19 Şubat 2017 Pazar

BAYKAL..

            Referandum öncesi birlikteliklerini, çok düzgün ve kendisinden beklenen bir konuşmayla açtı Zeytinburnu’nda Sayın Baykal. Vaktiyle neden ve nasıl bir soysuz komployla Partisinin Başkanlığından kendi eliyle tasfiye ettirilmek zorunda bırakıldığını, dosta ve düşmana karşı yaptığı konuşmanın nitelik ve niceliğinde, büyük bir açıklıkla tekrar ortaya koydu.

            İnşallah Baykal daha önce kenara koyduğu demir asayı yine eline almıştır, dedirtti tüm ahde vefa sahibi dinleyicilerine. Esasen bıraktığı yerden mücadeleye mecburdur da diğer yandan. Çünkü kendisi Erdoğan’ı bu ülkenin başına musallat edendir de bir bakıma. Şüphesiz milletini bugün ülkesinin başında karabasan haline gelmiş AKP belasından kurtarmak da önce kendisine düşer. Bu bir vefa borcudur da kendi adına esasen.

            Ancak bundan sonra gelecekte de tarihe, hak edeceği bir saygınlıkla tertemiz girmesi mümkün olacaktır. Yoksa böyle bir, iki göstermelik konuşmayla değil. Yeni ve yine bir senaryoda havlu atmadan, görevinin sonunu getirebilecek mi? Bakalım göreceğiz. Şimdilik çok verimli başladığını söylemekle yetinelim sadece. İnşallah, Allah arkasını da yüz akıyla getirir.

            Bu konuşmaya değinmek gerekirse; nosyonu herkesçe malum, kendisini ispat etmiş, çok tecrübeli bir siyasa kimliğine sahip Baykal, konuşma sanatında da tartışmasız lider olduğunu, Erdoğan tipi Başkanlık paradigmasını, ayrıntılarına parçaladığı açmazlarıyla ortaya koyduğu tatminkâr ve doyurucu ifadesiyle, yürekleri bir kere daha fethetti.

            Aynı bağlamda tirat konusunda, Erdoğan’la arasındaki gece-gündüz farkını da yeni versiyonuyla itirazsız bir kere daha güncelledi. Ve eminim ki diğerinin yine uykularını kaçırdı, bundan sonrası içinde yine kâbusu oldu. Aslında kendisine yapılan komplonun gerçek nedeni de bu korku değil miydi? ‘Burada CHP’li olarak değil, bir vatandaş olarak bulunuyorum’ derken de yüreklerimizde yatan ve beklediğimiz olanı ortaya koydu ve çok da alkış aldı.

            Hele 1946 dan 2002 ye kadar olan ortalama ülke kalkınma hızı yüzde 5,1 iken, 4,1 e düşüren AKP iktidarının, kalkınma safsataları yanında, yavuz hırsız aymazlığı ile bir de sözde başarıyı sürdürebilmeleri için, istikrardan söz etmelerindeki sahtekârlığı ortaya koyarken; aynı konuyu, defalarca dile getiren diğer konuşmacıların başaramadığı kadar bir tatmin noktasına da taşıdı.

            İyi bir yazar olabilirsiniz; ama aynı zamanda iyi konuşmak farklı bir yetenektir. Hele bu becerinizi içinde asla yalan olmayan, sadece doğru, dürüst ve adil olanla bezerseniz, işte o zaman liderliğinizi de ortaya koymuş olursunuz. Bana kalırsa, ikinci kurtuluş savaşı günlerimizde Atatürk’e yakışacak nitelikte olan tek liderdir Baykal.


O halde asla geri adım atma Sayın Baykal. Gazan mübarek olsun. Ve sakın unutma ki sen milletine borçlusun. İşte ikinci kurtuluş döneminde milletine önder olup büyük bir HAYIR işleyerek, şimdi bu borcunu da eda etmelisin. Ve artık vakti gelmiştir...

                                                                                   Serendip Altındal



16 Şubat 2017 Perşembe

İKİLEM..

           AKP liderlerinin ekranlarda, meydanlarda arzı endam ettikleri her vesilede ağızlarından, Referandum istatistiklerinin ‘evet’ gösterdiği yalanları duyuluyor. Oysa durumun bunun tamamen tersi olduğu da bilindiğinden vatandaşlarda, bu beyanların kaynağının herhalde kendi aile matinelerinde, aralarındaki yandaş muhabbetlerinden esinlendiği kanısı uyanıyor.

Sözün özüyle de, kendi aralarındaki temennileri, telkinleri bize istatistik verileri olarak yansıtıyor arkadaşlar anlaşılan. Bu bağlamda da AKP telkincisi Kurtulmuş Efendi, sırabaşı oluyor. Ayrıca ‘hayır’ diyenlerin, kendilerinin de bildiği çok haklı gerekçelerle diğerlerini etkileyeceklerinin tavan yapmış korkusuyla da, hayırcılar bölücü ilan ediliyor.

            Bireysel menfaatle toplumunki her zaman uyuşmaz. Kişisel olanı tercih edilmek istendiğinde ise diktaya müracaat edilir. Ve bunun sonucu da ortaya her zaman toplum adına, olmak veya olmamak ikilemini çıkarır. İşte bu durumda da karar merci hep toplum yani millettir.

Referandum ise çoğulcu ve demokratik toplumlarda işte bunun gibi hayati kararların alınması için vardır. Kendi selametine tamam veya devam diyecek olan halkın kendisidir diyen Kılıçdaroğlu ise tamamen haklıdır. Ve bu nedenle de Referanduma salt evet, hayır ikilemiyle değil; ama milli selamet adına sadece bu perspektifle bakılmalıdır.


            Emperyalist, geleceğinin olmadığının bilincinde olduğundan, yeni arayışlar içine girmiştir şimdilerde. Kendilerine kalsa zaman eğrisini tersine çevireceklerdir; ama buna ne yazık ki imkân yoktur. O halde yeni paradigmalara ihtiyaç vardır o zaman. Trump’ın ani gelişi, daha doğrusu da getirilişi de bu nedenledir aslında. Birlikte gündeme gelen, Cemiyeti Akvama dönüyoruz, her ulus kendinden sorumludur yaklaşımları ise aynı nedenli sinyallerdir.
           
            Ne ki bu yaklaşımlar da kendi içlerinde Neocon’lar gibi bazı muhafazakâr ve Siyonist odakları rahatsız etmiş, onları da kendi arayışlarına yöneltmiştir. Bu yeni durum ise ABD bayrağındaki yıldızları sallamaya başlamıştır ister istemez. Yakında ABD’de yeni Anayasa değişikliğine gitmeye kalkışılırsa hiç şaşırılmamalıdır. İlk akla gelense, ufukta görülen dağılmayı önleyebilmek için, Birleşik Krallık gibi yeni bir Kraliyet mevzuatıyla Başkanlığın güvence altına alınması operasyonu olabilir mesela.

Bu arada Cumhuriyetçi bazı Senatörlerin, Trump yönetiminin Rusya ilişkilerinin mercek altına alınması talepleri yanında, istifa eden Ulusal güvenlik sorumlusu Flynn’in de Senato İstihbarat komisyonuna ifade vermesini istemeleri, kafalarda soru işaretleri uyandırmaktadır.

Anlaşılan Cumhuriyetçileri de tatmin edemeyen Trump’ın, her vesile de sahte gülücükler atmaya özen göstermesine de kimse kapılmasın, bilhassa da bizimkiler. Sıkıntılarının üstüne ülkesindeki %20 potasında ki enflasyonu da koyarsanız, Trump’ın aslında Başkanlığına çok endişeli başladığı hemen anlaşılır. Bu nedenle de yakın zamanda ABD politikasında oluşacak radikal sapmaların, yeni sebep-sonuçlara gebe olacağı da aşikârdır.

            İyi de bu onların sorunudur. Bize nasıl yansır? Bu iddialı bir sorudur aslında. Elbette bize de yansıyacaktır. Ne var ki buna cevap verebilmek içinse, önce Referandumdan ‘HAYIR’ çıkarmak zorundadır bu millet. Ki tek parça halinde, özgün ve müktesebatı kendi elinde ayakta kalabilsin. Balın peteğini bile afiyetle yemeye başlayıp da hala doymayan badem kardeşler, son Osmanlı Kara Kemallerini bile gölgede bırakmışlardır. Ve bu durumu gözardı etmeyip yol yakınken de ayaklarını yere basıp biraz tasarrufa başlasalar, menfaatlerine olacaktır.

Çünkü aksi halde konuşup, savunacak, sözü dinlenecek, adam yerine konacak hangi hakkın ve itibarın kalır ki. İşte emperyalistin kendi içinde yeni operasyonlara geçmeden önce bizlerde kontrolü elinden kaçırmamak zorunda olduğunun önemi, şimdi daha iyi anlaşılıyor olmalıdır herhalde.

            Çünkü en başta Küçük Asya (Anadolu) ve Ortadoğu’yu kaybeden, Dünyada ki lider pozisyonunu da kaybeder. Türkiye de OHAL ve KHK’lar sonunda oluşan yeni Referandum dönemi, 1980 Askeri darbesiyle de asla bir tutulmamalıdır. Bugün ülkemizi Referandumun eşiğine kadar getiren durum ise sivil ve çok daha tehlikeli bir darbedir. Geri dönüşümü de yoktur ya da çok kanlı olur.

Ve hepsinden öte ve önemlisi de yeni bir Atatürk hamurundan lidere gereksinim duyacak olmasıdır. Bakın şeriat altında ki İran’a, hala kendini bulamadı. Ki birde onlar İslam’ın daha bilimsel ve rasyonel kanadı olan Şiilerdir de üstelik ne ki silkinip, eski çağların skolastik tortularını üstlerinden atmaları, çağdaş dünyayı yeniden yakalamaları ve tekrar şifa bulmaları yine de kolay değildir. Siz bakmayın Atom silahı yapabilecek olmalarına. İnternetten siz bile yapabilirsiniz. Esas zorluk malzemede ve finansmandadır.

Trump Referandum reylerinizin ‘evet’ çıkması için tır dolusu Dolarlar saçacaktır. AB çakallarının da buna ek ödenekleri cabasıdır. Çünkü son Osmanlı’dan alıştıkları gibi dizginleri ellerinde olacak tek bir Padişah istemektedirler Türk’ün başında. Çünkü Türk’ün hele de Cumhuriyet Ulusunun asla kontrol edilemeyeceğini çok iyi bilirler. İşte bütün uğraşları da bu yüzdendir.

Ne var ki Türk faziletiniz onların bütün paralarından daha değerlidir. Çünkü faziletiniz, ahde vefanız, düzgün ahlak ve adaletinizin yanında tanrınızı da ihtiva eder. Ve unutmayın ki Türk’ün tanrısı Tengri; Arap’ın ki Allah’tır. Tengri birlik, dirlik, ahde vefa, şefkat, sevgi, aile, hak ve asaleti temsil ederken Allah; güç, otorite, ceza ve korkuyu temsil eder.

                                                                       Serendip Altındal



10 Şubat 2017 Cuma

AKIL MI, TAKIL MI..

            Siz bakmayın resmin görünen yüzüne; Hitler bile bizimkinin yanında devenin toynağındaki ufak kır dikeni gibi kalırdı. Evetlerinizle uyandıracağınız o karanlık ruhun derinliklerinde işaretinizi bekleyen depresif canavar, hele bir de iplerini koparmaya görsün, anlarsınız. Siz sağlık uykunuza daha devamda kalın.

15 yıldır bu ne uykusudur be. Elinizle şişirdiğiniz canavara, yataklarınızda çerez olmak üzeresiniz. Ayrıca İslamcı yazar Levent Gökdeniz ‘in dediği gibi yatak odalarınızın anahtarlarını da istendiğinde yandaşlarına teslim etmek zorunda kalacaksınız. Yani Osmanlıda, kimseye sorulmadan Sarayın haremine her evden cariye toplandığı da hiç unutulmasın.

Sonra bunlar kimlere peşkeş edilirdi o da ayrı bir sorundu. Hele de başlık parası filan boşuna da beklemeyin sakın, nasihat bile alamazsınız. Ayı bile derin uykusundan vakti geldiğinde çoktan silkinip kalkardı; ama uykuda postunu da asla kaptırmazdı. Her halükarda çok iyi bilmek zorundayız ki tartıya konan yeni Anayasa ve Başkanlık sistemi ile ülkemizin emperyalist tarafından bizatihen işgal edilmesi arasında, esasta hiçbir fark yoktur aslında.

Şimdi neresinden bakarsanız bakın; ama Referanduma bu gözlükle bakmanızda hem Ulusal müktesebatınız hem de sizin ve tüm ailenizin ruh sağlığı açısından sayısız Hayırlar vardır. Biz söylemiş olalım da, günahı da sevabı da size ait olsun bundan sonra.


            Rıdvan denen bir futbol eskitmesi, ’bana Şeytan deme, 55 yaşındaki adam Şeytan olmaz’ diyor Şenol Güneş’e. Söyleyelim o zaman, ulan hem de Şeytanın babası olur. Çünkü Şeytanın da olmuşu, pişmişi, kestane gibi kavrulmuşudur o artık. İnanmıyorsan bak çevrene, kendin gibi olgun sayısız Şeytan göreceksin. Yoksa çoluk çocuğun her tarafı Şeytan olsa ne yazar.

Unutma ki top oynadığın gençlik yıllarında sen bile bu kadar Şeytan değildin. Ayrıca evet dediğin birisi bile ‘hırsızlık babadan oğula geçer’ dememiş miydi? Şeytanlık da böyle bir hastalıktır işte, büyükten küçüğe geçer. Yani hiçbir insan yavrusu Şeytan veya hırsız doğmaz.

            Sen bunu da iyi bilirsin, şimdi de milletçe binmişiz bir tekere, birlikte gidiyoruz pokere. Hali pür melalimizi bizim Temel’e bile sorsan; ‘ula zaten sizde akıl olsa idi böyle İblis kuyruğuna takıl olmazdınız uşaklar’ derdi sana kesin. Ayrıca senin evet demene de ihtiyacı yoktur biraderlerinin nasılsa.

            Çünkü herkes HAYIR dese bile yine sandıktan ‘evet’ çıkacağı; mevcut ve ne hikmetse hala çalışan, nalıncı keseri gibi de hep kendi(!) tarafına yontan meşhur ve aynı dijital sayaçla alınacak sonuçların, geçmiş diğer sayımlarda olduğu gibi yine AKP tarafını göstereceği gün gibi ortadadır. Ne yazıktır ki muhalefetin bütün gücü de, bu sadece tek taraflı işleyen düzeneği kaldırmaya yeterli olamamıştır şimdiye kadar. Balık bile iki defa aynı oltaya takılmaz. Balık kadar bile olamadığınıza göre, o halde hüsran yine hüsran olacaktır sonuçta.

            Bu arada hala Bahçeli mi? Onu unutun, son barutunu da harcamış bir boş kovandır artık o. Hoş eskiden de aslında yivsiz, kurusıkı boş tabancadan başka bir şey değildi. Şayet hamurunu o mübarek(!) eliyle açtığı Başkanlık pişerse, o çok güvendiği Başkanının elinde, kedinin sıçanı gibi kalacağını kendisi de anlayacaktır nasıl olsa işin sonunda. Refakatçileri mi ne olacak? Onları zikretmeye bile gerek yoktur. Arif olan anlar.


            Ee emekli kardeşim gelelim sana. Sen ne düşünürsün AKP Panayırının en son balonu Varlık Fonu hakkında. Hele de hesabın başında jöleli danışman varsa. Desene hep birlikte maaşlarımızı, bundan böyle artık Düyunu Umumi ’den alacağız. İyi de ne zamana kadar! Yani yabancı patron ne zamana kadar ödeme yapar acaba bize?

Hani bunu da bir düşünüversen diyorum. Sen yine boş verir takmazsın kafana nasılsa, en iyisi de hala uykuya devam et, tabii bıçak kemiğine dayanıncaya kadar. Veya nasıl olsa da öbür tarafta Hurilerle, Nuriler kollarını açmış seni bekliyor olacaklardır. Boş ver umurunda mı Dünya.

Erdoğan ve tarafgirlerinin Başkanlıkla prangalardan kurtulacağız manevraları, asimetrik alındığında ancak doğruluk kazanır. Çünkü Osmanlı despotu Abdülhamit’in bile 33 yılda ümmetine yaşatmadığı böylesi ihanet ve sorumsuzluğu, son milli kaynakların Varlık Fonuna aktarılmasıyla, 15 yılda AKP Hükümeti yapmıştır. Ve aslında tüm milli varlığımızın yeni bir Düyunu Umumi bileşkesinde yine yabancı sermaye altına alınması bağlamında, sahte AKP Osmanlıları tarafından şimdi Türk Ulusunun geleceğinin dahi prangalanıyor olması gerçeği, tarihin ihanetinin dik alası değil de nedir?


            Anlaşılıyor ki Erdoğan’ın önce Başkan olmasını bekliyor birileri. Beraberinde Cumhuriyet tasfiye olup, federatif bir ortam hazırlandıktan sonra da emsal ülkelerde yaptıkları gibi despot Erdoğan’dan kurtulup, kendi profesyonelleriyle rafine bir kadroyu işbaşına getirmeyi planlıyor olmalılar. Trump’un yeni CIA Başkanı Türkiye’ye, Erdoğan’ı yine kafaya almak ve bunun zemin yoklaması dışında sizce neden gelmiş olabilir. Böylece yeni Sevr şartlarının oluşacağı Türkiye’den ve yılların kâbusundan kurtulmaları, hesapları tutarsa mümkün olacak demektir.

                                                                       Serendip Altındal


5 Şubat 2017 Pazar

SÜR-GİT(MEZ)..

            Bakan ve Milletin Vekillerinin sadece vitrin kozmetiği oluşturduğu bir meclis nasıl olur diye dünya geneline sorarsanız; ‘Referandum sonuçlarının sizdeki gibi bir Anayasa taslağına ağırlıklı ‘evet’ çıktığı bir toplumun meclisidir’ cevabıyla yüzleşirsiniz hemen, bilesiniz.

            Bir de bunun üstüne, Trumph ABD’nden Kıbrıs’a, İsrail Pandorasından, uzak Asya’ya ve bilhassa da yakın Ortadoğu’muzda, 1001 yamalı Arap seccadesine dönüşen sorunlar da ele alındığında, ‘acaba bizim geleceğimiz nasıl olacaktır’ sorusu da binecektir. Bu sorulara da hazırlıklı olmalıyız ve bu soruları öncelikle de biz kendimize sormalıyız.

            Aşkı sevda ile ilmi muhabbetin parabolik dünyasında, paranın egemen olamayacağı bir yeni özlem dünyasının, ancak aşırı uç ve kanatların kırılacağı bir yeni Dünya harbinden sonra ilk görüntülerini verebileceğine de hazırlıklı olmalıyız. O halde bizi bırakalım da, çünkü biz o günleri nasılsa göremeyiz; ama gelecek nesillerimizin işi daha da zor olacak demektir.

            Bu durumda geleceğini kendi tayin etme bilincinden de öte, kendi kontrolünde tutabilmek için Türk Ulusuna tek bir çıkış yolu kalıyor. O da, halkın iradesinin egemen olduğu, tam bağımsız Kuvayı Milli bir harçla sıkıştırılmış, Kemalist fundamentle pekiştirilmiş Cumhuriyetimizin ilkelerine, sımsıkı sarılmak ve ondan asla ayrılmamak zorunluluğudur.

            Bu yolda yürüdükten sonra da, Cumhur faziletini hiçleyecek, ilkeli vatandaş yaşamına ya tamam ya da devam diyecek ve aslı emperyalist komplosu olan referandumdan, kahır bir ekseriyetle ‘HAYIR’ çıkması, Türk Varlığı adına da yedi düvele açık bir çarpıcı bir cevap ve yeni bir İSTİKLAL tokatı olacaktır.


            Çin, Rusya ilişkisinin azami dikkat ve kararlılıkla, bu bağlamda itimat uyandırmayan Cumhurbaşkanına rağmen, milli bir mesele olarak ele alınması ve muhataplara Türk Milleti adına azami güvence verilmesi gerekmektedir. İnanıyorum ki ancak bu sayede konvansiyonel silah sanayiinde de ulusal bir potansiyel oluşturabilmemiz mümkün olabilecektir. Çünkü büyük bir devlet olmanın da en önemli şartı, önce caydırıcı silah sanayiine sahip olmaktan geçer.

            Emperyalist ikirciklilerin boş vaatlerine asla itibar edilmemelidir. Zira sonuç yine hüsran olur ki bunu da, son Osmanlı’dan bu yana yediğimiz bunca tokattan sonra artık çok iyi biliyor olmalıyız. Aynı bağlamda özellikle de Şeytana bile külahını ters giydiren, ABD’nin de akıl hocası olan ve Lozan’dan bu yana da aklınca bizden alacağı olan İngiliz şarlatanının, yeni tuzaklarına da asla düşmemeliyiz.

            Bilmeliyiz ki bağımsız, vakur bir ulus olarak istikbale de umutla bakabilmenin yolu ancak tutarlı, güvenilir bir dış siyaset uygulayabilecek ve Atatürk emsalinde olduğu gibi sağlam karakterli, harama el uzatmayan, adil, dürüst, ahde vefa sahibi siyaset adamlarının varlığı ile mümkün olacaktır.

            Dün dündür bugün bugündür epikürist tutarsızlığında, salt egosantrik menfaat dürtülü sözde siyasetçilerle varılacak hedefler bellidir ya da hiç yoktur. Yani bu gibilerin varlığı, ancak bugün birlikte derin yara aldığımız böylesi bir hüsrandır işte. Ve şayet düşündükleri gerçekleşirse daha beteri de yoldadır. Artık siz karar verin.

            İngiliz menşeli, NATO Gladyosu, ABD finansman ve teknik destekli emperyalist projesi olan, Türk’leri, Türk olmayan ve onlarla aynı duygulara sahip olmayanlarla yönetme senaryosu, bildiğiniz gibi bizim sinemada hala oynuyor. Ve bağlamında da Türk giderek özeğinden uzaklaşıyor. İşte Türk Ulusu için en büyük tehlikede budur aslında. Yani Türk birliğinin dumura uğratılması meselesi, Emperyalist adına Asrın projesidir. Amaç Türk’ü duygusuzlaştırıp hiçleyerek küçük Asya’dan kovmaktır. Bizim buna duyarsız kalmamız ise, emperyalistin ekmeğinin üstündeki yağdan öte kaymağı da oluyor.

            İşi gücü bırakıp, Başkanlık, Referandum gibi emperyalist kumpaslarına, sonuç alamayacağımız, neydi, nasıldı sorularını yöneltmektense, gelin en iyisi aşağıda, Araştırmacı Hakan Er’in Türk Birliği yapıtından derlediğim alıntıya bir göz atalım. Bu yazıyı bir de şu yeni bitme Madam Osmanoğlu okusun isterim.

            Sevgili Atatürk’ümüzün Türk Birliği görüşleriyle ruhumuzu yıkar ve topyekûn ‘HAYIR’lara yeni bir itici ivme yakalarız belki de kim bilir? Adamla adam benzerleri arasındaki uçurum nasıl bu kadar derin olabilir, inanılır gibi değil. Belki bir Atatürk olamayız; ama bir Dr. Zeki benim, sensin. İşte bunu da hiç unutmayalım aziz kardeşim…
  

§ Atatürk yakın arkadaşları Salih Bozok, Kılıç Ali, Nuri Conker’i kastederek “Bizimkiler nerede?” diye sorar, Tevfik Rüştü Aras(Atatürk’ün dış işleri bakanı) Ziraat Bankası salonundaki baloda olduklarını söyler. Hep beraber Ziraat Bankası’nın balo salonuna giderler. İçerisi tıklım tıklımdır, Atatürk gelince herkes alkışlar, “Yaşa Gazi Paşam” şeklinde tezahürat yapar. Atatürk halkıyla sohbet etmeyi çok sevdiği için sandalye ve masa ister ki isteyenler ona sorularını sorabilsinler. Soru sormak için gelen kişilerden biri Zeki isimli 25 yaşlarında bir doktordur. Şunu sorar:

-Gazi paşam! Saltanatı kaldırdık, hilafeti meclisin manevi şahsiyetinin içine aldık; bunlar yapılana kadar bir ideali olabilirler fakat yapıldıktan sonra yeni bir düzen kurulur ve işler. Onun iyi işlemesi, kötü işlemesi, ideal değildir, iyi işlemesini sağlamaya mecburuz! Yaptığımız öteki devrimler de yapıldığı an ideal olmaktan çıkar. Artık ideallerimiz, yaşadığımız gerçekler haline dönüşmüştür. İyi ya da kötü sonuç vermesi bizim sorumluluğumuzun sonuçlarını belirler. Ama bir de milletlerin babadan oğula sıçrayan uzun vadeli idealleri vardır. Siz bize böyle bir ideal aşılamadınız! Yahut benim bundan haberim yok! Bunu bize açıklar mısınız Gazi hazretleri?

Atatürk bu soruya şöyle cevap verir:

-Bunlar vicdanımıza yazılmış gerçeklerdir; konuşulmaz, yaşanır!
Elbet bu milletin bir ülküsü olacaktır ama bu ülküler devlet tarafından açıklanmaz; Millet tarafından yaşanır!
Nasıl bakarken gözlerimizi görmüyor, onunla her şeyi görüyorsak, ülkü de onun gibi, farkında olmadan vicdanlarımızda yaşar ve her şeyi ona göre yaparız. Ben devlet başkanıyım! Sorumluklarım vardır! Bu sorumluluklarım altında konuşamam! Bu konuda genç arkadaşlarımla ayrıca konuşacağım.

Sonra Atatürk halkın Cumhuriyet bayramını tekrar kutlar ve Dr. Zeki’yi yanına alarak Genel Müdür’ün odasına çıkar. Atatürk’ün arkasında duvarda bir Türkiye haritası vardır. Karşısında oturan Dr. Zeki’ye:

Benim arkamdaki haritayı görüyor musun?

-Evet paşam.

O haritada Türkiye’nin üstüne abanmış bir blok var, onu da görüyor musun?

-Evet, görüyorum Paşa Hazretleri.

-Hah. İşte o ağırlık benim omuzlarımın üstündedir. Omuzlarımın üstünde olduğu için, ben konuşamam!
Düşün bir kere. Osmanlı imparatorluğu ne oldu? Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ne oldu? Daha dün bunlar vardılar. Dünyaya hükmediyorlardı! Avrupa’yı ürküten Almanya’dan bugün ne kaldı? Demek hiçbir şey sür-git değildir! Bugün ölümsüz gibi görünen nice güçlerden, ileride belki pek az bir şey kalacaktır. Devletler ve Milletler, bu idrakin içinde olmalıdırlar. Bugün Sovyet Rusya dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Devlet olarak bu dostluğa ihtiyacımız var! Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir! Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler, avuçlarından sıyrılabilirler… Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir! İşte o zaman Türkiye, ne yapacağını bilmelidir! Bizim bu dostumuzun yönetiminde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onları arkalamaya hazır olmalıyız! “Hazır olmak” yalnız o günü susup beklemek değildir, “hazırlanmak lazımdır.” Milletler, buna nasıl hazırlanırlar? Manevi köprülerini sağlam tutarak! Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür! Bugün biz, bu toplumlardan dil bakımından, gelenek, görenek, tarih bakımından ayrılmış, çok uzağa düşmüşüz! Bizim bulunduğumuz yer mi doğru, onlarınki mi? Bunun hesabını yapmakta fayda yoktur! Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz; Bizim, onlara yaklaşmamız gerekli. Tarih bağı kurmamız lazım. Folklor bağı kurmamız lazım. Dil bağı kurmamız lazım.
İşitiyorum: Benim dil ve tarih ile uğraştığımı gören kısa düşünceli bazı vatandaşlarımız; “Paşanın işi yok! Dil ile tarih ile uğraşmaya başladı” diyorlarmış. Yağma yok! Benim işim başımdan aşkın. Ben bugün çağdaş bir Türkiye kurmaya ne kadar çalışıyorsam, yarının Türkiye’sinin temellerini de atmaya o kadar dikkat ediyorum. Bu yaptıklarımız, hiçbir millete düşmanlık değildir. Barıştan yanayız, barıştan yana kalacağız! Ama durmadan değişen dünyada, yarının muhtemel dengeleri için hazır olacağız. Bunları sana, akıllı bir genç olduğun için söylüyorum. Sen bil, gerekçesini kimseye söylemeden böyle davran, çevrenin de böyle davranması için gerekeni yap! İdealler konuşulmaz, yaşanır! İşte senin sorunun karşılığını da böylece vermiş oldum! ( Türk Birliği – Hakan Er)

            Bu bilgelikle de yüklenerek, dolu dolu ve daha fazla özgüven, ahde vefa, dik duruş temennilerimle birlikte; sağlık ve esenlikler diliyorum.

                                                                       Serendip Altındal


29 Ocak 2017 Pazar

AYRIKOTUM..

             Hangi sapkın kafanın rüzgâra savurduğu bilinmeyen; ama hukuksal bir tarafı olmadığı gibi birbirini çizen maddelerle de dolu böylesi bir ucube Anayasa taslağına bakınca, aklı başında her Âdemoğlunun irkilmemesi mümkün değildir. Acaba diyorum, yoksa Bahçeli mi ruhunda gizlediği Şeytana karalattı bu uçuk ve aptalca taslağı diye soruyorum da kendime.

            Oldubittiyle Meclisten alelacele geçirilen taslağın kaçık maddelerine bakılınca da dejenere bir ruhun bu soğuk esprisi, bir Mafya tokadı gibi çarpıyor adamın suratına. Yoksa şaka mı bu, diye de düşünüyor insan elinde olmadan. Asgari müştereklerde bile kabulü olmayan, buna rağmen azami müştereklerde anlaşmaya zorlayan böyle bir tasarının, ülkemi ancak salt bir Mafya cennetine dönüştüreceğinin, sıradan bir vatandaş olarak ve kimseden yardım almadan yine de bilincine varabiliyorum.

            Ve kendi adıma da çok iyi teşhis edebiliyorum ki sadece referandum böyle bir geçiş döneminin realize edilebilmesinin önünü alabilecek tek araç olacaktır. Diğer sıradan vatandaşlarıma da zorunlu olarak, gözlerini dört açmalarını, milli müktesebatlarının her şeyin üstünde olduğunu, bunu pekiştirenin de Anayasamızın asla değiştirilemez ilk dört maddesi olduğunu, önemle ve özenle bilhassa belirtmek istiyorum.  

Milli Müktesebatımızın ilelebet muhafaza edilebilmesinin tek yolunun da, tam bağımsız, Kuvayı milliye ruhu taşıyan milli bir Atatürk Meclisi olduğunu, kendilerinin ise yüce Türkiye Cumhuriyetinin Türk vatandaş kimliği sahibi bireyleri olduğunu, biran bile akıllarından çıkarmamaları gerektiğini ve bu bağlamda da onlara, tahrik ve iğfal edici yalanlara kanmamalarını, muhaliflerin oyunlarına asla gelmemelerini tavsiye etmek zorunda olduğumu da hissediyorum.


ABD Trumph ile yeni bir siyasa arasında veya klasik Amerikancı siyasetin marjinalleşmesi aşamasındadır. Nitekim Federasyonlarda ilk çatlaklar belirmeye, federatif birlik giderek alarm vermeye de başlamıştır. Daha önceleri de defalarca yazdığım gibi ABD’nin gelecekteki günahlarının da sorumluluğunu taşımak istemeyen Federasyonları, ayrılık temayülleri göstermeye ister istemez başlayacaklardı esasen. Bayraklarında acaba yıldız kalacak mı, yakın zaman, özellikle de Trumph geleceği, bunu da bize gösterecektir nasılsa.

            Yeni bir Dünya harbi arifesinde bize bakıyorum da, milletçe kandırık olmuşuz. Hala aynı havadan gidiyoruz. Kıçı sıkışan ben kandırıldım diyor. Yani bu bir özür dilemek mi oluyor şimdilerde. Menfaat aslında egodur. Bebek bile egoyla doğar. Doğuşundan itibaren anasının memesini araştıran bebeğinize empati oluşturun, sizde anlarsınız.

            Yani ego her canlının ki buna bahçemdeki ayrıkotu da dâhil olmak üzere – ki bırakın vatanımı, bahçem kuruduğu zaman onu bile arıyorum - ayrılmaz bütünüdür. Egosunun ihtiyaçlarını ya da ihtiraslarını eksiksiz yerine getiren, bir ifadeyle akıllıymış. Oysa ona akıllı denmez. Akıl farklı bir şeydir, ahlak, adalet ve mantıkla özdeştir. Zaman ve tecrübeyle gelişir, anlam kazanır, sahibini yüceltir. Akıllarıyla yücelmiş kişileri analiz edince, onlarda egolarının asla ön planda olmadığını, şaşılacak bir isabetle hemen fark ederiz.

            O halde benmerkezinin doğrultusunu, yaşam felsefesi yapmış, ‘BENDEN SONRA TUFAN’ diyen birisine, şimdi nasıl akıllı diyebilirsiniz? Her Dinde kötülük sembolü olarak var olan Şeytan, gerçekte egonun sembolüdür. Ve doğuştan itibaren var olan egoya, yani ilkel akla işaret eder. Dolayısıyla Şeytana da akıllı denemez aslında. Tıpkı kafası sadece meluna, menfura, şirke çalışana da denemeyeceği gibi. 7X24 aldatıp durun kendinizi; ama düşün bu milletin yakasından. Hz. Muhammed tabiriyle de; sizler biatkârsınız, imankâr değil. Çatlak kerestenizden çatı bile onarılamaz. Sizin kuşunuz dahi bu millete ötmez.



            Rusya Suriye de Kürt özerkliği istiyor diye tu kaka mı oldu şimdi. İster ister sen kendine bak. Senden de neler istiyorlar, her isteneni verirsen sana ne kalır ki. Hani meşhur laf vardır, “ha sana, ha bana ….m kaldı Hasan’a”. Suriye başka, Türkiye başkadır. Yüz yıl geleneği çok partili Demokratik Cumhuriyet sistemi ve Anayasasıyla halvet olmuş bir Türkiye ile bir Arap Otokrasisini, nasıl aynı kefeye koyarsın. Onlar henüz deneme, yanılma ve ümmet dönemindeler. Yani onlarda henüz ne eksen biçersin.

            Karşında ümmet ilkelini aşmış koskoca bağımsız Kemalist Türkiye Cumhuriyeti var. Akıllı ol da bunu bütün ilke ve erdemiyle muhafaza etmeye bak sen. Bak ki kimse senden, sen vermedikçe zorla bir çöp bile alamasın. İşte herifler sizleri kullanarak boşuna mı yüz yılın kültürünü aşağı çekerek, aradaki farkı yok etmeye çalışıyorlar sanıyorsun. Yani sen de onlarla aynı seviyede, aynı masaya yatasın ki sen de aynı sırtlanlara meze olasın. Akıllı ol da öyle olma! Ya da yok ol! Keyfin bilir! Ama Türk Milletiyle olmaz o düşündüğün.

            Hele de Atatürk gibi bir insanüstünden kutsal bir emanet almışsan. Akıllı olacak, onu ebediyen muhafaza edecek, ite, bite, meluna, çakala harcatmayacaksın. Adam sizlerden oluşan bir ümmeti, Ortadoğu adlı cadı kazanının dibinden çekip, Cumhuriyet şemsiyesinin milli güvencesi altında, özgün bir ulus millete dönüştürdü. Yine de o kazanın dibine yatmak istiyorsanız, layığınızı sizde bulacaksınız nasıl olsa.

            Burası Ortadoğu’dur bugünden yarına kimin ne olacağı hiç bilinmez. Sen ki tarihin eblehe verdiği ve bir daha da vermeyeceği bir şans olan Atatürk ve onun mirasını mı reddediyorsun? Unutma ki senin de yaşam saatin bir gün duracaktır.  İnsanoğlu ölmekten değil; ama nasıl öleceğinden korkar aslında. Bir yatağında mışıl mışıl yarı uykuda, ailesiyle vedalaşarak ayrılmak var. Bir de bazı sapsız, yüzkarası Derebeyleri gibi sokaklarda çuval döküntüleri halinde, dağılarak, reziline ve definsiz çukura atılmak var.

Yani donsuz doğdun, öyle de gideceksin. Çünkü sende bir gün o tellağın önüne çıplak ve cansız bedeninle yatırılacaksın. Vasiyetin bile olsa, yine de adam seni bildiği gibi evirip, çevirip, biçimine göre de ovalayacaktır. Hele bir de FETÖ’cüyse yaptı Allah işini artık. Çünkü tarih sizin kafalar için hep bir tekerrür olmuştur, öyle de kalacaktır. Zira ne hazindir ki o fasit dairenin dışına çıkacak yetiniz ve yeteneğiniz yoktur.

Bak çevrendeki modası geçmiş, kalkınmış Batı da ise kemikleri bile kalmamış lider bozuntularına, belki ne dediğimi daha iyi anlarsın. Sizler geçmişinize mum tutmaya çalışıyorsunuz. Oysa ötekilerin güneş hep önlerini aydınlatıyor ve ona doğru gidiyorlar. Arkalarında bıraktıkları karanlık ise, yeni çıkmaz sokaklara sapmamaları, tuzaklara, kör kuyulara düşmemeleri için muhteşem bir eğitim oluyor sadece. Ah keşke biraz bir şeyler öğrenebilseydiniz o yüce Atatürk’ten. Yine de geri kazanım şansınızı kullanmak isterseniz, NUTUK ile ama anlamak üzere okuyarak başlayın o zaman.
           

            Yani neresinden bakarsan bak; ama önce bu gözlükle bakman gerekiyor kendi habitatına ve çevrende ki o bitmez ego kavgasının tarih boyunca komplo bazlı yaşam öyküsüne, arkadaş. İnanırsın veya inanmazsın; ama bil ki dediklerimi sonunda, aynen sende yaşarsın…
                                                                   
Serendip Altındal


20 Ocak 2017 Cuma

SİNSİ PARILTILAR..

           Terör yaftalı IŞİD, PYD, PKK vs. her neyse, siyasanın emperyalist ucubesini, Ortadoğu’ya egemen kılmak üzere teşkil edilen sırtlan mangalarına, önce paralı asker toplamak gerekiyordu. İşte süreç içinde bu sürüler yeterli oranlarda devşirildikten sonra, var olan ulus Devletleri paralayarak, farklı kulvarlar, renkler ve formatlarda yerel Federasyonlar kurmak üzere sahneye bir anda sürülüverdiler.

            Çoğunlukla günahsız kanları döküldü, aileler bölündü, şehirler harap oldu ve milyonlarca evsiz, yurtsuz mülteci çoluk, çocuk yollara düştü, heder oldu, daha da beter oldu. Istıraplarından sorumlu emperyalist Batı ise bu mazlumların çektikleri acıya duyarsız kaldı. Ve geçen süreçte Ortadoğu’nun daha önce çizilen yeni yüzü, yavaş yavaş belirmeye başladı. Hikâyenin gerisi de bildiğiniz gibi halen yazılıyor. İşte bu yeni yapılanmayla oluşacak vahim geleceği, önemi itibarıyla doğru yorumlaması, TSK’mızın, bugün Suriye’de olma nedenlerinden birisidir.

            Diğer nedeni, çok daha öncelerinden beri iğneden ipliğine, emperyalist payandasıyla başımıza musallat edilen çakma Kürt Federasyonunun tetikçisi olan PKK Lejyonunu da besleyecek olan, Suriye, Irak sırtlarında oluşturulmaya çalışılan Kürt koridoruna iltihakın önünü kapatarak, sınırımızda oluşacak ve bize de bulaşacak olan sıtma bataklığını da, oluşamadan kurutmaktır.

            Temel konu İslam olunca; en zengin ve stratejik statüye sahip Ortadoğu’da, Dünya hükümranlığı adına emperyalist egonun ömrünü uzatmaya yönelik en kullanışlı aracın, Vatikan uzmanlarınca iyice irdelenip, manipüle edilerek şirazesinden saptırılmış bir İslam olacağı da anlaşılmıştır. İşte bu nedenle de bizim de hatırı sayılır bir azametle içinde olduğumuz bu bölgede, yeni bir sanal İslam’ın yüceltilmesi elzem olmuştur.

            Ve aynı bağlamda Ulusal Bekamızın devamı için olmazsa olmaz olan, Kemalizm ve banisi Atatürk, nasıl istenmeyenler listesinin başına oturtuldularsa; Hz. Muhammed’in Sosyal İslam birliği ve İslam’ın özeği olan Ehli Beyt de aynı nedenlerle kara listenin başına alınmıştır.

Çünkü hesaplarına göre şayet bu ögeler dıştalanmasalardı, büyük umutlar besledikleri çakma İslam projesi, tavuk yemine dönüşürdü. Şimdi bu projeye yakın bir gelecekte sahte bir Peygamber bulacakları da kesindir. Öncelikli adayları Gülen idi; ama malum sebeplerle bu iş şimdilik yattı, artık zaman ne gösterir bilinmez. Bakarsınız Erdoğan’ı yapıverirler!


            Çoğunlukla yetişme çağında ki gençlerden oluşan İslam yaftalı terörist ordularına yeni müritler bulmanın, Batı’da daha da kolay ve ucuz olabileceğini tespit ettiler. Çünkü altyapı zengini yani daha bilgili ve danışacak büyükleri olan Müslüman geleneğe sahip, duayeni bol bir çevrede yetişen gençlere sanal İslam’ı benimsetmek, Batılı cahil, o kadar fazla da yeni şeyler öğrenmeye iştahlı ve gizem bahçelerinde gezinmeye de hayli meraklı gençlerin yanında, deveye hendek atlatmakla müsaviydi.

            Bu bağlamda, en ideal araç olan uluslararası NET i  (Internet) kullandılar. Sanal kimlikle, iyi lisan bilir, sahte Vatikan İmamlarını sosyal medyaya saldılar, hedefe alınan saf gençleri de kızlı, oğlanlı çeşitli mizansenler, senaryolar, binbirgece, cennet ve cehennem fantezileriyle iğfal ederek, onları adaletsiz dünyayı düzeltecek sanal kahramanlara figüre ederek,  tuzak-kamplarına dâhil ettiler.

Batılı emperyalist düzenin teslimiyet varoşlarındaki betonarme fakirhanelerinde, yoklukla; ama çaresizlikliklerini unutturmak için de alıştırıldıkları uyuşturucularla büyümeye çalışan bu genç çiçekler, böylece terör bahçelerinde açamadan solup gittiler, gitmekteler.

Doğulu Müslüman gençlerin küçükken Doğuda ki eğitim kamplarına düşenlerinin dışında kalan daha yetişkinleri - ki bunlar çoğunluktur -  ise alacakları yeşil Dolarlarla ilgileniyorlardı aslında sadece, zira onların kafaları, çevrelerinde mebzul miktarlardaki din sarraflarının çakma tanrı safsatalarıyla yeterinden fazla doludur esasen. Bütün bu garipleri haralardaki sığırlar gibi güden kara maskeliler ise düştükleri tuzağın farkına varıp ayrılmak isteyenlere vahşet dolu işkenceli ölümler tertipliyor, vesileyle diğerlerine de korku salıyorlardı.

İşte bir yanda bunca uğraş verilip, paralar dökülüyorken, elbette ana hedef olan Türkiye’de de Yeni Osmanlı dümeniyle karışık, irticai İmamet dönemine geçilmeliydi. Bunun içinde iradeyi tamamen kendi elinde toplayacak bir çakma Başkana pardon Sultan’a ihtiyaç vardı. Ama her şeyden önce de Anayasa buna geçit vermeliydi. O halde öncelikle anayasa ve bilhassa da ilk dört maddesinden kurtulunmalıydı.

Nasıl mı? 15 Temmuz kurgu darbesinin ürünü OHAL ve KHK’lar işte bunun için vardılar. Mecliste salt iyi niyetinden başka, eti, butu yeterli olmayan CHP’nin dışında, başka da işe yarar muhalefet olmayınca, bu günlere gelmemiz hiç de zor olmadı. Peki, hepsi bu kadar mı? Hayır, hiç sanmıyorum. Bekleyelim ve bu filmin sonunu, Emmioğlu + Vatandaş  = Ordumillet bileşkesinde hep birlikte görelim.

Bu Bahçeli denen adamı is anlamak mümkün değil. Ahın gitti, vahın bile kalmadı yadigâr. Hala arkasında partisi bile kalmayan bir koltuğa yapışıp oturuyorsun. Hiçbir kıymeti harbiyenin olmadığını, aynaya baksan da anlayacak halin yok nasılsa. Bak o zaman yakın koruman haline gelen çevrendeki AKP’lilerin, bilhassa da Binbirali ile Erdoğan’ın, sana kahredici bir istihza ile bakan gözlerine. Ve içlerinde yanıp sönen ikircikli o sinsi parıltılara. Aslında vicdan, ahlak yani akıl taşıması gereken bölgende, belki sen de bazı kıpırtılar hissedebilirsin…

                                                                                   Serendip Altındal



14 Ocak 2017 Cumartesi

İŞGAL GÖRÜNTÜSÜ..

            Her ne kadar işgal sendromu yaşıyorsak da, ülkemiz değil; ama müdavimlerinin yerlerinde oturarak, vatandaş bireylerin reyleriyle seçilmiş çağdaş ve örnek insanlar gibi uzlaşma zemini aramaları gerekirken, birbirlerinin üstünde tepindikleri görüntüsüne bakınca, TBMM’nin aslında bir takım emperyalist güçler tarafından işgal altında olduğu algısını yadsımak mümkün olmuyor.

            Bin bir zorluk ve mücadele ile kazanılmış, on binlerce şehidimizin kanlarıyla bedelini ödediği, 100 yılın Anayasasını ve milli müktesebatımızı, elan SEVR kafası taşıyan emperyalist ile anlaşarak, her ne pahasına olursa olsun pazarlık masasına koyan, maalesef baştaki AKP’li müstevli beslemeleridir. Şimdi de elbirliğiyle ülkemizi, ne yazık ki tarih öncesinde kalmış Osmanlı ki aslından bile hayli uzakta ilkel bir kopyasına dönüştürme uğraşı içindedirler.

            İstiklal günlerinin Kuvayı milliye ruhunun ateşini taşıyan, bir o kadar da duyarlı,  irticali olmayan, dikkatli ve özenli, yolundan sapmış akılları tekrar başlarına dönmeye davet eden, milliyetçi, ötesinde de dost ve düşman çevrelerce dahi çok alkışlanan bir meclis konuşmasına imza atmıştı Sayın Baykal.

Konuşmanın asıl muhatabı olan karşı taraf, kendisini bir hayli rahatsız hissetmiş olacak ki, ani esen bu vicdani endişe rüzgârının tepkisiyle, içlerindeki bir takım inorganik parmaklar vasıtasıyla bu tarihi konuşmanın, nokta atışı yapan bazı kritik vurgularını, yine de kırpmayı becerdiler. Ne var ki ana mesaj alınmıştı artık ve dijital manipülasyon boşunaydı.

            Ne yaparsınız adamların bütün benlikleri, öz kimlikleri yalan, dolan, desise üzerine programlanmış ve ağızları dursa kıçları işliyor aynı bağlamda. Peki, ne yapmaya çalışıyor sahiden bunlar. Artık sağır Sultanın bile bildiği gibi SEVR dönemlerinin Osmanlısının ABD kompozesi yeni bir sömürge ümmetistanı oluşturmaya çalışıyorlar Türkiye’mizden. Bunu yaparken de tarihi geri sarmaya boşuna uğraşıyorlar.

Bilmiyorlar ki Quantum fiziğinde bile zaman içinde dönüşüm, henüz faraziye olarak kabul görüyor. Ayrıca tarihin asla bir tekerrür olmadığı da biliniyor. İyi de, özellikle de müstevlilerin tam karşı saflarında olması gereken Bahçeli ve bazı parti menşeli yakın korumaları ne arıyor bunların arasında.

            Mutlaka bunların hepsine birden bir ön avans ödenmiş ve görevin hitamında da bedelin tamamı ödenecek olmalıdır. Bunun ne olduğu konusunda bir fikrim olmadığı gibi faraziye üretmeye de ne vaktim ne de niyetim var. Elbet günü geldiğinde bütün kapakların, kimi de gıcırtıyla açılacak ve arkalarında ne sakladıkları görülecektir nasıl olsa. Çünkü bunların ipini arkalarından oynatan para babasının adresi de, niyeti de bellidir.

O da Türkiye’mizi, en azından kendi Federe devletleri gibi parçalara ayırarak, sonuçta ulusları yok edilmiş tek uluslu bir Dünyanın tek patronu olmaktır. Yani bilinen küreselci yeni Dünya Projesi, aslında ayrı bir masal, başka bir heyula ürünüdür anlayacağınız. Malum liberal Kapitalizmin heyulası da zengindir, rüyalarının da sonu yoktur. Lakin ne hikmetse kendi sonları ile ilgili rüyalar görmeyi ya hiç sevmiyorlar ya da bu onlara karabasan oluyor anlaşılan.

Ama işin özü ne anti Atatürkçülük ne de kolayca sömürge yapılacak yumuşak İslam’ın irticai dünyasıdır. Biricik amacı benmerkezin tek patronluğudur ve gerisi masaldır. Başkanlık senaryosunun bir oldubittiyle alelacele sahneye konmaya çalışılmasının, Trump’un resmi göreve başlama tarihine yetiştirilme gayreti olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bilhassa da Trump vizyonu bu senaryoya çok uygundur. Ve belki de geri plandaki tetikçisidir.

O nedenle Erdoğan’a tavsiyem; şayet emperyalist tufasına gelip tek Sultanlığa (Başkanlığa) yatarsan, sonun Abdülhamit’ten de beter olacaktır bilesin. Meşrutiyetlerin de Avrupa’dan kurgulandığını unutmamak lazım. O halde tek yol ATATÜRK ve laik bağımsız Cumhuriyet yoludur, ister inan ister inanma, biz söyleyelim de. Ha bir de, öyle kucağına çoluk, çocuk oturtup, popülist algıyı besleyerek seviyormuş gibi poz vermek, Atatürkçülük hiç değildir.

Vaktaki bu kumpas, Ergenekon gibi tutsa bile, sonuçta gerçeklerden haberi olmadan yine oldubittiye getirilen toplum, nasılsa yakın bir gelecekte, acı gerçekle tekrar yüzleşince aniden uyanacaktır. Ee ondan sonra ne olacaktır. İşte o zaman, sokaklar boyunca kurulacak üçayaklılarda, sallanan kellelerin ayaklarına çarpmadan yürümek kolay olmayacaktır. Zira görünen, istemesek de budur. Ayrıca SS’lerin sonunu yakın tarih, çok ayrıntılı göstermektedir.

Hayatta kalanlarını saklandıkları deliklerden nasıl kazıyarak çıkardılar. Ülkelerinde taş üstünde taş bırakmadıklarından, vatanlarını karışık salataya çevirdiklerinden başka, Nürnberg Mahkemeleri de o salatanın acılı sosu olmuştu. Sizin sonunuz daha da muhteşem olacaktır. Ne ki size değil; ama bu millete yazık olacaktır.

Bir hayli de sunu görsel, yazı ve çizgi vardır bu konuda. Azıcık izleyin, okuyun bayağı da öğretici oluyor doğrusu. O son bitiş noktasına doğru koşar adım bir telaş içindesiniz. Nedir zorunuz. Uyanın ulan artık beyinsizler. Ya da toz olun da biran önce kendi kellenizi kurtarın bari. Türk Milletinin asla sizlere ihtiyacı yoktur, nasıl olsa kurtarır yine kendisininkini.

Bu dediklerimizin o duyargasız kafaların anlayacağı türden olmadığını, sen de en az benim kadar biliyorsun. Ben de aslında bunları sana söylüyorum Emmioğlum. Çünkü minicik bir karıncanın duyargalı beyinciğinin bile bunlarınınkiyle kıyaslandığında, ne kadar muhteşem kaldığını sen de benim kadar biliyorsun.

           
            Emperyalistin, yarattığı canavarlarıyla görevlerinin sonunda, nasıl kedinin fareyle oynadığı gibi şimdiye kadar oynadığına, gelecekte de oynayacağına, sonra da onları canlı veya cansız; ama bir daha kullanılamayacak, geri kazanımsız atık olarak kenara fırlatacağına da empati oluşturmakta yarar vardır.

Bu arada Türk milleti, Anayasa, Başkanlık, Fırat Kalkanı vs. vb. kargaşası arasında bocalarken, Kıbrıs da planlanan Yunan gaspının, daha önce de Ege adalarımız gibi oldubittiye getirilerek, gündem kargaşasında araya paketlenmesinde acep ne hikmet yatıyor olmalıdır? Görüldüğü gibi düşman hiç uyumuyor ve dört koldan dört elle saldırıyor. Siz ise boş hayallerle ve nelerle uğraşıyorsunuz hala…


            Heriflerin adamları Reyna da, önceden belirlenmiş nokta hedefleri tasfiye etmek için, terörist manevrasıyla bir sürü günahsızı da beraberlerinde yolcu ederken, birileri de eyyamcılığa devamdaydı, saraylarda, meclis koridorlarında ısrarla. Görevinin sonunda, muhtemelen de suikast ekibinin başı olan bir CIA piçi, sedyede sanal yaralı ayağına yatıp yöneticinizle, istihbaratınızla, milletinizle dalgasını geçerek ve ‘burada bizim işler ne kadar da kolay hallediliyormuş’ mutluluğunu kendisine saklayarak, gülüp oynayıp tekrar geleceğini de söyleyerek defolup gitti. Adam yerine bile konmayan sizler, eyyamcılığa devam edebilirsiniz tekrar kaldığınız yerden artık. Nasıl olsa başka da yapabileceğiniz bir şey yok. Kim tutar ki sizi…

            Çok iyi bilirsiniz ki, benim bütün yaşamımda bu ana kadar güttüğüm amaç, hiçbir zaman kişisel olmamıştır. Her ne düşünmüş ve neye girmişsem, hep ülkemin, ulusun ve ordunun adına ve çıkarına olmuştur. Hiçbir zaman kişiliğimin üstünlüğünü ve sivrilmemi göz önüne almamışımdır. - Mustafa Kemal Atatürk -

            İşte Atatürk olmak böyle bir şeydir. Çevrenizdeki yerli, yabancı yap-boz liderlerle kıyaslandığında efsane gibi değil mi?

                                                                       Serendip Altındal