2 Mayıs 2019 Perşembe

VASAL..


            USA’da yakın bir gelecekte Roma/Bizans gibi Türk’e vasal olursa hiç şaşırmamak gerekecektir. Zira Trump’ın Türkiye’yi ziyaret edeceği söylemleri boşuna değil ve akılda ister istemez bunu da çağrıştırıyor doğrusu. Latinler tarafından çok daha öncelerinden beri İonyalı Türkler olarak anılarak Ortodoks itikatlarına rağmen dıştalandıklarını düşünen Grekler, aslında Latin Avrupalı Hristiyanları hiç sevmezler.

            Esasen bu husus sonunda Roma İmparatorluğunu Doğu ve Batı olarak iki bölgeye ayırmış, Rum veya Grek tarafı olan Doğu Roma, Kilise desteğini de kuşanarak Bizans olarak betimlenmiştir. İşte Bizans ve dolayısıyla da Batı Roma, Etrüsk Türk İmparatorluğu uygarlık mirası üzerinde inşa edilince, süreç içerisinde Latinler, Türklerden aşırdıkları tarihi, uygarlığının Türk aidiyetini dıştalayarak sahiplenmişlerdi.

            Aslında Latinlerin bütün uygarlık varlığı, Roma ve sonrası olduğu ve yüz binyıllarca öncesinden beri Avrupa’nın da insan tarihini oluşturan eski aryan Türklerin tarihiyle mukayese bile edilemeyecek bir kısa geçmişe sahip oldukları için de, bu kimlik saplantıları kendilerine çok görülmemelidir. İşte bu tarihi gerçeklikten ötürü de sonunda yine Türklerin kucaklarına oturacaklardı, nitekim öyle de olmuştur.

            Önce Cenova, Venedik Cumhuriyetleri Roma’sı sonra da sırasıyla Bizans, Türk Devletlerine (Selçuklu, Osmanlı ve bazı Türk Beylikleri) Anadolu’da yaşayabilmek için vasal olmuş yani vergi (haraç) ödemiştir. Hatta gâvur İzmir yerine gâvur Ege denmesi; bugün Ege’nin, Türk’ten bile fazla Türkleşerek, çoğu da Müslüman bile olmuş eski dönemlerin Hristiyan Haçlı kalıntılarının da Avrupa’ya geri dönmeyerek, tercihli olarak yaşadıkları bölge olduğundan, daha doğru olacaktır.

            Söylemek istediğim; Latin tarihinin Türk tarihi yanında zikre değerde bile olamayacağı hatta bu çok kısa tarihin bile Türk tarihiyle özdeş olduğudur. O halde kavga nedendir. Bizimle alıp veremedikleri nedir. Bunu da sevgili okura bırakalım.

            Biraz dolanarak biz yine günümüze dönersek: İşte beline doladığı Bahçeli peştemalını da yapay İslam senaryosuna bulaştırıp birlikte sürükleyerek, zoraki saltanatını uzatmaya kalkan Erdoğan’ın bilmediği ve aklına dahi getiremeyecek olduklarıdır, esas ilgimizi çekmesi gerekenler.

            Tanrının kılıcı Muhteşem Cengiz Han ile başlayan ve Moğol Türklerinin, törelerini terk ederek İslam tasavvufu içinde kimlik değiştirmiş bir tabirle de kâfirleşmiş Selçukluları ve bu başkalaşımdan nasibini almış diğer Türkmen boylarını cezalandırmak için, Güney Asya’dan itibaren Rumeli, Anadolu ve Mezopotamya’yı da içine alan bir alanda yaptığı büyük yürüyüşle, bütün bölgeyi vasal kılıp haraca bağlamasıdır, ilgi konularımızdan biri.

            Bir diğeri de; kaybolan Türk töresini tekrar yerine oturtmak için sonrasında Timur (Timurlenk) İlhanlıları da Cengiz’le aynı rotayı takip ederek Asya bozkırlarından aşağı inip Osmanlıların ve diğer İslam Devletlerinin başına tokmak olmuştur. Öyle ki; Bayezid’i Ankara savaşında perişan edip esir alan ve Anadolu’yu ilhak eden Timur, şayet isteseydi, Osmanlı Devleti daha başlangıç döneminde tarihten silinebilirdi. Oysa Timur uyarısını yapıp, Osmanlıyı vasal kılarak tekrar bozkırlarına geri dönmeyi tercih etmişti.

            Şimdi Türk yolundan sapan Erdoğan’da Dünya nüfusunun % 66’sı Türkçe konuşan ve bozkırların çocukları olan yukarı Asya ve Avrasya öz Türkleriyle yeni bir ceza talimine çıkabilir ve yeniden Türk yoluna dönmesi için sertçe uyarılabilir. Bu nedenle Erdoğan daha yolunun başındayken ayağını denk atmalı, emperyalistin terörist İslam ayağını terk etmeli ve gerçekte Ehli Beyti de içeren Türk töresi ve erdemine geri dönmelidir. Yoksa aynı kafayla, Türk varlığını asla temsil edemez ve tabansız kalır.

            İşte Trump, Erdoğan’ın bir şekilde bu analizi yakalayıp gerçek Türk yoluna avdet etmesinden mi endişe duymaktadır.  Ve bu nedenle mi onu yeniden kafaya almak üzere makamında ziyaret edecektir. Bununla da kaçınılmaz vasallığını geciktirmek üzere zamana mı oynamak istemektedir. Hani dikkatle analiz edilmesi gereken süzme konulardır bunlar. Biz bir paragraf açalım da, arkası da gelir nasıl olsa…

                                                                       Serendip Altındal



24 Nisan 2019 Çarşamba

KIZGIN DEMİR..


            Ajan provokatörlerin mihmandarlığında, eski çağlarda olsa; kızgın demirle dağlanacak, gözlerine mil çekilecek veya derileri yüzülüp içlerine saman doldurularak açık Pazar yerlerinde teşhir edilecek bir takım vatan haini şaki piçlerinin, Kılıçdaroğlu’na darp gerekçeli uzanan elleri, acaba ne yapmayı, neyi amaçlamaya kalkmışlardı.

            Ülkemizi bölmek için fırsat kollayan emperyalist eşkıyanın müdahalesini kılıfına uydurmak için bir iç savaşı mı tetikleyebileceklerini umuyorlardı acaba? Ulan bunu daha çok beklersiniz, kanı kokuşmuş şerefsizler. Ulan Türk’ün eli Türk’e kalkar mı, bre gafiller. Hayal kurmaya devam edin bakalım. Nereye kadar. Yalnız hiç unutmayın ki Türk(ya)’nın öz Türkmen evladı elbette bir gün alayınızı duvarın önüne çekecektir yine. Hiç kuşkunuz olmasın.

            Belki vaktiyle olduğu gibi derileriniz yüzülüp içinize saman doldurulup, nesli tükenmiş hayvanlar gibi teşhir edilmeyeceksiniz; ama nasılsa uygun bir şekilde topunuz yine layığınızı bulacaksınız hiç merak etmeyin. Vatansız, ulus, millet, birlik, dirlik kısaca DEVLET mefhumu olmayan hergeleler! İşte bu tablo, ülkenin yönetimini böylesi vahim bir iç kavganın ve total çöküşün eşiğine taşıyan Bahçeli, Erdoğan ve AKP’sinin yakında Türk Ulusuna birlikte ödeyeceği ağır faturayı, tartışmasız ikiyle çarpmaktadır.

            Bağlamında asla unutulmasın ki vaktiyle DP sona ererken, İstiklal gazisi İnönü’ye atılan yumruğun bile faturası, baş patronları tarafından darağacında ödenmişti.  Ve düşüncesizce sarf edilen  ‘Türkiye İttifakı’ söylemi aslında Erdoğan’ın ‘İktidarımızı sağlamlaştırın’ çağrısının üstü örtülü ifadesidir. Ulan her şeyiniz fiyasko hala akıllanamadınız. Ne eğreti adamlarınız be yazıklar olsun. Eh artık bundan sonra yapılacak yorum da akıl ehli vatandaşımın olsun.

            Hele Akar’ın basın beyanında ki ‘Biz Kılıçdaroğlu’nun saldırıya uğramasını tasvip mi ediyoruz’ mealindeki açık ifadesi, derhal açıklanmaya gereksinim duyar.

            Şöyle ki: Elbette statün gereği tasvip edemezsin. Çünkü o makamda bundan sonra oturmaman gerekir. Lakin kendi tasvirinle gerçekten tasvip etmediğine de bir türlü ikna olamadı ne hikmetse bu ülkenin akil vatandaşı. Hele de galiz saldırıyı gaz sıkışmasıyla eşleyen ise, acep nerede(!) oturmaya gereksinim duyar. 

            Bir de Perinçeğin 23 Nisan'ı balon Bayramına dönüştürmesi, aslında sadece erdem duyarsızlığı değil; ama dünyada anlam ve taşıdığı yüksek değerler itibarıyla bir başka emsali daha olmayan uluslararası ve nesillerin geleceği olan çocuk kavramı üstüne, tarihsel sulh ve empati birlikteliğini idrakten yoksun bir akla sahip olduğunun da göstergesidir. Bir tarafını kaparken iki tarafını birden açıyorsun, ne anlaşılmaz adamsın be birader...

                                                                       Serendip Altındal




19 Nisan 2019 Cuma

UZATMALI ÇİLE..


Yerel seçimlerde beklenildiği gibi tipik AKP klasiği ile bitti. Durum malum, e hal böyle olunca da artık son çare, sapı dönen AKP keseri ve Cumhur ittifakı şablonunu terk ederek milli cephede kendisine daha fazla yer açmaya çalışmak ve milliyetçi zincirinin bir ucundan sıkıca tutmak olacaktır herhalde.

             İşte epikürist aklını kullanmayı çok iyi bilen Erdoğan’ın bundan sonraki vizyonunun artık bu olduğunu, sizi bilmem; ama ben adım gibi biliyorum. Ve işte o zaman da kara kara düşünmesi gereken Bahçeli olacaktır. Çünkü ona artık ne iktidar ne de muhalefette yer olmadığını, kendisi de çok iyi idrak ediyordur da ondan.

            Aslında İmamoğlu’nun seçim sonrası YSK’ya verdiği ’82 milyonun gözü, kulağı üstünüzde ve tarihi bir sorumluluk taşıyorsunuz’ mealindeki mesajı, gayet açık ve netti.  2019 yılının mahalli seçimlerinden sonra bir seçim galibinin şu beyanına bakınca; aşağıda ki alıntıyı neden koymak zorunda kaldığıma empati oluşturmak belki daha kolaylaşır.

            Demek ki aradaki 50 yıla rağmen, bilinçli halk kitleleriyle elele, tarihte artık külleri bile kalmayan eskimiş feodal düzeni yok edecek bir Devrim bileşkesinde bir arpa boyu bile yol alamamışız. Yani seçmen kitlelerinde artık varsıl hale gelen iradi uyanış ve bütün iyi niyete rağmen.

§ 12 Mart darbesinden on gün önce: “Günümüzün koşullarında bir kurtuluş sıçraması, ancak örgütlü ve bilinçli halk kitleleri eliyle gerçekleştirilebilir.” (Devrim, sayı 71, 2 Mart 1971 – Doğan Avcıoğlu)

12 Marttan dört gün sonra Avcıoğlu şunları yazar: “Türkiye’mizin içine düşürüldüğü anti Kemalist bataklıktan çıkarılması ve çağdaş uygarlık düzeyine kapitalist ve feodal yapıları kıracak bir devrimci şahlanışı gerektirir.” (Devrim, sayı 73, 16 Mart 1971 - Doğan Avcıoğlu)

         Bir de Ticani’nin tepe yaptığı şu dönemde, biraz da sufizm tasavvufuna girmeden olmaz. Hele din sahtekârlığının veba gibi yayıldığı elemli günlerde, gel de şimdi aşağıdaki doğruları yüceltme.

Şair Ahmedî, ibadet için meyhanenin camiden çok daha uygun
bir yer olduğunu belirtiyor:
Eğer yer ve gök Allahınsa, neden burada ibadet etmemeli. Sevenler için ibadet yeri meyhanedir. Oraya içi temiz olanlar gider. Meyhanede ne sahtekârlık vardır ne yalan. Allahı aşağılamak istemeyenler meyhaneye gitmelidir. Çünkü ne kadar sahtekâr, kâfir ve imansız varsa hepsi şeriatın çatısı altında toplanmıştır.

        
         Atatürk’ten sonra feri sönmüş bir nazar boncuğu gibi yakamızda sallanıp duran klasik ataletimizi elimizin tersiyle bir yana itelim ve Cumhur otokratına diyelim ki; Bahçelinin ipiyle sakın gösterdiği kuyuya inme. Zira o seni, işler sarpa sarınca hemen terk edecektir. Çünkü senin gibi sabıka kaydıyla kabarık dosyası yoktur bu nedenle de tuzu kurudur. Anlayacağın ikinizden oluşan cumhur ittifakının hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur ve kalmamıştır da. Hele de elini verdiğin ittifakçın, Bahçeli gibi başka da gailesi olmayan bir ikbal tutkunu ise.


            Mahalli seçimlerde tarih oldu ve bütün avantajlarınıza rağmen yine de kaybeden taraftasınız. Sonunuz yaklaşıyor artık ve gün sayıyorsunuz hep birlikte bilesiniz. Her yanından su almaya başlayan AKP gemisini batmadan, atlayıp kurtulacak olan uyanık taifeler arasında sadece Bahçeli en temiz ve şaibesiz bir sicile sahiptir aranızda muhtemel ve tek güvencesi de budur aslında. Geride kalanlarınızı tanrının bile terk edeceği, su götürmez ve hakça bir realite olacaktır.


            Okulun birinde bir Atatürk yarışması, milli eğitim tarafından yasaklanıyor. İcraatın sahibi şakilerin isimleri, cisimleri kendilerinin olsun. Bize lazım değil. Suçlu da aramıyoruz, çünkü iflah olmazlar için zahmete değmez. Lakin bu Milli Eğitim Müdürünün milli olmadığını iddia etmek hakkımızı da elbette ve en azından mahfuz tutuyoruz.


             Bize gelince, sonunda Seferihisarlı da olduk. Göç modasına uyup mekân değiştirmedik. Bizimkisi sadece zorunlu olan bir göçerlikti aslında. Mekânımızla birlikte vatan toprağımızda, sadece çevremiz değişti. Vatan, millet fark bile etmedi; ama bizim için bir hayli şey değişti dostlar. Ne diyelim, hayırlı olur İnşallah.



            Bu arada İmamoğlu’na helal olsun demek gerekiyor. Mızıkçıların tekrarlayan sayımlarını defalarca usanmadan birlikte sayıp, oylarına tekrar sahip çıktığı için kendisini de defalarca kutlamak lazım. Cumhurbaşkanı seçimlerinde kazandığı oyları bile eliyle Erdoğan’a teslim eden İnce de, İmamoğlu’nun sebatından, yüksek iradesinden bir şeyler öğrenmiştir İnşallah. 


            Bazıları için asosyal varlık değerleri kırmızıçizgiye varmıştır. Bu da ‘Bak yolcu yürümekte olduğun yolun sonu çıkmazdır’ uyarısıdır aslında, yanlış yolda yürüyen yolcuya. Yolcu bu uyarıyı ciddiye alır veya almaz, Valla paşa gönlü bilir. Biz hatırlatalım da.


            Anıtkabirde ziyaretçi yurttaşlara karşı artan fevri ve kaba davranışlar yoksa kaybedilen mahalli seçimlerin bir rövanşı olarak mı algılanmalıdır acaba? Esasen Damat Efendinin Trump sultasında, konu mankeni olarak, hiç vakit kaybetmeden teslimiyetçi el açışları ve münferit ödünlerin beklenen tezahürleri, elbette Anıtkabir davranışlarına da yansıyacaktı.


            Ne ki bu tezahürler, arkadan daha da radikal dozajda artarak gelecek olan emperyalist anti Atatürkçülüğün de habercisiydiler sanki. Yani bir süre daha uzatmalı çileye devamdayız sevgili dostlar. Yani biraz daha ‘çile bülbülüm çile’ anlayacağınız…


                                                                       Serendip Altındal




27 Mart 2019 Çarşamba

SON DURAK..



            Kahramanmaraş’ta AKP afişini koymak için Türk Bayrağını indirenler, AKP’nin ezkaza iktidarda kalmaya devamında hedefinin, bağımsız, otonom Türkiye Cumhuriyeti Devletinin biteceği mesajının, aslında emperyalist Dünyaya iletilmesine hizmet ettiklerinin de farkında mıydılar acaba?  

            Bağlamında, beka sorunu var mı, yok mu? İşte günün spekülatif sorusu şimdilik budur. Bize göre Cumhuriyet Türkiye’si kurulmadan önce beka sorunu yoktu. Çünkü Padişahlık döneminin eşyanın tabiatı nedeniyle bir milli beka sorunu olamazdı; ama Türk korkusundan ötürü bir Türk sorunu, belgesel tarihin başından beri hep vardı. Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduktan sonra, kadim Türk korkusuna ilaveten bir beka sorunu da, sömürgeci emperyalist gerçeği nedeniyle haliyle oluştu.

            Bilhassa da Avrupa da çok yönlü yeni bir Alman – Fransız Korolenj ittifakından söz edilirken, bu ittifakın, İsrail – USA bileşkesiyle Ortadoğu ve Türkiye’mizde, Güneydoğumuz içerikli bir İsrail-Kürdistanı başlıklı beka sorununa dönüştürülmesi ekseninde, ne gibi etkileri olacağının, yakın günlerin ana sorularından olacağı da şimdiden anlaşılıyor.

            Yani bir ifadeyle de, emperyalist Batı, emperyalist Batıya karşı anlayacağımız üzere.  Ama bu yeni ittifaklar da; yine adam yerine konmayan biz Türklerin, hele de kendi vatanımız ve eko bölgelerimizde son sözü söyleyecek tek kadim güç olduğumuzu yadsırken, görüldüğü üzere yeniden ve ne hikmetse yeni bir Türk balyozuna hamile kalıyor.  İşin özüyse bu tersolar; arada sırada sıkı bir kötek yemeden nedense akıllanamıyorlar.

            Golan da İsrail’in egemen olduğunun kabul edilmesini isteyen Trump, bize, Erdoğan’ın BOP eş başkanlığı misyonu içeriğinde Esat ile dostluğu neden Esed düşmanlığına dönüştürerek Suriye'nin bölünmesine hizmet ettiği konusunda, açık bir mesaj verdi aslında. Çünkü Suriye’nin toprak kaybıyla bölünmesi ardında kuşkusuz ki Türkiye’nin bölünmesi sıradaydı.

            BOP görevlisi Erdoğan da elbette kendisinden, verilen ikbal karşılığı istenenleri ödemekle yükümlüydü. Bu nedenle Türkiye siyasa sahnesine konulan oyun rejiye göre harfiyen oynanıyor. Ah bir de şu ‘ben Türk’üm’ diyemeyenlerin muhalifi oyunbozan Türkler olmasa, hani ne de güzel bitecekti ya! Lakin ağır güvenlik tedbirlerinin zorladığı ani değişiklikler nedeniyle son perdenin, reji, oyuncular, loca davetlisi yoldaş ve etobur şahinler safında hayli sıkıntılı ve sürprizli kapanacağı anlaşılıyor.


            Sonunda elimizde kalacak olansa, son durağa kadar uykuda gelmiş bir ihtiras tramvayı yolcusunun telaş ve şaşkınlıkla inerken geride bıraktığı, bir kısmı uluslararası, diğer bölümü ise Cumhuriyet Mahkemelerinin özgün Savcı ve Hâkimlerinin önünde açılmayı bekleyen evrakı külliyesidir. Bakalım artık 31 Marttan sonra ya selamet, ya kıyamet.

            Bu son yazımla Mudanya dönemini kapatırken, bundan sonra artık İzmir’in Ege sahillerinde nefes alabilmeyi umarak; sevgili okurlarıma saygı, esenlik dileklerim ve hürmetlerimle…
           
                                                                       Serendip Altındal



21 Mart 2019 Perşembe

KÜRESEL TAKINTI..


            İzmir’de yapılan şeriat yürüyüşü, tarihin rengi atmış sayfalarına sıkıntılı empatiler oluşturmakla kalmadı aynı bağlamda yeni bilinmezlere doğru da işaret fişeğini ateşledi. Çünkü hemen arkasından Yeni Zelanda da Camiye yapılan profesyonel saldırıyla birçok mütedeyyin canın telef edilmesi, sanki ayni mihrakların ortak bir ürünü izlenimini vermişti. Bu nedenle tetikçinin daha önceden yaptığı kapsamlı Türkiye gezisi de akıllarda soru işaretleri oluşturdu. Ve küresel emperyalizmin bizdeki ortaklarıyla hazırladığı planlı bir provokasyonuydu sanki çağrıştırdığı.

            Çok uluslu paranın Yeni Zelanda’yı hedef tahtasına oturtan bu davranışı aslında Yeni Zelanda açısından gelecek riski taşıyor ve bölgenin huzurlu ve sakin yaşantısını tehlikeye sokarken de gerçekte Yeni Zelanda ya zarar verecek kıvamda olduğu anlaşılıyor. Bu nedenle de Yeni Zelandalıların BM çerçevesinde ve kendi menfaatleri doğrultusunda olayı çok ciddi ve enerjik sorgulamaları, tekrarın olmaması için de ciddi önlemleri acilen almaları gerekmektedir.


            Her yerde, her ilişikte ve her derde deva Erdoğan olunca, (AKP = Erdoğan) eşitliği çıkıyor ortaya haliyle. Ve böylelikle de koca Partide Erdoğan dan başka adam kalmamış olduğu kendiliğinden anlaşılıyor. O halde AKP hala neyin alış verişini yapıyor ve siyasa da nasıl bir varlık olma iddiası taşıyor. Bence AKP’liler toptan istifa ederek yeni bir partiyle imaj tazelerken, şayet siyasada kalacaklarsa güven de tazelemiş ve tek adamla birlikte yok olmamış olurlar. Çünkü bir zamanlar DP yaftalı başka bir tek adam partisinin ve liderinin başına gelenler asla yadsınmamalıdır. Zira gidiş o gidiştir.

            Özetle de: Konuya neresinden bakarsak bakalım, bütün safahat, can çekişmekte olan küresel emperyalizmin artık arşa uzanan canhıraş feryatlarının başta yankı yapan takıntılı akislerinin, giderek total sessizliğe doğru, güneşin batarken gölgelerin sulara inmekte olduğu gibi ağır ağır çökmesidir. Sonrası mı? Karanlıkta bir katre lokma peşinde el yardımına uzanan bitkinlerin ve burnu düşüklerin acıklı sessizliğidir artık geride kalacak olan…

                                                                       Serendip Altındal



11 Mart 2019 Pazartesi

BİZANS OYUNLARI..


            Güneydoğudan ümidi kesen USA ve taifesi olan diğer emperyaller, çılgın Kanal bileşkesinde, acaba şimdi de İstanbul merkezli yeni bir Bizans müstemleke eyaleti projesini mi sahneye koymaya hazırlanıyorlar. Çünkü bu projenin Marmara bölgesinin ekolojik dengesini alt üst edeceğini bırakın bir yana, çok ağır olacak maliyetin, hangi karanlık finans kaynaklarıyla ve ne denli hudutsuz ödünlerle, milletin sırtından nasıl karşılanacağı, yeni bir Bizans entrikasına çağrışım yapıyor.

            Bizim Konsolos ’un Yunanistan da arabasının ve konsolosluğumuzun kundaklanması yandaş medyada gizlenirken, her köşede Erdoğan’ın Bay Kemalli demeçleri yayınlanıp duruyor. Ve işin ilginç yanı ise bu haberlerden vatandaşın haberinin olmamasıdır.

            Hoş Bay Halaçoğlu’nun ‘Yunanistan da neler Oluyor’ başlıklı mesajını da tesadüfen okumuş olmasaydık konudan bizim de haberimiz olmayacaktı. Tam da yerel seçimler öncesi vatandaş tepkisinin, galeyana dönüşmesinden korktukları için bu haberleri Sümen altı ettiler herhalde.

            Aynı bağlamda Uygur Türklerinin Çinliler tarafından neredeyse soy kırımına uğratıldığı haberleri emperyalist odaklarca aynı medyada uçuşturulmaktaydı. Sayın Perinçek’in son günlerde yayınladığı Çin seyahatnamesinden görsel belgelerle, aslında kız ve erkek tüm Uygur gençlerinin, Atatürk döneminin Köy Enstitülerinin benzerleriyle oluşturulan eğitim kamplarında eğitilerek, vatandaş olma bilinci kazandırılmış, gözleri ışıltıyla parlayan çağdaş ve mutlu bireylere nasıl dönüştürüldüklerini öğrendik. Tabii bu haberlerin de yandaş medyadan öğrenilmesi mümkün değildi.

            TRT haberlerinde bir defa da FETÖ den bahsedilmesin, mümkün değil. TSK dan sivil kamu kurumlarına kadar her köşe ve bucaktan sanki FETÖ’cü fışkırıyor ve ne hikmetse 17 yıldır FETÖ kaynağı olmuş AKP Hükümetinde bunlardan bir tane bile yok. Ne tükenmez FETO’ymuş algısı yaratılıyor vatandaşta sadece.

            Bu sayede, yani FETÖ yaftası altında iktidar, resmi, sivil yönetim mekanizmasında yer alan tüm milliyetçi, Atatürkçü aydın muhaliflerinin tasfiye operasyonlarını, sorgusuzca ve kitabına uydurarak gerçekleştirebiliyor. Kimsenin de aklına iktidarın bünyesindeki gerçek FETÖ’nü sorgulamak gelmiyor ya da yüreği yetmiyor. Ve ne gariptir ki üstüne de AKP iktidarının ülkeyi FETO fitnesinden sanki kurtardığı varsılı kabul ediliyor.

            FETÖ’cü etiketiyle ordudan ihraç edilen pilotların şimdi ise yüksek maaşlarla orduya tekrar geri dönmeleri planlanırken, geriye dönüşlerin kanunla da zorunlu hale getirilmesi tasarlanıyor. O halde zamanında onların ordudan ayrılmalarına neden engel olmadınız. Bilakis göz yumdunuz. Şimdi pabucunuz mu sıktı diye sorulmaz mı adama.

            Çünkü o zaman başka bir menfaat kulvarındaydınız. Ne var ki şimdi derin Devletin sessiz ve derinden dürtüsüyle çıkmaz yolda olduğunuz size hatırlatıldı. Dolayısıyla keskin bir U dönüş yine şart olmuştu size. Ve iktidar ömrünüzü bir nebze de olsa, biraz daha uzatmaya kalktınız. Lakin paslı tenekeyi artık galvaniz bile kurtarmaz, hepiniz bilesiniz...

            Bir diğer husus da Bahçeli, Erdoğan tarzı ve üslubuyla; ‘Atatürk’ün Partisi teröristlerle düşüp kalkıyor’ diyor. Atatürk adını kullanma bari anamızın ak sütü kadar temiz yüce önderimizin bu pislikle ne ilgisi var be adam. Yoksa Partiye attığın gibi aziz Rahmetlimize de mi çamur atmaya kalkıyorsun. Aslında CHP’ye bulaştırılmış birkaç iğdiş yüzünden koca Parti de zan altında bırakılıyorsa; ateş olmayan yerden duman çıkmaz düz mantığı ile de Başkanın yüzleşmesi ve Partisini aklaması gerekiyor artık.

            Bahçeliye gelince: AKP nam Partinin bugüne kadar PKK terörünün nasıl tutkun bir tetikçisi olduğu herkesçe malumken, o Partiye ki FETÖ’yü de ülkede nasıl bir boyuta getirdiği tescillenmişken kucak açan, eski Bahçeliye 180 derece ters düşen ve dün dündür, bugün bugündür pragmatisti bir yeni Bahçeli nasıl ciddiye alınabilir? İşte bu da ayrı bir mesele ve ciddi bir sorudur…
                       
                                                                                   Serendip Altındal




1 Mart 2019 Cuma

ATATÜRKÇÜLÜK NEDİR..


            İçimizdeki Suriyelilerle zorunlu olarak, işimizi, aşımızı, sağlığımızı, kısaca nafakamızı paylaşmak zorunda kaldık. Ve beraberinde yılların birlikteliğini yaşadığımız komşularımızla dahi sayelerinde ayrı düşerek, giderek de kendi vatanımızda bile izole edilmekteyiz. Ne ki kendi topraklarını bir avuç çapulcuya terk edip ülkemize savuşan milli bilinç ve ahde vefadan yoksun Suriyeli Araplarla, zoraki ortak yaşam, oldukça endişe veren görüntüler de oluşturmaya başladı.

            İstiklal döneminde vatandaş dediğimiz Ermenileri de kaşıyarak o zaman olduğu gibi bugün de başımızın belası haline getiren emperyal pragmatizmi, bugün de Suriyelileri başımıza musallat ederek, yakın vadede BOP kapsamındaki Türkiye eyaletler Devleti senaryosunda herhalde onları da milli bekamıza karşı sahaya sürmeyi planlıyor.

            Çünkü içimizde, bugünlerde yapılan çakma istatistiklerle 3 milyon oldukları söyleniyor olsa da, diğer sömürge Devletlerden gelenlerle birlikte toplam yabancıların en az 6 milyon olduklarını biliyoruz. Yeni gelişmeler ve çapraz olgularla muhtemel artacak olan sayı ise bu mevcuda henüz dâhil değildir. Düşünün, şimdi bir de Allah esirgesin karşılıklı artan provokasyonlarla barut fıçısı haline gelen ülkemiz bir kıvılcımla ne hale gelebilir.

            Öyle ki; bir zamanların Ermeni çetelerine bile rahmet okuruz. Dolayısıyla da o zamanın Ermeni tehciri bu defa Arap kırımına dönüşür. Ki işte Trump Amerika’sının ve IMF Gladyosunun bizim egemen sütanalarını hemen sağmak üzere iştahla bekledikleri de budur. Neticede ortaya çıkacak olan kaostan kim nemalanacaktır sonuçta. Kuşkusuz ki onu planlamış olan. Çünkü rakiplerini bertaraf edeceği planını yaparken, ihtiyati tedbirlerini de önceden almış olacaktır. Diğer ifadeyle de minarenin kılıfını çoktan hazırlamıştır o aslında.

           
            Ümitsizliği tavan yapmış AKP’ni en fazla korkutan ve migrenini arttıran içindeki kendi muhalifleridir prensipte. O nedenle de partili, partisiz bir zamanların eski yandaşları ve şimdilerin muhaliflerine FETÖ yaftası yapıştırıp durmaktadır. Böylece yeni bir Parti arayışına soyunan aktif muhalifleri kitabına uydurarak elimine ederken, fazla aktif olmayanları da kızgın FETO maşasıyla korkutup daha da pasifize etmektedir. Görülür ki son günlerde iyice sapıtan FETÖ furyasının ana nedeni de bu olsa gerektir.

            Trump Sosyalizmi: Başlık gülünç oldu değil mi. Bu pasajı ayrı bir yazıda kullansaydım, başlık böyle olacaktı. Bu espriye Trump’ın Şeytanı bile gülüyordur herhalde. Ne var ki yüksekliği gelir dağılımındaki adaletsizliği gösteren gini katsayısının tavan yaptığı hem de USA gibi bir sözde refah ülkesinde; nüfusun yüzde 0,1’i toplam gelirin yüzde 22’sine, düşük gelirli yüzde 90’ı da toplam hasılanın yine yüzde 22’sine sahipse, Şeytanın bile vicdanı sızlar, gülücüğü ağzında dona kalır. Ve neden olmasın der. İlginizi çektiyse, etraflı tafsilat için aşağıdaki yazıyı okuyun lütfen.

           
            Amerikan Sosyalistlerinin nümayişi nedeniyle 5 Şubat günü bir durum değerlendirmesi yapan Trump : “Burada, ülkemiz ABD’de sosyalizmin uygulanması yönündeki çağrılar bizi endişelendiriyor… Biz özgür doğduk ve özgür kalacağız… Bu akşam kararlılığımızı tazeliyoruz: Amerika hiçbir zaman sosyalist bir ülke olmayacak.” dedi.

            İşte böyle Trump Efendi: Dünyanın geri kalanını da ülkendeki sefiller gibi soyup soğana çevirerek çulsuz bırakmayı bugüne kadar hep liberal özgürlük sanmıştınız. Lakin bundan sonra yürümez artık o işler düşündüğün gibi. Yani artık yemezler. Kaldır başını da dış dünyadan yakın çevrene bir bakıver önce, belki sen de bir şeyler öğrenebilirsin, sona yaklaşırken.


            Şimdi bu kadar acılı, baharatlı, yerli, yabancı sosun üstüne, bir de kendi ev mutfağımızın şekerlemesi iyi olurdu hani.  Bu bağlamda ise bizim derin Devletin boş oturmadığı da kesindir. Öyle ya; kocaman ve uluslararası Beştepe Sultanlığını ufacık; ama eski milli Bahçeli Beyliğine vasal kılarak ona haraca bağladığı, denetim altına soktuğu yetmez mi? Nerede kaldı o zaman tek adamlık, multibaşkanlık şimdi. Bir de bu çerçeveyle bakalım isterseniz görünen resme.

            Aklımızın kendi başımızda durması için en iyisi biz yine bize dönelim. Öyleyse halk diliyle kısa ve öz; ‘Atatürkçülük nedir? Anladığımız Atatürkçülüğün yanında en doğrusu; hatıratını belgelemek amacıyla kendisiyle sayısız mülakat yapan F. Rıfkı Atay’ın aktarımıyla yine kendi ifadesidir:

            Atatürk  devrimlerinin iki temel taşı, laisizm  ve  eğitim  birliğidir. Millet bütün  dünya işlerinde ne şeriat ne de herhangi bir ideolojinin baskısı altında olmayarak, yalnız günün şartları içinde kendisi için en yararlıyı düşünerek karar verir: öz Atatürkçülük budur. 

            Ve bilelim ki kalkınmış Alman’ın, İngiliz’in, Fransız’ın vs. Atatürkçülüğü de bundan ari değildir…
                                                                                   Serendip Altındal