15 Kasım 2021 Pazartesi

BİRLİKTE BÜYÜMEK..

 

                    

SİB (Siyonist İttifak Birliği) yani emperyalistlerin şimdiki Patronu, hala bitmiş bir Erdoğan’dan ister istemez medet ummaya devam ediyor. Bu da demek oluyor ki ülkemizde hala Erdoğan gibi güvenilir bir vasi bulamadılar anlaşılan. Bu gözle bakınca da genel muhalefetin şerefinin bir anlamda, aklanmış olduğu görülüyor. En azından müsterih olmak gerekir o zaman.

 

Yalnız bu durumda yönetimi elinde tutan başka bir güçlü lidere gerek duyacaklardır. Çünkü başka türlü de izahı yoktur bunun. Aslında işin harfi tarifi ve öz Türkçesi de budur anlayacağımız. Ve şayet bu şahıs bulunduğunda veya çoktan eli sıkılmışsa, sil baştan bütün legal ve illegal araçlar kullanılarak yenisinin, bir şekilde popülize edileceği açıktır. Çünkü AKP İktidarının ülkemizi getirdiği durum budur bugün maalesef. Ne var ki ilk fırsatta mevcut ucube Başkanlık sistemi yıkılarak, TBMM otonomisinin yeniden güvence altına alınması şartıyla yeni bir oldu bitti den kurtulmak mümkün olabilir ancak.

 

Bu sözlerimiz, bütün bu işler olurken, Türk Milletinin ve genel muhalefetin bugüne kadar olduğu gibi uzayan konuşmalarla, ahlarla, oflarla ve yağmadan gürleseler de ‘konu mankeni gibi kalmaya devam edeceklerdir’, endişemize dayanılarak söylenmiştir. Yoksa genel muhalefetiyle – ki mevcut 6 Parti ortak bildirgesi gibi- aktif olacak bir Milli İttifak, kendi son sayfasını, diğer yanda milletçe yeşeren umutlarımız çerçevesinde, elbette yazmayı bilecektir. Çünkü bir dış müdahale, mevcut şartlar gereği, isteseler de olamayacağından; ama bizce malum olan çaresizlik bunalımındaki birileri, öngörüleceği gibi de içeriden oluşacak müspet gelişmelere müdahil olmaya kuşkusuz devam edeceklerdir.

 

Bugünün şartları ise bir Milli İttifak önünde yeni bir Atatürk’ü cepheye sürmek üzere aslında çok müsait bir rekabet ortamı yaratıyor. Zira hiç unutulmasın ki rahmeti Atatürk’ün Lider olduğu günlerde, değil Milli İttifak zeminini, o zeminin milleti bile ayakta değildi. Oysa uykuda olan koskoca bir ulusun nasıl yeniden dimdik ayağa kaldırılacağını, bugün anıt mezarında uyuyan en yüce muhteremin Dünyaya gösterdiği mucizevi eğitimin üstünden, tam bir Asır geçti.

 

Mehmet Eymür’ün gecikmeli açıklamalarına gelince; adam her şeyden önce bir Bürokrattır. Ve bugüne kadar hangi İktidar döneminde hele de bir üst Bürokratın, ki karşı görüşte olsa bile Hükümetini sokak jargonuyla eleştirdiği görülmüştür. İşte Eymür de önce bir halk çocuğu olan kendisini bile fazlasıyla rahatsız eden sonu gelmiş bir Hükümetin, artık değişmek zorunda olduğunu, yine de bir Bürokrat jargonuyla fazlasıyla ortaya koymuştur. Ve bu durumda Sedat Peker’in bir Bürokrat Şubesi olarak, Cumhuriyet Arşivindeki yerini almıştır. Ve bana göre de Eymür tam da AKP dönemi kapanırken kendini harbiden aklayan akıllı Bürokratlardan birisi olduğunu da ispat etmiştir. Darısı diğerlerinin başına!

 

Bu yanda her şeye rağmen Sayın Kılıçdaroğlu’nun Gençlik Birliğine yaptığı konuşmanın – ki tam metin mutlaka okunmalıdır- metninin tamimiyle Kemalist’çe olduğu intibaının bütün dinleyicilerde uyandığını söylersem, ne demek istediğimi ifade etmiş olduğumu düşünüyorum. Ki bu durum Erdoğan’ın vasisi olmadığını da açıkça gösteriyor.

 

Demek ki söylemle icraatın ne kadar tutarlı ve Atatürk CHP’sine yakışır olduğunu görmek için; muhtemelen de en geç 2022 yılında yapılması matematiksel olarak da ortaya konmuş olan seçimlerin, CHP ağırlıklı bir Hükümeti ortaya çıkarması gerekiyor artık. Kemalist Milliyetçilerin cevabını merakla beklediği, ‘acaba CHP Kemalist revizyonunu yaptı mı’ mealindeki sorunun Kılıçdaroğlu tarafından da olumlu yönde teyit edildiğinin intibaının bende uyandığını da söylemek zorundayım. Bundan sonra artık tek temennim, Allah utandırmasın demek olacaktır. Çünkü Kuvayı Milliye geleneği ne zaman umutsuz olmuştur da şimdi olsun? O halde bunu sakın unutma Sayın Kılıçdaroğlu!

 

Çünkü Kemalizm’in revizyona ihtiyacı yoktur. Devrimini hatta evrimini bile kendi içinde taşır. Böyle bir başka sistem de mevcut değildir sistemler almanağında. Bu nedenle de CHP aslında kendi özüne dönse dahi kendi Devrimler fırınına sahip olacaktır metelik bile harcamadan. Böylece ekmek yapar gibi küreğini soktukça o fırından yeni devrimleri zahmetsizce çıkarması ve milletine bedava hayır yapması sorun bile olmayacaktır. Şimdiye kadar böyle olmadı mı? Böyle öğretmemişiydi bütün bunları bize, baş Ustamız Atatürk.

 

Hangi fırından alırsam alayım masama ‘memleketimin halleri’ geliyor. Şöyle ki; yakında bağımsızlık talepleriyle Washington DC’nin başını çok ağrıtacak olan Amerikan Eyaletlerinden bizimde yakından tanıdığımız Pensilvanya Eyaletinin Senato Meclisine, Amerikalıların çok yakından tanıdığı şovmen Doktor Mehmet Öz aday yapılmak isteniyor. Öyleyse bizde çoktan defteri kapanan FETO yerine artık bu Doktoru, Diplomat çantasına da yeni tıbbi antlaşmalar koyarak bizim Tıp sektörü üstünden yeni ve pahalı tıbbi projeler yaparak paramızı almak gerekçeli ve Hükümetimizi de kafaya almak üzere müsait bir zamanda, diğerleri gibi ülkemize yollamayı ihmal etmeyecekleri de anlaşılıyor. Ee Amerikalı bu başka da ne beklenir ki? Ne diyelim hayrımıza neyse olsun.

 

Sonuç mu: Evet bir şeyler yapılacak ve hak yeniden milletin olacak. Kemalist’in başının eğildiği hiç görülmüş müdür? Çünkü Kemalist her 10 Kasım da Atatürk’le birlikte yeniden doğar ve onunla birlikte yeniden büyür…

 

                                                                                   Serendip Altındal                                     

 

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

1 Kasım 2021 Pazartesi

HEPİMİZE KUTLU OLSUN..

 


            Muhtelif TV Programlarında AKP’nin sandıkla gelip sandıkla gideceği teşhir ediliyor hep. İyi de o şaibeli sandıktan, 2002 de nasıl çıktığını unutmadı daha bu millet. SEÇSİS namlı manipülasyon şampiyonu bir bilişim sisteminin gadrine uğradığınız halde ve bugüne kadar icra ettiği bütün sabıkalarına rağmen, sadece bizde kullanılan bu sistemle ne kadar uğraşırsanız uğraşın şayet muhalefetseniz, o sistemin sandığından kesin çıkamazsınız. Aslında bu sistem AKP’yi tek Parti yapmak için alelacele tasarlanmıştı. Ve bütün Dünya bunu biliyorken siz hala neyi bekliyor veya ispat etmeye çalışıyorsunuz, anlaşılır gibi değil.

 

            6 farklı Partinin ortak ve milli bir koalisyonda buluşması, aynı ilkeleri paylaşması, esasen sağa sola doğru sert virajların ve radikal dinsel sapmaların olmadığı bir bileşkede, tarafların yeni bir Hükümet, kurucu Anayasa ve TBMM şemsiyesi altında buluşmaları, esasen aklı henüz başında ve gelecek umudu taşıyan bir emperyalist bloğun dahi işine yarayacaktır. Bu nazariye, akıllı olmak ve ekstrem yanlıların menfaat rüzgârlarına kapılmama paralelinde, neresinden bakılsa 21Yüzyılın ilk çeyreğine doğru bütün Dünyanın hem de Epidemi sonrası yeniden nefes almasını sağlayacaktır.

 

            O halde gelecek Dünyanın en azından alıştığımız ve yaşanabilir bir seviyede kalabilmesinin açılış anahtarı da elbette küçük Asya olan Türkiye’mizde bulunmaktadır. Sadece bu neden bile Avrupa, Asya köprüsü olan ülkemizin jeopolitik ve stratejik önemini yadsınamaz bir kesinlikle ortaya koymaktadır. Öyleyse bütün tarafların Türkiye’miz üstünde oynamakta ve oynayacak oldukları oyunları en az iki defa düşünmeleri gerekmektedir. Çünkü atacakları her yanlış adım, bizatihi kendi bekalarını da çok yakından ilgilendirmektedir.

 

            Bu durumda ise Akşener’in ‘Erdoğan artık vakit tamam’ sözleri, işin gerçek doğrusunu ve varılan mutabakatın da Batılı, Doğulu büyükler tarafından da hakkı verilerek ele alınması; şüphesiz ki bizden bile önce kendi menfaatleri icabına olacaktır.

 

            Afrika’daki kara para külliyesi haline gelen Diktatörlükleri ziyaret eden Cumhurbaşkanının, oralardaki yeşili siyahla yer değiştirmiş Dolarlara da el atmasının ve bu zihniyetin 20 yılda koca Türkiye Cumhuriyeti’ni ne hale getirdiğini de içine koyarsak, AKP suç dosyasının artık Cumhuriyet Mahkemesi Arşivine bile sığmayacağı kendiliğinden görülecektir. Bırakın ta başından beri, Başkanlık Referandumu dahil farklı manipülasyonlarla ayakta kalanların seçimle gitmesini, AKP Partisinin anayasal olarak çoktan kapatılması gerekiyordu. İşte Anayasayı değiştirmeye kalkmalarının ana nedeni de budur. Dolayıyla da bugün Akşener’in ‘haydi Erdoğan vakit tamam’ Abbas’ iyesi asla yadsınmamalı hatta çerçevelenip Meclisin kapısına da asılmalıdır.

 

            Kaderinin nedeni insanın kendi özeğidir. Kişisel otokritiğinizi yaptığınızda kabul etmeseniz veya edemeseniz de anlamak zorunda kalacağınız tek doğru, başınıza gelen bütün hadiselerin tek sorumlusunun, karar vermek için bir akılla yaratılmış olan kendinizin olduğudur. Öyleyse kendi kaderini aslında sen yaratmışındır, bilesin! Yani Tanrı ya da annen veya baban değil…

 

            Emperyalizmin bugün vardığı nokta, hudutlarımızda oluşan kaotik ötesi katastrofik yapının, göçmenlerin giderek ülkemizde üstlenmesi ve örgütlenmesinde aradıkları menfaatlere dayanmıştır. Öyle ki bu da acele vatandaş yapılmış ve yapılacak göçmenlerle bizi, Erdoğan Hükümetiyle sonunda resmi olarak sömürgeleştirecek olgunun emperyalistcesidir. İşte Erdoğan’ın sözde dışladığı AB elçilerinin aslen Viyana Antlaşmasına (41 Madde) uygun düşmeyen bildirgeleri, Sayın Öymen’e göre de tipik bir uyumsuzluk göstergesidir.

 

            O halde bu durumda benden sonra tufan diyen Erdoğan’a hak vermek mi gerekir. Yoksa ‘ben giderim; ama arkamdan gelenler uğraşır’ demesi veya olmayan Roma’yı yakacak olması mı doğruya yazılmalıdır. Hoş o da bilir ki kendisinden sonra arkasında her zaman olduğu gibi ne dili epeyi uzamış yapay dinci tellal ne de kendini besleyen ve ülkeyi sömüren yandaş ihaleci kalacaktır artık.

 

Ayrıca bunlara ilaveten son Biden görüşmesinde Erdoğan’ın acınası ve el açmaya yönelik duruşu, tükenmişliğinin de ifadesi olurken USA’da son günlerde kendi durumu da tartışmalı hale gelen Biden’ in ekrandaki silueti de pek umut var bakmıyordu doğrusu. Beklendiği gibi de Erdoğan yine oyalanırken Biden de tekrar tipik bir Amerikan klasiğini oynadı, sözüm ona o buluşma sahnesinde. Bizi alakadar etmiyor olsa da yine de Trumph’ın milletine ‘beni özlediniz mi’ diyen sözlerini, gülerek anımsamadan geçemedim nedense.

 

Çünkü Trumph en azından ne olduğunu ve nerede durduğunu açıkça ortaya koyabiliyordu. Şimdi ortak bühtana burada noktayı koyalım. Koca Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden ve aczinin bana verdiği utancı yüreğime gömerken, hasta ve bitmiş bir insanın arkasına gizlenip, hala ondan medet bekleyen bütün yandaş, korkak ve asalaklara lanet okumak zorunda kaldım.

 

Türkiye de konuşlanacak yabancı güçlerin de Komutanı Erdoğan olursa, seçim falan da zor görülür artık. İşte bu neden bile CHP’yi, aslında A dan Z ye gereksiz olan Suriye’deki askeri tezkereyi 2 sene daha uzatmayı onaylamamakla sapına kadar haklı çıkarır. Şimdi nasılsa oldu bitti ve çakma Meclisten acele onay çıktı. Ee bundan sonra ne mi olur? Onu da okur düşünsün artık. Eh komşularımız da bunu şimdiden gündemlerine alabilirlerse menfaatlerine olur şüphesiz.

 

Çünkü Anadolu Türkiye’si Afganistan’a benzemez. Ve Anadolu da sonuçta Rusya ve Çin desteğiyle USA’yı tasfiye eden Afganistan uyarlı bir kaotik yapı bu defa USA ve AB destekli oluşmaya başlarsa III. Dünya Harbi de kapı da gözükür. Lakin neticede korkulduğu gibi insanlık bitmez. En fazla 3/1 Dünya nüfusu telef olur; ama her hâlükârda emperyalist Batı tarihten silinir.

 

En anlamlı ve en büyük Bayramımızın, Milli bekamızın da simgesi olduğunu anlamış olmak üzere Cumhuriyet Bayramımızı; karar alan bir milli Meclisi yeniden görebilmek umuduyla kutluyorum. Çünkü Atatürk’le benimsediğimiz Cumhuriyet, sadece halkı egemen yapar ve aslen laiktir. Yoksa salt demokrasinin, önce kapitalisti sonra da emperyalisti egemen yaptığı gibi değil. Ve Cumhuriyet içinde demokrasi aslında her zaman vardır; ama Kapitalizm içinde Cumhuriyet oluşamaz, zira emperyalist buna asla geçit vermez.

 

Tarihinde bile bu kadar coşkuyla kutlanmamış Cumhuriyet Bayramımız 83 Milyonunun coşkusuyla Dünya ile birlikte bu sene de yaşanırken, HEPİMİZE TEKRAR KUTLU OLSUN…

 

                                                                                   Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

 

15 Ekim 2021 Cuma

KORKU DAĞLARIMI BEKLİYOR..

  


            Her şeyin öncelikle de Biden, Erdoğan vb. gibi adamların yer aldığı bir Dünyada şayet sonsuz ömürler yaşanıyor olsaydı, Dünya ne kadar yaşanılmaz olurdu değil mi? Demek oluyor ki doğa işini biliyor ve her şeyin evet aralıksız olarak canlı, cansız her elementin pili, sonunda bitiyor veya güncel dünyayı terk ediş düdüğü vakti gelince çalıyor.

 

            Sağlığı nedeniyle yeniden adaylığını koyamayacak olduğu söylenen ve artık siyaset hayatına bile devam etmesi sakıncalı olup engellenmesi gereken Erdoğan’ın yerine emperyalist senaristler, yeni siyasa partnerlerini şimdiden ayarlamaya başladılar. Tabi ki yeni adayların her zaman olduğu gibi yine Türk Milletinin bekası hesabına değil; ama emperyalist menfaatlerinin ön plana taşınacağı bir tensip ve destekle seçileceği kesindir.

 

            Ne var ki bu yılı bile çıkaramayacağı düşünülen Erdoğan’ın artık şimdiden parasal yandaşlarıyla ilişkiyi kesmeye başlaması son menfaatinedir. Çünkü mevcut çakma demokrasi Hükümetinin bütün bakanları ve diğer yandaş ihale babaları Hükümet düştüğünde hesap verirken yapayalnız kalacakları için, olacak kayıplardan şimdilik korunabilmek üzere, bundan sonraki yaşamları bağlamında şimdiden dışarıda yeni vatandaşlıklar aramaya hazırlanmalı ve bu nedenle de ödemek zorunda olacakları hatırı sayılır meblağları şimdiden fonlamaya başlamalıdırlar ya da başlamışlardır çoktan.

 

Yoksa muhtemelen şimdi de Taliban’a pazarlanması düşünülen ülkemiz, onlar için de artık yaşanılır olmayacaktır. Ayrıca faizlerin düşürülüp Doların yükselmesinde, bilinen ekonomik nedenlerle tek kazanan, Dolar rezervi olan Erdoğan ve aynı paralelde sonraki yaşamlarında dışarıda Dolar sarf etmek zorunda kalacak diğer Dolar stokçusu yandaşlar olacağından ve artık seçim umutları da kalmadığından ülkeden savuşmanın hesabını, akıllarınca intikam almak üzere yine ülkemizin üstüne yıkmaya yönelik yaptıkları da çıkıyor ortaya. Yoksa ısrarla ve bütün riskleri üstüne alarak, aslında milli hesabına asla Cumhurbaşkanı dahil hiçbir siyaset adamının el atmaması gereken MB ile uğraşmasının sebebi nedir sanıyorsunuz? Ve anlaşılan ülkeden ayrılmadan önce bütün mal varlıklarını Dolarla satmayı düşünüyorlar ve muhtemelen de de çoktan yapıyorlardır bunu.

 

            Yalnız Erdoğan’ın hasta olduğunu ve fazla vaktinin de kalmadığını söyleyen dış kaynaklı yazarların ve onların ülkemizdeki basın ortaklarının, göreve başladığında bile 2 yıllık ömrü kaldığını söyledikleri şahsın, 20 yılda ülkenin ocağına incir dikmesinin de hazırlayıcıları oldukları asla unutulmamalıdır. Ve bu nedenle de yeni bir tufaya asla düşülmemelidir. Nitekim dış medya Erdoğan’ın bozuk olan sağlığından bahsedip AKP içinde en iyi adayın Akar olduğunu ve onunla daha iyi anlaşabileceklerini açıklarken, tartışmasız bir emperyalist algıyla da dikkatlerini çekmeye çalışıyordu okurların. Yani Gülsüm’ün gidip yeni Gülsüm’ün gelmesiydi kendileri için önemli olan ahval ve şerait sadece. Lakin acaba öyle mi olacaktı ya da olmalıydı!

 

            Yalnız yukarıda ifade etmeye çalıştıklarımı eskisi gibi açık ve kesin ortaya koyamıyorlar. Çünkü eskisi kadar güçlü olmadıklarını da çok iyi bildiklerinden artık kem, kümlerle işi idare etmeye çalışıyorlar anlayacağınız. İngiliz BP İmparatorluğunun son benzin çaresizliğine ve bir zamanların İngiliz ordusu mensuplarının şimdi yurttaşlarına benzin dağıtmakta olmasına bakılırsa; sadece USA’nın akıl önderi İngiltere’nin değil, AB’nin de ne durumda olduğu daha iyi anlaşılır. Yalnız Almanya şimdilik ısırgan tarlasındaki tek gül gibi duruyor. Hoş bakalım bu da ne kadar böyle devam edebilecek. Öyle ya daha şimdiden manipüle edilmeye çok daha müsait ilk siyasi değişim ve umutsuz olan yeni Hükümet adaylarında ilk istifalar başladı bile. Sosyal çerçeveye olabildiği kadar sıkıştırılmış bir (sosyal) liberal koalisyonla, neoliberalizm ve Küreselcilik ne kadar saf tutabilecek. Bu da beklenip görülecektir anlayacağınız.

 

            Bizde 6 Muhalefet Partisinin TBMM’yi bağımsız güçlendirmek üzere tek bir karar ve düşüncede birleşmeleri, aslında çoktan olması gereken bir olguyu gösterirken özgürlüğünden asla taviz vermeyen ve vermek istemeyen vatandaşları da mutlu ediyor şüphesiz. Bu arada süregelen sayısız yolsuzluklar, Vakıf kıyakları, Rektör, kayyum, diğer çeşitli bürokratik tayinler vs. gibi türlü liyakat dışı atamalar, olumsuz sataşmalar ve Temel fıkralarını anımsatan çeşitli diğer sahte gündem parodileri; ana sorunlarımız olmuş Adaletsizlik, Ekonomi, satılan kaynaklarımız, işsizlik, eğitim, sosyal içerikli el yakan sağlık, açlık ve özellikle de mutlaka Hükümetten bağımsız olması gereken Merkez Bankamızın içine giren çıkan elin belli olmadığı bir harami torbasına dönmüş milli kasası gibi yaşamsal ve rehabilite edilmeleri hayati noktaya gelen ana problemlerimizin nasıl askıya alınmasına çalışıldığına bakılırsa; AKP’nin artık son günlerini yaşadığı vasıtasız ve uzatmasız derhal anlaşılabiliyor.

 

            Bu durum ise yakın geleceğin, ilk önce de çakma Başbuğ da nasıl bir korku ve çaresizlik yaratmış olduğunu gösteriyor. Bu da korkusunun artık dağlara çıktığını akla getiriyor. Halbuki düşünemiyor ki soymak için fırsat kollayanlara da yol göstermeye devam ederse en çok varlığı olan ve ‘Ekonominin tek sorumlusu benim, ben’ diyen kendi şahsını ana hedef yapacaktır kuşkusuz. Zira siyasetin gerekirse kan dökerek devam ettirilmeye çalışılması tarihte, buna teşebbüs eden tek adamların sonuçta hep kendilerini yok etmiştir. Yani sözün özü dersek; diktasını cinayetle devam ettirmeye çalışan her Liderin, biricik çıkar yolu, sonuçta kalan ömründen vazgeçmek olmuş ve olacaktır da sadece…

                                                                                   Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

1 Ekim 2021 Cuma

YAPAY OLANA DESTEK..

 


            Kabul edilebilecek bir gerekçeye dayanmayan elim bir şekilde iki Türk askerinin, Vatikan İslam’ı çerçevesinde hayat bulmuş ve maalesef Hükümetimiz tarafından da destek gören terör örgütleri tarafından ketledilmesinin, hiçbir tevili olamaz. Şayet kılıçların savaş silahları olduğu mertlik döneminde yaşıyor olsaydık, bilin ki bu vahşete sebep olanlar ülkenin Başbuğu sülalesinden bile olsalar aynı yöntemlerle çoktan telef edilmiş olurlardı. Gel de o dönemi arama şimdi. İşte bu görüş benim gibi sapına kadar Türk milliyetçisi olan bütün Türk vatandaşlarımın da müşterek bakış açısıdır.

 

            Bugün HDP ile konuşmayı, gerekirse de ittifak yapmayı düşünenler, yarın açık ara bir Eyalet Hükümeti kurmaya yönelik bir paradigmaya verecekleri desteklerin de önünün açılacağını hesap edemiyorlar mı? Ve bu durumda Türk Milletine nasıl hesap verebileceklerini düşünüyorlar acaba? Erdoğan’ı bugün Hükümetin başına oturtan Baykal, nasıl sütten çıkmış ak kaşık olamıyorsa, o zaman kendilerinin de ne olarak anılacaklarının şimdiden hesabını yapıversinler bir zahmet.

 

            Orduda ve İdlib gibi harekât bölgelerinde, önce ülkelerinin bekası sonra da kendileri için bir gelecek göremeyen Generaller istifa etmeye başladı. Tıpkı USA Ordusunda da artık kendi gelecekleri bağlamında bir beklenti göremeyen ve aile hayatlarından da ödün vermeye başlayan Subay ve elit askerlerin giderek Vatandaşlık bile değiştirdikleri gibi. Bizde de milli savunma metabolizmasındaki tutarsızlık ve emir komuta zincirindeki belirsizlikler, istifa edenler gibi diğer askerlerimizin de kafasını karıştırmaktadır.

 

            Onlarda bazı askeri pilotlarımız gibi yakında dış kaynaklı ödemelere kapılık parayı ödeyenlerin tetikçiliğine soyunurlarsa hiç şaşırmamalı. Yani Orhan Velinin söylediği gibi ‘denizi görünce şaşırmamalıyız’ anlayacağınız. İşte o zaman da artık Kemalin askerlerini arayın ki bulasınız. Görünen köyün kılavuz istemediği bu olgunun vahim boyutuna, İnşallah güzel ülkeleri ve milli bekaları için vicdanları sızlayanlar, empati oluşturabilirler.

 

            Yıllardır PKK aslında ülkemizin de içinde olduğu, bir Kürt-Ermeni bileşkeli panonun resmini oluşturduğu için bilhassa da Atatürk’ün Partisi olan CHP azami dikkat kesilmelidir. Şayet yıllarca Şehitler verdiğimiz ve Güneydoğumuzda Kürdistan ve bileşkesi Ermenistan’a da emperyalist ajanı bir yapılanma sağlayacak böyle bir oyuna alet olup emperyalist Lejyoneri bu teşkilatla hatta diyalog ve olası bir ittifak kurmaya kalkarsa bu da yakın bir gelecekte ülkemizi yerle bir eder. Sonrasında da arayın ki CHP’yi de bulabilesiniz. Aynı bağlamda bütün Kemalist milliyetçilerin, esasen bölünmüşlüğün başlangıcı olacak böylesi bir dönemde, Kuvayı milliyeci adrenalin seviyelerinin tavan yapacağı da kaçınılmaz olacaktır.

 

            Bir önceki yazımda Biden’in Erdoğan’la bizatihen asla bir görüşme yapmayacağını neden ifade etmiştim. Bu düşüncenin derinliği ve nedeni; artık askeri gücü bile yardım arama konumuna düşmüş olan USA’nın, aynı nedenle de hem de Vatikan İmamlı çeşitli terör örgütlerinin işvereni olduktan sonra, gizli suç ortağı olan Erdoğan’la neden umuma açık bir görüşme yapmak istemediğinin de kanımca anlaşılır bir ifadesi olmuştur. Herhalde ‘aslında görüş ayrılığımız yok’ diyen Erdoğan dahi bunu anlaşılır bir dille ifade etmiş olmuyor mu?

 

            HDP Kemalist Türkiye Milli Birliğinin giderek genişleyen duyarlılığı nedeniyle ‘ittifaklarda yokuz’ açıklaması yaptı. Bu da gösteriyor ki muhalif güçlerle ittifak yapmakla, aslında Mecliste bile işlemez hale getirilerek tavşan tuzağına düşürüleceğini kendisi de fark etmiştir muhtemelen. O halde Milli İttifaka verilebilecek en iyi nasihat, HDP’ni tamamen yalnız bırakarak gerekirse ve hatta AKP ile ittifak yapmasını sağlayıp aslında iki Partiyi birden Kürt vatandaşlarının da bütünleştirdiği Türk Milletinin karşısında bir it dalaşına sürüklemektir. Aslında bu durum emperyalisti de muhtemelen ülkemize açık müdahaleye mecbur(!) bırakarak maskelerini düşürecektir. Böylece çok daha kesin olarak ve elzem olduğu gibi de Batı ve Doğu birbirinden ayırılacaktır artık. Çünkü Türkiye, Batılı emperyalistin güvendiği son kaledir.

 

            Diğer tarafta aslında içine sokulan bazı bölücü ajanların – ki HDP aslında Ermeni & yapay Kürt bileşkeli bir katkıdır- dışındaki Türkmen/Kürtlerimizin ne bölünmeyle ne de HDP ve tasarımlı emperyalist projeleriyle ilgisi vardır. Onlar sadece bağımsız ve laik bir Atatürk Cumhuriyeti Türkiye’sinden yanadırlar. Ve bunun için hayatlarını bile seve seve verebilirler, şimdiye kadar olduğu gibi. Dolayısıyla hepimiz bu vatanın evladıyız ve anlaşıldığı gibi de herhangi bir Kürt sorunumuz yoktur. Demek ki ülkemizde bir Kürt sorunu değil; ama bahaneli bir emperyalist sorunu vardır gerçekte ve sadece.

 

            Putin’le buluşan Erdoğan’ın vücut dili bezgin, çaresiz ve bağımlı olduğunu gösterirken, her halükârda kendisiyle bizatihi görüşmede tamamen alnı açık olarak ve Biden gibi hiçbir sakıncası da olmayan Putin’in vücut dili ise nereden bakılırsa bakılsın bağlayıcı şartları koyan olduğunu göstermekteydi. Yani kısaca ifade etmek gerekirse Putin’in taleplerine verecek hiçbir karşılığı, beklendiği gibi de yoktu ve olamazdı da Erdoğan’ın. Çünkü kendi yaşam süreci uzatmaları için de son kaleydi Putin Rusya’sı.

 

Ayrıca yurttaşlarına ‘her zaman Rusya ile saldırmazlık paktını öne alın ‘diyen bir Atatürk örneği de vardı önünde. Yani işi kolaydı özünde. Lakin kendisine ne kadar güvenilebilirdi. Bunu da artık Putin’e bırakalım. Çünkü ülkesinin ikbali için çalışanla karşısında ülkesini satanın çaresizlik utancı, kendiliğinden anlaşılıyordu esasen. Ve ne yazık ki Putin’in milletinin bile saygıyla tepe noktasına taşıdığı Atatürk’ü de yetiştiren kendi milletimiz, tarihinde ilk defa karşılaşıyordu böyle bir durumla.

 

            Son günlerde Halk TV de fazlalığı artan HDP görselli reklamsal programlar, her ne kadar CHP Amerikancı olmadığını beyan ediyorsa da yoksa yine de emperyalist karargâhla yapılmakta olan bir seçim oynaşı çabası mıdır acaba, diyerek sorgulamadan geçmek mümkün değildir? Bu arada her şeye rağmen bilesiniz ki şayet HDP ile ittifak yaparsanız bölücüleri Partiniz aracılığıyla Meclise taşıyacak olduğunuzu da sakın aklınızdan çıkarmayın. Hani biz söylemiş olalım da!

                                                                       Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

15 Eylül 2021 Çarşamba

DALGANIN FARKINDA OLMAK..

 


 

            ‘Daha Adil Bir Dünya’ etiketli bir kitabı Bay Tayyip yazıyormuş. Duyun da inanın. Aslında adil bir Türkiye olmalıydı iştigal etmek zorunda olduğu tek konu, adı edilen zatın. Kendisini, belki de öne alınması kuvvetle muhtemel olan genel seçimler arifesinde daha popüler edebilmek için yapılan nafile uğraşlara gülünür mü ağlanır mı, artık bir karar vermek gerekiyor. Bu arada bir de böyle bir popüler kitap adı için binlerce başlık varken seçilen temaya bakın, sanki birileri kendisiyle dalga geçiyor ve o da bunun farkında olamıyor gibi.

 

            Artık öyle haberler de duyuyoruz ki sormayın, mesela 75 yaşlarında bir kaknem kadın 2’nci Dünya Harbinde aç kaldığını söylüyor. 1945 yılında biten ve Miğfer Harbi de denen bu savaş bittiğinde sen daha doğmamıştın bile. Bırak hepsini de ana rahmine bile henüz düşmemiştin muhtemelen. Yahu düzeltin biraz kendinizi ve bize de dinletmeyin bu zırvalarınızı. Sonu Sevr ile biten ve yok yere katıldığımız Birinci Dünya Harbinde, Osmanlı ordusunun yediği dayağı ve karşılığında neler kaybettiğimizi önce bir hatırlayın lütfen.

 

            Sonrasında Atatürk Liderliğindeki aynı Türk Ordusunun neler yaptığı ve Atatürk’ün arkasında neler bıraktığı yedi düvelinde malumudur. Ve bütün Türkler gibi elbette Lozan Mimarı İnönü de veraset edilen altı okun Devrimcilik ruhundan ve dâhi Atatürk’ün muhteşem önerilerinden fazlasıyla nasibini almıştı. Ve görevinin bilincinde erdemli bir liyakat adamı olarak, ilk Dünya Harbinde neler kaybettiklerimizin de farkındalığıyla, Hitlerin ve ihtilaf güçlerinin bütün baskılarına rağmen Boğazları açmayarak, bu Savaşa girmemizi önlemiş ve hakkıyla bugünkü varlığımızın da tekrar ikinci mimarı olmuştu.

 

            Yoksa bilhassa da sizler, o zamanki sübyan sıfatlarınızla, suratlarına bile tükürmeyeceğiniz kim bilir kimlerin kucaklarında helak olup bitmiş olacaktınız. Eski bir Nazi askerinden, Almanların Ruslara bilhassa da kız ve kadın olanlarına neler yaptıklarını duyunca erkek olarak benim bile yüzüm kızarmıştı. Ayrıca adam, ‘bizimkilerin Ruslara yaptığını, daha sonra Berlin’e giren Ruslar bize asla yapmamıştı’ diyerek arkadaşları adına belki de günah çıkartmıştı. Aslında bu söylediklerimi ve yaşam tiyatrosunun rejisörü olan tanrının, o tiyatronun baş aktörü olarak yaratıcı olan kadını neden seçtiğini, - ki aslı üretici olan erkeği değil – yaratıcı bir kadın olarak senin daha iyi anlayıp özümsüyor olman gerekirdi. Çünkü seni sıradan bir trol yapan, masasına oturtan zat ve çevresi bunları bilmez, onların tek tanrısı paradır.

 

            Muhalefetin bütün yapacaklarını nasıl yapılacağına kadar harfiyen açıklaması, aslında AKP İktidarına da yol göstereceğinden, çünkü hiçbir zaman yapamayacaklarını salt reklam amaçlı olarak seçim aracı yapacaklarından, yanlış olur. Bırakın ne yapacaklarsa kendi adlarına yapsınlar. Yoksa sizin yapabileceklerinizi sadece seçmeni iğfal aracı olarak kullanmaları, aslında iğfal olmaya da müsait olan bazı seçmenlerin de kafalarını karıştıracak ve bu da belki çok değerli zaman kayıplarına yol açacaktır. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti’nin artık boşa kürek çekmeye ne vakti ne de ihtiyacı vardır. Çünkü bilhassa da Okyanus ötesinden gelen para babası toprak Baronları ülkemizi ziyaret edip ucuza toprak kapamak için artık Ormanlarımızı bile yaktırmaya başladılar.

 

            Oysa ne yapıp yapıp ülkemizi, her geçen gün daha bir batağa saplayan AKP enkazından, milletimizin ve Devletimizin olmazsa olmaz müktesebatı bağlamında bir an önce kurtarmak gerekmektedir. Çünkü emperyalistin ne düşündüğü ne yapmak istediği değil; ama Türk Milletinin ikbali ve var olma geleceği bizim için her şeyden daha önemli olmalıdır. Veya daha açık tabiriyle; rahmetli Atatürk’ün bütün devrimleri ve olmazsa olmaz kamusal uygulamaları, TBMM’nin kamusallaştırılarak bir Vekiller yemekhanesi, kahvehanesi olarak değil, yeniden Vekalet görevlerini ifa edecekleri bir milletin meclisi haline getirilerek, tek adamlık kompleksinin de apar topar yok edilip eskisi gibi bütün kamusal ve yönetimsel taşların yine yerli yerine oturtulması, asla vazgeçemeyeceğimiz gerçeğimizdir. Bu yapılmazsa ne mi olur? Hepimiz yok oluruz. Yoksa yok olması gereken başkalarıdır, ezelden itibaren var olmuş ve olacak olan Türk Milleti değil.

 

            Erdoğan bugünlerde yine saltanat uçağıyla USA’e gidiyor. Erdoğan ile Biden’in umduklarının üstünde bir antlaşmayı hem de Türkiye Cumhuriyeti hesabına yapabilmesi asla mümkün değildir. Ki bu ancak kendi umutlarını yeşertmeye veya ego tazelemeye yönelik olabilir ki bu dahi hayal ötesidir. Ki Biden’in bundan sonra Erdoğan’la bireysel bir görüşme yapabileceğini beklemiyorum.

 

Bu yazıyı muhtemel buluşmadan önce yazmamım ana nedeni. Sonucun nasıl olsa yine fos çıkacağını şimdiden anlatabilmek içindir. Halbuki bir an önce Atatürk gibi düşünerek derhal emperyalist Lejyonerliğini bırakarak komşularımızla yeni saldırmazlık paktları oluşturup kendi ordumuz, kendi silahlarımız ve milli gücümüze konsantre olarak öze dönüp tam teçhizatlı ve dinamit gibi yeni bir Dünya Harbine doğru yürüyen Dünyamızda, yurdumuzu savunmaya odaklanmak yerine bakın nelerle uğraşıyoruz. O halde asıl soru da şudur. Nedir acaba, aslen başımızda Hükümet bile olamayan AKP İktidarından, daha fazla beklediğiniz.

 

            Görünen o ki Erdoğan Hükümeti(!) değiştikten sonra elbette, bugün sessiz kalan, ortada görünmeyen Hâkim ve Savcılar ortaya tekrar mantar gibi çıkacaklar, diplomalarının tozlarını alacaklardır. Ne yani o zamanda böylesi korkak ve kişiliksiz olanlara millet saygı mı gösterecektir. Yoksa çoğunun yerlerine yepyeni Cumhuriyet Hâkim ve Savcıları mı atanacaklardır.

 

            Geçen ESİAD toplantısında Kılıçdaroğlu irticalen, prompter veya suflör kullanmadan ve Atatürk’ün İzmir İktisat Kongresinde yaptığı gibi bir takım Türkiye gerçeklerini satır satır ortaya koydu. Acaba Erdoğan’ın, Kemal Beyin neler söylediğinden haberi var mıydı? Veya bu söylenenleri ne kadar anlayabildi. Bahse konu olan ve sanayicilerin alkışlarla dinledikleri bütün Türkiye ekonomi sıkıntılarının ana kaynağının, kendi İktidar dönemi olduğuna acaba biraz da olsa empati oluşturabilmiş miydi?

 

            Atatürk muhteşem bir gözlemci, sentez ve doğru karar adamıydı. Bu nedenle de esasen bütün Dünya düşünürlerinin de Lideri değil miydi? Keşke şimdi de yaşıyor olabilseydi. Sadece onu dinler ve notumuzu alırdık, sonra da hata yapmamıza imkân kalmazdı. Atatürk’ün neden peşinden gittiğini gösteren bu durumsa, bizden biri olan Atatürk gibi Türk Milletinin de yanılmadığının ve yanılmayacağının göstergesidir. İşte hayatını doldur boşalt yaşayan Amerikalı bile sonunda Atatürk’ü yeniden keşfetmek zorunda kalmıştır. Dolayısıyla da bu yazımla da içimizde yaşayıp bizden olmayan ve bizim gibi düşünmeyenlerin kulaklarını bir kere daha çınlatmış oluyoruz.

 

            O halde emperyalist bile Atatürk’ü yeniden keşfedip ona dönmüşken, seküler bile olamayan Erdoğan’ı bir Paradoks olarak bile kabul edebilmek hala nasıl mümkün olabiliyor memleketimizde. Ayrıca Kemalizm’in, ihtiva ettiği 6’ncı ok olan Devrimcilik ruhu ile hep güncel kaldığını ifade ederken ne kadar haklı olduğunu anladığımız Prof. Anıl Çeçen’in aşağıya eklediğim yazısının bağlantı adresini, mutlaka açıp okumanızı öneririm.

Güncel Kemalizm

 

                                                                       Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

1 Eylül 2021 Çarşamba

ASIL ETKEN..

 


            Aslen örtülü bir Cumhur ittifakı ortağı olmaktan başka da bir becerisi kalmamış olan Perinçek’in hele de Taliban’ın Atatürk bileşkeli bir kurtuluş Savaşı verdiği benzetmesi, bırakın eleştirip, yorum eklemeyi dosdoğru alaya alınması gereken bir zırvadır. Dünyada bir emsali daha olmayan kutsal Kurtuluş Savaşımız; hem de böyle ne idüğü belirsiz İslam’la dahi ilişkisi olmayan, emperyalist palyaçosu, çapulcu, bir terörist sürüsünün emperyalist güdümlü hareketiyle özdeş kılınması gafletiyle, nasıl kıyaslanabilir. Oysa Perinçek Taliban ile Tayibanı özdeş kılsaydı çok daha akılcı davranabilirdi.

 

            Kurtuluş Savaşımızın aslında emperyalist alemin topuna birden açılmış bir bağımsızlık savaşı olduğunu bilmek istemeyen bir davranış, belgesel tarihi bile dıştaladığından, emperyalist güdümlü çapulcuları ve onları destekleyen İstiklal Harbimizin kaçaklarının torun ve evlatlarını eleştirmekle bile onları adam yerine koyarak, asla taviz vermemelidirler tüm düşünür aydınlarımız.  

 

            Türkiye’nin sallan yuvarlan dış politikasıyla özdeş ve bilhassa henüz bir hedeften ziyade kaotik bir kargaşaya doğru yol olan Taliban mağduru Afganistan’ın, hiçbir bileşkesi olamaz. Olsa, olsa USA tarafından eline tutuşturulmuş ve tutuşturulacak olan yeni strateji planları olmuş ve olacaktır da elbette. Çünkü Taliban’ın bunca yıldır yaşatılıp büyütülmesinin şüphesiz ki bir hesabı vardır. Ve Taliban’ın Afganistan’ın yeni sahibi olmasıyla da bu hesabın kesilme vakti gelmiştir artık.

 

            Böylece Erdoğan Devletinin, yurtlarından kaçan veya öyle görünen Afgan göçmenlerini, %50 demografik bir yoğunluk oluşturacak seviyede, ivedilikle vatandaş yapması gerekecektir. Çünkü mevcut yandaş ve seçmen kadrosunun artık Erdoğan’ın Başkanlık süresini uzatabilme ve onu taşıyabilme olanağı yoktur. Ve AKP yönetim kadrosu da çok iyi biliyor ki mevcut şartlarda Erdoğan’ın çakma Başkanlığının da artık devamlılık şansı kalmamıştır.

 

            28 Şubat olaylarını temsil eden eski ve yaşlı Subayların 20 yıl sonra tutuklanarak yeniden yargılanmak üzere ceza evine konması tutarsızlığının, şimdi yeni bir Başkanlık affıyla Erdoğan’ın artık cilası dökülmüş imajının, böyle bir manevrayla yeniden parlatılması düşünülmüştür muhtemelen de. Halbuki unutulan, Erdoğan cephesinin artık yeni boya ve cila tutamayacak hele gelmiş olmasıdır. Ki bunun aksini, erişilmez servetine rağmen Rockefeller dahi kendi cephesini düzeltebilmek için döktüğü servetlere rağmen başaramamıştı.

 

            Erdoğan bunu nasıl yapabilsindi ki, nitekim eski makinanın artık toptan yenilenmesi gerekmektedir. Ve halen yeni bir ittifak arayışı içinde olan Erdoğan modeli bitmiştir artık. Bunu elbette bütün umutlarını Erdoğan’a dayamış olan USA ve AB taifesi de iyi bilmektedirler şüphesiz. O halde şimdilik bize de farz olan, son saati beklemektir. Çünkü göçmen yerleştirmenin demografiyi değil; ama bir iç harp aranjmanı da olabileceği asla unutulmamalıdır. Çünkü USA böyle sol gösterip sağ vuruşları hep uygulamıştır. Aman dikkat, tufaya gelen bu defa da biz olmayalım. Zira böyle bir sonuçtan emperyalist cephesi çok mutlu olacaktır.

 

            USA Afganistan’dan çekilmiş olabilir. Lakin bu durum Taliban kontrolünü, lojistik desteğini, yakın gelecekte alacağı siyasi profili de terk etmiş olduğu anlamını asla taşımaz. Her ne kadar Rusya, Çin gibi hem de yakın komşu olan iki Dünya devinin de büyük ilgi ve dikkatleri üstlerinde olduğu halde. Türkiye’mizin ne yapacağına gelince; bu iş tamamen Erdoğan’la tamam deyinceye kadar da uçuk, kaçık AKP Reisinin ruh haletiyle bilinen seviyede kalmaya mahkûm olarak devam edecektir. Yani bu durum devam ettiği sürece de anti emperyalist bir dik duruş asla beklenemeyecektir.  

 

            Dava dosyasının aynı torbaya konduğunu – ki haklı da olabilir – iddia eden Bayraktar adlı adama bakın ve ‘daha fazla açıklarsam beni öldürürler’ diyerek kendisi gibi itirafçı olacaklara da gözdağı vererek, geri adım atıp nasıl da kendi sahiplerine yarandığını görün. Demek oluyor ki kümesinden kaçamayan horozla yeni kümes kuramazsınız. Çünkü eski kümeslerinden kurtulamayan horozlar sonunda birbirlerine binmeye başlayarak, bir zamanlar kendilerinin de horoz olduğunu unuturlar ve neticede yemek tabağında biterler. Böylece ancak kümeslerinden kaçabilen horozlarla yeni kümesler kurulabileceği de kendiliğinden açıklanmış olur.

 

            Bahçeli sadece kendisini ve Partisini Erdoğan’a taşıtmak istediği için Cumhur ittifakını destekliyor. Oysa Erdoğan’ın hem de hanidir, kendisini taşıyacak bir ittifaka ihtiyacı vardır aslında. Ne var ki böylesini de bulmak pirinç çuvalında iğne arar hale getirmiştir Erdoğan ve yandaş kadrosunu maalesef. Ve bu arada AB ve USA’nın Afgan göçünü de Türkiye de tutmak istemelerinin ana nedeni, vakti geldiğinde Doğuya karşı bir duvar oluşturmak ve sömürgeleşen Türkiye Federasyonları projesinde, laik Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı da kullanmak içindir muhtemelen.

 

            30 Ağustos Zaferi olmasaydı, 29 Ekim Cumhuriyet kutlaması da olamazdı. Dolayısıyla büyük Atatürk’ün ve Türk Milletinin asıl ebedileşme nedeni laik Türkiye Cumhuriyetidir. Bu nedenle de Zafer Bayramı’nı asıl bu nedenle kutlamak gerekir. Çünkü Atatürk şayet kendisinden istendiği ve beklendiği gibi Osmanlı devşirmesi, İslam bozuğu, hilafi ve oligark bir Devlet ve onun Diktatörlüğüyle yetinmiş olsa ve Saraya da taşınsaydı, bugün ne Atatürk’ümüz ve ne de Türkiye Cumhuriyeti’miz var olabilirdi.

 

            Ne ki ahlak ve adalet dediğimiz erdem ve yaratıcı akıl olan deha ile yüklü Atatürk’ümüzü, başkalarına kolayca yapıldığı gibi kimse kandırıp iğfal edemediği içindir ki Atatürk kendisi kalarak, önce Kemalist ve sonra da Türk Milleti ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu Ata’sı olabilmişti…

                                                                       Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim