12 Ekim 2015 Pazartesi

RUSYA'YA SEVGİLERLE..

            Kuru lafları arkaya iterek, önce olmazsa olmaz ihtiyaçlar listesiyle başlayalım isterseniz:

1) %10 barajı acilen düşürülerek, seçim öncesi meclisin MİLLİ HÜKÜMET yolu mutlaka ve derhal açılmalıdır.

2) ABD, AB Gladyosu ile buna NATO da dâhil, tek yönlü ve aleyhimize oluşan bütün köprüler acilen atılmalıdır.

3) Aslında kader birliği içinde olduğumuz, Asya Bloğu ile acilen ve tam bir ittifak yapılarak kendilerinden, öncelikle de açık veren ordu envanterimiz, milli silah sanayiimiz kendi ihtiyaçlarımızı sağlayıncaya kadar, mutlaka tamamlanmalıdır.

4) Kardeş Rusya ile özel ve yeni bir destansı İstiklal ittifakı yapılmalı, öncelikle de Suriye politikasına tam destekle, yanında olduğumuz deklare edilmelidir. 

5) Yukardaki maddelere bir şekilde engel olabilecek Beştepe’de ki Beyaz Saray otoritesi, geçiş hükümeti tarafından mutlak yok sayılmalıdır.


Tarifsiz acılar yaşadığımız Ankara’da ki insanlık trajedisi bağlamında, daha da bir önem kazanan yukarıda ki geçiş programıyla; öncelikleri yoğunlaşan ihtiyaçlarımızı sıraladım. İçinde bulunduğumuz ve gün be gün kararan durum şartlarında, MİLLİ HÜKÜMET kurma mecburiyetimizin daha da artan önemi,  herhalde artık en taş kafalarımızın da içinde yer almaya başlamıştır umuduyla, bu bölümü noktalayalım.


Düşman birdir ve tektir. Milli Müktesebatımızın karşısındaki güçlerin başında ABD&AB Gladyosu vardır diyerek, tekrarı bir daha tekrarlayalım. İsrail’i de bu güçlerin arasına neden sokmadığımıza gelince; öncelikle de ABD lobisi şayet arkasında olmazsa, Israil tehdit olmaktan çıkar. Çünkü kendi başına kalırsa, aynı kafayla Ortadoğu’da taret bile alamayacağını da iyi bilir.

O halde ciddi olarak uzlaşarak, yoğunlaşacağımız hedef belli ve çok açıktır. Öncelikle de bu hedefle olan bağımlıklarımızı tamamen sıfırlamak zorunda olduğumuz da itirazsız kabul edilmelidir. Çünkü üstümüzdeki ekonomik kontrolleri şayet kendi ellerinde patlarsa, bizi tekrar kafaya almak üzere derhal ciddiye alacaklar, bu defa da onlar kapımızı aşındıracaklardır nasıl olsa, hiiç kuşkunuz olmasın. Ne ki maymunun gözü artık açıldığından, bu defa tufaya gelinmeyerek, bizden sadece nasihat alacakları da kesindir…


Çaresizliğinden, şimdilerde varını yoğunu artık ülkemizdeki terör ve dolaylı bir iç harbe hasreden ABD mafyası, sadece kendi ulusal güvenlik birimleri (CIA, NSA vs.) tarafından özel olarak imal edilen laboratuvar ürünü insan/bombalarla – ki preparatlar ve çeşitli kimyasallarla ölüme ve öldürmeye şartlandırılarak, robotlaştırılmış insanlar -, başkent Ankara da bu vahşet gerçekleştirildi büyük olasılıkla.

Bu insan-robotların tam da terör ve savaş karşıtı nedenli bir miting de ortaya çıkması ve ABD’nin bitti denilen BOP senaryosuyla da örtüşüyor olması, hayli manidardı. Acaba BOP, Arap Baharı yaftası altında, sadece Türkiye’miz için yaratılmış küreselci bir tertip miydi gerçekte? Öyleyse, anakentlerimizde yeni olaylara da hazırlıklı olmalıyız. Ve bizi teyit edercesine, olayın ertesi günü hiç vakit kaybetmeyen, Kirby denen ABD asker bozuntusunun Türkiye’ye verdiği ültimatom nitelikli; “PKK açılımına geri dön” mesajını da, bu olayın üstüne nasıl yorumlardınız pekiyi.

Ayrıca olayın hemen arkasından, Kandilden sarkan ve ” şayet güvenlik sağlanırsa, PKK silah bırakır” mealinde ikinci bir gözdağı olan beyanı, sanki bunun bir teyidiydi. Ayrıca olayın anahtarı da Demirtaş’ın “bu güçlerin her şeyi yapmaya hazır ve muktedir oldukları” benzer ifadesinde asılıydı sanki. Yani farkındaysanız, olayın üstüne Kirby’nin ki de dâhil olmak üzere, üst üste dört tane gözdağı birden verildi bize. Daha suçlu mu arıyorsunuz? Netice itibarıyla iyi bilsinler ki, korkan biz değil kendileridir aslında. Ve korkularının da ecellerine faydası olmayacaktır.

Başkentte patlatılan bombalar ve yapılan vahşi katliamla Türkiye Cumhuriyetine, tam da PKK ile yoğunlaştığımız bu günlerde gözdağı vermeye kalkmak, şüphesiz Ortadoğu da kendi resmini çizmek isteyen ABD ve hempalarının işine yarardı ilk önce. Ama bu tedhiş olayı bu kadar basit de alınmamalıdır. Çünkü şayet seçimleri erteleyecek ve iç harp kokulu bir kaotik durum ortaya çıkarsa, bu durumdan Erdoğan ve göbek bağlı yandaşlarının dışında kalan, pislik bulaşmamış AKP’lileri tenzih edersek, geriye kalanların da nasipleneceğini söylemek yanlış olmaz. Her şeye rağmen, ne yapsalar Türk ile Kürt’ü karşı karşıya getiremezler, çünkü ikisinin de genetik postu birdir aslında.

Katliamdan sonra yapılan konuşmada; “Polemik yapmıyorum; ama bunlar yaşanmazdı, CHP ve MHP’ye koalisyon teklif ettik kabul etmediler” söylemiyle polemiğin dik alasını yapan Davutoğlu. İki partinin de ortak koalisyon şartlarını neden kabul etmediğine veya saray korkusuyla edemediğine(!) nedense hiç değinmiyordu. Oysa kendisine sorulması gereken sorular vardı. “Kılıçdaroğlu, Başbakanlığı bile size bırakırken, ülkeyi soyanlardan hesap sorulacak prensiplerinden taviz vermeyiz demesi mi, dokundu acaba size” diye sorulmalıydı mesela kendisine.


Dönüp bir bakın çevrenize, çoluk, çocuk yaşam savaşı veren mültecilerle dolu. Bir zamanlar ve yüzlerce yıl bizim tebaamızdı onlar. Şüphesiz bizim de sorumluluğumuz var bugünkü sefaletlerinde. Ortadoğu milletlerinin kaderi elbette çöl haramileri ile dağ eşkıyaları ikileminde heder olmak değildir. O halde biran önce Rusya’nın safında yer almalı ve olması gereken düzeni yeniden sağlamalıyız. Öyleyse yine kolları sıvayalım Emmioğullarım, haydin bakalım.

Oysa Salip aynı Salip bir farkla ki, bu defa eşkıya kılığındadır. Onları dört defa göğüsleyip topraklarımızdan def etmedik mi? Bir beşinci defa neden olmasın. Ayrıca ezmeye çalıştıkları şerefli Türk kimliğimizi de, tekrar suratlarına çarpmamız için fevkalade bir fırsattır, Ruslarla aynı cephede olmak. Çünkü bugünkü mevcudiyetlerini, iki devlet birbirine borçludur da aynı zamanda. O halde zaman şimdi ahde vefa zamanıdır yine.

Yeter ki Türk çocuklarının önü açılsın. Kendi vatanımızda, kendi evlatlarımızı neden Nobel adayları olarak yetiştirmeyelim. Neden milli eğitim eskiden olduğu gibi ücretsiz ve bütün vatandaşlarımıza açık olmasın. Yeni Aziz’ler bizatihi neden kendi vatanlarında yetişmesin, önce de kendi vatanlarını ihya etmesinler ki. İşte bu bağlamda büyük fırsat yine önünüzdedir. 1 Kasım’a az kaldı. Şimdi iyi bilin ki, AKP gibi kimliksizleri başınıza yine iktidar yaparsanız, yukarıda bahsedilen yüceliklere ancak dürbün kurar ve yokluğunuzu yaşamaya devam edersiniz…


“Geçici seçim Hükümeti Başkanıyım, AKP’yi temsil etmiyorum” diyebilen bir Davutoğlu, o halde derhal OHAL ilan edip hükümeti ile birlikte istifa etmiyorsa, bunun iki nedeni vardır herhalde;
1) Siz bakmayın timsah gözyaşlarına, vicdan taşımıyordur aslında.
2) Olacak olanlardan haberi vardır büyük olasılıkla da(!)…

                                                                       Serendip Altındal



8 Ekim 2015 Perşembe

BİDAT MAHLUKATI..

           “Emeklilere yüz Lira vereceğiz deyince, bize hemen kaynağı nereden bulacaksınız diye soruyorlar. Kaynak halktır” diyor Davutoğlu. Derken de partisinin arkada gizlenen hinliğini, safça ortaya koymuş oluyor. Tabii soracaklar, çünkü soranlar dürüst, hesap adamlarıdır. Hesaplarını açıkça ortaya dökerek ve diğer yanda halka yük olmadan, yani kaş yaparken göz çıkarmadan, plan dâhilinde yaparlar yapacaklarını da ondan. Yani soranlar, halktan geri almadan verecek olanlardır.

Onlar sizler gibi “al Allah’ım ıslah et” kabilinden, bidat vesayetçisi adamlar değiller ki. Çünkü sorarken de, sizin öz kaynağınızın aslında halk olduğunu ve nasıl olsa hep yaptığınız gibi dolaylı vergilerle, ödediğinizi, misliyle de geri alacağınızı biliyorlardır elbette. Yani emekliye de, asgari ücretliye de vaat ettiğiniz zamları, yine kendi ceplerinden ödeteceksiniz. Adam kandırmayı bırakın. Her ne kadar yüzünüz kızarmıyorsa da, biraz utanmanız olsun bari. Veya da özetle; Allah ıslah etsin sizleri, ne diyelim…


AB, Erdoğan Türkiye’sine, yakında mültecileri kakalayacak diye daha önce de yazmıştım. Burayı tıklarsanız şimdi günün o gün olduğunu da anlarsınız. Okuyacağınız Amerikan kaynaklı haberde, bu bağlamda yeni fantezilere köprü kuracağınız da kesindir. Ve Batı perspektifiyle Erdoğan’a şimdi neden daha fazla ihtiyaçları olduğu da kendiliğinden anlaşılacaktır. Hele de biraz musluğu açınca, Erdoğanların nasıl havuza balıklama dalacağının da bilincindedirler nasıl olsa.

Ayrıca, başımızda ki bu uğursuz AKP iktidarı yüzünden, derdin biri bitmeden diğeriyle tanıştığımız güncelimizde; şimdi bir de Rusya’ya karşı kullanmak üzere Batının ısrarla kaşıdığı sınır meselesine de şayet alet olup, başımıza giderayak olası bir dert daha sararsa; iyi bilinsin ki, Erdoğan ilk önce harcanan olacaktır. Vaktiyle Hitler’i Rusya’ya karşı kullanan ABD, şimdi de Erdoğan’ı aynı minvalde beslemeye kalkıyorsa, Türkiye’nin Almanya, Türk insanının da Alman olmadığını asla unutmamalıdır. Çünkü özgün Türkler, başkasının namusu için değil, ancak bizatihen kendi namusları ve müktesebatları için silaha sarılırlar.

Erdoğan’ın acil AB turlarının arkasında, hanımının Belçika’da, içinde alışveriş yaptığı lüks dükkânla birlikte koca caddeyi bile kapatma rahatlığını, acaba bizler neye borçluyuz. Asırlık Cumhuriyet tarihimizde ilk defa ve peş peşe karşılaştığımız bu UCUBE işlerin, sizce de açıklaması ne olabilir acaba. Ne diyelim, ne yazalım ki daha, hepsi de aynı çıkmaz sokakta dar açılar oluşturuyor. Kahve falları bile bozuk, adamlar umutsuz vaka. Elle tutulur hiç bir yanları da yok ki. Ayrıca anlayamadığım, aralarında nispeten aklı başında intiba bırakanların bile, nasıl olup da hala bu kadar ağır bir gaflet uykusu içinde olabildikleridir. Bu hale gelsinler diye acaba ne yutturulmuştur(!) bu adamlara, bir fikriniz var mı? Yoksa mecliste bir saatlik uyku için 3500 Tl alan mübareklerin esası bu mudur?


Ve bizim bir ayağı sarayda ki namdar aileye gelirsek; daha önceden de beklediğimiz gibi, ilk önce küçüklerin yavaş yavaş Türkiye sahnesini terke hazırlandıkları görülüyor. Yakında baba da arkalarından topuklarsa hiç şaşırmamak gerekecektir. Ee ne yapsaydılar, devran dönüyor artık. Bütün emsalleri gibi onlarda sıraya girmek zorundadırlar kuşkusuz. Ve bu da asla bir tarihi tekerrür olmaz; ama evren kanunları kapsamında, sonsuz zaman-mekân ve sebep-sonuç ilişkileri diyalektiğine uygun, spiral helozonik bir devinim olur sadece.


AKP’liler Ahmet Hakan’ı dövdürtmek için kelle başına 25.000 Tl vermişler deniyor. Aslında çok para, oysa bir 50 kağıda bile uçan tekme atacak çok adam bulurlardı işsiz yandaş lokallerinde. Bir gariban Ahmet Hakanı haklamak nedir ki. Nasıl olsa tereyağından kıl çeker gibi de alacaklardı polisin elinden yapanları. Demek ki öyle pro. Örgütleri filan da yokmuş gariplerin(!). Vah vah bak görüyor musun acıdım şimdi onlara, çok da hafifmişler(!) doğrusu.

Ne ki başlarda bir hayli ansız ve dengesiz olan Hakan, şimdi aklın yolunu buldu da, en azından bazı çevrelerin kafalarına, güncel AKP gerçeğini taş gibi vurdu. Bu da özellikle de gözleri kapalı AKP seçmenlerine, iyi bir öğreti oldu aslında. Umarım birileri kendi geleceklerini de görmüşlerdir bu resimde.

Sonuçta Ahmet Hakan için biraz acılı olmuş olsa da, diğer taraftan sayısız kitap, makale yazsaydı bile, kitleler için bu kadar öğretici olamazdı. Yani aslında kazançlıdır ve kendisi de tarihe geçmiş oldu neticede. Orhan Pamuk bile aldıktan sonra, Nobel’e veya yılın gazeteciliğine de neden aday olmasın ki…

                                                                      Serendip Altındal



4 Ekim 2015 Pazar

SURİYEDE SON BULACAK..

           Evet, asla böyle gitmez ve böyle de bitmez. Yeni bir Dünya düzeni gerekiyor. Ne var ki bu düzeni, artık ağır kokusundan yanına bile yanaşılamayan çürümüş emperyalist ABD ve palikaryaları kesinlikle belirleyemez. Ve hiç kuşku da yok ki, anasından insan evladı olarak doğmuş olanların dünyası olacaktır yakın geleceğin yenidünyası artık. Yoksa oturdukları yerden tüm dünya sakinleri adına ahkâm kesen, üç beş içi boşaltılmış insan artıklarının ya da yaftalıların değil.

İnsan Hakları beyannamesinin veya insanlık anayasasının gerçek hükümleriyle yaşam statüsünün, herkes tarafından kabul görme zorunluluğu, bütün dünya uluslarının ortak amentüsü haline getirilecektir. Ve insan evlatlarının ihtiyacı olan olmazsa olmaz adil yaşam düzeyi de, mutlaka bu yenidünyanın asal ve tek yaşam felsefesi olacaktır.


            Rusya Ortadoğu da, ne yazık ki bugün tökezlemiş; ama hasretle ve iştiyakla özlenen, yeniden ayaklarının üstünde olması arzu edilen eski huzurlu düzeni, kendi huzuru adına da yeniden sağlayabilmek üzere artık yola çıktı. Bu yürüyüşe set çekebileceğini sananlar da yoluna çıktıkça, menşelerine bakmadan bozuk para gibi harcayacaktır şüphesiz. Yani kim teröre destek çıkarsa, nasibini alacaktır, ona göre haberleri olsun. Buna bir şey söylemek gerekirse; “Allah Ruslardan razı olsun” söylemi; güncel şartlarda, bütün elle tutulabilir akli düzeye sahip insan evlatları adına, topluca mağdur oldukları bu evrensel hastalığa en yakışan temenni olacaktır.

            Bu olgudan alınacak ders ise, Müslüman, Hristiyan fanatiği ya da ne halt ise her haddini bilmezin, şayet bu yeni Dünyada yaşam hakkına sahip olabilmek istiyorsa, mutlaka hizaya gelerek haddini bilmek zorunda kalacağıdır. Ki olması gereken de işte tam da budur. Hele de bu konuda, muktedir olduğu söylenenleri, hiçbir kıymeti harbiyeleri olmadığından, kimsenin iplediği de yoktur aslında.

Diğerlerini de saymazsak, aktif görevdeki ve bize göre de aslında Türkiye’mizi bile temsil edemeyen bir Davut’un oğlu; ama diğer yanda temsil ettiği ABD devşirmesi ve kılkuyruğu hükümeti adına Ruslara itiraz koyabilecek, bu dünyada ki en son adam bile olamaz. Ve buradan da anlaşılıyor ki, eski dünya, belki de Suriye’de devinimini tamamlayacaktır İnşallah. O zaman tüm sebep olanlara teşekkür ederiz artık...


            CHP seçim bildirgelerini ardı ardına sıralıyor. İyi de yapıyor; ama bu bildirgeler Kemalist altı oklu CHP özeğine dönüşüm sinyalleri vermekten öte, aslında çok mütevazı cüzdanlara sahip seçmen vatandaşların, sadece ekonomi paradigmalarına daha fazla hitap eden bir nitelik taşıyor. Ki bu kadarı da, ulusal ve tam bağımsız milli değerleri temsil etmek zorunda olan bir CHP olabilmek için, kesinlikle yeterli değildir bilesiniz. Bu durum CHP’yi sadece salt düzeysiz, kimliksiz, sıradan, AKP hiçliğinde bir parti haline getirir. Ve asla da unutmayın ki, balans çelmeniz nedeniyle ruhları bir türlü huzur bulamayan öz CHP’liler tarafından da, dikkatle izlenmektesiniz ve sonuna kadar da izleneceksiniz.

Ve ne yapıp yapıp öz kimliğinizle barışmanın yolunu da, müşterek milli selametimiz adına biran önce bulun derim ben. Şimdi bunları söyledik diye, ahde vefayı ve ortak aklı bir kenara fırlatarak, CHP ye rey vermeyeceğimizi de sakın ola düşünmeyin. O halde, tarafsız ve dürüst bir cevap almaya atıfta bulunduğumuzu da belirterek, şimdi bir soru soralım. Pekiyi bu kararımız, sahiden sizleri sorumluluktan kurtaracak ve/veya mevcut imaja rağmen mutlu kılacak mı?

            Eğri oturalım; ama yine de doğru konuşalım. Altı ok kimliğine dönüldüğü veya aslında dışında olunmadığı, şayet bütün parti yönetimi tarafından imzalanmış bir deklarasyonla, herkesin anlayacağı şekilde açık ve seçik beyan edilmezse, bütün çabalarınız boşuna çıkar, bilesiniz. Artık açık kartlarla oynayalım da, kimse de kimseyi kandırmaya devam etmesin bundan böyle.

Esasen böyle bir durum, artık bayağı bayağı okuyup tartışmaya başlayan durgun ve küskün halk kitlelerini ve bilhassa da hedef kitle olarak betimlediğiniz genç kuşakları bile tatmin etmekten yine çok uzakta kalacaktır, acaba bunun da farkında mısınız? Şayet CHP tarlasında beklediğimiz ürün yeşermezse, o zaman yine de kendi gayretiyle meclise girebilecek tek Kemalist parti olduğu söylenebilecek bir Vatan Partisi, kesinlikle de bizleri çok mutlu edecektir.


            Ülkemizde ki kahrolası ABD askeri mevcudiyetinin, İncirlikten Diyarbakır’a sıçraması, aslında kendi riskini taşır ve bu durum bizim kararlı TSK’mız için de hiçbir anlam ifade etmez. Yani PKK eşkıyasını, ABD karargâhında bile saklanıyor olsa çeker vururuz. Ne ki bu sıçramanın ana nedeni, Rusya’nın Suriye harekâtına muadil bir çakma gövde gösterisidir. Sanki bir halt yiyecekmiş gibi(!). İyi de böyle bir konuşlanma, bu durumda ki bir ABD hesabında neleri değiştirebilir ki, sadece daha fazla gülünecek hale düşmekten veya bir yalancı pehlivanın gövde gösterisi olmaktan öte.

Bu bağlamda, ABD ye söylenecek en son sözümüz olsa olsa; “PYD’yi filan eğitip donatarak teröristin kuyruğunda, elinde kalan son kimliğinden de olmadan, delikanlı gibi kendi ordunla düşündüklerini yap da, görelim ve adamdı diyelim hiç olmazsa arkandan. Yoksa pilin sahiden de bu kadar sıfırladı mı artık” demek olurdu herhalde.

            Aynı bağlamda Katar, Suudi Arabistan gibi emperyalistin kılkuyruklarını ciddiye almaz, bir de bunlara Türkiye’de ki kıç kenelerini eklerseniz, geriye kalan ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve bazı çok uluslu yandaş tüfeklerle bir olup, bir de haddinizi aşarak sapına kadar haklı olan Rusya’yı protesto etmeye de kalkarsanız, inanın insanı ancak güldürürsünüz. Ve bu hususu bilhassa da, artık son oldubittilerini oynayan Erdoğan Efendi, aklını kullanıp çok daha ciddiye almalıdır…
           
                                                                                   Serendip Altındal



26 Eylül 2015 Cumartesi

TELEF OLMAK..

            Hatırlıyorum da, küçükken Arap’ın aklı incir çekirdeğini bile doldurmaz derdi büyüklerimiz. Allah, Allah nasıl olur öyle şey derdik. Vaktaki yıllar geçip te, okuyup yazıp, yakın, uzak çevremizle daha derin araştırmalara girince, bütün Müslüman siluetine rağmen, Arap dünyasının halen izlenimlerini taşıdığı ve bir türlü kendilerine gün yüzü göstermeyen, İslam öncesi paganist yapının arkaik tortusu, daha bir anlaşılır oldu bizim için de.

            Çoğunluğu Arap hacılarından oluşan hatırı sayılır bir kalabalığın, büyük bir kısmı (714 kişi), paniğe uğramış koyun sürüleri gibi bir anda birbirlerini ezerek, Hacı olarak mekânlarına dönememek zorunda kaldılar. Ayrıca ölenlerden fazla da yaralı vardı. Bu müthiş kalabalığın içinde çok sayıda Türk Hacı da olduğu halde, topu topu dört Türk’ün aynı akıbete uğradığını öğrenmek, bizi elbette fazla da sevindirmedi.

 Çünkü bu bilgi olsa olsa kendileri gibi kaotik mentalin insanı olmayan, Cumhuriyet kazanımlarıyla yüklü, Allahtan önce Tengriyi tanıyan, laik ve özgüveni yüksek, tarihinde hiç politeist olmamış, medeniyetlerin banisi Türklerle aralarındaki bariz farkın da bir göstergesiydi belki de.

            Ne ki, bu matematiksel orana rağmen, çoktan havlu atmış Arapların peşinden gitmeye kalkan birileri var hala aramızda. Bu kafaların aslında içinde boğuldukları anlamsızlığı, sağlıklı düşünce biçimiyle anlayabilmek mümkün değildir. Gerisini de siz bir kalıba oturtun artık.

            Okumayı unutan, yeni bitmelerinin ise bilmediği bir ümmeti arkasında bırakarak tarih sahnesinden çekilen Osmanlıya da, ayrı bir özlem taşıyor hala bu kafalar. Epistemolojiyi dıştalayan, ilahi safsatalarla, matematiksel özeği ile de tek bilimsel dil olan Türkçeyi bile kenara koyup; Farisi aruz kalıplarından başka da bir şey okuyup yazamayan Osmanlının, çöküşünün de ana nedeninin cehaleti olduğu bile, bütün işleri milli aydın kıyamı olan bu Osmanlı artıklarına, yine de emsal olamıyor.

            II Dünya Harbinin ülkeleri yerle bir edilmiş ağır mağlupları olan; ama toplum olarak matbaa ile birlikte bolca okuyup yazdıkları ve sayısız aydın bilim ve sanat adamı yetiştirmeleri nedeniyle de Almanların; bugün AB lideri nasıl olabildikleri hususunda da fikir sahibi olup, olmadıklarını sorgulamak dahi, bu farkındasızlar adına abesle iştigaldir, inanın. Bu yüzden de esasen, bunu hiç denemeyin bile derim.


Yine Hacılara dönersek, Haçlı savaşında bile bu kadar Müslümanı(!) aynı anda yakalayamazsın. Yoksa bu işin içinde de, Arap dünyasını iyi tanıyan, entrikal bir parmak mı mevcut acaba? Yoksa İsrail gizli servisinden bazı tanıdık suratlara rastlanabilir mi acaba, çekilen resimler arasında. Haydi, gelinde bunun izahını yapın bakalım. Bilhassa da Avrupalı Hıristiyanlar, bu trajikomediye nasıl münasip yanlarıyla gülmesinler şimdi. Çünkü buna ölmek denmez, telef olmak denir ancak.

            Hz. Muhammed bile çöl Arapları için; onlar biatkârdırlar, imankâr değil diye boşuna mı söylemiştir. Çünkü biat etmek dünyevi yani günlük yaşam için olan, iman etmek ise kafayı zorlayıp derinleşerek, seküler gerçekler yanında, manevi bir liman arayışı bağlamında yaşarken, sığınılan uhrevi bir yaşam tarzıdır. Sosyal adaletin eksiksiz sağlandığı, gerçek İslam olan Ehli Beyte olması gereken iman ise, ancak derinliği olan beyinler tarafından anlaşılarak özümsenebilirdi ki, Muhammedin işaret ettiği husus da buydu mutlaka.

            Koyun sürüleri gibi yaşayan, çabuk iğfal edilen, öyle ki ölüme bile kucak kucağa giden ve kendilerinden sayıca çok daha fazla olan bu insanları, iki buçuk Musevi, hem de kendi topraklarında, pinpon topu gibi oradan oraya boşuna mı savurabiliyor. İşte Arap dünyasının yüzyıllar sonra bile verdiği görüntü ne yazık ki budur.

Bu yazıyı espri olsun diye yazmıyorum. Aslında bu boşuna sefil yaşam ve niyazivari ölümlere içim paralanıyor. Yine de din kardeşi sayılırız ve biz de insanız neticede. Ne ki yüzyıllardır bir avuç aileye biat etmiş, beyin yerine incir çekirdekli bu milyonlara başka da ne denebilir ki acaba. Oysa geleneksel hırsızlarını tükürükleriyle bile defalarca boğamazlar mıydı, çocuklarının bağımsız geleceklerini defalarca kendileri tayin edemezler miydi?

Üstünde oturdukları hidrokarbon yataklarına çoktan göz koymuş, Lawrence gibi İngiliz homolarının bile oyununa gelip, Osmanlı topraklarında yine de adam gibi yaşıyorken, Osmanlıyı sırtından hançerleyerek durduk yerde, emperyalistin kucağında oturan Krallarının kulları haline gelen bu koyunlar, aslında layıklarını da bulmuşlardı ya neyse.

O günlerden bu günlere ne değişti ki hayatlarında. İşte bu yüzden de evleri barkları dağılıp, çoluk, çocuk sefilleri oynayarak Avrupa yollarını aşındırmak zorunda kalıyorlar ya zaten. Ne ki, aslında bilmeden ve farkında bile olmadan, mağduriyetlerinin sorumlusu emperyalist Batıya atabilecekleri en kuvvetli tokadı da atıyorlar bu sayede. Acaba bu durumlarının da farkındalar mı?

Hiç olmazsa bunu kullanabilseler bari. Ne var ki, AB çoktan uyandı bile ve daha önce de yazdığım gibi, mültecileri bizde tutalım diye kesenin ağzını açtı artık. Bizimkilerin de buna balıklama atlayacaklarını tabii söylemeye gerek yok. Yoksa son günlerde ki, Edirne den geri tepen, İstanbul, İzmir, Ankara gibi anakentlerimiz arasında ki mülteci transferlerinin aslı astarı bu mudur? Eğer durum buysa, yandı yine o garipler. Çünkü alınan yardımların, onlara harcanmak yerine ve o çaresizler çoluk çocuk, aç biilaç sokaklarda dolaşırken, yine örtülü ödenekler ve paydaşlar arasında deve yapılacağı kesindir.

Ve işin bu tarafıyla da zerre kadar ilgilenmez Avrupalı, Amerikalı dediğiniz o sahtekârlar. Ve İNSAN HAKLARI beyannamesi, işlerine gelmediği zaman yine arkadaki tozlu arşivlere kalkar. Çünkü kendileri için esas olan, mültecilerin ve emsal taifenin kendi coğrafyalarının dışında tutulmasıdır. Hoş bizim çakallar da iyi bilir bunu. O yüzden de al gülüm ver gülüm paslaşması bağlamında keyfiyeti kamu oyundan gizler, ikili oynarlar ya esasen. Şimdi bunun üstüne de artık iman edin ki, söylüyoruz; ama bizi sadece bizden olanlar anlar. Biz yine de söyleyelim de, haberiniz olsun…

                                                                      Serendip Altındal



23 Eylül 2015 Çarşamba

YAŞAYAN ÖLÜLER..

            Ulan TÜRK’ün vatanında ATATÜRK, evet mi, hayır mı kapsamında herhangi bir referanduma sığar mı, dünyaya kıç tarafından fırlamış kefereler. Vaktaki Türk Milleti böyle anlamsız bir referandumu protesto edip sandığa gitmese bile, ne bok yiyecektiniz? Yoksa o ilahi Türk mucizesinin kutsal heykelini, kaldırabileceğinizi filan mı sanıyordunuz? Şimdi şapkalarınızı koyun önünüze ve hiç olmadığınız kadar akıllı olun da, hiç olmazsa daha fazla da köpeklemeyin artık.


            CHP de ki tümörler yine sancı yarattılar ve Vatan partisinden bir iki adayı aralarına sokturmayarak, umutla beklediğimiz milli yapılanmayı başlamadan dumura uğrattılar. Bu konuda kendilerini haklı sanan iki parti liderine de aslında bu millet, tavır koymalıdır. Çünkü Kılıçdaroğlu, şayet bir iki aday da Vatan Partisinden gösterseydi, acaba taşımakta zorlandığı(!) inci gerdanlığında eksilme mi olurdu. Veya boşa geçen yılların kayıplarında, daha da bir artış mı olurdu.

            Perinçeğe gelirsek; başlarken her şeye şartsız tamam demişken, ne oldu da birden adaylık iştahı kabarıp talepler sıralamaya kalktı. Ve muhalefet lideri olan CHP’nin güncel konseptini de sarstı. Oysa CHP’ye arka planda tam destek verseydi, milli birlik adına beklentisiz fedakârlığı çok daha büyük yazılacak ve şansı gelecek seçimlere de birkaç misli artacaktı. Beklentili, salt düzeysiz politikayı tercih edince de, sıradan bir siyasiden ne farkı kaldı ki. Ve bu durumda seçmen, gelecek seçimde milli bir devlet adamı (lider) olarak kendisine nasıl güvenecekti. Bunu da bir düşünüverseydi.

Demek ki konu vatansa ve milli liderliğe soyunuluyorsa da ilk şart, asla yaşarken ölü sayılmamaktır. Çünkü zaman, bir zamanlar İşçi Partisinin kendi adına koalisyonlar kurabildiği zaman değildir. Ve şimdi zaman bizim için, İstiklal öncesinde olduğu gibi tekrar, olmak veya olmamak zamanıdır artık.
           
            Kılıçdaroğlu’nun “PKK’yı anlamak lazım” ifadesini biz hiç anlayamadık doğrusu. Çünkü açık ara Amerikancı bir açılım bildirgesi olan bu ifade, bir milli(!) lidere asla yakışmıyordu. PKK şayet silah bırakmıyorsa, özgüven sahibi, tam bağımsız bir milli lidersen, bıraktırırsın, daha doğrusu da yutturursun ona kendi silahını. Şu ara TSK’mızın kimseden hesap alıp vermeden yapmaya çalıştığı gibi. Allahtan ki bu ülkenin Atatürk askeri var. Yoksa bu noktaya da bir itirazınız mı var.

            Sonuçta görülüyor ki; iktidar esasen can derdinde, muhalefette de özgüven sahibi, toplumundan tam destek alabilecek ve milletine sapına kadar, acabasız güven verebilecek bir lider boşluğu var. Mevcut liderlerin tutarsızlığı nedeniyle, şoktan şoka girdiğimiz bu günlerde, yazılarımız bile birbiriyle tutarlı olamıyor. Şayet rahmetli İnönü yaşıyor olsaydı, bu Soros fabrika ayarlı yeni bitmelere “haydi canım geçiniz” derdi mutlaka. O halde biz de sadede gelelim artık.

Beyler şayet bu ülkenin evlatları ve ahde vefa sahibi bireyleri olduğunuzu düşünüyorsanız, aranızda ittifak yaparak en azından herkesin kabul edebileceği bir milli lideri seçin hiç olmazsa bari. Şayet siz kendi aranızda anlaşarak bu bağlamda örnek olursanız, bunu seçmenleriniz de kabul edecektir kuşkusuz.

Şayet bu zor günlerde yetersiz olduğunuzu düşünüp, milli hükümetsiz bıraktığınız milletinize, elle tutulabilir başka da bir fayda sağlayamayacaksanız, yine de tarih önünde temize çıkabilmeniz adına, bu teklifimi bir düşünün derim. İnanın ki bu seçenek, en son alternatifiniz olacaktır. Yoksa yüce Türk Milleti, sizleri tarihle birlikte, asla affetmeyecektir.


            Her ne kadar soğuk savaş yılları arkamızda kaldıysa da, yenisi ve çok daha endişe verici olanı da önümüzdedir. Bu bağlamda yeni Doğu Bloğunun görünen lideri Rusya ile Batının lideri olan ABD’yi tartıya koyduğumuzda, dostlarının kötü günlerinde de tam tekmil yanında duran Rusya, ağır basıyor. Yukarı kalkan kefede ki diğeri ise, en hafifinden emperyalist menfaatleri için bile, önce de dostum dediklerinin gözlerini oymaya kalkıyor.

Aslında sadece bu fark dahi, ABD’nin neden yakında topu dikmek zorunda olduğunun da göstergesi oluyor. Çok eleştiri alan; ama gidince de hayli rahmet duası alacağı anlaşılan Obama’nın yerine talip olanlara bakınca da, bu durum daha iyi anlaşılıyor. Çünkü hepsini üst üste koysan bir Obama etmezler. O yüzden Obama, şayet adaylığını koyabilseydi, yeniden seçileceğini de biliyordu ya zaten. Yani ABD’nin işi(!) daha da zorlaşacak, hele de ağalarının. Ne ki bu topu dikiş, yeni cihan harbinden öncemi, sonra mı olur şimdilik onu söyleyemiyoruz…


            2016 yılının Eylül ayında aynı bayramı, yine ve bu defa sökerek kopardığınız tüm müktesep haklarınızın bilinciyle ve tam bağımsızlığınızın Kemalist gururuyla, apaydınlık ülkenizde, geleceğe umutla bakan yücelmiş başlarınız yukarıda, tüm sevdiklerinizle birlikte esenlikle kutlamanıza empati çağrıştırırken; 2015 yılı Kurban Bayramınızı da her şeylere rağmen, en samimi dileklerimle kutluyor, sağlık ve esenlikler diliyorum efendim...

                                                                       Serendip Altındal



15 Eylül 2015 Salı

KEMALİST PAYDA..

            Kendi ülkesinde korkulmaktan ziyade sevilip sayılan, muhtemelen de bu yüzden ilk olarak elimine edilen, Kaddafi gibi bir liderin Suriye şubesi olan ve ülkesi için çalışan Esad’ın mevcudiyeti, sizleri neden bu kadar rahatsız ediyor diye sorulmalıdır Obama’ya. Aynı soru ülkemizdeki Amerikan ambalajlılara da sorulsa, nasıl olsa cevap bile alınamayacaktır. Obama da muhtemelen göz ucuyla İsrail Lobisinin locasına bakacaktır. Belki de bu soruyu onlar cevaplandırırlar düşüncesiyle.

            Çünkü Ortadoğu’nun, önce Israil’in güvenliği bağlamında, ısrarla küçük ve etkisiz lokmalara ayrıştırılmaya çalışılması projesinin (BOP) sacayaklarının birinin sahibi ABD, birinin AB, diğerinin de Israil değil midir? Ki bunların içinde Israil’in şişirilmesinin, en az işine yarayacak olanı AB’dir. AB’nin bu projede temsil edilmesinin nedeni de, onları uyutacak olan ”Kambersiz düğün olmaz” gerekçesi olsa gerekir. Yani anlayacağınız, ha sana ha bana s…. kaldı Hasan’a. Bak sen, herifler kendi aralarında çoktan bölüşüvermişler bizim Ortadoğu’yu. Tabii bu paylaşımın, içeriği olan ülkelerimizle birlikte olacağını da bilmem hatırlatmaya gerek var mı? 

            Küresel dünya diyerek, küresel korsanlığa soyunmanın amacı, lidersiz; ama gerçek liderin Washington DC de ikamet buyurduğu bir dünya mıydı acep kastettikleri; bir zamanların kendileri de çulsuz göçmenleri olan beyzadelerin. Yüzlerine, gözlerine bulaştırdıkları, yerleşik insancıkları hallaç pamuğu gibi dağıtıp sefil etmekten; ama sefil edilmişleri de kredi kartı sahibi yapmaktan başka da bir halta yaramayan Arap Baharını da içeren bu sorunun cevabı, artık her ne kadar uçan kuşlar tarafından bile biliniyor olsa da, yine de cevapsız bırakılmıştır. Ve bu bahar çabuk karardı diye, yoksa şimdi de canlarımı yanıyor acaba?


            Emperyalist biraderler devindiler, rakkaseler gibi kıvırdılar, kaşındılar durdular, nihayet öyle bir noktaya getirdiler ki bu küreselci(!); ama dört köşe olmuş dünyayı, neticede 3’cü dünya harbi tamtamları çalmaya başladı artık. Rusya’nın çeşitli fırsatlarda ve mekânlarda verdiği deklarasyonlar, yaptığı gövde gösterileri, hele son Suriye provokasyonu, sanki bir harp çağrısının da açık bir ifadesidir şimdi. Rusya da bu yolda yalnız değildir, bilakis arkası da çok kalabalıktır. Hele de galip tarafta yer alacağı kesin olan yeni taraftarların, sayıları da gittikçe kabaracaktır.

            Olası yeni bir dünya harbi, dağlarda eşkıya kovalamaya da hiç benzemez. Ne kaçanın ne de kovalayanın nefes dahi alamayacağı radyasyonlu ortamlarda ve toz duman olmuş bir dünyada galip de bulmak zor olacaktır. Ne var ki günahkâr tarafın çok daha ağır bir fatura ödeyeceği yine de kesindir. Mazi bu konuda emsallerle doludur.

            Tarih öncesi devleri olan Dinozorlarını telef eden süpernovadan sonra, nasıl ki dünyanın yeni patronları, cüce yer altı memelileri ve mağara insanları oldularsa, bir dünya harbinin gerçek kazananları da belki de yer altlarında, mağaralarda yaşayan ve radyasyondan kurtulan en alt sosyal katmanların, sömürülen evsizleri, çulsuzları olacaktır. Ve bu çulsuzlar ilk olarak da; doymak bilmeyen ihtiraslarıyla dünyanın da mahvına sebep olan küçük ve mutlu bir azınlık olarak hayatta kalan para babalarının, yer altı sığınaklarına, tıka basa dopdolu gıda ve mühimmat stoklarına el koyacaklardır hiç şüphesiz. Zira can pazarı acımasızdır. Hele de içinde olacakları o ana baba günlerinde.


            Tekrar dönelim biz yine Türkiye’mize, öyle ya başka da bir vatanımız var mı? Bir sürü emperyalist güdümlü, içimizden, dışımızdan çeşitli çatlak ses tarafından, ülkemizde bir Kürt sorunu olduğu söylenir durur yıllardır. Oysa ne yaptılarsa bu sorunu devreye sokamamışlardır bir türlü. Şimdi ise vatandaşları provoke edip birbirlerine düşürerek ve böyle bir sorun varmış izlenimli bir ortam yaratarak, uluslararası bir genel kampanya oluşturma gayreti içindedirler. İşte en son numaraları da budur.  

            Temcit pilavı olmasın diye aynı şeyleri tekrarlamadan, kısaca özetleyelim ki; aslında Türküyle, Kürdiyle mevcut bütün sorunlarımızın tek adresi ve tetikçileri bellidir. Bunlar başta aslı emperyalist mülkü olan otel-saray ve beyinleri iğdiş edilmiş, her konuda tetikçi olarak kullanılacak düzeydeki AKP’li yandaş ayak takımıdır. Bu yüzden de esasen AKP içinde her şeye rağmen temiz kalabilmiş beyaz yakalı siyasileri ve bir kısım medyası dahi, şimdi ikilem içindedirler. Başlarına neler gelebileceğinin artık farkında oldukları için de, bir an önce saray ve silahşörlerinden nasıl kurtulmalıyız mealinde beyin fırtınaları yapmaya başlamışlardır. Bu bağlamda seçimlere kadar da, önemli ve olumlu sinyaller alınacaktır muhtemelen. Çünkü başka da alternatifleri yoktur.


            Dolar’a gelince, bilhassa da ülkemizde, sadece stokçuları istediği için yükseldiği bellidir. Aslında ülkenin hemen hemen bütün mal varlığı, esasen uluslararası sermayenin elinde değil midir? Ülkemiz her artışta fakirleşiyorken, birilerinin Dolar milyarderleri arasına girdiği ise daha şimdiden kesindir. İyi de, ABD gibi Dolar da sıfırlayınca, ne olacaklarının da hesabını yapmışlar mıdır bu vatandaşlar. O zaman da dolu dolu, liderlerinin Erdoğan olacağını söyleyebilecekler midir acaba hala.


Milliyetçi cepheyi temsil etmesi nedeniyle okuduğumuz bir gazetenin, bugünkü bir iç sayfa başlığına bakın. “Güneydoğu Türkiye’den fiilen kopuyor mu?”. Şimdi bizi çok rahatsız eden bu başlığın sadece düşmanların işine yarayacak ifade biçimiyle, demek iş bitti algısı yaratarak, Türkçe okuryazarı nasıl yanlış yönlendirebileceğini de tespit edebiliyorsak ve bölgenin kendi kendine asla kopamayacağını da biliyorsak; “Güneydoğumuz bizden koparılmaya çalışılıyor?” başlığının daha doğru olacağının da bilincindeyiz demektir.

Çünkü her şeyi sorunsuzca ifade edebileceğimiz güzel ve anlam zengini Türkçemizi, hem de ortak milli amaca uygun, en doğru kalıplarda kullanmak zorundayız da demektir aynı bağlamda. Şayet ne demek istediğimi anlamakta zorlanıyorsanız kendinize, acaba tartışmasız bir Türkçeye sahip Mustafa Kemal, bu iki başlığın hangisini tercih ederdi sorusunu da sorun bir zahmet. O zaman beni daha iyi anlayacak ve bu konuda sayfalar yazmaktan da kurtarmış olacaksınız.

           
            Eli kulağındadır diyerek beklediğim gibi, sonunda köşeye sıkışan Batılı kaynaklardan, öncelikle de Alman olanlarından, göçmenlerin aşağıda – Lübnan, Irak, Türkiye vs. gibi kendi özelliklerinde sosyal yapıları olan Ortadoğu ülkelerinde – tutulabilmesi için, bu ülkelere para verelim mealindeki mesajlar söylenmeye başladı artık. Yani “biz sebep olduk; ama ver üç kuruş heriflere, nasıl olsa da üstüne atlarlar. Bırak onlar sürünsün” diyorlar herhalde kendilerince. Ne ki, ülkemin başına bu halleri de getirenler ve tüm rantçıları tarafından asla unutulmamalıdır ki; işin sonunda “birlikte yürüdük, birlikte asıldık” ağıtını, hep birlikte söylemek de vardır. İşte bu da bilinmelidir…


            CHP, Vatan Partisi birlikteliği, esasen çok güvendiğim Kılıçdaroğlu etiği, sağduyusu ve kalenderliğinin beklediğim sonucuydu. Esasen Kılıçdaroğlu bu davranışıyla, “yapamaz” diyen birçok kendini bilmezi de ters köşeye yatırmıştır. Bu sonucun hepimize hayırlı olacağını düşünüyor ve özellikle de Kılıçdaroğlu ve Perinçek’e milletim adına, teşekkürlerimi arz ediyorum.

Liderleri nedeniyle de sonuna kadar; aralarına herhangi bir kara gölge sokmadan, içlerinde ki sızmaları da temizleyerek, büyük bir titizlik ve duyarlılıkla yürütüleceğine inandığım ve tam da en ihtiyaç hissedilen bir zamanlamayla vücut bulan bu muhteşem beraberliğin; bünyesinde altı okla ifadesini bulan Kemalist ortak payda özeği ile de, lahit mekânında yatan yüce önderin ruhuna, ilahi bir şerbet olacağı inancına da sahibim.
                                                                                   
                                                                                    Serendip Altındal



9 Eylül 2015 Çarşamba

LEKELİ SURATLAR..

           Alman basınına göre; bir mezbaha haline gelen Suriye’den kaçmak zorunda kalan göçmenlerin sadece birkaç yüz kadarını – ki onlarda muhtemelen, en varlıklı olanlardı – kabul eden ve kendisi de bir göçmen ülkesi olan ABD’nin, bu bağlamda verdiği utanç büyüktür. Buna ilave olarak da, yaşanamaz bir bataklığa döndürdükleri Ortadoğu da, tüm mazlum insanları yerlerinden yurtlarından eden emperyalistlerin başı olan esas hergelenin de ABD olduğu düşünülürse, utancı koyun kenara; ama insan varlığını bu kadar umursamazlığın, sözde hümanist(!) suratlara kazıdığı böyle kapkara bir lekeye, haydi gelin de ‘yuh’ çekmeyin.

            Irak’ın Tahrir meydanında, ülkelerinde bir türlü birliği sağlayamayan kendi hırsızları yüzünden de galeyana gelen halk nümayişlerinde, Dışişleri Bakanlarının üstü çizilmiş resimleri dolaştırılırken, acınası durumlarından kendisinin de sorumlu olduğu emperyalist Merkel, en başarılı yönetici olarak alkışlanıyordu. Tezada bakın, ne alakaysa. Aynı halk grupları “şayet kendi ülkemizi geri alamazsak, Almanya’ya hicret ederiz” mesajlarını da veriyorlardı.

Şimdi bu durumda ne yaparlar dersiniz. Göçmen probleminde, bütün kalkınmış ülkeler sorumluluk almalıdır diyen Merkel – ki bu soygunda günahı olmayan Doğulular neden alsın - acaba gerçekte neyi hesaplıyor. Malum İt ite it de kuyruğuna buyurur derler. ABD topu AB ye attıktan sonra, AB patron devletleri de gözlerine kestirdikleri, sonradan AB’li olma Balkan devletlerini, belki de biraz finansal bağışlarla özendirerek, daha doğrusu da köşeye sıkıştırarak, göçmen – ki aslı çağdaş köle - kamplarına çevirmeye hazırlanıyorlar.

Demek ki AB taşeronları bundan böyle, meta – para piyasasının en değerli metaı olan emeği, bu kamplardan karşılayacaklar. Ne var ki diğer yandan da, Macaristan’da yeni Quantenamo’lar oluşuyor diyerek, Suriyeli vs. göçmenlerin yerleştirildiği gayrı insani kampları, sözüm ona kınamaktan da kaçınmıyorlar. Bu da yeni Balkan devletlerinin, emek pazarını ellerine geçirmemeleri ve bu çok değerli pazarı büyüklerin kendi kontrollerinde tutabilmeleri adına bir ön hazırlık olabilir mi acaba.

            Diğer bir yoruma göre de; Kürt İşçi Partisi olarak betimledikleri ve gözümüzün içine bak baka legalize ettikleri ve son günlerde ülkemize verdirdiği kayıpları da zevkle izledikleri PKK, istemeye istemeye AB’li sözde(!) dostlarımız tarafından da lütfen bir terör örgütü olarak kabul(!) ediliyormuş. Gel de gülme bu şarlatanlara şimdi. Sanki 35 yıldır PKK’yı iğneden ipliğe donatan, sözcülüğünü yapan, 45 yıl önce vefat etmiş rahmetli babacığımdı.

            Almanya’nın tirajı en yüksek olanlarından dünkü Die Welt gazetesi de Kara Kuvvetlerimizin PKK yuvalarını vurmak üzere Kuzey Irak’a girdiğini başlık haber yapmış. Geniş kapsamlı haberde 50 Türk uçağının da PKK yuvalarını yerle bir ettiği, Dağlıca saldırısında şüpheli olduğu sanılan en az 40 PKK’lının da etkisiz hale getirildiği filan falan bildiriliyor.

            Oysa bizim cepheden bakınca, PKK’nın 16 askerimizi şehit eden son Dağlıca ve beraberinde de 13 polisimizin hayatına mal olan Iğdır cinayetleri, biriken acılarımızın tuzu biberi olurken, PKK ya ve arkasında ki, “PKK bizim kara gücümüzdür” diyen tüm emperyalist sefillere karşı, tırnaklarımızı bile bilememiz gerektiğini, sathı müdafaamız bağlamında bir mecburiyetimiz olarak kabul ediyoruz. ABD, kara gücüm dediği PKK ile aziz ülkeni işgale hazırlanıyor, buna rağmen sen onu misakı milli cephene koymuyor ve hala bir dost kabul ediyorsun. Düşmanımsın diyebilmen için sana daha ne yapsaydı. Sorumuza gelince; şimdi milletine bu ıstırabı reva gören içindeki vatan haini beslemelerin, yatacak yerleri var mı hala senin ülkende artık.

Ve asla da yadsımıyoruz ki; 13 yıllık AKP devletsizliğinin, ekseninden saptırdığı devlet geleneği, ne yazık ki açılım süreci içinde ülkemizi, tonlarca patlayıcının çeşitli bölgelerine gömüldüğü ve tetikleri çekilmeye hazır, uzaktan kumandalı bir PKK mayın çöplüğüne dönüştürmüştür. Utanmadan ülkenin eski, açılımdan bizatihi sorumlu başbakanı, bugünlerin de Cumhurbaşkanı ise bu gerçeği, umursuzca bir de itiraf etmektedir.

Dolayısıyla da bu müstevli Hükümetin, kendi öz evlatlarımızın da PKK ile eş anlamda katili olduğu, nasılsa tarihin sabıka kayıtlarında, kronolojik yerini alacaktır mutlaka. Hele de acılarının nedenlerini haklı olarak sorgulayan Şehit ailelerini bile karaktersizlikle itham eden bir zihniyete, nasıl vatandaşlık hakkı verilir bu ülkede hala, anlaşılır gibi değildir.

            Bu başıbozuk keyfiyet nereye kadar böyle sürer. Fazla sürmeyeceği de artık belli olmuştur. Milli kararlılığımız ise bu süreyi çok daha kısaltacaktır. Mutlak arınma ise, milli birliğin vazgeçilemez tek gücümüz olduğu, toplumun bütün katmanları tarafından özümsenirse ancak mümkün olabilecektir. Tahrir meydanında ‘ya ülkemi geri alırım, ya da giderim’ çaresizliğine pankart açan Iraklılara baktığımızda, emperyalizmin Ortadoğu’muzu getirdiği hazin durumu anlıyoruz. Hiç unutmayalım ki büyük senaryonun içinde biz de varız. Yoksa hala uyanamadık mı? Hemen aynaya bakalım ve öz eleştiri yapalım o zaman. Lekesiz olduklarını düşündüğümüz suratlarımızda, başkalarına gözükmeyen kendi lekelerimizi görebiliriz belki de, kim bilir… 


            Ortak çağrılarımız üzerine, CHP’nin liderliğini üstlenebileceği bir MİLLİ BİRLİK projesi, nihayet tepenin ardından görüntü vermeye başlamıştır. Bu projenin yadsınamaz artılarının, Kılıçdaroğlu ve ashabının siyasi kariyerlerine, fazlasıyla getirisi olacağından da adımız kadar eminiz. Çünkü milli tarihimize altın harflerle yazılacak bir kayıt oluşturabilmek için de, atılabilecek en isabetli adımdır bu. İnşallah beklediğimiz gibi olumlu sonlandığını da görmek, milletimize nasip olur. Zira ancak o takdirde şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak ve özlenen huzur, gerçek olabilecektir…

                                                                      Serendip Altındal