23 Mart 2016 Çarşamba

HAYDİ CANIM..

           Ulusal Kanalda Halil Nebiler ile Zekeriya Beyaz Hocanın yaptığı, İslam adına gerçeklerin yer aldığı tatlı söyleşide ağır; ama çok haklı eleştirilere uğrayan Fetullah Gülen in, kendi çakma CIA/İslam’ı profiliyle; bugün içine düştüğü durumdan Türk Milletini sorumlu tutarak, milletimize yolladığı ağır beddualar, şimdiye kadar ülkemizde sözde İslam adına sürdürdüğü bütün sinsi ve yıkıcı faaliyetlerin arkasındaki tek neden olan emperyal ABD odaklarının, artık kendisi gibi çaresiz kalarak havlu attıklarının da göstergesiydi aslında.

            Söyleşinin arasında Davutoğlu konuşmasını da yayınlayan kanalda, FETO ile daha düne kadar koyun koyuna olan AKP cemaatinin, şimdilerde Ulusa yaptığı her konuşmada, Erdoğan gibi bolca Kemalist alıntılarla kulağımızın pasını almaya kalkan yeni Eş başkan Davutoğlu ile de bir kere daha anladık. Ki AKP’nin de zorunlu olarak acilen yapmak zorunda kaldığı Kemalist U dönüş, kurucuları olan emperyalistin talimatıyla bitirmeye çalıştıkları Atatürk VAZGEÇİLEMEZ’inin, kendilerinin de mecburiyeti olduğunu nihayet anladıklarını da bütün açıklığı ile ortaya koyuyordu aslında. Ne var ki bu çok saygın biraderlerin şimdi bizi ikna etmek üzere attıkları turlarla, gırtlağına kadar pisliğe batmış ak yaftalı kara partileri adına vermeye çalıştıkları bu yeni algı da, bizi ikna edebilmekten yine çoook uzaklardaydı. Veya özetle de, haydi canım geçiniz!!!


            Şimdi de millette neden hala mevcut olan bu vurdumduymazlık mı sorgulanıyor? Sebep ortada değil mi? Bakın özellikle de bir toplumda devrimler yapacak en önemli sosyal katman olan orta sınıf ve gençliğe, hepsinin elinde iphon/pad’ler var. Hepsi kendi âleminde ya (çat)laşıyor ya da oyun oynuyor veya medyatik âlemlerde sanal gezintilerdeler. Yani kendi programlarını kendileri yapıyor. Sen istediğini anlat. Yazmak, dijiportaller de kısa kısa vurdu kaçtılardan öteye geçemiyor. Okumaksa, çoğunlukla haber veya sayfa başlıkları, yazıların tamamı bile değil. Yolda yürürken, evlerinde otururken, hatta yemek yerken, muhtemelen tuvalette bile kafaları ellerindeki aletlerinden kalkmıyor. Aile sohbetleri de bitti artık. Aynı evde ki aile bireyleri, birbirlerinin ne yaptığından bile habersiz yaşıyorlar neredeyse.

Bambaşka bir dünyanın içinde ve o dünyanın esiri olmuşlar sanki. Bir Ulus olduklarının bile farkındalığında olamadıkları ayrı bir gezegende gibiler. İhmale uğrayan, anne baba ilgisinden yoksun bırakılan çocukları ise kendilerine çoğunlukla zarar verecek avuntular bulmak zorunda kalıyorlar. Çocuklarının bile ilgi alanlarının farkında dahi değiller. Kontrolü çoktan kaybetmişler. Ondan sonra da “bizim çocuk neden böyle oldu, nerede yanlış yaptık acaba”, figanları başlıyor. Bu yanlışın nedeni olan ve kusur haline dönüşen ihmalin önce kendilerinden kaynaklandığının farkına da varamıyorlar ne yazık ki. Ve iş işten geçmiş oluyor maalesef.

Bilgisayar henüz masadayken bile daha sosyaldi insanlarımız. Ceplere girdikten sonra ise durum artık iyice zıvanadan çıktı. Sömürgeci emperyallerin bu sosyal görüntüyü, bilhassa da sömürge olarak gördükleri tüketim ülkelerine, daha yıllarca önceden planlayıp oturttuklarının nasıl farkında olabilsinler ki. Şimdi kalkıp sokaktaki adam neden bu kadar duyarsız diye soruyorsunuz. Haydi, canım geçiniz. Her şeye rağmen ne var ki, dijital iletişimi yaratan akıl, müşterek düşmanı da kontrol edecek ve dijital gücün kendi nesillerini yok edecek bir silaha dönüşmesini önleyecek güce sahiptir yine de…

                                                                                              Serendip Altındal



21 Mart 2016 Pazartesi

AÇIK HESAPLAR..

           Birinci Dünya Harbi sonrasında, fikren emperyalist bir genelge olan ve BM tarafından resmen tatbikata konulan Wilson’un Cemiyeti Akvam tasarımı içinde, Türk yoktu. Çünkü bugün de aynı olan o taş kafaya göre, Anadolu bir sömürge toprağıydı, bir zamanlar da Kızılderililere yaptıkları gibi Türkler oradan atılmalı ve her açıdan zengin o topraklar, sadece emperyalist ari(?) kan emiciler tarafından paylaşılmalıydı.

Hırsızlık babadan evlada geçtiği nedeniyle, işte bugün de o kafaların torunları aynı görüşlerin sahibidirler. Ve Kurtuluş Zaferimizi inkâr edememelerine rağmen, birisi Çanakkale de olmak üzere arka arkaya iki muhteşem Türk tokadı yedikleri zaferlerimizi, mimar Atatürk ile birlikte, bir türlü hazmedememelerinin de temelinde yatan ana neden budur.

            Ne var ki ne Çanakkale de ne de İstiklal Savaşımızda karşımızda ABD yoktu. O günlerin şartları gereği olamazdı da. Çünkü o dönem baş patron İngiltere’ydi ve o da eğip, bükerek kitabına uydurdukları müşterek soyguna bir de yeni palazlanmaya başlayan ABD’yi ortak etmeyi elbette düşünmüyordu. ABD ise bende varım edasıyla hariçten gazel okuyup, ambiyans cilalayarak uzaktan; ama dolaylı olarak, olup bitene sözde müdahil oldu.

            Şimdilerde ise her şeyin kontrolünde olduğunu iddia eden amiyane duruşla ve tek patron cilasıyla arzı endam etmektedir. O dönemlerin diğer sırmakeşlerine, ağır toplarına ise, şimdi konu mankenliği kaldı sadece. Madem işler böyle oldu, o halde yeni istiklal tokadımızın suratında patlama sırası da artık ABD ye gelmiş oluyor demektir.

            Bilahare onu da karşımıza alıp haddini bildirmek, hem Kızılderili atalarımızın açık kalan hesabını kapatmak hem de seriyi tamamlamamız adına bize katma değer sağlayacaktır şüphesiz. Hele de önümüzdeki aydınlık geleceğimize dev bir adımla başlamak, bütün eski hesapları kapatmak ve bize yedirdiği kazıkları da kendisine geri yedirmek istiyorsak. Öyleyse şimdi bütün iş, IŞİD, PYD, PKK ve diğer sözde Müslüman hırpaniler vb. bütün paralı askerlerinin arkasına saklanmak yerine; kendisini resmi üniforması içinde cepheye (düelloya) davet etmek üzere, mazlumların toprağına girerken hep yaptığı gibi de, bizatihi yeteri kadar provoke etmeye kalıyor artık dostlar. Öyle ya yetti garı, hep biz mi provoke olalım.

Laf aramızda; ama pek umudum da yok. Zira bu tuzağa gelmeyecek kadar uyanıktır kendileri. Ne var ki gidişatı da o doğrultudadır. Çünkü “illaki kör parmağım” diye tutturuyor. Nuh diyor peygamber demiyor. Yani Coni Volkır da itidal, mitidal kalmadı artık anlayacağınız. Şayet iyice köşeye sıkışıp da çaresiz kalınca, bakarsın o da küfeyi devirebilir, kim bilir. Hep biz devirecek değiliz ya…


            Farklı parametrelerle arka arkaya kurgulanan sahnelerin oluşturduğu bir polisiye dizide, izleyicilerin kafalarını karıştırmak ve sonucu gizlemek adına çeşitli akıl oyunlarını ardı ardına dizinleyebilirsiniz. Farklı yollardan hep aynı sonuca da ulaştırabilirsiniz izleyiciyi. Sonuç yatırımcı açısından hep daha fazla kậr sağlamak, oyuncular açısından ise kişisel kazançlarının dışında, en ikna edici rol yeteneklerini sergilemek olur hep.

            Bugün emperyalistin kendi ömrünü uzatmak adına son çare olarak sarıldığı terör kurgusu da böyle bir polisiye dizidir aslında. Sonuç kurgucu adına hep maddi kazancı sıfırlamamak, oyuncular adına da ideal edinmek üzere yönlendirildikleri konularda, görevlerini ifa ettiklerine inanmaktır sadece. İşte yine aynı bağlamda, kafasının içindeki beyin daha önceden uçurulmuş olan bir vücut, İstiklal caddesinde patlayıverdi ve beraberinde bazı günahsız insanları da birlikte götürdü, gittiği bilinmeze yine.

            a- Bu son patlamaya göre de kaynağı olan IŞİD, AKP Hükümetinin de dolaylı olarak beslemesi olduğu halde, ne demeye çalışıyor. Yoksa o da canından bezdi de, himaye gördüğü Hükümeti devirip, kendisini patlatacak bir milli hükümet mi kurulsun istiyor acaba?

            b- Canlı bomba, İsrail turist gurubunun arasında patladığına göre, ülkemizde ki terör olaylarında İsrail parmağı yoktur algısı yaratarak, bizim de buna inanmamızı mı istiyor acaba?

            c- ABD, zamanlı ve mekânlı isabetli terör ihbarlarıyla, adeta parmağını gözümüze sokup, “fail benim, ne dediysek o” mu demek istiyor acaba?

            d- Madem özgün (bağımsız) İslam terörü vardı da, ABD ve AB de terör neden durdu. İstihbaratları çok iyi olduğu için mi? Öyleyse bomba adaylarını neden telef etmiyorlar da bizde katliam yapsınlar diye bekliyorlar acaba?

            e- Yurtlarından koparıp Avrupa yollarında telef eden ve sahiplenmek istemedikleri BOP göçmenlerini, şimdi bize kakalayanlar, bunların içinden muhtemelen de kaçını yarın yine bize karşı, yeni federe saatli bombalar olarak kullanmaya hazırlanıyorlar acaba?

            Böyle arka arkaya sıralayacağımız tutarlı, tutarsız o kadar soru bulabiliriz ki, hani mantık aramaya bile gerek kalmaz. Amaçları esasen mantıksızlıkla, çözümsüzlüğü parat tutmak. Yani çözümsüzlüğü kasıtlı vurgulayarak, ana korkuları olan Türk Ulusunu yıldırmak ve ortak çözüme zorlamak. İşte bütün mantıksızlığın, hipotez mantık doğrultusunda yoğunlaşarak ortaya çıkardığı, sentez mantık da budur işte.

            Yani herifler, “nereden alırsanız alın tek çözümünüz; istediğimiz federe Kürt Devleti bileşkesinde bizimle çözüm masasına oturmaktan geçiyor” diyorlar. Allah, Allah pekiyi bunu da o masaya beraberce oturup yiyelim mi şimdi yani. Bak şu Allah’ın işine sen, ne günlere kalmışız. İyi de bütün bunlara ABD uşaklığı ile işleri bu batağa taşıyıp, şimdi de çamura saplanan Ankara da ki Hıyarovski ne diyor. Hangisi diye sormayın. Bu bağlamda yeteri kadar mebzul AKP taifesi içinde, ölçüye uygun bir Hıyarovski bulursunuz nasıl olsa. Hepsi de aynı tulum beden değil mi zaten...
           
                                                                       Serendip Altındal



14 Mart 2016 Pazartesi

HAYDİ VARMISIN..

            Sadece sarayda Muhtarlara resital vermekle olmuyor Devletin başı olmak Tayyip Erdoğan. Bak bu kaçıncı oldu. Hep bizim günahsız çocuklarımız ödemeyecek, ülkelerinin içinde bulunduğu kaosun sorumlusu tüm keferelerin günahını. Yani onlar da taşımalı günahlarının riskini. Öyle ya liberal(!) yatırımcılığın esası da bu değil midir?

            Memleketimiz bu duruma düşürülmüşse, bunun baş sorumlusu AKP Hükümeti ve başta besleme basını olmak üzere menfaat aidiyeti içinde olan tüm yandaş takımıdır. Bunlardan sonra gelir aslında, gerçek inisiyatör ABD&AB&İSRAİL üçgeninde ki geri kalan emperyalist blok. O halde bütün taraflar aynı riski sorumluluğu paylaşmak zorundadırlar; günahsız insanlarımızın bok yoluna giden canlarından oluşan ki onların içinde bende, sende ve bizim aile fertlerimizde olabilirler. Mesela senin Emine Hanım bir süper AVM de topluca berhava olabilir. Veya çocukların gemicikleriyle birlikte torpillenebilirler ki neden olmasın. İnan ki değil 1500 adamın, bir o kadarı daha bile seni ve aileni koruyamaz.

            O halde haydi varmısın, ABD, İngiliz, İsrail elçiliklerinden başlamaya. Şayet bu yeterli olmazsa da, Sinagoglarını, Kiliselerini sıraya koymaya. Şayet oralarda da muadil kanlı patlamalar olursa – nasıl olsa ağzımızla kuş bile tutsak barbar olarak yaftalanmıyormuyuz? – tahribat kendi canlarını da bulacağından, herifler şapkalarını önlerine koyacaklardır artık, ne dersin? Görelim şimdi encamını, bakalım ne kadar delikanlısın. Bak sana şeref sözü vereyim ki; yerinde olsaydım, bu dediğimi harfiyen yapardım ve benden sonra da tufan derdim. Ona göre. Acaba sende de bu yürek var mı?

            Şayet yoksa da, kalan şerefinle en azından istifa etmelisin ki bu da en azından son çıkış yolun olur kendi adına. Daha fazla da kendi ve ülkenin geleceğini karartma. Yeteneksiz danışmanlarını değil, önce kendi aklını dinle, akıllı ol. Derhal Meclise vereceğin bir deklarasyonla, acilen bir Milli Hükümet kurulmasının önünü aç. Belki de bu senin aklanabilmen için son fırsatın olacaktır, kıymetini bil, bunu da sakın ola unutma. Zira Türk evladının sabır barajı artık taşmak üzeredir ve o muhteşem selin altında kalacak olanları İlahlar korusa bile önünde hiç bir güç duramayacaktır…


            Bugüne kadar olan canlı bomba patlamaları gösterdi ki; ne hikmetse(!) hiçbir Burjuva mekânında, lüks AVM’lerde, yabancı bankaların, uluslararası finans kurumlarının yoğunlaştığı mekânlarda herhangi bir tahribat olmuyor. Demek ki “al gülüm ver gülüm” mealinde göstermelik ikili bir oyun oynanmaktadır. Yani milletimize; ülkemizi bölmek, sömürgeleştirmek üzere gözdağı vermek adına kayba uğratılan, sadece bizim günahsız vatan evlatlarımızdır. Bu elbette böyle gitmez. Eskiler unutuyor, yeniler de bilmiyor ki, Türk’ün korku duygusu yoktur, körelmiştir. İçimizde ve dışımızda sebep olanların taraflarında da emsal kayıplar yaşanmalıdır. Çünkü onlarda günahlarının kefaretini ödemek zorundadırlar şüphesiz. Hani bir zamanlar söylediğin gibi de, ‘Men dakka dukka’. Unuttun mu yoksa…

                                                                       Serendip Altındal



9 Mart 2016 Çarşamba

HEGEL DOĞRUSU..

            Ankara’ya bak! Göbeğinde dünyaca tescilli kanlı terör örgütü Hiz but Tahrir toplanıyor, iki sokak ötedeki TBMM de ise bizim bademler tespih çekiyor, kimi de güzellik uykusundalar. Vah ki ne vah, DEVLETE bak da saatini ayarla. Sonra da Davut’ların ülkesi Dünya basınınca, kara para, Mafya ve terör cenneti olarak yaftalanınca, çekirdeksiz gak gukla itiraza başlanıyor. Hayırlara tebdil olsun, başka da ne denebilir ki. Başkentin göbeğinde toplanan güruhun ritüellik(!) resimlerine baktığımızda, bizdeki mütedeyyin badem görüntüsünün bile, tetikçi tiplemesi Haçlı beslemeleri arasında, suratta ki benler gibi kaldığını gördük.

            Türkiye’de işlerin hesapladığı gibi yürümeyeceğini gören ABD, şimdi yeni arayışlara girerken, İncirlikteki üssünü Kuzey Suriye’ye kaydırmaya niyetleniyor. Diğer yanda ise yeni Başkan adayı Triumph’un ilk olarak işkence yasağını kaldırma teklifiyle göreve başlayacak olması da bize yeni ilhamlar veriyor doğrusu. Bu ne akıldır. Sanki başta CIA, NSA olmak üzere ülkesinin bütün milli, pardon kampüs(!) güvenlik çeteleri, kendi yeraltı inlerinde, terörist bahanesiyle bir sürü günahsız muhalif üstünde her fırsatta Engizisyona bile rahmet okutan işkence modelleri geliştirmiyorlarmış ve büyük patronları da diğer yanda gerçek terörü kendi eliyle finanse etmiyormuş gibi…


            Demek oluyor ki, hep söylediğimiz gibi aşağıdan yukarıya veya yukarıdan aşağıya nasıl bakılırsa bakılsın, önce ABD belasından kurtulmadan terörden kurtulmak asla mümkün olmayacaktır. Ya mevcut olanlar mı? Sürünün lideri yok olursa ki buna AB ve İsrail de dâhil olmak üzere, sürü mürü de kalmaz ortada nasıl olsa. Aynı bağlamda bizdeki Vatikan İmamlarının liderliğindeki tarikat sürüleri ve mecliste vergilerimizle beslediğimiz müstevli beslemeler de nasiplerini alacaklardır kuşkusuz. Herifler içimizde nasıl teşkilatlanmışlar ve yıllar üstünde nasıl da aymazca izlenmiştir bu oluşum. İpini koparan hergele nasıl da yolgeçen hanı yapmıştır bu güzel vatanımızı ki akıllara ziyan.

            Ancak düşünce doğrumuzun eğrisinde yakalayabileceğimiz varsayımsal algılar, bu adamların ve kadınlarının güncel yaşam felsefesini oluşturan yaşamsallarıdır. Ve onların düşünce doğruları olmadığı içinde hep varsayımsal bir eğride yaşarlar. Tarikat bademliği de böyle bir şeydir işte. Ve ne yazık ki, bununda farkındalığında olabilecek düşünce doğrusundan yoksundurlar. Sadece böylesi adamları tetikçisi yapabilen emperyalistin doğrusu da aynı varsayımsaldır ve sadece bundan nemalanır işte.

            Tarihte defalarca yaptığı gibi hepsinde acımasız bir hezimetle yanılgı yaşadığı teşebbüsten sonra bile, hala aynı varsayımsalda nefes alan emperyalist, Hegel’in diyalektiği gibi baş aşağı durmakta ve kendisini de ayakları üstünde doğrultacak Marx’ını beklemektedir belki de. O da kendi Konfederasyonu içinden çıkacaktır muhtemelen. Buna doğru arayış da başlamıştır artık ABD’de. Ne var ki, bizdeki tutkun, mazoşist aymaz biraderler, bu gelişimden de bihaber, ısrarla boşluğa doğru savurmaya devamdadırlar…


            Tanrının bildiğini kuldan saklamayalım. Bence son yılların en önemli olayı, Göbeklitepe defilesiyle on binlerce yılın getirisi olan muhteşem Türk tarihinin, 1071 de başladığını söyleyenlerin beyinlerine çivilercesine bugünün kadınına, kadınlar gününde en değerli armağan olarak sunulan, anlam dolu yansımasıydı. Bu oluşuma tüm emeği geçenleri bütün kalbimizle kutluyoruz.

         Son olarak da atlamayalım ki; AYM arkasında milletinin güvencesini arar ve bunu görmek ister. Yalnız bırakılmaması gerekir. O halde milletçe AYM’nin arkasında durduğumuzu her vesileyle ortaya koymalıyız. Bakın o zaman beklediğimiz devrim nasıl, hem de kansız gerçekleşecektir…

                                                                      Serendip Altındal



27 Şubat 2016 Cumartesi

HALÜSİNASYON..

            Vaktaki Başkan oldu, bir süreliğine daha mı kurtaracak kendi ve birilerinizin nazik bedenini. Sonra yaşam denilen büyük oyunun bitiş düdüğü çaldığında ve artık Başkanınızın başınızın üstündeki koruyucu şemsiyesi de olmayınca, dıral dedenin düdüğü gibi kalıvereceksiniz orta yerde, sizler, kale arkasında ki AKP takımı. Aranızda ki tescilli vatan hainleri asılacak nasıl olsa bu ülkede. Kalanlarınıza da yazılacak genel faturanın sarkan bakiyeleri kuşkusuz, o halde uyanın ulan artık.

            Bakın MHP bile sizden uyanık çıktı. Baktılar ki bugüne kadar AKP’nin patinaj zinciri olmaktan öte akıllı bir icraatı olmayan Bahçeli ile birlikte yola devam ederlerse, 5 ayda yarı yarıya fire verdiklerine göre ikinci kümeye düşecekler, hemen istifalara başlayarak kendisini silkeleyip, yönetimde yalnız bırakarak, genel kurultaya gitme doğrusunu da yakalayıverdiler.

Onların sizinki gibi bir kaç gün askıda teşhir edilmek gibi bir kaygıları da olmadığı halde, yine de sizden önce doğru yolu buldular. Siz seyredip oturun daha. Herhalde reisinizin ve oyun arkadaşlarının makûs kaderlerine ortak olmak istiyorsunuz anlaşılan. Almanlar der ki; “Mit gegangen mit gehangen”, “birlikte yürüdük birlikte asıldık”. Ki ne kadar da doğru, o zaman denecek bir şey de kalmıyor zaten.

            Hele de içinizde ki mümin geçinenler, bırakın cenneti cehennemi, o meşhur teneşir tahtasını bile bulamayacaklar sonunda. Aslında kurşuna dizilmeleri gerekenler de gelenek ve görenekler doğrultusunda, ibretlik suçlular kategorisinde - ki vatana ihanet böyle suçlardandır – asılarak ibret olması için birkaç gün de askıda teşhir edilirler. Dolayısı ile açın artık gözlerinizi. Çünkü mermi namluya sürüldü artık. Sonra da söylemedin demeyin bana…


            Bu güzelim laik Cumhuriyetten kopup, Bedevinin kıçına takılır, dinle devleti de bir araya paketlerseniz, cenazeyi yıkayıp gazına da katlanırken, onu kaldırmakta size düşecektir elbette;

Erdin mi muradına
Bak güzelim ülken
Oldu sana Arabistan
Derdinden de anlamaz
Ümüğünü sıkmadan
Birde Atatürk olmadan
Şimdi otur da çöz düğümü bakalım
Tayyip Sultan
Anla artık tutmuyor dikişler
Demek ki
Kurusıkı sallamakla da çözülmezmiş bu işler…

            Başkanlık ve darbesiz yeni anayasa ihtirasının esası, Erdoğan’dan itibaren aktif kadronun ibrik taşıyıcısına kadar, bir gün yüce yargı önünde hesap verme ve avantalardan olma korkusunun tavan yaptığı yandaş cemaatin, yüreğindeki basıdan oluşan halüsinasyondur. Ve Erdoğan’a, saray âlemlerinde aralarındaki iğrenç ilişkilerin ahlak duvarlarını baltaladığı çakma danışmanları tarafından, sürekli olarak verilen ve başını yiyecek olan tavsiyeler ise hep bu doğrultudadır.

Yani Başkanlık ihtirası sadece Erdoğan’a ait değildir.  Himayesinde ki Kraldan fazla Kralcıların da bunda etkisi tamamlayıcıdır. İşte bir de işin bu tarafı var tabii. Her şeyden önce de bu arazın teşhis edilmesi gerekir. Bana göre artık gerisi de tatavadır. Amerikalı da bu durumun farkındadır ve B planına da geçmiştir bile çoktan. Ne ki sürekli varsanımlar altındaki aymaz biraderler, bunun bile farkında değildirler ve hamileri ABD’den yeşil renkli sıcak(!) destek beklentisi içindedirler hala.


            Oysa yeni bir Hükümetin kurulur kurulmaz ilk bilmesi gereken hususların başında, geçmiş tarihi Hükümet yanlışlarının da sorumlusu olduğudur. Şayet ayni yanlışlara devam ederse, bunu misliyle öder. Yani yargıda ceza erteleme, suçun tekrarında ise katıyla ödetmek gibi bir durumdur bu anlayacağınız. Öyle ya, neticede zorla iktidar yapılmadınız. Öyleyse, bu riski de taşımalısınız. Siz mecliste oturup, kaymaklı ödeneklerinizi, yok haline rağmen onun cebinden alırken, yoksa bu riski de sokaktaki vatandaşınız mı taşıyacak zannediyordunuz.

TBMM Bütçe konuşmalarında Kılıçdaroğlu, çok doğru bir tespitle, AKP Hükümetinin içerde ve dışarıda Hükümet erkini kaybettiğini söyledi. Eksik bıraktığını da biz tamamlayalım. Erkin aslında sarayda oturanda olması, sakın bu açmazın da ana nedeni olmasın. Herhalde göstermelik AKP Hükümetinin otonom(!) Başbakanı olan Davutoğlu bu soruyu cevaplamalıdır.

AKP iktidarının 14 yılda ülkeye verdiği hasarın kayıplarını yerine koymak, asla yeni bir Cumhuriyet sürecine daha gereksinim duymaz. Sen sadece başındaki Bedevi Hükümetinden kurtul ve milli eğitimi kaldığı yerden Köy Enstitüleri disiplini içinde tekrar eline al. Çok değil 10 sene içinde yeni kuşaklarını tekrar evirip millileştirerek, bütün enkazı çöpe süpürmüş olursun nasılsa, hiç merak etme.

Çünkü sonsuz devinim nedeniyle gelecek kuşaklar, nasıl olsa birbirini hep tazeleyecekler ve buldukları kazuratı hep ortadan kaldıracak ya da şimdi olduğu gibi üstüne tüy bile dikeceklerdir. Ne ki bütün mesele otokontroldedir. İşte bunu asla elinden kaçırmamalısın. Yoksa o zaman da birileri seni kontrole başlar ki şimdi olduğu gibi. Emperyalist, mandalarında boşuna mı önce milli eğitimi manipüle ediyor sanıyorsun. Şehirlere dağlardan inenler bile bir süre sonra nerelerden geldiklerini unutuveriyorlar, sana bile içinde büyüdüğün doğanı öğretmeye kalkıyorlar, bunun dahi farkında değil misin?

Sözün özü; değişim eskisinden de köklü ve kalıcı olarak kısa bir sürede yeniden sağlanacaktır kuşkusuz. En fazla 20 yıl içinde bütün bu KARAKP dönemi, tarihin atıklar mezarlığında yerini almış olacak ve yeni Türkiye dimdik ayakları üstünde yeniden yükselecektir. Çünkü doğru kullanılan zaman, hep yaptığı gibi bütün yaraları kısa sürede tekrar kapatarak, ölüm yatağında ki hastayı bile yeniden ayağa kaldıracaktır, hiç kuşkunuz olmasın.

            Bunları söylüyoruz diye de sakın kusurumuza bakmayın. Atatürk’ün ebedi yanacak olan kor ateşi bir kere içimize düşmüş ve hep doğru yolu da aydınlatıyor önümüzde, ne yapalım. 14 yıl önce birileri bana,  kişiliği hakkında da açılış reklamını yapıp, adam gümbür gümbür geliyor demişlerdi. Bende onlara, o zaman giderken o da Kemalist olup öyle gider demiştim. Bunu da birkaç defa dile getirmiştim yazılarımda. Şimdi korkarım öyle olması da kurtaramayacak artık onu. Olmaz öyle şey diyen var mı? Haydi, varmısın buna da bahse. Bak ne dediysek oluyor bu ülkede. Ona göre…

                                                                       Serendip Altındal



22 Şubat 2016 Pazartesi

SON KARAR..

            Son kahır günlerinin analizi yapıldığında; Ankara’daki melun kitle katliamından sonra bile Şehitlerin gelmeye devam etmesi, ulusal genetiği olmayan ve ülkemizdeki sebep sonuç ilişkilerinin de ana nedeni olan emperyalist ABD ve hempaları tarafından, ne denli provoke edilmekte olduğumuzu da ortaya koyması bakımından, herhalde artık gözümüzü açmış olmalıdır.

            O halde açıkgözle baktığımızda, Ankara’da ki son katliamdan sonra Erdoğan’ın Obama ile yaptığı telefon münazarasının, aslında çok açık bir kayıkçı kavgası olduğu da anlaşılmış olmalıdır. Çünkü ABD/Israil ortak ürünü olan ve Türk Ulusuna karşın AKP Hükümetinin de kabullendiği Kürdistan senaryosunun, arzu edilen parsayı toplayabilmesi için, Türkiye’nin Suriye’ye girerken Rusya’yı da karşısına alması, tüm müstevliler için, hayallerin bile ötesindeki ortak emperyalist temaşa zevkinin de son orgazmı olacak demektir. Yani bir dokunuşla iki hasmı da saf dışı bırakmanın tarif edilemez lezzeti.

            Şimdi bu indisleri yanyana koyduğumuzda; ABD liderliğindeki emperyalist sırtlan sürüsünün her ne pahasına olursa olsun Rusya ile Türkiye’yi tam cephe kapıştırarak uzayan ve gittikçe de yayılacak olan bir savaştan, azami nemalanmak üzere ellerini heyecanla ovuşturdukları ve aslında en son ümitlerinin de bu olduğu görülüyor.

            Yalnız burada anlayamadıkları veya idrak edemedikleri ise, böyle bir savaşın asla Türk Ulusunun savaşı olmadığı ve olamayacağıdır. Çünkü Atatürk mayalı Türk Ulusunun “Yurtta sulh, cihanda sulh” imanında olduğu, ancak ve sadece bir total nefsi müdafaa savaşına ilgi duyacağıdır. Ve böyle bir meselede, sanki eblehmiş gibi Türk Ulusunu kullanmaya, manipüle etmeye kalkan safdilleri, acı bir hüsranın bekliyor olacağıdır. Zira asla beklentilerini karşılamayacak ve yayılma teamülü de olmayacak bu savaş, vaktaki olsa bile, sadece kendilerine yönelecek ve kendi sonlarını getirecektir. Esasen komşularıyla nedensiz savaşan hangi devlet ayakta kalabilmiştir. Ki Türk Ulusu ise bu doğruyu bilen ulusların en başında gelir.

            Şayet böyle olmadığını, Türk Ulusunun yine total bir varoluş savaşı yapmak zorunda kalacağını var sayarsak da, çok iyi biliyoruz ki yeni bir Sevr niyetine giren yedi düvel, savaşın ne demek olduğunu, son kararını vermiş olan Türk Ordumilleti sayesinde, bir kere daha öğrenecektir nasıl olsa yine.

            Dün Halk TV’de ki bir açık oturumda, Sayın Erol Mütercimlerin kendi adıma beş yıldız verdiğim konuşmasında belirttiği gibi ve kendi yorumumla da, bu gidişin sonunda “siyaset sizinse, kiminle, neden, ne zaman ve nasıl savaşacağımız da bizim işimiz” diyecek olan TSK’mızın, gerekirse ve başka da çözüm kalmamışsa, Türk Ordumilleti adına da bir daha atmak zorunda kalacağı haşmetli tokat, bir hayli can yakacaktır. Bu bağlamda çıkarılacak ilk yasa da, kuşkusuz idam yasağının kaldırılması olacaktır. Ve akabinde bu güne kadar Türk Ulusunun müktesebatıyla oynamaya kalkan bütün vatan hainleri teker teker asılacaktır. Bunların kimler olabileceğini ise, işlek zekâlarınıza havale ediyorum dostlar…


Bir Kitabın kapağını açıp önsözünü, fihristini okumak bile o kitap hakkında fikir verir bize. Şayet ilgimizi çekiyorsa da bütün kitabı okuruz neticede. O halde konu vatansa ve fazla da vaktimiz kalmamışsa, kitabın fihristindeki konu başlıklarından hedefli olarak ilgili sayfalara uzanmamız gerekecektir.

İşte bu nedenle de tekil olayları didiklemeyi biz yine mevzuatçılara bırakalım ve genele bakalım en iyisi ki, okuru da bıktırmayalım. Son seçimlerde kendilerinden AKP ye oy çıkmaz dediğimiz Artvinliler, duyduğumuza göre büyük para transferlerinden sonra, bizi sükûtu hayale uğratarak AKP den düşük yaptıkları nedeniyle hiç beklemediğimiz bir anda ve milli ruhla, yeniden Türk Ulusu bireyleri olduklarını hatırladılar ve milli kimliklerine dönerek bizi bir kere daha şaşırttılar doğrusu. Ne ki orada da kadınlarımızın (amazonlar) ön cephede oluşu, bizi yine hiç yanıltmadı şüphesiz. Çünkü Türk oğullarının (ön Türklerde oğullar tabiri, aynı haklara sahip kız çocuklarını da içeriyordu) onlar olduğunu çok iyi biliyorduk aslında.

            Ve sürpriz bir şekilde yeni bir Gezi ruhunun oluşmaya başladığı Artvin, şimdi dünya genelinde de ilgi odağı olmaktadır. Bakalım işler nereye varacak sonunda. Oysa bu kadar zahmete, kulağını tersten göstermeye gerek yoktu. Açlıktan gözü dönmüş kurt sürülerinin bile başında hep bir lider sürükleyici vardır. Bu işlerin arkasında da doymak bilmez, milletin abc sini sayan, ismi ne herzeyse, bir liboş karası varsa kulağından tutup çekersen hesaba, diğerlerine de ibret olurdu aslında. Bilmem anlatabildim mi?
           
                                                                                   Serendip Altındal



18 Şubat 2016 Perşembe

YA NE YAPILSAYDI..

            Baykal PYD’yi bombalamak veya ülkenin kırmızıçizgilerini savunmayı onaylamakla yerden göğe kadar haklıdır. AKP ye koltuk çıktığı saplantısı nereden çıkmaktadır. Bu görüşü savunuyor diyerek neden AKP‘yi de destekliyor olsun ki. Eğer konuya böyle bakılacaksa, AKP Hükümetinin bu noktada savunma hakkını kullanması da aslında milli bir haktır. Ve işi daha başından beri politik saçmalıklarla getirdiği bu son noktada, tartışmasız tek suçlu olarak şimdi kendisini aklamaya çalışması, aslında en son fırsatını kaçırmak istemediğinin de bir göstergesidir. Ne var ki bu da kendisini Ulusun önünde aklamaya yeterli olmayacaktır nasıl olsa sonuçta.

            Elbette Baykal da tecrübeli bir siyasi olarak bu durumun farkındadır. Terörist teröristtir neticede, alçakça, kalleşçe figanlarıyla teröristle baş edilmez. Kalleş ve alçak olanlar, seninle teröristi aynı kefeye koyan emperyalist AB&D’dir aslında. Çünkü adam gibi karşına resmi olarak çıkma cesaretinden yoksundurlar. Aslında işin bu tarafını ciddiye almak lazımdır. Tabii bu kalleşliğin sorumlusu da elbette Baykal değildir, sen haklı olmana rağmen bütün haklarını müstevliye bırakmışsan.

Rusya’yı da; oysa onunla hudutlarında ki Kürt koridorunu engellemek üzere anlaşma bile yaptığın halde, tabiri caizle “kalleşçe” arkasından vurunca, esasen de bütün avantajlarını kaybetmişsen. Şimdi de mal bulmuş gibi, uçaklarınla giremeyeceğin toprakları uzaktan bombalayarak, aklınca da kendini aklamaya çalışıyorsan ki; komik üstü mizahi bir konumda seyrediyorsun demektir arkadaş. Ciddi olarak karşı tarafı kalleşlik ve alçaklıkla itham etmeden önce, kendi kalleşliğini asla yadsımamalısın. Hele de bu durumun Türk kanına asla uygun düşmediği gerçeği ile de, tarafımızdan asla affedilemeyeceğini de bilmelisin.

Şimdi bütün bunları kenara koyalım da sadece Baykal’a tu kaka mı diyelim. Günahkârlar tekkesinde aptes alana ibrik taşıyanı, İblis mi ilan edelim. El vicdan. Yoksa Baykal, işlerin bu şekle dönüşmesinde, yani misak ı Millimizde mal sahibi bizken, neredeyse işgalci durumuna düşmemizde, “AKP Hükümetinin hiçbir günahı yoktur” gibi bir zırvayı kelam etti de biz mi kaçırdık. Milli iddia taşımak Ulusal bütünlükten bahsedebilmek istiyorsak, o halde şu anda yapılan son çaredir diyorsak veya bunu destekliyorsak, sapına kadar Kemalist çizgimize rağmen AKP yandaşı mı oluyoruz şimdi.

Baykal’ın eleştirilmesine gelirsek; bu ülkede sayısız eleştirilecek konu varken,  şimdi yeni bir gündem tuzağına da düşüyorken, üstüne savunma hakkını kendi elinle müstevliye terk ettiğin bir konumda ve süreçte, seni hala bir Devlet sahibi kabul ettirebilecek son savunma aracından da vazgeçmeye kalkışmanın neresi millidir ki artık. Yağmasan da gürlüyorsun, uçaklarınla takır takır mermi yağdırabileceğin topraklara beyinsizliğinden ancak top mermisi sallayabiliyorsan, yine de varsın demektir, sevinmelisin. Bu siyasi kafayla esasen bir de Suriye toprağına girmeye kalkarsan, başını sert kayaya vurursun elbette. Yılların Baykal’ı bunu yorumlayamayacak kadar sıradan bir siyasi değildir kuşkusuz. 

Unutmayalım ki iktidarın bugüne kadar ki aymaz politikalarıyla bu durumlara düşülmüşse, onunla veya onsuz yine hep birlikte bu badireden, gerekirse de kanlarımız pahasına kurtulmak zorundayız. Ki bize de Milliyetçi desinler. Öyle ya, Kuvayi Milli ruhu yakalayamadan Milli Müktesebatımızdan, Ulusal ve bölünmez bütünlüğümüzden nasıl bahsedebiliriz ki.

Yani AKP şimdi Milli cephe de ise, onunla da saf tutarız. İstiklal döneminde Çerkez Ethemler vb. sonradan emperyalistlere iltica edenler, şeriatçılar, Padişahtan fazla Padişahçıların da Kuvayi Milli saflarda olduğu unutulmamalıdır. İşin sonunda gerekirse bunlarla da yine yollar ayrılır nasıl olsa. Bundan da kimse şüphe etmesin. Doğrunun yanında durana DOĞRU, eğrinin safında kalana da EĞRİ demezler mi sonuçta.  

AKP Hükümetinin başından itibaren gelinen sonuç nedeniyle, şimdi yaptığını onaylamak, onu haklı kılmaz. Elma ile armut bir arada sayılmaz. Bunu birileri yapsa da Matematik yapmaz. Ve hiç kuşkunuz olmasın ki, çakma olanın yerine şayet Baykal muktedir olabilseydi, iyi bilelim ki şimdi en azından bir Rusya sorunumuz olmazdı. Çünkü Rusya ile aslında birbirimizi tamamladığımızı bütün akıllı Ruslar gibi, o da biliyor olacak ve onlarla da ciddi bir ittifak yapacaktı mutlaka.

Burada bir ayrıntıya girmek durumundayım. Suriye de ülkenin bütünlüğünü bozmayacak, sadece Israil/ABD Kürt koridorunu hedef alan bir kısıtlı askeri harekâtı onaylamıştır diye düşünüyorum Baykal için. İnşallah yanılmıyorumdur. Çünkü Suriye toprağında benim de onayladığım askeri bir harekât budur sadece.

 Ve Rusya ile birlikte IŞİD, PYD vs. dâhil olmak üzere bütün emperyalist Haçlı çetelerinin üstüne kardeş kardeş birlikte gidiyor olacaktık ve Kürt koridoru falan da masal olacaktı o zaman. Konuya biraz da böyle bakmaya çalışalım. Belki içimiz açılır, bulanık sularda, olmayan balıkları aramaktan da vaz geçeriz muhtemelen. Bu durum ise belki de yeni bir Dünya harbi tehlikesi yaratmadan, herkesin yararına yeni bir kazanım döneminin kapılarını açardı şüphesiz. Yine de geç kalınmış sayılmaz. Tabii aklın yoluna girilebilirse…


Sonuç olarak kendi adıma konulara neresinden bakarsam bakayım, AKP’li bir Milli çıkış yolu bir türlü göremiyor, 360 derece bile dönseler hiçbir şartta bu ışığı yakalayamıyorum ne hikmetse bir türlü. Çünkü uskuru kırılmış AKP gemisi kontrolsüz olarak süratle mayın tarlasına doğru sürüklenmektedir. Aklı başında AKP’lilerinde birlikte yok olmamak adına biran önce, daha önce işaret fişeklerini ateşlemiş olan bazı arkadaşları gibi onarılamaz gemiden acilen atlayıp kellelerini kurtarmaları gerekmektedir. Biz uyaralım da, gerisini artık kendi paşa gönülleri bilir.

Konu vatansa geride kalan teferruatın üstünden uzun atlanmalı ve bütün farklı görüşler tek yürek ve bilek altında toplanmalıdır. Konu vatansa dava artık herhangi bir partinin değil, Türk Ulusunun davası olmuştur artık. Belki de Baykal’ın kastettiği budur. Ki Atatürk geleneğinden gelen bir siyasi olarak böyle düşündüğünü zannediyorum. Bu husus neden kendisine sorulmuyor da yargısız infaz edilmeye kalkılıyor acaba???

Baykal benim de babamın oğlu değildir. Tam kendisine ihtiyaç duyulan bir süreçte bir çakma videoyu bahane ederek havlu atıp, meydanı Erdoğan’a terk etmesini elbette bende hazmedemedim. Bu kadar balık hafızalı da değiliz kuşkusuz. Ne ki asılacak suçludan bile savunma istenir. Yani önce vicdan diyorum. Çünkü vicdan adalettir (mantık) aslında, adalet de aklın yoludur. O halde adil olunmalı ve onu asmaya kalkmadan önce de kendisinden savunma istenmelidir.

Çünkü Atatürk’ümüzün Partisinde, onun gelenekleriyle hala sıcak duran bir siyasi hizmet geçmişi vardır. Ve kendisini AKP aymazlar cemaati ile aynı kefeye koymaksa kendisine büyük haksızlık, öte de saygısızlık olur. Ayrıca asla unutmayalım ki bu hayati süreçte hiç olmadığı kadar aklımızı kullanmaya da ihtiyacımız vardır artık…

                                                                                  Serendip Altındal