16 Mayıs 2021 Pazar

VANDAL'A BAK..

 


Vandallar (sapkınlar) tarihin her dönem ve sahnesinde yeni kostüm, maske, fırka, parti, cemaat, cemiyet, teşkilat, tarikat, dernek, dergâh vs. ile yer almasını bilmişlerdir. Ve insanoğlu var oldukça da bu böyle olmaya devam edecektir. Resimdeki Vandalların esir yurttaşın boğazına neler döktüğünü bilmiyoruz; ama bizdeki işi ve aşı olmayan vatandaşların ucuz ekmek büfesini bile yakan Vandalların, ne yaptığını ve resimde sembolize edilenle aralarında hiçbir fark kalmadığını da çok iyi görebiliyoruz. Ve çok da iyi biliyoruz ki, bugünün Vandalları da yakın yarınlarda, toplu temizlik başlayınca şüphesiz, yoklar tarihine göçmüş olacaklardır artık.

 

Vatan dedikleri topraklardan, sapkın ideolojileri sebebiyle komşuları tarafından tarihte neden hep kovulduklarını, bir türlü anlamak istemeyen ve Bayramı karşılayan bir Kadir gününde bile en cici Bayram giysilerini giymeye hazırlanan, komşusu Müslüman çocukların ve annelerinin yaşam birlikteliğini bitiren Talmud kökenli lanetlenmiş Yahudilere bakılırsa; bu Dünyada kendilerinden başka hiçbir insanın yaşamaması gerekiyor. Şimdi neden bu kadar sapkın oldukları daha iyi anlaşılır oldu herhalde. Ve bana da bu nedenle şimdilik, Bayramınızı bile kutlayamadan, vatan dediğimiz toprak ana sevdalısı bir Türk’ün gözyaşlarıyla bu kelamları dizmek kalıyor.

 

Yahudi yine rahat durmuyor. Eski alışkanlığı yine nüksettiği için, bundan sonra Yahudi’yi USA da kurtaramayacaktır artık. Eski Yahudiye Eyaletleri veya yerleşkelerinden, yani nerede toplu olarak yerleştilerse, nedendir acaba çürük felsefeleri nedeniyle ve benimsedikleri geçimsizlikleri yüzünden ya hep kovuldular ya da her daim topluca telef edildiler. Dolayısıyla biraz da kendileri artık keplerini önlerine koyup, bunu soyuttan somuta düşünmelidirler.

 

Yahudi’nin aslında vatan olarak da bilinen bir toprak parçasına hiç ihtiyacı yoktur. Çünkü o her yerde, hem de iyi yaşamasını çok daha iyi bilir ve bunu da ister. O halde İsrail aslında bir Musevi vatanı değil; ama USA’nın kendi emperyalizmi yolunda kurmaya çalıştığı yeni Dünya güvenliği bağlamında, Kuzey ırakta oluşturduğu yapay bir Kürt ve arkasında yapay bir soykırım ile toplamaya çalıştığı bir Ermeni Lejyonudur aslında.

 

Biden’in ise neticede bu aşırı masraflı Lejyonlar yoluna kendi ülkesini bile satacak olduğu anlaşılmaktadır. Belki de artık akıllanmaya başlayan vatandaşları onu daha önce satar kim bilir. O halde hiç endişe duymasın. Nasıl olsa yakında Dolar da bitince Çinli, altın rezervleriyle kendi ülkesini de satın alacaktır.

 

Lakin aynı düşüncenin arkasına bazı AB Devletlerinin de saklanmakta olması, bu gidişle sonunda onlarında sonlarını getirecektir. Bu arada bizim buralarda, hayatlarından bezdirdiği insanlarıyla helalleşmeye kalkan Erdoğan, yoksa ayrılık sinyalleri mi veriyordu. Ki o zaman akılcı davrandığını da söylemek boynumuzun borcu olur doğrusu.

 

Amerika’daki Türklerin bir kısım uzantısı, sıkı bir Amerikancılıkla Türk Hükümetini, USA menfaatleri bileşkesinde esir almış durumdadır. Öyleyse AKP Hükümetinden kurtulmadan önce bu akortsuz gruptan kurtulmanın zorunluğu, bilmem artık idrak edilebiliyor mu?

 

Hükümet hesabına başta Mısır olmak üzere ihtilaflı komşularla yeniden uzlaşma havasına girmek, anlatmaya çalıştığımız önerilerin en nihayet ciddiye alındığının bir göstergesi mi oluyor acaba? Lakin her şeye rağmen yine de boşa veya kendi ganimetleri hesabına yatırılan, 20 kayıp milli kalkınma yılına rahmet okuyarak, fazla da umutlanmamanın unutulmaması gereğini de hatırlatmak zorundayız.

 

Kudüs’te tam da Kadir günü Müslümanlara karşı yapılan silahlı İsrail müdahalesi, Kudüs’ün bu aidiyet hakkını nereden aldığını İsrail’e sormak hakkını da bütün izleyicilere verdi. Çünkü vaktiyle Osmanlı toprağı olan bütün bu komşu Ülke topraklarına, bugün ancak seyirci olabiliyorsak, İsrail’in de Kudüs’ün artık kendi aidiyetinde olmadığını idrak etmesi gerekiyor.

 

O halde kimlere güvenerek, canı istediği zaman komşularını telef etmek hakkına sahip olabiliyorsa, en başta da Türklerin bütün eski topraklarına yeniden sahip olması gerekir. Ki bu da şüphesiz yeni insan ve Devlet haklarının evrensel ve hukuksal muahedelerinin, tamamen yenilenmesi demek olur. Ya da savaşla alınan savaşla verilir adamsendeciliğine dönüşerek insan hakları yine ihlal edilir.

 

Bu arada Cumhurbaşkanı, Türkiye’yi İstiklal döneminde terk eden Rumlara ‘gelin burası sizin de ülkeniz’ dediğine göre bu söylemi kendisine yakışıyor olsa da kendisinin de onlardan olduğu veya ülkeyi de artık satılığa çıkardığı için mi söylendiğinin de araştırılması gerekiyor.

 

Böylece çevremizde olan her şey bize o kadar yaklaşıyor ki yakında adaletsizlikten yok olma noktasına gelen Dünya ve insanını adil bir Dünyada tekrar birleştirerek yeniden kurtaracak olan Türklerin, tekrar işbaşında olacağını çıkarıyoruz, işte bu yaklaşımdan. Yani kuşlar, çiçekler, börtü böcekler ve bütün yaşam savaşı vermekte olan tabiat ana, kulağımıza yine bunları fısıldıyor. Tabi o günler geldiğinde de bugünkü Vandal ve fetbaz yobazların çoktan temizlenip unutulmuş olacağını da bilmek bir sır olmuyor artık…

 

Rusya’nın ikinci Dünya Harbini, Nazi Almanya’sını yenerek sonlandıran Zafer Günü kutlamaları, kendi İstiklal harbimizi de anımsatarak yüreğimi sızlattı. Çünkü Putin vaktiyle Atatürk’ün de yaptığı gibi böyle bir anıda, güçlü bir Devletin neler yapabileceğini ve çeşitli emperyalist entrikalarla nasıl baş edileceğini yine tartışmasız Dünyaya servis ederken, beynimdeki düşünen; ama kararlı Kemalist kişiliğimle, iyi günlerimizin yine bütün ışıltılarıyla yaşanacağına olan inancımı dimdik kafamda taşıyordum. Ve bu düşüncelerin, bizi asla temsil etmeyen yapay bir misyoner Hükümetin yalan ifadelerine, hiç ihtiyacı olmadığını da çok iyi biliyordum.

 

AKP iletişim merkezinin CHP’yi karalamak üzere yaptığı görselin daha yayınlanmaya başlamadan iptal edilmesi, aslında yurttaşın AKP ile ilgili her konuya hatta yalan ve hile bile olsa, duyarsız kaldığı ve artık AKP ‘den kurtulmaktan başka da bir düşüncesinin kalmadığını gösteriyor. Paralelinde derhal tespit de ediliyor ki bugün Türkiye’de, Dünyanın herhangi bir yerinde de olduğu ve olabileceği üzere, diktatör Mafya Devletleriyle, sakin yurttaşlar arasında yaşanan Vandal savaşlarından birisi daha yaşanıyor.

 

Ayrıca bu bağlamda her söylentiye de itibar edilip yayınlanmamalıdır. Çünkü komplo nitelikli söylentiler sadece, onları maksatla yayanlara yarar ve bizatihen yaşandığı üzere de daima kaotik sosyal dalgalanmalar yaratır. Demek ki hakkınızdaki ispatı olmayan söylentiler, düşmanınızın en etkili silahıdır sadece.

 

Sözün özü: Sevgili gönüldaşlar; FETÖ ve beraberinde bir AKP dönemini yaşamış ve hala da yaşıyorsak, üstüne de çuval giymekten bu yana, ERGENEKON güldürü parodilerini de hazmettiysek, biz Atatürk ve Devrimlerini hiç hakketmemişiz ve Kurtuluş Savaşı da bizler için yapılmamış demektir. Gelin bunun altını da hep birlikte imzalayalım o zaman…

                                                                            

                                                                                 Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com                      

Video Kanalım & Şiirlerim

2 Mayıs 2021 Pazar

MAKAMA SAYGI..

          


           
Çin’in kontrolsüz büyümesi de aslında bütün Dünya Devletleri tarafından kontrol altında tutulmalıdır. Mademki emperyalizmin sömüren güç olması engellenmek isteniyor, O halde Çin de yeni bir sömürge devi yapılmamalıdır. Yani gerçekte Doğu ve Batı arasındaki güç dengesi, iki taraftan biri hesabına asla bozulmamalıdır.

 

            Çinliler vaktiyle büyük Türk Devletlerinin himayesinde iken sonra Türkleri de birbirlerine düşürerek çeşitli entrikalarla kendi teritoryumlarını kurmuşlar ve en sonunda ise Uygur hakimiyetinde oldukları halde bugün, aslında patronları olan Uygur Türklerini işçi köleler durumuna düşürmüşlerdir. Ve asla unutulmamalıdır ki Çinli entrika ve manipülasyonda İngiliz’e bile külahını ters giydirir. Yalnız çok çalışarak haklı bir ekonomik ve sosyal büyüme içinde oldukları da asla unutulmamalı ve işte bu tarafları da örnek alınmalıdır.

 

            CHP Başkan yardımcısı Altay 21 Nisan Halk TV konuşmasında 27 Mayıs’ın darbelerin babası olduğunu söyledi mi, söylemedi mi? Derhal gözümden düştü. Oysa 27 Mayıs askeri hareketi o zaman, şimdi de en fazla ihtiyacımız olan Devrimin ta kendisiydi. Askerlerin, bizden buraya kadar, şimdi yeni Anayasa Hukukunu sizler yapacaksınız diye deklare ettiği üzere, başlarında Sıddık Sami Onar olan, en saygın Anayasa Hukuku Profesörlerinden oluşan bir Komisyon tarafından, 61 Anayasası gibi Cumhuriyet tarihimizin en mükemmel bir Devrim Anayasası yapılarak Türk milletine armağan edilirken, Meclisin güvencesi olacak olan Senato bile kurulmuştu.

 

            Böylece bugünkü Cumhuriyet varlığınızı o Anayasaya borçlu olduğunuzu da lütfen bir daha hatırlayınız bir zahmet. Ve de şimdiki doldur boşalt Anayasasıyla olan farklar çizelgesine empati oluşturarak, hali pür melalinizi de görün Beyler ve Hanımefendiler. Ki bilhassa Senato denen olgunun neden bugün bile USA gibi gelişmiş ülkelerde var olduğuna ve bu nedenle de böylesi ülkelerde, demokrat bozuntusu diktatörlere asla neden müsamaha olmadığını da bir daha benimseyin lütfen.

 

            Evren Paşanın yaptığı ise buz gibi Amerikan darbesiydi mesela, kafası ütülenmişlerin söylediği gibi asla bir Devrim değil. Evren kendisine verilen talimatlar çerçevesinde 61 Anayasasını deaktive edebilmek için ne mümkünse yapmıştı, ama yine de bir hayli zaman kaybettiler. Bu zaman kaybı bile mevcut Anayasanın daha iyi benimsenmesi için bir artı neden oldu.

 

            Şimdi ise bazıları birinci Cumhuriyetin yıkıldığını söylüyor. Böyle bir şey asla yoktur ve olamaz. Lakin böyle bir teşebbüs olduğu da kesindir, ne ki bunu yapmaya kimsenin gücü yetmez. Birinci Cumhuriyetin yıkılması demek, İstiklal Harbinin yapılmadığının veya kazanılmadığının da söylenmesi demek olur ki tımarhanenin zır delileri bile buna kahkahayla güler. Çünkü böyle bir yıkıntıyı revizyon bile onaramaz. Oysa şu anda birinci yani Kurucu Cumhuriyetimiz sadece, Devrim ilkelerini altı ok çerçevesinde onarmak, güncellemek ve güçlendirmek üzere revize edilmek noktasına gelmiştir. Bunu da yüce Türk Ulusu yine yapacak güç ve azmindedir.

