24 Ağustos 2020 Pazartesi

ANALARA ORATORYALAR..

 

            Yaklaşık bütün günlük ihtiyaçlar için kullanılan tüm ürünlerin ülkemizde yapıldığını bildiğimiz halde, marka isimleriyle anılan bu ürünlere deste deste patent ücreti olarak döviz ödemek zorunda kalıyoruz. Aslında ağır sanayi ürünlerini de yurdumuzda rahatlıkla üretebileceğimize rağmen cari açığımızı devamlı arttırarak belimizi büken bu dış bağımlılığa, bu kafayla hendeseyle bile akıl erdirmek mümkün değildir. Ne ki salt gerçek; tarım ürünleri ve madenlerini değerlendirmeyen bir Devletin, bir sanayi ülkesi olabilmesine de imkân olmadığıdır.

 

             Bilhassa da ağır sanayi ürünlerinin millileştirilmesini – ki bunu Atatürk döneminde yapabildiğimiz halde – şimdi tekniğimizi ve bilgimizi bu kadar geliştirdikten sonra bile hala yapamıyor olmamızın tek nedeni, çoğunlukla da azınlık iş adamlarının yatırım adıyla kozmetik, yan sanayi, şeker, çikolata vs. gibi prensipte yabancı patentli ürünleri, sermayeleri ve kaynakları bile milli olduğu halde sırf patent ücretleri dövizle ödendiği için anti milli olan ticari faaliyetleri nedeniyle, bağımsız olması gereken milli sanayimiz bir türlü gelişememekte ve bizim olamamaktadır. Oysa imal ettiğimiz halde bizim olmayan bu patent ürünlerinin acilen bizim olan ağır sanayii ve tarım ürünleriyle yer değiştirmesi elzemdir. Ki bir an önce ayağa kalkabilelim.

 

            İthalata yönelik imalat yapan ve sürekli cari açığımızı kabartan yabancı ortaklı böyle işletmelerin kurulmasına dahi müsaade vermeyen Atatürk Cumhuriyetinde, Atatürk onaylı Devlet desteği ancak milli sanayicilerimize veriliyordu bir zamanlar yaşadığımız o akıl ve erdem günlerinde. DPT antetli tarihi Cumhuriyet belgeleri, bu bağlamda ibretle okunmalıdır. Bilelim ki o dönemde milli sanayileşmeyi, yatırımı bize yaptırıp patent payını dövizle cukkalayan yabancı ve çakma yatırımcı ortaklı şimdikiler gibi geciktiren ya da engelleyen anti milli sanayicilere, değil yandaş vatandaş bile denemezdi.

 

            Son günlerin Biden meselesi yeni değildir ki. Çünkü Biden gibilerin ve aynı emperyalist parkurda at koşturanların Türkiye görüşleri hiç değişmez. Zira bu gibiler şayet sizin sandığınızı karıştıramazlarsa ve çevrede başka el atacak sandık da bulamazlarsa yine gider kendi yüklüklerindeki eski sandıklarını, içinde unutulmuş şeyler bulabilmek umuduyla karıştırırlar. Paragöz dün ne idiyse bugünde odur yani. Zira paragöz (emperyalist) kendinden başkasına yar olmaz. Dolayısıyla asla güvenilmez olmaktan başka da hiçbir kıymeti harbîyesi yoktur bunların anlayacağınız. Amerikalı ya da liberal kapitalist denince de adı ve milliyeti her neyse, ilk akla gelen budur.

 

            Corona denen vampir tehlike mi arz ediyor ülkede hala. O zaman suçluyu 65 yaş üstünde değil altında arayın. Çünkü 65 yaş üstü esasen bilinçli, tecrübeli ve yasalara saygılı bireylerdir. Oysa yetişme ve yetiştirilme sorunu olan geçlerde sorumsuzluk, duyarsızlık, idraksizlik ve lakaytlık kendilerinde, ileride 65 yaş üstünün deneyim ve tecrübe kültürünün oluşmasına müsait bir alt yapıya dahi ne yazık ki olanak sağlamamaktadır. Korkarım ki böylesi sahipsiz bir gençlik, Hitler döneminin kafası karıştırılmış ve gaza getirilmiş gençliğine benzemektedir.

 

Hitler döneminde olduğu gibi bugün de oligark Hükümetin koruma ordusu yapılan resmi Polis güçleri, bizi böyle düşünmeye ne yazık ki sevk etmektedir. Yani çoğunluk umutsuz vakadır. Nerede o bizim olan eski milli gençlik. Şimdikiler keşke 65 yaş üstünün yarısı kadar duyarlı ve disiplinli olabilselerdi, bizde bunları konuşmuyor olsaydık şimdi. Ne ki ben hala bulunduğum çevrede, maskesiz bir 65 yaş üstüne rastlamadım. O halde sırf 65 yaş üstüne yeni yasaklar getirmeyi bırakın da biraz da altına odaklanın Sayın çok bilir kişiler!

 

            Alsancak’ta Atatürk’ün misafirlerini ağırladığı, belgelerini imzaladığı tarihi Beyaz Vagonunun bile gece yarısı apar topar yok edilmesi; Trump ile Erdoğan’ın arasının neden iyi olduğunun göstergesi değil de nedir? Çünkü Atatürk’ümüz gece karanlığında Saygın bir Dünya Devleti yaptığı kendi yurdunda, vatan mefhumu olmayan eller tarafından alıştıra alıştıra tarihe gömülüyorsa, Erdoğan Başkanlı AKP misyonu, emperyalistin talimatları doğrultusunda sinsice gerçekleşiyor demektir. O halde artık icraata geçmekten başka da boş söze, gerek kalıyor mu?

 

            Ha unutmayalım bir de sürpriz yumurtamız vardı. İyi niyetli çoğunluk bu yumurtayı belki de işsize iş, aç olana ekmek, dertliye derman, emekliye zam olarak öngörmüştü. Lakin böyle beklentilerin Erdoğan Hükümetini çok aşacağını düşündüğüm için onları aklıma bile getirmedim. Nitekim bu çakma sürprizin de muhtemel erken seçimi, 2023 yılına kadar erteleyecek yeni bir cambaza bak avuntusu olduğu çıktı ortaya.

 

            Maden kazanımları çok daha maliyetli olan denizlerimize gelinceye kadar ülke toprağımızda açamadığımız, kendi toprağımızı bile delmeye sömürgecimizden müsaade alamadığımız, bulup ta kapatmak zorunda bırakıldığımız öyle milli servet kuyularımız var ki. Halbuki çoktan, toprak servetleri bizimkilerle mukayese dahi edilemeyecek bir İngiltere kadar olmuştuk en azından. Şimdi ise bize kalan yine; bu olumsuz şartlarda çocuk büyütmeye çalışan analar, babalar üzerine oratoryalar, evlatlar için de sevgi dolu lirik şiirlerle yola devam etmek oluyor…

 

                                                                       Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

 

14 Ağustos 2020 Cuma

ESKİ OYUNA YENİ OYUNCULAR..

 

            Hasta adam USA Saltanatını terk ederken Türkiye’mizi de beraberinde götürme hesapları yapıyor anlaşılan. Çünkü askeri varlığı, artık gelecek göremedikleri ülkelerini terk edip başka Devletlerin vatandaşlıklarına geçen kıdemli ve tecrübeli askerleri nedeniyle sıfırlarken, mecburen yabancı güçlere bel bağlamıştır artık. Bu güçlerin başında da gerek muhteşem ulusal geçmişi ve gerekse de stratejik konumu ve bitirici askeri gücü nedeniyle Türk Ordusu gelecektir kuşkusuz.

 

            Böylece elinde kalan teknik gücünü kullanarak Türk Ordusunu, yeni Osmanlı yemli bir oltaya bağlayarak Panislamist bir kulvarda yeni bir Dünya Harbi çerçevesine oturtup Avrasya ve Doğu Asya da kullanmak istiyor. Bu nedenle de Enver Paşa’yı, ülkemdeki kuklalarını devreye sokarak Atatürk’ün üstüne yazdırmaya kalkıyor son günlerde. Bir zamanlar Almanların da desteklediği Panislamist oyunda, o hayalperest oyunun kurbanı olan Enver Paşa’yı vuran sayısız merminin arasında, yüzde yetmişi Türk ve Müslüman olan Sovyet ordusunun kim bilir kaç tane Türk mensubunun mermileri de vardı.

 

            Tüm bu gerçeklere rağmen USA’nın; AB ülkelerini de arkasına alarak, Türk ordusunu kendi karanlık emellerinin askeri gücü yaparak ve İslam Dünyasının Halifeliğini de bu resme iliştirerek, bu çerçevenin arkasındaki Pentagon Kurmayıyla yeni bir Dünya İmparatorluğu formülünü kurguladığı görülüyor. Çünkü Trump’ın Başkanlık seçimlerini bile erteleme hamlesi, aynı bağlamda Erdoğan’a verdiği; ‘yaptığımı yap, korkma arkanda biz varız’ mesajından başka bir şey değildir aslında.

 

            Böylece balık oltaya davet edilmiş oluyor. Şimdi bunları da tespit edelim ki bakarsınız yakında lazım olur dostlar. Bu günlere geleceğimizi ister inanın ister inanmayın; ama daha 2002 seçimlerinden sonra Erdoğan’ın kendisini bile şaşırtan o manüpilatif dijital seçim sonuçlarının büyük şaşkınlık ifadesini, hem de bir profesyonel bilişimci olarak ekrandaki suratında izlediğim anda anlamıştım. Nitekim o zaman olan ve daha da olacak olan şeylere bilin ki hiç şaşırmadım ve de şaşırmayacağım. Çünkü et de kasap da bellidir.

 

            Mendebur bir cemaatin kendisine armağan ettiği yapay seçim sonuçlarına bile şaşıran surat ifadesinden başka milletlerine verecek bir şeyi olmayanlara biat eden ve düşürüldüğü çukurdan pır pır edip uçamayan bir genel muhalefetin arkasında, kendisine reva görülen rezil bir adaletsizlik ve yoksulluk ekonomisine, adı Devlet idaresi olan 3 kuruşluk pespaye bir çadır tiyatrosu oyununa yıllardır tahammül eden bir millete salaklar toplumu demeye inanın dilim ve vicdanım varmıyor.

 

Hele de hepsinin üstüne Çokomelli dondurma yalamış güleç çocuk suratlı ve çakma ekonomist Albayrağ’ın, milyonlarca yoksulumuzun suratına tükürürcesine salladığı mizah ötesi ekonomi yalanlarına tahammül, bakın valla delilikten de öte izahı zor bir hadisedir. Böylelikle bütün bunların üstüne, gelin biz yine de aslında tasvip etmediğim Aziz Nesin’i anmadan geçmeyelim isterseniz. O halde ondan bir farkımız olması için de kendimize şu soruyu soralım: Acaba yaradılışta hepimize verilen ve en büyük bağış olan aklımızı, başımıza toplamamızın vakti hala gelmedi mi sizce de?

 

            Yalnız bütün bu ifadelerden yine de Atatürk’ümüz ve bizim de aidiyetimizin olduğu yüce Türk Ulusunu tenzih etmek zorunda olduğumu itiraf etmeliyim. Zira Türk ulusu görkemli töresine sadık, yüreği sağlam, zeki, edepli, onurlu, vicdanlı, haysiyetli ve yasalarına biatkârdır. Bu da kendisini esasen seçimle gelenin seçimle gideceğine imankâr kılar. Oysa başındaki kondu İktidarın seçimle de gitmeye hiç niyeti yoktur.

 

            Sözün özü: Küçük Asya’nın hiçbir zaman bir Kürt sorunu olmadı. Yalnız emperyalist eliyle – ki bilhassa da İngiliz- yapay hatta isyanlara kadar varan Kürt sorunları oluşturuldu. Bugün ise USA’nın beslediği yeni Osmanlı Eyaletleri coğrafyası hayaline yine emperyalist eliyle birlikte oturtulmuş bir Kürt paradigması vardır. Ne var ki bu da yapay bir Kürt sorunudur aslında.

 

            Son günlerde Erdoğan Bahçeliyi fazla konuşturuyor. Belki de ona ‘ben konuştukça hepimiz batıyoruz. Halbuki senin kaybedecek bir şeyin olmadığı için nasıl olsa fark etmez’ demiştir kim bilir. Bu arada İnce’nin yeni Sivas bildirgesi, Atatürk’ün Sivas Kongresiyle yola çıkan Kuvayı Milliye başlangıcını akla getiriyor. Öyleyse bu hareketi, sonuna kadar dikkatle takip etmek zorundayız.

 

Lakin hele de Kuvayı Milliye gibi bir kutsiyete soyunan bir liderin, gözünü budaktan sakınmayan nitelikte olması gerekir. Ki bu yola çıkmadan önce Muharrem İnce’nin de kendisine liderliği yakıştırmayan o son Cumhurbaşkanlığı seçim sonu olaylarını açıklayarak kendisini, toplumu ikna edecek düzeyde aklaması ya da günah çıkarması gerekmektedir…

 

                                                                       Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

 

7 Ağustos 2020 Cuma

IŞIKTAN KAÇANLAR..

  AKP İktidarı mağduru bir ülkede önünü göremeyen vatandaşlar topluluğu matemi altındaki ruh köleliğiyle, Bayram yerine matemi kutlamış olmamak için Bayram tebriklerimi şimdilik kendime saklamayı tercih ettim. İnşallah o tebrikleri gönlümüzce bolca kullanacağımız günlerde gelecektir yine. O zamana kadar da affımı diliyorum tüm dostlarım ve gönüldaşlarımdan.


Yeni ayın ilk yazısına böyle başlamak istemezdim şüphesiz. Oysa nereye dönsem acı ve kâbus çıkıyor karşıma, hangisini değerlendirme konusu yapalım ki. Dolayısıyla içinde bulunduğumuz şartlar bize de fazla seçenek bırakmıyor maalesef. Halbuki mücadeleyi bırakmış görüntüde bir yazıya hiç tahammülüm yoktur. Hale de bu yazı tarafımdan yazılmış bile olsa. Bilin ki tıraş olmamın dışında, kendi suratımı bile görmemek için aynaya bile günlerce bakmak içimden gelmez. O halde yine işi idare ederek günü kurtarmanın yolunu arayalım isterseniz.


Tabası olan farklı etnikteki  Milyonlarca insanına ve çeşitli ülkelere 600 yıl hükmederek Tarihe gömülen koca bir Dünya İmparatorluğunun ardından, Cami önüne terkedilmiş yavrular gibi elinde kalan 11 milyon kadar Türk evladına yeniden, Şehit kanlarıyla yıkanmış tertemiz bir Vatan ve özgün bir millet olarak da ihtişamlı bir görkem armağan eden yüce Atatürk ve Saygın silah arkadaşlarına lanet okuyan bir Diyanet Başkanı yaftalı sözde Baş İmamın, arkasındaki Vatikan Müslümanlarıyla birlikte Bayram namazı da kılınmaz. Ve bunlardan oluşan cemaatlerin dindar sayıldığı bir ülkede, dini Bayram bile kalmamış demektir artık.


YAŞ kararlarıyla, bilhassa da ordunun yıllarca emek ve finansmanla yetiştirilmiş, en dinamik karar kadrosu olan Kurmay Albaylar sınıfından seçilen emeklilerin çokluğu, milli ordumuzun karar mekanizmasının çekirdeğinin de tasfiye edildiğinin göstergesidir. Bu aynı bağlamda yarın Kurmay olmayan üst kademelere ordunun terk edilmesiyle geleceğimizin de karartılmasına işaret eder ki bundaki art niyet, ilk mektep çocukları tarafından bile kabul edilir. 


Yani İstiklal harbimizin dahi Atatürk’le birlikte hep Kurmay subaylar himmetiyle kazanıldığı nasıl yadsınamazsa, ordumuzla birlikte geleceğimizin de nasıl karartıldığı o denli dıştalanamaz. Eh artık kiminle dans ettiklerinin hala farkında olmayanların yapay zekaya ihtiyaçları var demektir, onlar da beyinlerine çip taktırmakla işe başlayabilirler mesela.


Öyleyse soralım şimdi. AKP İktidarı nereye koşuyor? Bize göre koştuğu hedefi belli ve aydınlıktan kaçtığı kesindir. Ki bunu da defalarca yazdık. Tekrarın tekrarına da gerek yoktur. Zira vakit artık eylem vaktidir. Zira halk hala uykudaysa ve bu İktidarla birlikle karanlık ufuklara birlikte yol alacaksa mutlak bilmesi gerekir ki karanlıktan çıkışı asla mümkün olmayacaktır.


Yürüdükleri yolda Milli Kimliği ve Birliği, kendi paradigmaları çerçevesinde bir alt kimliğe dönüştürenlerin; Trump’ın bile kendi vatandaşlarına acaba neden ‘biraz milli düşünün belki hepimize faydası olur’ dediğini, ya da ulusal kimliği bile olmayan bir Kampüs Devletin Başkanının, içinde bulunduğu bu zor günlerde bunu söylemeye neden ihtiyaç duyduğunu, asla anlayabilme becerileri yoktur…

                   Serendip Altındal


Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim


24 Temmuz 2020 Cuma

ÇORBA VE SİNEK..

            Unutulmamalıdır ki hiçbir darbenin arkasından 61 Anayasası gibi Cumhuriyetin kurucu ilkelerine sadık ve hatta onları daha da sağlamlaştıran erdemli bir Devrim Anayasası yapılmamıştır. Öyleyse 60 askeri darbesi olarak kayıt altına alınmak istenen hareketin aslında bir darbe değil bilakis mükemmel bir askeri organizasyona sahip ve arkası, Cumhuriyet tarihimizin en iyisi olan 61 Devrimi Anayasası ile gelen bir ihtilal olduğu hiç akıldan çıkarılmamalıdır.

 

            Ortadoğu ise apayrı; ama gerçek bir sorunumuzdur. Vaktiyle bizim toprağımız olan lakin bugün hudutlarımızın dışında kalan topraklarda yaprak bile kıpırdasa bizim de sorunumuzdur aslında. Nitekim ötelerden bizim habitatımıza uzanan emperyalist parmaklar bugün komşularımızın ülkelerini yangın yerine çevirip insanlarının ve ülke varlıklarının mahvına sebep oluyorlarsa; bilmeliyiz ki yakında bize de aynı şeyleri yaşatacaklarının mesajını veriyorlar demektir.

 

            O halde hadi bakalım gelinde ilgilenmeyin şimdi komşularınızın meseleleriyle. Dolayısıyla da bizim huzurla yatağımıza yatabilecek olmamızın, gerçekte komşumuzun da huzurla uyuyabilecek olması arasındaki sıcak ilişki, herhalde akıl yolumuzun bize yaptığı bir tebliğ olmuştur artık. Öyle ya evinizde bile uyku saatinizde, şayet kapı komşunuzun evinde yüksek sesle kavga ediliyorsa, bu sizi de rahatsız etmez mi? Duruma müdahil olma ihtiyacını hissetmez misiniz?

 

            Aynı nedenle komşu topraklar işgal altındayken, bizim huzurlu olmamız nasıl beklenebilir ki. Bu aynı bağlamda uluslararası evrensel bir meseledir de. Ve bizim de böyle bir durumda şüphesiz önce kendi çevre güvenliğimizi sağlamamız en doğal ve milli bir hakkımız olur otomatikman. Ve milli güvenlik doğrultusunda olması gerekecek nizami ölçülerde bir toprak ihlalimiz de bizi asla ansız ve vicdansız emperyalistle aynı seviyeye getirmez. Çünkü bu da bizim milli müktesebat meselemizin en haklı bir gerekçesi olmuştur artık. Ve bütün özgün siyasi Partilerimizde bu meseleye, aynı aidiyet perspektifiyle sahip çıkmalıdırlar.

 

            Rus gazının Batıya dağıtımıyla ilgili Türk Akımı II projesine USA bakışı, bizim çok lehimize olan Projeye her ne kadar aykırı duruyor olsa da bu durumun bizi asla bağlamaması gerekir aslında. Yani USA karşı tedbirleri bahane lakin bu Proje şahane olarak algılanmalı ve AB çerçevesinde ise aydınlatıcı ışık görülmelidir bize göre de. Bilhassa Almanya bundan sonra da yürütebileceği AB ekonomi liderliğini, USA baskılarına rağmen şiddetle savunmalı ve ayakta kalarak hedefine varmalıdır. Bu aynı zamanda Hitler mezalimiyle kaybedilen yılların günahsız Waimar Cumhuriyeti vatandaşlarına ödenmesi gereken bir faturasıdır da. Bağlamında ise bizim AB’ne olandan ziyade AB’nin bize olan ihtiyacı katlanarak artacaktır.

 

Dolayısıyla da eski dost güçlü Almanya liderliğindeki bir yeni AB, bizim de gücümüzü pekiştiren bir kazanım olacaktır neticede. Yalnız tek ihtiyacımız, tüm milli verimliliğimizi geri kazanımlı atık seviyesine indirgeyen AKP İktidarının, tam bağımsız ve ne yaptığını bilen akıllı bir milli Hükümetle acilen yer değiştirmesi gerekmektedir.

 

            Ve hiç unutulmamalıdır ki zafer sonunda hep haklının yanında olmuş ve olacaktır. İnsanoğlunun en fazla ihtiyaç duyduğu, her şeyden önce sevgi, iyilik ve adaletin sağladığı evrensel huzurdur. En başa parayı koyanlar hep olacaktır şüphesiz. O halde onlara soralım! Sağlıksız iseniz parayı ne yaparsınız, sağlığınıza harcamaktan başka. Esasen yukarıda saydıklarımıza sahip bir huzur ülkesinde, adil olarak paylaşılacak GSMH ’da nasıl olsa hepimize yetecek kadar ve alış gücü yüksek paramız da elbette olacaktır, hiç kuşku duymayın. Ayrıca tarihsel deneyimle iyi biliyoruz ki kötülük ve adaletsizliğin asla uzun vadesi de yoktur.

 

            Rusya Azerbaycan’ı Ermenistan katliamından Türkiye’nin müdahil olmasına gerek kalmadan önce kendisi korumalıdır. Şayet bunu Türkiye’ye bırakırsa ortalık yangın yerine dönecek, kontrol ve güvence herkes için kaybolacaktır. Bu arada büyük başın daha da büyük derdi olacaktır kuşkusuz. Bunu herhalde sadece Rusya değil Doğunun diğer güçlü balans Devletleri de arzu etmeyeceklerdir. Durum, neticede bütün iştirakçiler için hiç de iyi sonuçlar vermeyecek ve muhtemeldir ki III Dünya harbine dahi neden olabilecektir. O halde Ermenistan, hep birlikte içtiğimiz çorbayı içilmez kılacak bir sinek konumuna dönüştürülmemelidir…

 

                                                                       Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

 


13 Temmuz 2020 Pazartesi

TANRI İNSAN..

            Canlı Genomunun çözümlenerek bilimsel kategoriler arasına alındığı bu tarihi dönemde, demek ki Homosapien artık sadece insanı değil; ama ideal insanı da yaratarak tanrıya dahi tavır koyar hale gelecektir. Çünkü tanrı bile ideal insan yaratma fikrini muhtemeldir ki ciddiye almamıştır. Yani bu durumda arada sırada ortaya çıkan ideale yakın canlılar tamamen tesadüflerin eseridir. O halde bu da insanı sonuçta bilimsel bir ateizme götürmez mi?

 

Neyse geçelim işin bu tarafını şimdilik. Lakin yine de bilelim ki şayet bu bilimi doğru kullanabilirsek belki de bütün Devrimlerini sağlıklı ve uzun ömrü dahilinde sonuçlandırabilecek yeni ve daha sağlıklı bir Atatürk yaratma imkânına sahip olabiliriz. Tabii ki bu durumda düşmanlarımızın da Atatürk’ü bile yenecek bir süper Komutan yaratma düşüncesine sahip olacaklarını da asla yadsımamamız gerekecektir. Olsun, biz kendi yarım kalmış Devrimlerimizi tamamlayalım, bu dahi bize yeter diyebiliriz o zamanda.

 

İşler o safhaya gelinceye kadar, ilk önce odaklanmak zorunda olduğumuz milli eğitim prosedürü, bize der ki; her şeyden önce eğitimden sorumlu tutacağınız eğitim kadrosunun kendi milli eğitimlerinin yeterli olup olmadığını araştırmalı ve varsa eksikleri acilen ilk önce gidermelisiniz ki Öğretmenleriniz çocuklarınızdan da önce emperyalist düşmanların oltalarına takılmamış olsunlar. İşte ancak bu husus kontrolümüz altına alındıktan sonra dirayetli ve güvenilir öğretmenlerimizle çocuklarımızın uzak veya yakın eğitimine başlayabiliriz artık.

 

Ortadoğu da şu veya bu sebeplerle oluşmuş olan; ama Türkiye’mizin üstlenmek zorunda kaldığı şer misyonu aslında milli bekamız açısından hayrımıza da olabilir. Yeter ki CHP ve diğer muhalefet tarafından dıştalanmasın, şayet böyle olursa ve bu misyon Atatürk ilkeleri çerçevesinde bir Cumhuriyet varlığı olarak da dikkate alınmazsa, yapay Şeriatçılara bizatihi Cumhuriyetçiler eliyle teslim edilerek, Dünya tarihinde yeniden orta çağa bir geri dönüşün; hem de o yeninin yaratıcısı olan reformist Cumhuriyetçiler eliyle yaşatılacak, trajikomik bir ilki olur. Ve sonra da Dünya güler halimize!

 

Ayasofya bir siyasi mesele olmaktan öte tarihimizin bir parçasıdır gerçekte. 600 yıl kadar önce bu Doğu Roma (Bizans) Kilisesi İstanbul’un zaptından sonra Fatih tarafından Camiye dönüştürülmüştür. Cumhuriyet döneminde de Atatürk onayıyla evrensel bir Müze haline getirilmiştir. Ve bu durum Dünya da saygıyla karşılanmıştır. O halde iki şıkta kabulümüz olmalıdır. Yalnız ibadet yapılırken dini esaslar uygulanırken, müze halindeyken de seküler esaslar aynı ciddiyetle uygulanırsa, buna kimsenin itirazı olmamalıdır olduğunu düşünüyorum.

 

Yani neticede Hükümetin aldığı karar – ki aslında İslam tarafını hiç ciddiye almayan Hristiyan tarafına verilmiş bir Nota olarak alınmalıdır- doğrudur. Lakin aklı başında bütün yurttaşlarımızın kabul etmediği ve asla da etmeyeceği tek husus; verilen bu kararın Cumhuriyet ve kurucu Atatürk’ümüzle bir hesaplaşma niteliği taşıyacak olmasıdır elbette ve hiç kuşkusuz…

 

                                                                       Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

 


3 Temmuz 2020 Cuma

APART PROJELER..

            Fatih Bilişim Projesinde etkili eğitime başlamadan önce çocuklarımızın beraberlerinde getirecekleri öz verileri dikkate alınarak ve tespit edilecek eksiklik ve yanlışları onarılarak genel eğitime başlamaları bu güncelde artık daha fazla önem kazanmıştır.

            Bu eksikler veya tam olması gereken bilgiler esas itibariyle:

1-      Örf, adet ve gelenekleri içeren bütün milli ve ulusal kimliğin ana fundament olması ki bu özgüvenli bir vatandaşlık profilinin olmazsa olmazıdır.

2-      Genel eğitime geçme aşamasında yaş, sosyal durum ve çevreden elde edilmiş yeti ve kazanımlar doğrultusunda Fen, Edebiyat, Güzel Sanatlar vs. gibi alanlara ön geçiş için çocuklarımızın yeterlilik oranlarının hatasız olarak tespit edilmesidir. Bunda alınacak esas, çocukların ne olmak istediğinden önce, neye yatkın olduklarının ortaya çıkarılmasıdır. Çünkü bu tespit sadece çocuklarımızın değil milli müktesebatımızın geleceğinin de bireysel yeterlilik ve liyakat bileşkesinde bir güvencesidir.

3-      Yapılan tespitler sonucu elde edilen bütün değerler, bundan sonra da hayatlarında yol gösterici olarak bir amentü gibi yazılıp çocuklarımıza rapor halinde verilmelidir. Bu belge belki de genetik kontrolleri kendi ellerinde olmayan çocuklarımızın hayatlarında alacakları ilk diplomaları olacaktır.

4-      Uygulama geçmeden önce de itinayla seçilmiş eğitim personelinin, kendi milli ve ulusal verilerinin yerinde olup olmadığı kontrol edilip gerekli önlemler alındıktan sonra öğretmen kadrosu göreve atanmalıdır. Ve bu kadronun liyakat esaslarında, en hakça ve adil şartlarda seçilmesi ve tamamen siyasi olgulardan, bağlantılardan temizlenmiş olması mutlak sağlanmalıdır.

Çünkü eğitim siyasaya göre değil, tamamıyla milli, ulusal varlık, menfaat ve müktesebata yönelik olması gereken bir Devlet hizmetidir. Kullanılacak programlar ne kadar kullanıcı dostu olursa o kadar kolay, güvenli ve amaca yönelik çalışma sağlayacaklar ve çocuklarımızın başarı oranını yükselteceklerdir.

5-      Ne ve kimler tarafından yönetildiği bilinmeyen bir Siyasi Parti veya İktidarın denetimine, Milli eğitim gibi en hayati bir meselemiz asla bırakılamaz. Çünkü bilgi güçtür, lakin bütün milli datamız başkalarının elindeyse kendi bilgimiz başkalarının gücü haline gelmiştir artık. İşte milli eğitim de bu doğru bilinçle yapılırsa kendi milli gücümüz olur. Neticede BT sadece bilgiye sahip olmak için kullanacağımız bir araçtır, amaç değil.

6-      BT manipülasyona da çok müsait olduğu için milli siber güvenliği de Genel Eğitim Projemizin ayrılmaz ana prensibini teşkil edecektir. Manipülasyon derken de esas alınması gereken husus; verilmesi gereken bilginin bir ters algı operasyonu haline getirilmiş olmasıdır aslında. Fatih Eğitim Projesi de acilen, bir oldubitti Projesi olarak emperyalist ivmeyle başarılı olabilecek çocuklarımızın emperyalist Batıya peşkeş çekileceği bir emperyalist olta Proje olma konumundan kurtarılmalıdır.

7-      Yüksek düzeyli bir dijital eğitim Projesi her şeyden önce yüksek düzeyli bilgi ve tecrübeye sahip BT Organizatörü ve Analist-Programcı kadrosu gerektirir. Çünkü iyi bilinmelidir ki birçok hatalı projeyi bile aslında tek bir yüksek düzeyli Programcının kurtardığı çok görülmüştür. Bunu 40 yıllık ve yarısı yurt dışında geçmiş meslek tecrübeme dayanarak söylüyorum. Yani BT Projelerinde doğru analiz ve kaliteli Programcı her şeydir.

8-      Projede milli ve Açık kaynak kodlu Linux (Pardus) tabanlı işletim sistemi ve yazılım seçilmesi olumludur. Ne ki bu milli sistem her seviyede siber saldırılara dayanıklı ve bilhassa da data manipülasyonlarına çok duyarlı bir milli güvenlik sistemiyle de azami koruma altında tutulmalıdır.

9-      Çocuklarımızın etkileşimli derslerde, diğer paylaşımcılardan gizli kendi müsvedde alanlarında sorulara açık cevaplar vermeden önce hesaplamalarını da yapabilmeleri gerekir ki az hata oranıyla yüksek güven yüzdesine sahip olabilsinler. Bütün bu işlemler için de klavye ve fare kullanabilir olmaları gerekir.

10-  Etkileşimli tahtalar çok daha verimli hale üst düzey Programcılar tarafından getirilmelidir. Ki bu cihazlar sadece uzak eğitimler için değil okullarda aktif eğitimde de olmazsa olmaz araçlar olmuşlardır artık.

11-  Sadece klavyeli ve fareli PC tabletlerle uzak eğitim yapılabilir. Çünkü etkileşimli eğitim ancak bu araçlarla sağlanabilir. Çocuklara tablet verilmesi çok yanlıştır. Fatih Projesi raporunda bu hatanın kendileri tarafından da görüldüğünü okumak, 9 yıl gecikmeli de olsa en az bir aferin gerektirir hani.

12-  Fatih Uzak Eğitim Projesi bir rant İktidarı tarafından sahneye konup ve sadece rant ağırlıklı (Hardware) tarafı dikkate alındığı için, oysa düşünce (Software) tarafı ilk önce analiz nedeni yapılması gerekiyorken, neyi, neyle, nasıl yapacağı belli olmayan böyle bir Proje, kuşkusuz havada asılı kalmış ve konu da şimdilik zararla kapanmıştır. Bu elbette hazin bir durumdur, 18 yıldır böyle birçok sahte rant Projelerinin kefaletini ödemek zorunda kalan ülkemiz ve onun mağdur vatandaşları için.

 

Görüldüğü üzere, işte ancak bu kadar ön araştırma ve çalışma yapıldıktan, üstüne de bütün fizibilite çalışmaları yapılıp yetkili onaylar alındıktan sonra ancak Fatih veya adı her ne olacaksa yeni ve amacı salt milli menfaat olan bir Genel Eğitim Projesine başlamak, daha amaca yönelik ve ulusal desteğe de hak kazanır olacaktır.

 

Sosyal, ekonomik, jeopolitik, stratejik, örf, adet, gelenek, milli uygarlık tarihi, ulusal kimlik, Cumhuriyetin kurucu ilkelerinin ve Atatürk Devrimlerinin bileşkesinde bir milli eğitimin evrensel anlamda da ne kadar bilimsel olduğunu ve yarınlarda da olacağını, bilmem tartışma konusu bile yapmaya gerek var mı?

 

            Büyük Atatürk’ün, şayet yaşıyor olsaydı vereceği ilk öğüt; ‘her şeyden önce kendi Bilgi İşlem Sisteminizi kurup yabancı kaynaklardan tamamen bağımsız bir milli sistem ile kendi milli eğitiminizi kendi kontrolünüzde sağlamalısınız. Ayrıca bütün Bilgi İşlem araçlarınızı da kendiniz imal etmelisiniz’ olurdu kuşkusuz…

 

            Sosyal Medya aslında bir sosyal aynadır. Bilhassa da her gün o sosyal sahnede yer alan her seviyedeki popülist İktidar yöneticileri, kanun koyucuları ve yürütücüleri bağlamında. Ne yanlışın varsa o aynayı hemen tutarlar yani suratına.

 

            Aslında Erdoğan’ın, kadın olduğu için kardeşlerin de en akıllısı ve duyarlısı olması gereken kızına da söylemek gerekir ki; en ufak bir günahı olmayan, üstelikte yeni doğum yapmış bir siyasetçi kızı, şayet haksız ve acımasızca halka açık mesajlarla hakarete uğruyorsa, bunun asıl günahı, aslında evladı ve/veya hayat arkadaşı olduğu siyasilerdedir. Yani babası yüzünden hırsızlık yapmış bir evladın bakir günahsız lığıdır, onunkisi de.

 

O halde bu genç Bayan da mağduriyetine sebep olanlara diyebilmelidir ki; ‘yasal konumlarınız gereği size açıkça içlerini boşaltamayanlar bunu bizlere yaparak sizlerden intikam alıyorlar. Şayet günahsız bizlerin hakarete uğramaması için, önce siz kendinize ve güvenilmez ikircikli siyasalarınıza ayar çekmelisiniz ki evlat ve eşleriniz de güvende olabilsinler. Ve çözüm asla ceza değil, aksine sosyal toplumun itimadını kazanmaktır diyebilmelidir…

 

    Kaynakça: Milli Eğitim Sisteminde Teknoloji Entegrasyonu – (Onursal Adıgüzel).

                                                                      

Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

26 Haziran 2020 Cuma

BAROLAR DRAMI..

26.06.2020

 

            Baro Başkanlarının olaylı Anıtkabir yürüyüşünden ve onca sıkıntılı durumlara adeta mahkûm dilmelerinden sonra; olanlara bir Barolar Başkanına yakışmayacak duyarsızlığı göstererek, daha önceleri taşımakta olduğu sorumluluğu bir anda dıştalayan Feyzioğlu, kendisine sırtlarını dönen mağdur olan Baro Başkanlarınca, çok yerinde ve haklı bir protestoyla istifaya davet edildi.

 

            İstifaya sebep olacak bir durum olmadığını daha da katmerli bir duyarsızlık ve müstehzi bir tebessümle, fütursuzca ifade eden Feyzioğlu, aslında enayi yerine koyduğu Türk Milletiyle de dalga geçtiğini herhalde fark edemiyordu. Ve bu davranışı da düşüncesizce sergilerken, kendisinin maalesef Türkiye Cumhuriyeti Baroları Birliği Başkanı olduğunu ya unutuyor ya da zaten kabul etmiyordu. O zaman da kendisinden istifa beklemek, abesle iştigal etmek olacaktı kuşkusuz. Ve bundan sonra Barolar Birliği Başkanı kalmayacağının da sanki açık bir itirafıydı bu davranışı aynı bağlamda.

 

            Yoksa beklediği veya güvendiği, her ne pahasına arkasına alacağı bir Saray güvencesi miydi? Öyle ya, yeni bir Abdülhamit Devrinde yaşamıyor muydu nasıl olsa. Abdülhamit’le de arayı bağlamışsan ne derdin olacaktı ki. İşte bu durumu önümüzdeki günler açıkça deşifre edecektir nasılsa. Her neyse! Ne var ki cübbesinin rengini değiştirmek ve önünü düğmelemekle de saygın ve onurlu bir Cumhuriyet Savcısı olarak değil; ama gerekirse para ve/veya ikbal için Şeytanı bile savunacak sıradan bir Mafya avukatı görüntüsü verdiğinin bile ne yazık ki farkına varamamıştı. Ya da umurunda mıydı dünya artık onun.

 

            İşte böyle bir acıklı kapanış yaptı Feyzioğlu Türk Milletinin gözünde. Ve artık tanıdığımız veya tanıdığımızı sandığımız meslek onurlu Feyzioğlu gitmiş yerine, ikinci sınıf liyakatsiz bir egemen yandaşı arzuhalci gelmişti sanki. Yoksa çakma milliyetçilerin yaptığı gibi kendi Cumhuriyet hukukçuluğu da Sarayı kafaya alarak, himayesini de almak için sergilediği bir tek adam gösterisi miydi, ilk sahne aldığından itibaren oynamış olduğu.

 

            Yani Feyzioğlu aslında mışıl mışıl uyutmuştu, tüm kendisine bel bağlayanları. Hepsinin üstünde de temsil ettiğini sandığı arkadaşlarını. Demek ki o da sonunda tavşan tuzağından kurtulamadı, diğer benzerleri gibi. Son fiyaskoya kadar, sözde kurucu Cumhuriyet Anayasası doğrultusunda laf yapan ağzı, herhalde bundan sonra düşmüş olduğu AKP çukurunda, ister istemez seçmiş olduğu kozmopolit yaygaracılığa, yeni dostlarıyla birlikte devam edecektir anlaşılan artık.

 

            Dolayısıyla da şerefli ve Adalet yeminlisi vatan evlatlarından teşkil edilmiş Barolar Birliği gibi kutsal ve Saygın bir kurumu Başkanlıkla temsil etme becerisi ve onurunu olmadık ve etik de olmayan bir zamanlamayla yitiren Feyzioğlu’nun kendi dramıdır bu gerçekte; benim Barolar Dramı olarak betimlediğim yazımın meali. Ne ki ben aslında kendisi gibi bükülmemiş, dimdik ayakta duran günahsız Baroları da başlığa ortak ederek, genelleştirmeyi yeğledim bu dramı. Başlığın anlamda fakir(!) kalmaması için…

 

                                                                       Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim