Yasa tanımayan saraylı, bildiğiniz gibi de tüyü çıkmamış yetimlerin nafakası olan örtülü ödeneğini, keyfince çarçur ederek yoluna devam ediyor şimdilik. Ve arkasında ki, zirvelerini sis bürümüş dağlara güveniyor kalan aklıyla da halen. Oysa sinsi tacir İngiltere vaziyeti çoktan kavradı bile. Bir zamanlar ABD’nin ve diğer emperyalist alternatiflerin, A-B tipi soygun planlarının mimarı olarak şimdilerde kendi geleceğini kurtarma planları yapıyor.

            ABD&AB ortak emperyalist dünyasının karanlığından kurtulmak ve yeni Dünyanın, artık Wilson’un Dolarlarının geçmediği yeni Cemiyeti Akvam geleceğinde mazbut bir yer kapabilmek ve Sterlini kurtarabilmek için de, bazı ön çalışmalar yapmak zorunda olduğunu, Şeytan gibi hemen de kavrayıverdi. AB den ayrılmayı, işte tam da bu nedenle bir Referandum bahanesine budayarak, hemen araya da ekiverdi.

             Ne var ki İngiltere’nin, arkada kalanlar ve hala triko gibi basılan Dolar’dan nafile medet umanlar için de yaratıcı bir örnek olacağı, el ayası gibi açıktır. Yani EURO çok uzak olmayan bir gelecekte Dolar gibi tarih olacaktır. Almanya, Fransa gibi ileri ekonomilerin, bağımsız silahlanma ve Ortadoğu da yeni pozisyonlar kapma yarışı da aynı sebeptendir. Tabii AB dünyasında bu işler olurken, NATO ile birlikte ABD’nin Avrupa da ki son kalesi de berhava olacaktır. Bundan sonra tek başına kalacak olan ABD geleceği ile ilgili öngörüleri de, artık size bırakıyorum.

           
            Öncelikle Türkiye’nin Rusya/Avrasya/uzak Asya parkında kalması ve Türki devletlerle bir konsorsiyum oluşturma ihtimalinin ortaya çıkması, bilhassa ABD’nin korkulu rüyası olacak ve öncelikle de Kürdistan politikasını revize etmek zorunda kalacaktır. Gerisini de artık Ortadoğu da ki diğer partneri İsrail düşünsün; ama düşünürken de akıllı olsun ve hiçbir çılgınlık yapmaya kalkmasın tavsiyemizi, yine de eksik bırakmayalım biz en iyisi.

            Son günlerde deliler oratoryosuna dönüştürülen Rusya ve Suriye politikalarının bizim sahnede oynanan bölümü, acilen sahneden kaldırılmalı ve oyuncuları da biran önce araziye uyum sağlamalıdırlar. Diyorken bir de baktık Erdoğan’ın Putin mektubu ve çiçeği burnunda Başbakanın Rusya ile dostluk çağrısı mesajları gündeme geldi. Her ne kadar gecikmiş de olsalar aksepte edileceklerdir kuşkusuz. Çünkü iki ulus arasında ki geleneksel akrabalığın, ayrılığa daha fazla tahammülü yoktur. Bu durum iki ulusun da, hem de ortak tehlike bu kadar yakınlarda iken, daha fazla kaybına neden olacaktır zira.

            Taviz verdi, vermedi boş laflarını bir kenara bırakarak varılacak yeni bir birleşme andı, aynı bağlamda Ortadoğu ya, bütün uluslar adına da yeniden çeki düzün verilmesini sağlayacaktır. ABD buna nasıl bakarsa bakar artık, bu da onun sorunu olur. En azından Kürdistan koridoru hikâyesi son bulur, PKK kazınır, haddini aşan ulusal düzen katili, şişirme liderler bir bir temizlenir vs. vb. fena mı olur. Ve boşuna bize yedirilmeye dayatılan ABD anayasası, tasarım dahi olamadan iflas eder, dayatma ABD Başkanlığı ise sarayda her akşam izlenen pembe bir dizi olarak kalır. Ve AKP tambur sevenler cemaatinden geriye kalandan da, teşbihi caizi ile kuru bamya bile çıkmaz.


            GSYH denilen ülke bazında yıllık safi milli gelirin fert başına dağılımı, içinde bulunduğumuz kapitalist emperyalist sistemin fiktif gelir dağılımı gerçeğine uygun olarak hesaplanmalıdır aslında. Yani aslan payı kimindir, işte bu esas alınmalıdır statiksel dağılımda mutlaka. Çünkü dünya genelinde zengin, fakir arasında giderek derinleşen uçurum perspektifinde, dünya hâsılasının %80 nispetinde, sadece %1 sayısalında bir azınlığın cebine gittiği düşünülürse; ifademin nedeni daha iyi anlaşılacaktır. Yani GSYH artıyor masalına sebeplenmek yerine, önce bundan kim ne kadar pay alıyor sorgulanmalıdır şüphesiz.

Diğer yanda Brexit faturasını İngiliz halkı ödeyecek söylemlerine inanacağınıza, ileride sinsi İngiliz’in, diğer kurlar batarken, Sterlin değerinden fazla ödün vermeden, bu kaybı misliyle nasıl geri alacağının hesabını çoktan yapmış olduğunu da bir zahmet, düşünüverelim lütfen…

                                                                         Serendip Altındal



8 Haziran 2016 Çarşamba

HEY MİLLET!

            Almanya Parlamentosunda, oraya nasıl sokuldukları şaibeli ve sözüm ona da Türk oldukları söylenen(!) bazı milletvekilleri, en ufak bağlamda bile bizi bağlamazlar. Bir Bayan Alman Vekilin çıkıp ‘böyle bir soykırım kararını siyasetçiler değil, ancak tarihçiler verebilir. Buna biz neden alet ediliyoruz’ diyebildiği, zihni açık ve özgün münevverleri de barındırabilen bir mecliste, milliyetlerinde Türk yazan; ama kendi tarihlerinden bile haberdar olmayan bazı beslemelerin, aynı emperyalist meclisteki, kendileri gibi Euro uşağı beyin özürlü Alman kuklalarından, elbette bir farkları da olamazdı.

Ermeni Patriği Aram Ateşyan’ın açıklaması, başta Alman meclisindeki oldubittiye getirilmiş türk(!) milletvekilleri olmak üzere, soykırım yasasını destekleyen diğer Alman emperyalist kuklalarının suratlarında bir şamar gibi patlamış olmalıydı aslında. Tabii hissedebildilerse ki, o yapıda bu mümkün görünmüyor. Çünkü Ateşyan ‘acımız, Türkiye’yi sıkıştırmak için uluslar arası platformda, maalesef bizim sırtımızdan Türkiye’ye karşı bir malzeme olarak kullanılıyor’ mealinde bir ifade kullanmıştır. Bu ifade ise gerçek Ermeni meselesini, çok doğru ve eksiksiz özetlemiş oluyor da esasen.

                                        
            Ciğer sotelerin, ızgaraların havada uçuştuğu yeni bir güncelde, Türkiye’miz gibi 100 yıllık CUMHURİYET KÜLTÜRÜ ne sahip bir büyük Dünya Devletinin, yönetim kademesinde kullanılan siyasi jargona bir bakarmısınız? Sonra da ‘aman Yarabbi’ diye iç geçirmezmisiniz? Bu pencereden bakınca da bizim külhani ve gayrı milli meclisin, sadece kendi yetersizliği nedeniyle; ama maalesef temsil ettiği Türk Milletinin de başına musallat edilen bu sapkınlıklarla baş edemeyeceğini, hemen tespit edebilirdiniz esasen.

            Cumhuriyetin kuruluşunda Kuvayı Milliye ocağı olarak tarihi bir göreve sahip, İstiklal harbinde vatanının kalbi olmuş Kasımpaşa semtinin, bugün en bıçkın kahvehanelerinde, kaçak sanayi tamirhanelerinde bile artık rastlanamayacak demode külhan ağzıyla, oldu olacak Ulu Camide fetva da verse Sultan efendi bari. İşte bunları bir araya koyuca; hey tanrım diyorum bazen kendi kendime. Bu millet ne günah işledi de bunları hak etti başına.

Koskoca bir 100 yılda gerçekten hep uyudukta mı bunları hak ettik; öyleyse başına gelenler bu millete müstahaktır demek zorunda kalıyorum. Ve bunu her mekânda tekrarlıyorum. Dinleyenler arasında bana hak verenlerin çok olduğunu; ama muhalif olanların da artık düşüncelerini sakladıklarını görüyorum. Çünkü daha önce onlar da görüşlerini belirtiyorlardı. Artık söyleyecekleri olmadığını kendileri de anladılar herhalde. Aktif Erdoğan yandaşları bile cemiyet arasında konuşamaz hale geldiler artık. Mitinglerine taşınan şakşakçılar ise sadece aldıkları gündelikleri için oralarda varlar aslında. İşte bugün AKP gerçeği bu merkezdedir artık.


Son saldırılar bir kere daha bütün aymazların ve dolaylı yandaşların dahi kafalarına soktu ki, bu hükümet, Türkiye’miz haritadan silinmeden acilen çöpe basılmalıdır. Konuya aşağıdan yukarıya veya yukarıdan aşağıya doğru, nasıl bakarsanız bakın; bütün okların aynı adresi gösterdiğini derhal görebilirsiniz.

Oysa biz her laf salatasına, ekmeksiz hem de aç karnına kaşık sallayıp duruyor ve nefsimizi kandırmaya çalışıyoruz halen. Halbuki  halsizlikten yere uzanmadan önce, Hatice’ye değil, neticeye bakmamız gerekmiyor mu artık, eey Millet!!! Durum ne yazık ki gerçekten de bu kadar vahimdir. Ne ki sokaktaki vatandaş da artık yediden yetmişe aynı bilince sahip olmuştur ve geleceğinden endişe duymaktadır. Yakında da Erdoğan Hükümetinin paketinin dürüleceği anlaşılmaktadır artık. Çünkü TÜRKİYE CUMHURİYETİ yazar kimliğimizde, Erdoğan Cumhuriyeti değil ve bu ebediyete kadar da böyle kalacaktır, biline!


Şimdi bulmuşlar yine bir tane, hepsi de ona biniyor. Böyledir bütün hempacı liberal(!) oportünistler. Uygun lider bulunca kaçırmazlar. Çünkü onu öne salıp, arkasında çaktırmadan malı götürmeleri kolaydır artık. Yani vatan, millet bahane, soygun şahanedir. Hep de böyle olmuştur. İşte kapitalist dünyada böyle yürüyor bu işler. Sonlarına kadar da böyle olacaktır. Önde kendini mutlak lider sananı şişirdikçe şişirmişler, sonra da mide fesadından götürmüşlerdir. Öndeki enayiyi harcayanlarsa hala domuz gibidirler. Menderes de bizatihi sırtına binenler tarafından böyle yok edilmemişiydi? Rahmetli Cemal Paşa’nın ne günahı vardı? Keşke bugün öylesi Genelkurmayın başında olsaydı.

Yukarıda ki lider vasfına uymayan gerçek lider ise, şüphesiz ki sadece özgün Mustafa Kemal ve onun hamurundan olanlardır…

                                                                      Serendip Altındal



3 Haziran 2016 Cuma

HAVANLA KAL..

Gerek Suriye, gerekse Rusya gibi can komşularımızla, affedilemez kabahatlerimize rağmen hala barışıp, uzlaşma olanağımız varsa, bu fırsat asla kaçırılmamalıdır. Çünkü her şeyden önce biz bize lazımız. Bugüne kadar hep birbirimizi beslemedik mi? Şimdi bu eşitliği tekrar sağlayabilmek için, Binbirali Yıldırım’a çok iş düşecek demektir. Biran önce bu yönde çakmaya başlasa iyi eder hani.

            Zira saraylı ustanın solu, sağına uymadığından, ne yapacağı belli olmaz. Fazla incelmesini beklemenin de bir âlemi yoktur. Bakarsın kırılır da, ortada kalıveririz sonra Allah korusun(!). Daha ılımlı, mutedil bir görüntü veren Binali, şimdi cin Ali olduğunu da ispat ederek, saraylı ile fazla dirsek temasına girmeden; ama infialinin de hedefi olmadan – ki yarı yolda kalmasın - Putin ve Esad ile aynı masaya oturmanın bir çaresini bulmak zorundadır artık.  Batı da emeklerimizle ihya ettiğimiz harp mağlubu Almanya bile, genosit gibi emperyalist klasik baskı araçlarını kullanarak bizden ödün koparmak sevdasında. Siz anlayın artık. Demek ki orada da bir dostumuz kalmadı. Ortak soruyu soralım o zaman müstevlilere. “15 yılda bu kadar herzeyi nasıl yediniz???” Bunu bir düşünüverin ve özverili bir otokritik yapın isterseniz beyler.

            Çünkü tüm yaşadığımız paradoks bağlamında, kendilerinin de sonunda, nasılsa anlayabildikleri gibi, özellikle de dış politikamız asla aynı salsa kafayla yürümeyecektir. ABD ile artık ortak bir paydanın ve bir çıkış yolunun olmadığı hala anlaşılamadıysa, daha da anlaşılamaz. ABD’nin içimizdeki birkaç göbek bağlı beslemesi yüzünden, 80 milyonun geleceğine de asla ambargo konulamaz. Ve buna taşeron da olunamaz. Hele de bu millet Türk Ulusu ise! Yoksa bunu yapanlar, bütün kuantlarını (tanrı maddelerini) ortaya dökseler, yine de bu günahlarının vebalini ödeyemeyeceklerdir.

            Diğer yanda yürümekte ısrar edilen saray yolunun, sonda bizi hangi it ürümez, kervan geçmez bir diyara götüreceği de ortadadır. Vatandaş giderek mal varlığına bile sahip olamayacak bir konuma gelmektedir. Çevredeki evli, evsiz gasp edilen ve beton çöplüğüne dönüşen arazilere, bir biri üstüne çıkarılan antidemokratik defacto yasalara, vatandaşa hayasızca bindirilen ek zamlara dikkatle bakılırsa anlaşılacaktır ne demek istediğim.

Bir zamanlar, ‘her şeyinizi elinizden alacak Komünistler gelecek’ diye vatandaşları kandırırlardı. Artık bu yalanlara da gerek kalmadı. Çünkü kendilerine Anadolu Aslanları diyen o gözü doymaz akbabalar, aslında gerçek olmayanların yerini şimdi gerçekten ve adları olup da kendileri bir türlü var olamayan Komünistlere rahmet okutarak da aldılar görüldüğü gibi.



            Binali’misin Binbirali’mi
            Girmeye kalkarsan
Havva ile gerdeğe
Düşüverir şakülün ayağının dibine
Ötede Âdem gülerken haline
Her düzün bir yokuşu
Her tramvayın bir hangarı vardır
Gemilerim var da deme sakın
Mezarsız can olur da
Kızaksız gemi yoktur
Bil bunları da devşir kendini
Birileri patlatmadan enseni
Dinle bu sözleri be pusulasız kaptan
Senden yaşça da büyüğüm birkaç santim
Ve tecrübe konuşur her daim
Yoksa bakarsın yine tura çıkar senin vatman
Şaşırma
Şaşırtma
Otur da oturduğun yerde
Selefin gibi sende bir yanına yaptırtma
Tavrın, bakışın bile aynı
Ayağının türabı olduğun ustanla
Dikkat et de karıştırmasınlar sonra seni
Hıyar tarlasındaki kurumuş kavakla
Bak bir anda düştün politik meydane
Tavsiyemi tutup halvet ol da komşunla
Giderken voleyle değil; ama gidersin belki de havanla…

                                                                                  Serendip Altındal




25 Mayıs 2016 Çarşamba

YULAR..

            AKP’nin bir anda araya sıkıştırılan zorunlu kongresi vasıtasıyla, ABD ve AB’li çömezlerine verdiği mesaj açıktır aslında. ‘Belirttiğiniz gibi ve bize Başkanlık yolunda çizdiğiniz rota çerçevesinde uygun adım yürüyoruz, elbette arada daralacak ve engeller çıkaracak ortak yolumuzda, gerekli desteğinizi de birlikte başarıya ulaşana kadar, aksamadan alacağımıza inanıyoruz’. Olası, Obama ile yapılan bir istişareden sonra, acilen Davutoğlu’nun ipinin çekilmesi ve Binali’nin ondan boşalan makama oturtulması bir anda gerçekleşiverdi. Yoksa Obama ile yapılan yaklaşık 1,5 saatlik simültane konuşmanın, başka da bir gerekçesi olabileceğine mi inanmıştınız.

            Yukarıda ki paragrafı, AKP cemaatinin 15 yıllık mevcudiyet nedeni ve lider konumunda ki sakıncalı profillerin bütün paradigmalara rağmen varlık sebeplerini, bunca zamandır algıladığımız indisleriyle ortaya koyunca, varılan sonucun bir tezahürü olarak kabul edebilirsiniz. Ve böyle bir resimde zorlanmadan da anlaşılıyor ki, Erdoğan’ın yerinde bir başkası da oturuyor olsa, durum kesinlikle değişmezdi. Çünkü AKP tramvayının rayından çıkmaması bağlamında, ABD liderliğindeki emperyalist çete bütün teknik güvenliği, sistemli bir çalışmayla yıllara yayarak sağlamıştı esasen. Ve şimdi de son perdeyi oynuyorlar artık.

Ülkemizde Kemalist Cumhuriyeti baş aşağı edebilecek bu kurguya engel olabilecek tek kaynağın, ancak Türk Milletine lider olabilecek bir muhalefet olabileceğini varsayarsak; muhalefetin mevcut durumunun ağlanacak halde olduğunu da görebiliyoruz demektir.  O halde iş artık Türk Milletine ve onun ordusuna kalmış oluyor. AKP’yi, BOP yapısalında kendi hedefleri doğrultusunda başından itibaren sistematik olarak inşa edenler, elbette muhalefeti de göstermelik bir konuma getireceklerdi. Ki işin derinliğine bakılınca, durumun bu olduğu da kolayca tespit edilmektedir.

           
            CENTCOM-GENKUR buluşmasının beklenmedik sonucuyla, ABD ve çömezlerinin Suriye politikalarında, PYD ve PKK’li kurşun askerleri dışında – ki onlara da fazla bel bağlayamayacaklarını biliyorlar - yalnız kalacakları anlaşıldı. ABD adına demeçler veren Musevi ağızlar, kızarıp bozararak son gelişmeleri ve TSK ile yaşanan olumsuzluğu istemeden de olsa sineye çekmek zorundaydılar neticede. Şimdilik sadece adı geçen Lejyonerleriyle idare etmek zorunda kalacaklar ne yazık ki. Hoş o da nereye kadar olur bekleyelim ve görelim.

           
            Dokunulmazlık kararına destek vermekle CHP aslında kendi bacağına sıktı. Çünkü AKP’nin mevzuu Demokrasi falan değil doğrudan HDP, CHP gibi muhaliflerden bir kalemde kurtulmaktı aslında. Bunun hala anlaşılamıyor olması, ciddi olarak endişe vericidir. Çünkü sonuçta baş mağdur CHP ve ona bel bağlayan Türk Milleti olacaktır. Oysa artık yasal durumunu kaybetmiş bir HDP’yi meclisten tasfiye etmek için, yeterinden fazla anayasal neden de vardı. Şimdi yakın günlerde göreceksiniz ki yandaş yargının gündeminde sadece CHP fezlekeleri olacaktır.

           
            ‘İnsanlık Zirvesi’ çok iddialı bir başlıktır aslında. Ne ki böyle bir zirvenin, insanlığın şaibeli bir mekân ve döneminde tartışılıyor olması,  tartışmaya katılanların da insanlık anlayışlarının tartışılması gereğini ortaya koyuyor. Ve böyle bir konu hem de bugünkü Türkiye’mizde tartışılıyorsa, döneminin fikir üstadı Dante’yi tenzih etmek kaydıyla, onun İlahi Komedyası akla geliyor nedense. Yani neresinden baksanız, kozmopolit güncel(!) bir ortaçağ zırvası ile karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz.


            Zırvadan, yeni bir zırvaya geçelim. Şayet anayasaya bir de başkanlık girerse, bilin ki ondan sonrası tufandır. Yani sırada millete takılacak yular vardır artık. Önce Erdoğan’ı aday gösterip sonra da bakmışsınız tacını takıp Öcalan’ı oturtuvermişler o koltuğa. ABD bu neden olmasın! Hala kiminle dans ettiğinizi anlayamadınız mı? Ki bunu anlayamayanlar kervanına Erdoğangiller de dâhildir. Eh artık yularımızı da bebek katili alır artık eline, bu gidişle sonuçta.

Her vesilede bizimle ve Ortadoğu ile ilgili demeçler veren, ABD’de yetki başlarını tutmuş Musevi diasporasının Siyonist fetbazlarının gözlerinde sinsice yana ışığa ve dudak kıvrımlarına dikkatle bakın, bunu siz de anlarsınız. Siz bakmayın bizim zorunlu yandaş Erdoğan’a, o sahte liderdir. Onun için Binaliler neyse, Coni Volkır için kendisi de odur. Arkasında ki gerçek Başkan kuşkusuz ABD-İsrail diasporasıdır, aman dikkat…

                                                                      Serendip Altındal


17 Mayıs 2016 Salı

YALNIZLIK..

                        Önce Atlantik Paktı bağımlılığına vurgu yapan mesajıyla, anti sempatileri kendi yönüne doğru ateşleyen Genel Kurmay Başkanı, Erdoğanların nikâh şahitliğini de yaparken resmi konumunu da bir kenara koyuvermiştir. Üstelik seferi durumdaki ordusunun şehitlerinin geldiği bir günde, onur ve konumuna asla uygun düşmeyen bu davranışıyla da “bizim oğlanları” anımsatıvermiştir müstehzi bir iç geçirişle bir anda bize.

            Türkiye Cumhuriyetinin bir Baş Komutanı değil de, sanki çoktan tedavülden kalkmış bir Osmanlı Sultanının Kolağası ambiyansını, Atlantik ötesine yansıtan projeksiyonun huzmesi gibi geldi paşanın bu eylemi bana nedense. Kademe atlamak için ABD de her fırsatta periyodik bakıma girme zorunluluğu nasılsa gelenek haline getirilmiş ordu mensuplarımızda, beyin yıkamaya çok önceden başlandığı için, esasen başka türlü bir reaksiyon da beklemiyorduk aslında. Hani olur ya, demiştik sadece. O reaksiyonu gösterecek adam gibi babayiğitlerimiz de, ya erken emekli edilmişler ya da bir şekilde devre dışı bırakılmışlardı nasıl olsa. Dolayısıyla da Paşanın, kendisini mazur göstermeye de ihtiyacı yoktu aslında.

           
            MHP kongresinin sarayın talimatları üzerine engellenmiş olması, sanal Sultanın artık havlu atmış olduğunun da yeni bir göstergesiydi. Bunu Fuat Avni söylemeden de tespit etmek kolaydı. Bundan daha fazla da ufalamazdı, kendini muktedir tek adam farz eden bir dünya lideri. Artık bu nasıl liderlikse tabii! Ne ki MHP de ki yönetim karşıtı muhalifler, bütün engellere rağmen söz verdikleri gibi aynı zaman ve mekânda; ama dışarıda yapmak zorunda kaldıkları Açıkhava toplantısıyla alınması gereken kararları alıp, verilmesi gerekli mesajları da vererek, artık Bahçelinin üstünü çizdiklerini, bunu anlamak istemeyenlere de açıkça anlatırken, yasaklanan kongreyi sanki resmileştirmiş de oldular.

            MHP buluşmasına gelen ve toplantıyı engellemeye çalışan sözde yönetim taraftarları(!) ise, bütün çabalarına rağmen aslında AKP taifesi olduklarını bir türlü gizleyemediler. Bu hanzolar esasen ne yapsalar, ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar. Ve her şeye pislik çalan AKP cemaati, besleme militanlarıyla birlikte, çakma ihaleler, hazine toprağı bağışları, milli kaynaklar ve vakıflarıyla, bir takım mantar, yandaş zengin (aslı süt ineği) yaratıp onları da sağmaktan başka vatana ve vatandaşa hangi hayrı sağladı acaba diye, bir kere daha düşünmekten kendimizi alamadık.


            Kılıçdaroğlu, durdu durdu “kan dökmeden kafandaki başkanlığa ulaşamazsın” mealinde çıkışıyla Turnayı tam da gözünden vurdu anlaşılan. Bundan Başkan adayının ne anlamak istediği değil de, ne anlamak isteyeceği, daha ağzını açmadan da biliniyordu elbette. Bizim ne anladığımız sorulursa; bütün doğrucu Davut Kemalistlerin ne anladığıdır. Yani bu da “kanlarımızın üstüne basmadan o noktaya gelemezsin” demenin açık Türkçesidir anlayacağınız…


            Şu meşhur nikâha gelirsek; yalnızları oynayan dünya lideri(!) profili yüksek misafirleri yerine düzinelerle avantacıyı ağırlamanın tahammül edilemez ağırlığını üstünden atabilmek için çok uğraş vermiş olmalıdır. Şayet veremeseydi, iyi biliyorum ki, nikâhı yeni bir epilepsi nöbetiyle noktalayabilirdi. Çünkü ağır üzüntü, korku ve sıkıntıya epileptikler gelemezler. Sonuç mutlaka yeni bir nöbetle biter. Ve Allah kimseyi de bu duruma düşürmesin.
           
                                                                                   Serendip Altındal


9 Mayıs 2016 Pazartesi

RUH HALETİM..

           Çocuklarımızı, hepimizi besleyen vatan toprağımızda, kişisel kaprislerin bok yollarında helak olsunlar diye dünyaya getirmedik. Onlar bugün ailelerini, yarın da kendi vatandaş kimliklerinin sahibi oldukları vatanlarını temsil edecekler, bekasından sorumlu olacaklardır. Tabii geride bir vatanları da kalmışsa! İşte şimdi bizim görevimiz; analarının ak sütü gibi temiz kanlarını dökerek bize bir vatan ve şerefli Türk kimliğimizi bırakmış olan asil şehitlerimize layık olup, kendi çocuklarımıza, bize emanet edilen bu vatanı, aldığımız gibi de tek parça halinde emanet etmektir. Bu husus her yüce Türk Ulusu bireyinin, ezelden ebede kadar, şehitleri gibi vurulurken bile taşıyacağı aziz bayrağının yarışıdır…


            Ulusalcı olarak tanıdığımız bazı kanallarda arada sırada yayınlanan aydın tartışmalarında iştirakçiler, kendisini kurtarmış, yüzyıllardır seküler (laik) oldukları nedeniyle de kalkınarak gelişmiş, lider konumundaki devletlerde, çoktan unutulmuş ve gündem dışı kalmış laiklik vs. gibi konuları gündem yapıyorlar. Ve ne yazık ki, birtakım trol denen besleme çapsızların tufasına geliyor ve saatlerce bu içi boş konuşmaları sürdürüp duruyorlar. Maalesef, kendilerinden somut ve etkili, daha heyecan verici mesajlar bekleyen vatandaşlarında da umutsuzluk oluşturuyorlar.

Aydın kitleyi tenzih etmek kaydıyla, yahu sizi anlayacak seviye var mı, seçmen dediğiniz bu çoğunluğu torbacı avangartlar da. Başınızdaki din taciri aymazların iğfal edebildiği tek zümre de bunlar değil mi ülkenizde aslında. Oturup aklınızı başınıza alsanız da, boş lafları, kitap reklamlarınızı bir kenara bırakıp, içinde bulunduğumuz bu açmazdan ’küllen nasıl kurtuluruz’u artık gündeminize taşısanız, nasıl olur acaba beyler, paşalar? Çünkü artık ayıp oluyor; vatan müktesebatınızın üstünde kara bulutlar dolaşırken, nelerle uğraştığınıza bakınca da; ‘halinize sinsice gülen oligark aymazların ve sahiplerinin masalarına ısrarla su taşımaktan vazgeçin biran önce’ demek kalıyor bize de artık.

            Saatlerce süren bu afakî konuşmaları, sabırla ve umutla boşuna dinledikten sonra bile düzgün akla sahip her aydının vardığı sonuç aynı oluyor hep. Hani “aklın yolu” meselesi var ya o işte. Türk Ulusu bugün başında ki yeni Emevi – Osmanlı filan da değil - jenerasyonundan kurtulmadan düzlüğe çıkamayacaktır. Ülkemizde, içimizdeki beslemeleri ve ajanlarıyla durumu bu noktaya taşımış olan ABD, artık kendisini bile bezdiren bu durumdan kurtuluşu, yine Türk Milleti eliyle sağlamak akılcılığını kullanıyor şimdilerde.

            Neoliberal BM sorunsalı nedeniyle, Rusya mihmandarlığındaki Asya protokolü ile papaz olurken, Ortadoğu’da da köşeye sıkışan ve SOS veren ABD,  böylece legal veya illegal yollarla biran önce kurtulmak istediklerinden parmağını bile oynatmadan kurtulurken, Türk Milletini de karşısına almadan bir taşla iki veya daha da fazla kuş avlamayı hesaplıyor, her zamanki alışıldık pragmatizmiyle yine. Peki, üzerindeki bütün bu uvertüre rağmen Türk Milletinden hala GIK çıkmıyorsa ne olacak? O zaman da bildik(!) metotlarını kullanmak zorunda kalacak anlaşılan. Yani önce kullan, sonra da sana karşı kullanılmaması için yok et. Hep böyle olmadı mı?


            Can Dündar’a yapılan sözde suikast(!) girişimi, aslında ucuz bir polisiye diziye bile rahmet okutacak türden, enayice ve acemice yapılmış bir silahlı provokasyondu. Ayrıca eblehçe verilmeye çalışılan bir mesaj niteliği de taşıyordu şüphesiz. Uslanmaz, akıllanmaz birileri, içinde bulundukları tramvaya da çelme atmaya kalkmışlardı yine anlaşılan. Bir başka ifadeyle de, aslında yine kendi ayaklarına sıktılar biraderler. Erdoğan’ın Davutoğlu’nu azlettikten sonra hemen yeni anayasa ve başkanlık içeren BOP masalını, bıraktığı yerden tekrar açması da aynı bağlamda kabul edilmelidir.

            Davutoğlu da ‘ekonomik’ aklını iyi kullanıp, her şeye rağmen kişisel zararın kaybını asgariye taşıyarak, iflas noktasından önce kurtardı aile şirketini. Sade o kadar da değil. İlerde çok daha kötü durumlara düşmekten ve Türk Ulusu önünde hesap vermekten sıyırdı da kellesini. Kendisi ile birlikte şayet bu bağlamda bir danışmanı da varsa onu da tebrik etmek lazım. Hele de Erdoğan’ın danışmanlarına bakınca, onunkini iki defa tebrik etmek gerekir.

Bilhassa da, AKP bünyesinde olup da bugüne kadar harama bulaşmamış ender kimliğini muhafaza ederken, kumpasla iktidarlarını sürdürenlerin yeni bir kumpasıyla, hak etmediği halde vurguncuya da çıkabilirdi adı. Ve böylesi bir akıbetten de kurtulmuş oldu şimdilik!!!

            Temsil ettiği partinin Erdoğan kanadının, artık tefessüh etmiş olduğu, bundan daha açık ve çarpıcı olarak, hem de pasif bir eylemle ortaya konamazdı da zaten. Buna tek perdelik başarılı bir parodi de denebilir. Anlayana! Erdoğan aslında hiç önemsemediği Davutoğlu’nun, kendisine en ağır darbeyi vurduğunu anlayabildi mi acaba? Hiç sanmıyorum.

Hani bazı insanların umutsuz fıtratları vardır; ama kendi sonlarını getirmeye de cesaretleri yoktur. Bunu birisi yapsın isterler, kurtuluşu başkalarından beklerler. Yoksa adamın böyle bir derdi vardır da biz mi derdinden anlamıyoruz. Çünkü neresinden baksam hem kel hem fodul böylesi bir durumu, ‘aymaz’ demekle de çözümleyemiyorum doğrusu. Anlayacağınız bu özellik, ihtiras, tıynet ve genetik ötesi bir vaka veya uzmanlarını ilgilendiren bir hastalık oldu artık…


            Kilis ise ayrı bir dünya ve bizim toprağımız değil sanki. Günlerdir kafalarına roket üstüne roket düşen Kilisli vatandaşlarımız, canlarından bezmişler. Sokağa bile çıkamıyorlar. Devletleri tarafından terk edilmiş ve sanki göçe zorlanıyorlarmış gibi bir algı içindeler de ne yazık ki. Yoksa başımızdakiler, gizli Oslo ya da neyse planları içindeler mi yine. Yoksa bu defaki partnerleri İsrail mi acaba? Malum Musevi’de para boldur nasıl olsa.

Esasen balıklama atlayacakları için, belki oraları da tek paket halinde, çoktan satmışlardır onlara kim bilir. Bakın devlet demiyorum, çünkü başımızda ki mevcut hükümetin, Türkiye Cumhuriyeti devletini temsil etmek gibi bir problemi de yok maalesef. İşte bu kimliksiz hükümetin tam da bu günlerde İsrail vetosunu kaldırarak, İsrail’i de bir NATO ortağı haline getirmesinin anlamı başka da ne olabilir ki acaba?


Meclisteki küfürlü, yumruklu tartışmalara, inanın kahvelerde, stadyumlarda farklı görüş ve düşüncede ki insanlar arasında bile rastlayamazsınız. Ekseriyetin yok mu senin? Esasen anayasa ihlali içinde olan bu bölücülerin kaldır dokunulmazlığını, parmağını bile oynatmadan saf dışı bırak o kelleleri. Yumruğunu kullanmana, kulağını tersten göstermene de hiç gerek yok. Yoksa kendi kıçından mı korkuyorsun. Veya kendi özgüvenin mi dumura uğradı ki böyle tırsıyorsun.

            Nereye doğru gidiyoruz böyle, bir bilen; ama bildiklerimizden öte bir şeyler de söyleyecek olan varsa dört kulağımızı, gözümüzü birden açar, dinleriz, okuruz. Ne var ki bu bağlamda çevreye bakınca, pek tatminkâr bir kanı sahibi de olamıyoruz.  Acıdır; ama daha fazla okuyup, dinlemeye de artık çok vaktimizin kalmadığını görüyoruz. Sonra tekrar özümüze dönerek “ve işte o zaman güler yüzlü, tatlı dilli munis adam, bir dev kesilirdi” ruh haletimize bürünüveriyoruz bir anda ve yeniden dostlar. Sağlıkla kalın…

                                                                                   Serendip Altındal



4 Mayıs 2016 Çarşamba

CURUH..

Dün basın özgürlüğü günüydü. Bilhassa da ülkemizdeki yandaş basının kendisine yararlı olacak çıkarımlar yapmış olması gereken, anlam ve önemi içeren bir tarihi gündü anlayacağınız. İnşallah kendilerine yararlı çıkarımlar yapmışlardır(!) arkadaşlar. Biz yine de umutvar olalım. Öyle ya, şayet umudun varsa, demek ki yaşıyorsun.

Başbakanlık makamında oturan zatın, o makamın yetki ve yargısına sahip olamadan o koltukta, muhtemelen de “buna da şükür, daha beteri de vardır” düşüncesiyle, taşınamaz onur kaybına rağmen oturmakta ki ısrarı, sadece kendi epikürist, makyavelist tutkuları nedeniyledir. Boş laflarla kimseyi de kandırmaya kalkmasın. Kendisi de en az, partisinde kişilik kaybında olduğunu iddia ettikleri kadar ahlak dumuruna uğramıştır. Hiç boşuna da eyyam üretmeye çalışmasın. Nafile yere umutsuz bir ihtiras, önce kalbi yıpratır ve ömrü kısaltır sadece, söylemiş olalım da! Meraklısı kendine de pay çıkarsın.

Artık yolunun sonunda ki, AKP adlı emperyalist beslemesi akil(!) grup kendi içinde didişirken, MHP de ise henüz ne zaman patlayacağı belli olmayan saatli bombaların döşenmekte olduğu da kesinleşti. Bu konuya da neresinden bakarsak bakalım, her iki partide de çok iyi tanıdığınız, lider konumlu zevattan topyekûn kurtulmadan, ülkemizin siyasi bir huzura kavuşacağını beklemek, iyimserlik ötesi ebleh’i bir saflık olacaktır. Siyasi huzur aynı bağlamda milli birlik ve milli huzur da demektir. Böyle alınca da bu huzurun, vatanımızın milli müktesebatı ve bekası adına umut taşımamız için, ne denli önem içerdiği de kendiliğinden anlaşılmaktadır.

Birileri beğenmiyor olsa da, Atatürk’ümüzün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin, anayasası ile pekiştirilmiş laik cumhuriyet yönetim modeli, sadece Türksel genetiğimiz bağlamında değil; ama herhangi bir ulus devletin güvenliği ve yönetimi perspektifi açısından da en akılcı modeldir. Esasen milli Anayasamız üstündeki oyunlarla, kahırlı hale elbirliğiyle getirilmiş ülkemin, içinde bulunduğu bu durum da geçicidir. Ve asla fıtratı olmayacaktır.

Bunu anlamak için de afakî zırva dolu hezeyanları dinlemene, uzaklara bakmana, az sayıda milli ve yabancı basını okumana hiç gerek yoktur. Sadece sokakta kendi arasında konuşan, arada sırada tutulan mikrofonlara da yüreğindekini haykıran vatandaşlarına kulak kabart yeter. Ülkenin gerçeğini hemen anlarsın.

Sana gelince Demirtaş denen canlı bomba ya da patlamış mısır torbası imalatçısı boş kova, “Parlamentoyu halk kurar” diyorsun. Ulan hangi halk! Kalk da etrafına bak! Halk olarak gördüğün seni lideri olarak kabul etmiyorken, sen hangi halktan bahsediyorsun hala. Güneydoğu Anadolu’muzda kazdığın bomba çukurlarını, sahiplerini gasp ederek sığındıkları evlerde, korkudan altlarını ıslatan eşkıyanı, halkım dediğin insanlar askerimize elleriyle gösteriyor, o çukurları kendi canları pahasına askerimizle birlikte kazıyorlar. Halkım dediğin yoksa İsrail, ABD, AB, Ermeni, Yunan diasporası mı? Amerikan askeri üniforması taşıyan, çoğu sünnetsiz tetikçi köpeklerine, ne kadar halkım diyebilirsin. Safındaki keskin nişancıların, çoğunlukla Ermeni oldukları, daha yeni deklare edilmedi mi?

Bir de HDP’yi meclisten tasfiye edecekler diyorsun. Sizler gibi canlı bombaları, yok birde içlerinde taşısalardı hala. Elbette tasfiye olacaksınız, elbette dokunulmazlıklarınız kaldırılacak ve sizlerin oluşturduğu CURUH o meclisten kazınacak. Partiniz kapanacak, elbette mevcudiyetiniz silinecek ve tarih bile olamayacaksınız.

Sizler gibi konfederatif bölücüler, asalaklar, kanı bozuklar, sadece meclisten değil, hem de bütün vatan sathından, yaban köklerinizle birlikte temizleneceklerdir bilesiniz. Çünkü bu vatan Türk’ün de, kendisine Kürt, Gürcü vs. diyenlerinde ortak ve ileride mezarları da olacak, onun tüm müktesep haklarına sahip oldukları, ortak ve mukaddes tek vatanlarıdır.

Uyanın ulan artık. Bakın irtikâbı, vatandaş kandırmayı yönetim biçimi haline getirmiş AKP bile uyandı sonunda, bundan sonra kimin kucağına oturacaksınız. Hele güvendiğiniz ABD&AB Gladyosunun da kıçında başka parmaklar varken. Herifler sürekli prostat kontrolündeler ve aşırı rahatsızlar. Yakında oturacak kucakta bulamayacaksınız. Sonra da dıral dedenin düdüğü gibi ortada kalıp, çocuklarını öldürmeye kalktığınız yüce Türk Ulusundan şefaat dileneceksiniz. Şimdi bunu da iyice yerleştirin o aymaz kafalarınıza artık.

Sonunda AKP’li çakaralmazlar da gerçek kimliklerinizin farkına vardılar; ama hayli gecikmeyle. Birileri hala buzdolabındaki açılım tuzlamasından bahsedip duruyor, ne ki o da çoktan kokuştu ve çöpe de atıldı artık. Şimdi oturun ve yolun başında hiç aklınızda bile olmayan CHP den çözüm bekleyip durun artık. Ki buna da yüce Türk Milleti ne diyecek, bekleyip hep birlikte görelim bakalım sonuçlarını. Bu noktada benim de sorguladığım CHP hakkında fazla bir şey söylemek istemiyorum. Çünkü ahde vefa duygularım nedeniyle hala CHP den umut varım. Bu nedenle de zihinlerde bulanıklık oluşturmak, hele de bu günlerde hiç uygun düşmeyecektir, özellikle de kendi adıma, lütfen kusuruma bakmayın.

Bakın koruyucu meleğiniz sandığınız ABD&AB&İsrail; besledikleri PKK, IŞİD, PYD yaftalı Lejyoner piçlerinin, ağrı kesici ağırlıklı ilaç lojistiğini bile Türk Milletine ödetiyorlar. Anlayın artık kimlere bel bağladığınızı, kimlerden medet umduğunuzu. Bilin ki sizin esas haminiz Erdoğan Hükümetidir ki onun da günleri sayılıdır. Ee ondan sonra kimin kucağına oturacaksın behey Demirtaş, onu da söyleyiver bir zahmet.


Bugün 2,5 ABD giydirmesi PKK vs. piçini temizlemekle uğraşırlarken, kendi canlarından da olan evlatlarımızı besleyen ordu mutfağına bakınca yüreğimiz daralıyor, gözlerimiz ayrıca yaşarıyor. Çünkü Conk Bayırlarında, Sakarya da ve Anadolu genelinde yedi düveli göğsüyle karşılayıp tüm yurt sathından kovan aynı Türk ordusunun, ancak kuru fasulye, arada pilav ve üzüm hoşaflı mütevazı menüsünü çıkarabilen mutfağına da empati yapmak zorunda kalıyoruz bir anda. Ne yaparsınız ahde vefa sahibiyiz. Bilmem anlatabildim mi?

                                                                      Serendip Altındal