 

23 Nisan Meclis Cumhuriyet konuşmalarında, gerçekte mevcut olmayan Kürt sorunu gibi emperyalist bir hikâyenin hala konuşuluyor ve besleniyor olması, sadece Türk milletini rahatsız etmiyor. Asılları Türkmen olan, ama kendilerine Kürt denilen ve tarih bilinci yerinde olan kardeşlerimizin de ne kadar alındığını biliyor ve görüyoruz. O halde kimdir bu konuşanlar ve kendilerine Kürt diyen Taşnak artıkları. Ve kimlerdir bu konuşanlara yer verip bir de destekleyenler. Öyleyse bu yapının kiralık aktörleri de acilen deşifre edilmelidirler.

 

Eskiden Dolar lafı pek duyulmazdı. Devlet Bütçeleri bile sayılı Dolarla ifade edilirdi. Hele de bugünkü Dolar mülkiyetinde Bütçe açığı asla akla bile getirilmezdi. Ki dış borçlanma bile ancak DP İktidarı ile yaşanmaya başladı. Oysa şimdilerde 128 Milyar Dolar bile bir gecede satılıyor. Ne oldu da böyle oldu. Hâlbuki Dolar bu kadar ayağa düşmüşse, ömrü de çok kısalmış demektir. Ve çok yakında sanal bir para birimi bile olamayarak nominal değeri sıfırlayan Doların yerine, Bitcoin veya altın ya da değerli diğer metal endeksli başka bir nominal değerin, evrensel ticaret birimi olarak kabul edileceği gün gibi aşikâr demektir. O halde Yeni Dünyanın işaret fişeğini atan Çin’in altın rezervlerini neden çok yükselttiği de kendiliğinden anlaşılmaktadır artık.

 

Vaktiyle Kennedy İsrail’e atom silahı verilmesine karşıydı, öldürüldü. Bugün de Biden adlı siyasa bezirganı, Türklere soykırım yaptınız dese ne olur demese ne olur. İşte kendisi de bu kadarlık bir siyasa melezidir sadece. Yani varlığı da yokluğu da kendi sonunu değiştiremeyecektir. Hele de bir Amerikan ordu gazisi tarafından kendisine söylenen ‘kendiniz için bizi Irak’a yollayıp sivilleri öldürttünüz. Sayenizde birçok arkadaşım öldü’ ifadeleriyle aşağılanan Biden’in sessizce uzaklaşması, Amerika da bilhassa da ordu mensupları arasında yeni bir infial ateşinin yakıldığının da en canlı göstergesiydi.

 

AKP Hükümetinin bazı dış temasları, prensipte nefsi müdafaa odaklıdır. Yalnız böylesi temaslarını bile yanlış adamları kullanarak ve doğruların yerine yanlış dostlar seçerek yapıyorlar. Çünkü kendi akılları da yanlıştır ve dış siyasaya da yetmiyor. Zira ülkeyi bütün yokluğuna rağmen hala soymaya kalkanların başkalarını ikna edebilme becerileri de yoktur. Erdoğan o kadar açık ve seçik ‘benim işverenim Biden’dir’ dedi ki artık buna ne cevap verilir bilemem.

           

Oysa Biden’e verilmesi gereken cevap çok açıktı. O da ülkedeki Amerikan üstlerinin derhal kapatılmasından geçerdi. Gerisi de zorunlu olacak olan ikili görüşmelere kalırdı artık. Ve fazla tıraşa da gerek kalmazdı. Çünkü verilen cevap evrensel olurdu ve dünyada anlamayan da kalmazdı. Irak’taki çete baskını ise ahırda Öküzün karnını sokan sivrisinek gibi kaldı. Bilmem anlaşılır oldu mu?

 

Amerikalı Biden denen Siyonist’in eski gücü kalmadığı için artık cıvalı zarla oynuyor. Sakın oyununa girme yoksa sıfırlarsın. Masada ne görürse toplarken dikkat et de seni de boşaltmasın, akıllı ol. Beceremediğin siyasanın kurtlu arpalığından sana pek hayır gelmez. Bu arada unutma ki Türk milleti havlu atmayı bilmez. Bunu da herkes bilir. Bakarsın o millet seni bile kurtarır. Bu sayede belki de daha dokunaklı bir son bulursun.

 

Avrupa Birliği ise Türkiye ye muhtaçtır. Yani bunun aksi hiç değil. Bırakın ticari ilişkileri; tarihe bile bakılsa onların kökeninin de Türk olduğu anlaşılır. Mesela Devletleri Devlet yapan aslında efsaneleridir. Bugün dünyanın en zengin Devletlerinden birisi olan Almanya’nın bile öz Nibelungen efsanelerinde baş figür Hun Türklerinin Başbuğu Atilla’dır. Benzer durumlar Avrupalı diğer Devlet tarihlerinde de böyledir. Bütün Avrupalı da bunu bilir ve elbette ki Türkiye ve Türklerin dostluğunu, asla güvenilemez sahte ve salt ticari dostluklara her halükârda tercih eder. Ve bilin ki yakın gelecekte USA yalnız kalacak ve ilk önce de eyalet Devletlerine ayrılacaktır. Yeter ki Dolar bir an evvel tamamen sıfırlasın, yani basmaya bile gerek kalmasın.

 

Türkiye Ukrayna’da ne mi yapar? Bana sorarsanız hiçbir şey. Çünkü girmez, giremez. Şayet ebleh olup girerse, başta USA ve NATO olmak üzere arkasında Dünya harbi çıkaracak bir birlik asla kalmaz, kalamaz. O zaman da Türkiye biter. Çünkü Cumhurbaşkanı her ne kadar Erdoğan’sa da çok iyi bilir ki silahlı bir Türk neferinin hatta Türk destekli üniformasız silahlı bir Lejyonerin bile Ukrayna’ya sokulması, Türk milletinin kesinlikle değil; ama kendisinin intiharı olur. O halde makamından yüzünün akıyla ayrılabilmen için sadece başlık resmindeki Atatürk önerilerini benimsemen yeterlidir. Gerisi ise teferruattır. Bu tavsiye de bütün liderlere ithaftır.

 

Bilinsin ki Türk milleti kimseye benzemez o sadece kendi özüne muhtaçtır ve kendisini temsil eder, başkasını değil. Sahtekârlar, kendileri gibi olan sahtekârlarla yaşar. Çünkü onlar birbirlerine muhtaçtır her zaman. Türkler kendinden olmayanlarla da eşit ve saygın şartlarda yaşar, çünkü yiğit, mert ve korkusuzdurlar. Hak, onur ve bağımsızlıklarına da çok düşkündürler. Bilhassa da aslı mazlum olan Türk Milleti ok gibidir. Yani bir kere yayından fırlamaya görsün.

 

Bazı beyni sulanmış şerefsizler Türklere ‘Ermenilere soykırım yaptınız’ diyor. Türk Milleti ekmeğini paylaştığı, adam ve kardeş saydığı halde bağımsızlık savaşında düşmanı olan emperyalistin tetikçiliğiyle kendisini sırtından vuran Ermenilere şayet soykırım yapsaydı, Ermenistan’ı bile kuracak hiçbir Ermeni kalmazdı bu dünyada. Gerçekte bütün mesele din hikâyesidir. Oysa Türkler dinin bile ne olduğunu bütün dünyaya öğretmişti. Ki buna Hristiyanlar, Müslümanlar ve tüm diğerleri de dahildir.  

 

Makam saygısı bizatihen Mete (Motun), Atilla, Atatürk, İnönü, Washington vs. ilk önce de o makamın sahibinde olmalıdır. Cumhurbaşkanlığı makamı ise çağdaş ve çok kutsaldır. Ve hep en liyakatli, erdemli, seciyeli ve dirayetli şahıslara mesnet olmuştur. Hele de Atatürk gibi bazılarını ise ölümsüz kılmıştır. Yani o makam asla liyakatsizlik sendromuyla acınacak halde feryat ediyor, acıyla inliyor durumda olmamalıdır. Çünkü o zaman millet de o acıyı hisseder. Donuk ve güçsüz kalabilir. Bu bağlamda yakın tarihe bakıldığında ise gidenlerin yerinin kolay dolmayacağı ne yazık ki görülmektedir…

 

Ülkemizde bir de bu her arsayı kapatan inşaatlara yasa, masa işlemiyor herhalde. Millet yasaklarla, aşla, ekmekle, işsizlikle uğraşırken özellikle de neredeyse beleş Suriyeli işçi taşeronlar, sabahın köründe hem de şarkıyla, türküyle avaz avaz çalışmaya başlıyor. Benim bildiğim ve duyduğum, bütün İzmir ve nahiyelerinde durum budur. Neredeyse çatışmaya varacak bu durum nasıl ve neden oluyor. Bunlar epidemi de saçmıyorlar mı acaba? Hepsi de iflas etmiş Hükümete mi çalışıyor yoksa…

                                                                         Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

 

19 Nisan 2021 Pazartesi

ASIL MESELE..

 


            Ab Konseyinin Türkiye ile olan çözümü AKREJİM üstünden çözüyor olması, aslında beklenendi ve o da oldu. Yani sinsi USA ile birlik olan NATO AB’nin Erdoğan desteği, nedeni bileşkesinde bir kere daha ortaya çıktı. Yani ortadaki durum sadece milli bekamıza karşı olsa da Erdoğan Hükümetinin tavşan karşısında gaza getirilen tazı konumu bir daha teyit edilmiş oldu.

 

Demek oluyor ki AB her ne kadar Türkiye’yi AB’ne almasa da istediğini aldığı ve alacağı Erdoğan Hükümetini, bütün demokrasi ihlallerine rağmen sonuna kadar tek taraflı destekleyecektir. Onların ne kadar demokrat oldukları da artık yorumlarınıza bırakılmıştır.

 

            Son günlerde Corona ölümlerinde artmalar oldu. Anlaşılan muhtaç ve kronik hastalıkları olanları genç, yaşlı demeden SGK dışı bırakıyorlar demektir. Aynı bağlamda aşı keyfiyetinden de sıyrılmış olacaklarını hesaplamışlardır mutlaka.

 

            Bakın, giymeye çalıştığınız çizme size çok büyük gelir. Onunla dolaşamazsınız bile. Beyin ise insana sentez yapabilmesi için verilmiştir, lütfen onu salata olarak kabul etmeyin. Bırakın bütün suçları haklı olarak beka meselemizi irdelemek olan emekli Amiralleri de USA Montrö’ye rağmen boğaza neden gelmiştir. Çünkü neticede Hollywood aktörüdür ve bugüne kadar olduğu gibi paranoid filmlerle insanları hep etkilediğini ve etkileyeceğini düşünür. Bilinmesi gereken, USA önderliğindeki Şirket-Devletlerle, nefsi müdafaa savaşı veren Ulus-Devletler arasındaki kavganın başladığıdır.

 

            Oysa USA Cuba’dan itibaren bu Dünyanın kendisinin olmadığını, olamayacağını çoktan yemiştir. Vietnam, Kore vs. ise bu yemeğin sosudur. Bırakın şunu bunu da ASIL MESELE önce biz Türkleri ve Türk yurdunu alakadar ediyor. O halde akıllı olun ya da aklınızı başınıza alın. Çünkü Türkiye’miz elden gidiyor. Ve bu durum eskimiş Osmanlının yerine yenisini koymaya da hiç benzemiyor…

 

Rusya Büyük Elçisi Kehrkov’un TBMM de yaptığı duyarlı konuşmadan, dikkatimi çeken bazı bölümleri paylaşıyorum:

§          “Bugün Moskova Antlaşması’nın imzalanmasının 100. yıldönümünü kutluyoruz. Bu tarihi belgenin ismine dikkatinizi çekmek isterim; “Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması”. Bu, diplomasi alanında son derece seyrek kullanılan bir formüldür. Bu isim, o zor dönemin romantik ruhunu tam olarak yansıtmaktadır.”

-          “Genç Türkiye Cumhuriyeti için esas tehlike geçtikten sonra, Sovyet Rusya’ya müteşekkir olan Mustafa Kemal Atatürk, Vladimir Lenin’e yazdığı mektupta “Türkler ile Ruslar arasında yüzyıllar boyunca süren kanlı savaşların gürültüsüyle dolu tarih nedeniyle, bu kadar hızlı şekilde barışmamız, diğer milletleri şaşırttı.”

-          “1935 ve 1937 yıllarında Sovyet ekipmanlarının tedariki sayesinde, Türkiye Başbakanı İsmet İnönü’nün “Sovyet endüstrisinin harika eserleri ve ebedi dostluğun sembolleri” olarak nitelediği, Kayseri ve Nazilli’deki tekstil fabrikaları açıldı. Sovyetler Birliği, Türk ağır sanayisinin gelişimine daha sonraki dönemlerde de büyük katkı sundu”

-          “Ülkelerimiz arasında 100 yıl önce temeli atılan dostluk ilişkileri, bölgedeki istikrarın, iki ülke halkının gelişiminin ve refahının bu ilişkilere ciddi bir şekilde bağlı olduğu günümüzde özellikle önem taşımaktadır”

-          “İki halktan biri için ortaya çıkan her türlü zorluklar diğerinin durumunu kötüleştirir”

 

Yukarıdaki ifadeleri fazla uzatmaya da gerek yok. Sadece bu alıntılara bile bakıldığında iki Devlet ve iki millet arasındaki vazgeçilemez birliğin bozulmasına sebep olabilecek nedenlerin ve yaratıcılarının tarih boyu nasıl lanetleneceğini bilmem hatırlatmaya gerek var mı?

 

Montrö’yü kaldırma yanında Cumhuriyetle asla bağdaşmayan Hilafeti de yeniden sahiplenmeye kalkanların öngörüsüzlüğü, bırakın komşuları önce de kendilerine güven vermemektedir. Oysa deniz aşırılarının istemlerine kapılarak ülkeyi ateşe atmak, aynı bağlamda ayağına taş bağlayıp kendisini de denize atmakla eş anlamlıdır. Ve Devletin başındakilerinin bile intihar hakkı şahsa özel değildir. Yani intihar edecek siyasi dahi önce istifa etmelidir, çünkü aksi halde ettiği yemine aykırı düşer.

 

Muhalefet sözcüsü kaybolan 128 Milyar Doları cehaletle adlandırıyor. Oysa bu kayıp, milletin gözünün içine baka baka yapılan bilinçli bir soygunun en açık bir görüntüsüdür. Aslında AKP Hükümetinin yaptığı tek iş, Atatürk’ün yaptığı bütün işleri yeniden; ama tersine yorumlayarak yapmak oluyor. Ne var ki bunu yapabilmek için bile yanlış adamlara oynadıkları için işleri bütün bütün ters gidiyor ve yüzleri gözlerine bulaşıyor.

 

Cumhurbaşkanının, üniversite mezunlarının kalitesizlikleri nedeni, işsizliklerinin de nedeni oluyor ifadesi, acaba kendisinin ve avenesinin kalitesini mi yansıtıyor? Bunu anlayamadık, hiç de yorumlayamadık doğrusu. Ayrıca kalitenin iş tecrübesi demek olduğuna göre de hangi üretim sahasına, hangi istihdamı yarattığının da envanterini hangi belgeyle ve nasıl vermeyi düşünüyor acaba?

 

Bugün serbest dolaşımda bolca okuduğumuz yabancı ülkelerdeki insanlarımızın heyecanını anlıyor ve takdirle karşılıyoruz. Benim de Almanya da yaklaşık 20 yıl yaşanmış, eğitim ve meslek hayatım olduğu için, özden uzaklığın ne demek olduğunu çok iyi bilirim. Lakin Tanzimat, Meşrutiyet ve İttihadı Terakki dönemlerini de yaşamıştır bu ülke. Ve Allahtan ki Türkiye de bir Atatürk ve onun ekolü vardı. Bugün de çok iyi biliyor ve görüyorum ki Türkiye’mizi yine Türkiyeli Türkler kurtaracaktır…   

 

                                                                        Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

 

2 Nisan 2021 Cuma

YOLUN SONU..

 


              Şimdi AKP tayfasının Erdoğan rejisörlüğünde çevirmeye çalıştığı filmi biz daha önce de görmüştük. İkinci Dünya Harbinde Almanların gaza getirdiği Enver Paşa Büyük Turan (Kızılelma) rüyasına dalarak Rusya Türklerini aynı Bayrak altında toplamak, sonra da Türkiye’ye yönelip Atatürk’ten liderliği alma ve Büyük İslam Türkiye’sini kurma amacıyla yalın kılıç Rusya içlerine girmişti.

 

            Sonuç malumdur. Büyük Türk kıyamına ki başta Enver Paşa dahil olmak üzere hepsinin hayatına mal olan bu megalo hezeyan, o zamanlar yeteri kadar bakar körün ve beyinsizin yeniden aklını başına getirmişti sanırım. Ki bütün maceracıların hepsi birden yeniden Atatürk’ün değerini anladılar ve onun yoluna döndüler. İnsan beyni neticede Bilgisayar olmadığı için içine aldığını sonradan unutur veya virgülüne kadar da hatırlayamaz.

 

            İşte böylesi tutarsız saplantılarla yola çıkan siyasi İkbal sahipleri, sadece kendilerine değil ülkelerine de zarar verirler. Oysa Kızılelma’yı önce tasavvur eden Atatürk’tü lakin neyin nasıl yapılabileceğini de bilen yine kendisiydi. Ortada bir Sarıkamış hezimeti varken ikinci bir faciayı daha Türk milletine yaşatacak olan Enver Paşa bu eyleme kalktığında, Allahtan ki Anadolu da bir Atatürk vardı. İşte bu da Türkiye’mizin en büyük şansıydı. Yoksa bugün kim bilir nerelerde olurduk.

 

            Lakin bugün durum farklıdır. Yurdumuzda Atatürk gibi bir lider de şimdilik olmadığından ülkemiz ve milletimiz sadece zarar görür. Bu nedenle de durumun ciddiyeti bütün vatandaşlarca benimsenerek ihtiyati önlemlerin alınmasına, bir milli birlik şemsiyesi altında acilen başlanmalıdır. Aslında Montrö ’süz asla sahip olamayacağımız Boğazlarımızın konumu bile, BOP Projesinin de ana konusu ve hatta tek ve nihai hedefidir. O halde yeni İstanbul Kanalı gibi bir komplo Projesinin lafı bile edilmemelidir.

 

Aslında ülkemizin her şeyi vardır. Bütün mesele, sadece muhalefet partisi Başkanlarının Atatürk gibi düşünerek bir milli birliktelikle, kurucu anayasa ve TBMM bileşkesinde yeniden düzgün bir başlangıç yapılmasını sağlamalarıdır. Yani çıkış yolunun yüce Rahmetlimizin de söylediği gibi hepimizin Atatürk gibi düşünmesinden geçtiğini de asla unutmamalıyız. Demek oluyor ki Atatürk’ün, dolayısıyla da milli müktesebatımızın yok edilmemesi için milletçe Atatürk olma zorunluluğumuz vardır.

 

            Çünkü aslında Montrö ve Lozan’ı kabul etmeyen USA ve çömez AB, İstanbul’u hala Doğu Roma Başkenti Bizans olarak kabul ediyor ve bu eski rüyayı da hala görmeye devam ediyorlar. İşte mademki diğer çömez AKP de Montrö ve Lozan’dan vazgeçmeyi diline doladığına ve ‘iş Başkanın onayına bakar’ dediğine göre; genel seçimlerin, bırakın öne alınmasını, üstüne birer bardak da ayran içersiniz artık demeye getiriyor herhalde Yurttaşlarına.

 

Ne var ki asıl tehlike arz eden Asya komşularımızdan şimdilik tık yok. Sessiz ve dikkatli; ama asla taviz vermeyecek kadar da kararlı olarak şimdilik ve sadece bizim Hükümetin son kararını bekliyorlar. Bana kalırsa birileri de fena harcanacakmış gibi görünüyor. Eh artık kendi düşen ağlamaz tabii.

 

            Anlayacağınız AKP asıl misyonu gereği, alıştıra alıştıra emperyalist Muhipleri Derneğine dönüşmektedir giderek. Yakında isim de değiştirirlerse hiç şaşırmayalım. Bir sabah uyandığımızda bütün stratejik noktalarımızın gizlice açılan kale kapılarımız nedeniyle, dış güçler tarafından işgal altında olduğunu görürsek de sakın küçük dilimizi yutmayalım. Öyle ya 15 Temmuz’u bile bu millet, sadece izlemedi mi? Zira bu gidiş o gidiştir. Yani yolun sonu göründü artık bunu belleyelim.

 

            Örneğin; zamanında ki bırakalım DP dönemindeki sayısız gizli antlaşmaları, yakın zamandaki Gül ile USA Başkanı Powel arasında yapılmış olan ve halen de geçerliliğini muhafaza eden antlaşmanın bugünkü vasisinin, AKP ile Erdoğan olduğu kesinlikle unutulmamalıdır. Bir de bunun üstüne BOP eş Başkanı resmi yapıştırılırsa; eh artık her şey çok daha açık olmuyor mu dostlar.

 

            NATO ve AB askısıyla gardıroba asılmakta ısrar edenlere de söylemek gerekirse; Şanghay Antlaşmasına imza koyan Devletlerin hangisinin durumu, bizden ve birçok AB ülkesi Devletinden daha iyi değildir. O halde hala AB de ısrar etmenin ne abuk ve de nasıl bir satılmışlık değeri vardır acaba?

 

            Aptal, bana göre defalarca bilimsel argümanlarla ortaya konmuş olan doğruyu idrak etmeyen veya edemeyen insana denir. Oysa herkesin doğuştan itibaren bilinçsiz veya aptal bir dönemi vardır yaşamında ve olacaktır da. Ne ki artık doğru olanı anlamış ve benimsemişse ona aptal denemez. Yani doğuştan ne akıllı ne de aptaldır, sadece bilinçsizdir insanlar. Öyleyse doğruları takip edince de bir Padişah’ın bile 600 yıllık Saray Saltanatından sonra bir anda nasıl çıplak kaldığı ve kalabileceği de derhal kabul edilebilir.

 

Hele de son Abdülhamit dönemi, şayet görmek isteneni gösteren at gözlüğü ile değil de normal gözlükle okunup özümsenirse, ne de güzel bir örnek olur bu çıplak kalışa. Ve şimdi artık bunu da anlayıp idrak edebilenlere nasıl aptal denebilir ki.

 

 Şerefli kocaman tarihine ihanet içinde olan tribündeki o yalnız adam, acaba kendi vahim durumunun da farkında mıydı? Bilemem; ama televizyondan milli maçı izlerken bana verdiği ilham buydu Muhteremin. Sordum kendime, ödüllü yandaş Kongrelerinde olduğu kadar rahat mıydı acaba, halkından soyutlanmış sessiz tribünlerde de tek başına iken. Kendisini de halkından soyutlayarak, ne acınası duruma düşürdüğünün de bilince miydi bağlamında.

 

Halkının arasında ne korumasız dolaşmaya cesareti ne de istidadı olmayan o yalnız adam; kendisini de bugün siyasi ikbal sahibi özgün bir Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı yapan ülkesine karşı işlediği büyük günahın bilincini ve de azıcık da olsa nedametini, vicdanında taşıyabilecek miydi acaba yolun sonunda…

                                                                         Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

 

18 Mart 2021 Perşembe

SARAYIN NAZIRLARI..

 


            İktidara gelmeye çalışan bütün Partilerin aslında dayandığı tek bir kaynak vardır. O da HALK yani seçmendir. Halkı en üste yazarak onun huzuru ve mutluluğu için her şeyi yapacaklarına Anayasaya el koyarak yemin edenlerin, genelde İktidara geldikleri zaman ilk önce unuttukları da yine HALK yani Millet veya Ulustur. Şüphesiz arada istisnaları da vardır. Mesela Atatürk ve silah arkadaşları gibi. Onlarsa başlarını ülkelerinin bağımsızlığı, müktesebatı ve bekası için ortaya koyan insanlardır. Ki onlara her toplumda rastlamak asla mümkün değildir.

 

            Bırakalım sağı, solu ve bizden olmayanı; ama ülkemizde ilk Cumhuriyet İktidarı olan CHP Hükümetinin 27 yıllık iktidarından ve yine aynı Hükümetin aldığı kararla 1945 yılından itibaren de çok Partili sisteme geçildikten sonra gelen bütün İktidarların dönemlerinde böyle olmadı mı? Ve bu nedenle de biz bu günlere gelmedik mi? Demek ki sadece Atatürk’ün Cumhuriyeti kurduğu başlangıç yıllarında ve sonraki CHP döneminde HALK, hak ettiği itibarla hep ön sırada yer almıştı.

 

            İşte ne olduysa ilk DP döneminden itibaren bu durum değişmiş halk küçük yazılarak, sadece seçim dönemlerinde, o da eşyanın tabiatı gereği ister istemez ve zorunlu olarak hatırlanır duruma gelmiştir. Lakin yine de bütün İktidarlar AKP dönemine kadar durumu idare etmişler, halkı ayrıştırmamışlar ve itibarını bugün olduğu kadar, asla ayağa düşürmemişlerdir.

 

            Ne var ki AKP ile başlayan dönemde sadece halkın değil; ama Türkiye Cumhuriyeti’nin bile itibarı koca tarihine yakışmayacak olguda ve hiç olmadığı kadar ayağa düşürülmüştür. Hatta Cumhuriyet tarihimizde ilk defa, Sevr döneminde dahi uğramadığımız itibar kaybına, başımızdaki iktidarsız İktidar tarafından ne yazık ki düşürülmüş ve adeta dumura uğratılmışızdır. Ve bu durumun, yok sayılan millet eliyle yine düzeltilme mecburiyeti ise tarif edilemez bir aciliyet içerir hale gelmiştir.

 

            Türk aslına ihanet ederek Türkleri bastırırken, kan kardeşimiz olan Kürtleri ayrı bir azınlıkmış gibi tasnif edip onlara ayrıcalık tanıyan Osmanlı yüzünden, bazı Kürtlerimiz bile bugün asıllarına ihanet içinde emperyalist ajanı haline getirilmişlerdir. Öyle ki Ortadoğu’ya dahi artık asker çıkaramayacak hale gelen USA şimdilerde sadece silah yığdığı Kuzey Irak topraklarında, beslediği Kürt Lejyonlarına güvenerek artık pili tükenmiş olan BOP Projesini bile tekrar canlandırma gayreti içine girmiştir.

 

            Ki bununda ne denli çıkmaz bir yol olduğunu gerçek anlamdaki ‘etkar-ı bi-idrak’ haliyle hala anlayamamakta ya da duvara doğru kafayla yürümeye çalışmaktadır. Lakin her şey bir yana, şimdi karasularımızda hatta Türk Donanmasıyla bile ortak bir manevra aldatmacasıyla, askeri bir Hollywood şovuna, en azından belki de tutar umuduyla sarılmaktadır. Tabii silahlar gerçek mermi kullanmaya başlayıncaya kadar herkes şovunu yapabilir. Buna bir şey söylenemez. O halde biz de son kerteye kadar bekleyelim bakalım. Durum ne gösterecek. Herhalde beklerken de tespih çekmiyoruzdur ve Kurmay da ihtiyati tedbirleri mutlaka alıyordur İnşallah.

 

            Ant içmek, ant içebilecek oranda özgüveni yüksek, yürekli ve erdem sahibi insanlara özgü bir işlemdir. Ant’ını unutan veya yok sayan esasen Ant’a inanmayandır. Yani ant içmekle, üstüne bir bardak ayran içmek arasında bir fark yoktur bu tıynetteki adamlar ve kadınlar için. Hele tam da yeni bir İstiklal dik duruşuna ihtiyacımızın yoğunlaştığı bu günlerde. Aslında bırakın okulları, iş yerlerinde bile işe başlarken ve bitirirken de ant içilmelidir. Hatta bu işlemin TBMM de bile yapılması artık elzem hale gelmiştir. Menfaat sarhoşluğu altında kimlik kaybına uğradıklarının bile farkında olamayan Saray Nazırları ve işbirlikçi hukukçular, Ant içmeyi kaldırmakla nasıl bir herze yediklerinin umarım farkındadırlar.

 

            Atatürk yok sayılarak Türk ülkesinde asla milli olunamaz. Bu düşüncede ısrarcı olmak milliyeti inkâr ettiği gibi BOP eş başkanlığı ve emperyalist uşaklığı misyonunun tescilini de ortaya koyar. O zamanda sorarlar adama; bunu nasıl yapmayı düşünüyorsunuz diye. Bir takım seçim hileleri, emperyalistin ‘Kürt’ olarak ayrı bir ırkmış gibi sanallaştırdığı Öztürkmen aşiretleri veya ülkeye sokulan Suriyeli çakma seçmenlerle İktidarınızı uzatmayı düşünüyorsanız, bu hesabın tutmayacağını da bilmek zorundasınız. Çünkü sadece matematik doğruyu söyler meraklısına. Öyleyse bekleyelim bakalım göreceğiz. Ya da toprağın üstü değil; ama altı biz ayırana kadar.

 

            Ey yüce Atatürk ne büyük adammışsın, güçleri dirine yetmedi. Lakin birlikte iyi biliyoruz ki ölüne de yetmeyecektir. Bakıyoruz da herifler, senin ruhundan bile nasıl korku duyduklarını her vesilede ortaya koyuyorlar. Gör ki şimdilerde Ant’ımızı bile okullardan kaldırma telaşı içine giriverdiler. Yani senin mümtaz varlığınla yüreklerimize perçinlediğin Türk kimliğimiz bile emperyalisti demek ki bu kadar rahatsız ve uykusundan ediyor.

 

Bu nedenle de içimizdeki beslemelerini bak nasıl seferber ediyor. Ant’ımızın kaldırılması, Biden döneminin kesilen konuşmalara başlamak için yeni bir zorlaması mıydı yoksa. Öyle ya bağrımızda Atatürk yaşıyorken BOP nasıl yürüyecekti ki. Şayet verebilselerdi, Sarayın konu mankeni Nazırları, bu soruya nasıl cevap verebilirlerdi acaba…


                                                            Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

6 Mart 2021 Cumartesi

ERDEMİN KAYMA NOKTASI..

 

Ağzında çiğneyerek yumuşattığı sahte gündem sakızlarının, tükürdükten sonra derhal çevredeki yazar çizer takımı tarafından çiğnenmeye devam edilmesi, kim bilir Erdoğan’ı ne kadar eğlendirip umutlandırıyordur. Öyle ya ağzından bir ‘leb a leb’ lafı çıktı, derhal ve yine önce yazar takımının sonra da okurların hemen ağzında sakız olmadı mı? Daha da bunun gibi niceleri var.

 

Demek oluyor ki Erdoğan’ın siyasi felsefesi çevresindekilerin aymazlığı ve -ahmaklık demeyelim de- saflığı üstüne kurulu ve oradan nemalanıyor anlaşılan. Oysa o ‘leb a leb’ lafının arkasındaki temel gerçeğe bakıldığında, tam da bu yokluk günlerinde, hatırı sayılır yevmiyelerle toplanan bindirilmiş kıtaları, pandemi çekincesine rağmen üst üste kongre salonlarına doldurulmuş çakma yandaşların; suratlarındaki ifadelerden, sonda yine bildiklerini okuyacaklarını yani bütün mağduriyetlerinin tek nedeni olan AKP’yi illaki destekleyecek kadar avanak olmadıkları da anlaşılıyordu aslında.

 

Yani birkaç ekmek ve azınlık fiyatına kafese konacak ördeklere benzer halleri yoktu ki bu mübareklerin. Elbette kongre kafeslerinden çıkınca nasıl olsa ister istemez yine kendi gerçeklerine döneceklerini biliyorlardı ve bunun da hesabını çok iyi yapmışlardı hiç kuşkusuz. Çünkü erdem kaymasının başa ne felaketler getirebileceğinin kendileri de farkındaydı herhalde.

 

Amerika’ya gereken cevabın verildiği safsatasına AKP’liler alkış tutarken, komşu Dedeağaç’ı tam teşekküllü bir üs haline getiren Amerika’ya karşı ne yaptıklarını veya yapabileceklerini de akıllarına getirmişler miydi acaba? Peki Yunanlı ne yapacaktı içine sokulan bunca Amerikan silahı ve harp teçhizatıyla. Yoksa o da Ermenistan’ın Azerbaycan’a yaptığı gibi bize karşı bir baskına mı hazırlanıyordu, AB tarafı olmasa da sonuna kadar desteğini(!) umduğu USA yardımıyla.

 

Ki bunun akla dahi getirilmesi önce Ege ve küçük Asya da başlayarak giderek AB, USA ve koca Asya’yı da içine çekecek bir ters anafor yaratır ve bu durum önce de bu anafora sebep olanların başını döndürür ve oluşacak tufanın altından da hiçbiri kalkamaz sonra. Yani durum kesinlikle bir Azerbaycan/Ermenistan olayına asla benzemez ve bütün iştirakçilerde onarılmaz yaralar açan ve kazananı olmayan bir felakete dönüşür sonunda.

  

Demek ki tasarımcıların, bu durumu dört dörtlük ve bütün olasılıklıklarıyla düşünmeleri gerekiyor. Bir Dünya Harbinin bütün ulusların felaketi olacağını herkes bilir netice de. Lakin bahse konu olan böylesi bir durumun da Dünya Harbi gibi bir felaketi tetikleyebileceği de asla hayal ürünü veya komplo teorisi değildir.

 

Gerçekte USA 250 yıldır uğraştığı Amerika’yı bile tek Devlet ülkesi yapamamışken koca Dünyayı nasıl tek Devlet yapabilmeyi umuyordu. Böylesi bir fanteziye gökte uçuşan kanatlılarla, toprağın altındaki sürüngenler bile gülmez mi? İşte o beğenmedikleri Trumph ülkesini en azından ayakları yere basan, Kabalist fantezilerden arınmış, Siyonist safsataların peşinden koşmayan gerçek bir Dünya Devleti yapabilmenin sevdasını taşıyordu. Ki böyle bir Devletin de önce gini katsayısını azamiden asgariye düşürmüş bir sosyal Devlet olmasının gereğini de mutlaka biliyordu herhalde.

 

Bazen Atatürk referansı bile eksik adamı tam adam yapmaz. Bayar da bunlardan biriydi. Zamanında Atatürk önderliğindeki Cumhuriyet döneminde liyakat örnekleri vermiş bir üst bürokrat olduğu halde CHP içinden çıkmış DP döneminde, nedense ipin ucunu kaçırmış, Menderesin de keyfi ve uçuk idaresine göz yummuş ve sonunda idamının da sorumlusu yapmıştı kendisini. Çünkü Menderes’in kendisine bizatihen sunduğu istifasını kabul etseydi şayet Menderes de asılmamış olurdu muhtemelen.

 

İşte aynı nedenle de ‘dün dündü bugün de bugündür’ pragmasındaki siyasetçi zihniyeti, bukalemun türüdür ki böylesine güven duyulmaz. Yani böyle bir siyasi, insan metabolizması perspektifinde makbul ve güven duyularak eli sıkılabilecek bir siyasetçi liyakat örneğini kesinlikle oluşturmaz. Etrafınıza bakınca kişisel rant menfaatlerine adeta perçinlenmiş çok sayıda erdemsiz; ama halkın vekili olduğunu iddia eden siyasetçi örnekleriyle tepeden ayağa tam donanımlı hale gelmiş olduğumuzu görünce de bugün ne durumda olduğumuzu anlamakta şüphesiz zorlanmıyorsunuzdur.

 

İnsanoğluna en büyük zararı bizatihi yine insanın kendisi verir. Bunu da asla akıldan çıkartmamak gerekir. Dolayısıyla milletler bilhassa da yöneticilerini, has ve milli töreyi benimsemiş erdemli, ahde vefa sahibi insan evlatlarından seçmek zorundadırlar. Çünkü erdemsizlik dışındaki bütün sorunlar, ancak erdemli siyasiler tarafından çözülebilir.

 

Yukarıda Atatürk referansının bile aslında erdemsizi erdemli yapamayacağını söylemeye çalıştım. Lakin ülkede Cumhurbaşkanlığı bile yapan Bayar’ın her şeye rağmen Cumhuriyet tarihinde liyakatli bir siyasi olarak yer alabilmesinin tek nedeni; başında, kendisini denetleyecek Atatürk gibi bir liderinin olmasıydı. Bazen bu bile insanı erdem sahibi kılabiliyor. Oysa bir de bugüne bakınca ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır.

 

Erdoğan AKP’si eğer ülkede hala varlığını sürdürebileceğini umuyor ve bunu da bekliyorsa, derhal Kanal İstanbul projesini unutmalıdır. Şayet ezkaza milletin milli müktesebatı hilafına bu proje gerçekleşirse bilinsin ki artık İstanbul, bileşkesinde Lozan ve Montrö haklarımızı yadsıyarak bir emperyalist kampüsüne dönüşecek ve yeni emperyalist Cumhuriyetin de zorunlu olarak ilk kurtulacağı siyasi yapı, bilumum AKP külliyesi olacaktır. Nitekim işaretleri alıyoruz. Son helikopter kazası(!) vs gibi ne yazıktır ki güzelim evlatlarımızı bozuk para gibi harcıyor birileri. Uyanın artık! Yoksa sizi de uykuda yollayacaklar dört kolluyla.

 

Amerikalının Dedeağaç üssü boşuna değildir ve Kanal İstanbul projesiyle de azami iltisak halindedir. İktidara yapılan baskı da bu nedenli olduğu için Erdoğan’ın ‘inadına yapılacak’ ifadesi aslında bu baskıyı gizlemektedir. Lakin yılın AKP sözü olarak kabul edilebilir olan; küçülürken, ‘BÜYÜDÜK’ ifadesi ancak dijital teknoloji için doğruluk içerir. Çünkü sadece bilgisayar küçülürken devleşebilir özünde.

 

İşte böylesine her söylediklerini ve şayet Kanal İstanbul yapılırsa da Amerika’nın burnumuzun dibinde ve sanki yurdumuzu işgal etmiş gibi ülkemizde çok rahat, engelsiz hareket edeceğini ve ilk önce de AKP ve Erdoğan belasından kurtulacak olduğunu düşünemedikleri için bilinçsizce ve hesap bilmez Bedevi gibi bonkörce sarf ediyorlar her kelimelerini ve maalesef son, o geri dönülmez noktaya gelinirken bile ne yazıktır ki hala…

 

                                                            Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim