13 Mart 2010 Cumartesi

GÜZEL BİR AKP/TSK ANALİZİ..


           Bugün bana gelen, Sayın Sabahattin Önkibar’ın, aşağıda yolladığım yazısında ki analizleri, daha önceden benim de düşüncelerimin kapsam alanı içindeydiler. Ne ki, böyle bir ortamda, bu düşünceleri ayrıntılarıyla işlemenin, vatandaşı bilgilendirmekten öte, daha da bir karamsarlığa düşüreceğini ve bu durumun aslında ortak düşmanlarımıza yarayacağını iyi bildiğim için, bazı şeyleri kendime saklamayı ve sadece bu bilinen gerçeklere bulunabilecek çözümlere, yoğunlaşmayı  tercih etmekteyim. Buna rağmen Sayın Önkibar’ı, bu gerçekçi analizinden ötürü kutluyorum.
            Bu bağlamda, bugün içinde bulunduğumuz bu açmaza, ulus olarak verebileceğimiz en iyi cevabı, ’10.03.2010 tarihli Avrasya Bizimdir’ konulu yazımda verdiğimi düşünüyor ve aynı yazımı, toplumsal çıkış yolumuz adına tekrar ilişikte yolluyorum. Bu küçük yazımı, şimdi bir kere daha, Sayın Önkibar’ın yazısına ‘ULUSAL ÇÖZÜM ÖNERİMİZ’ perspektifiyle değerlendirin lütfen.

                                                                                              Serendip Altındal

TSK  NEZDİNDE  TÜRK MİLLETİNE- TÜRK DEVLETİNE KURULAN TUZAK

Bir hakkı teslim edelim.  Türkiye’de kamuoyu araştırmaları ile ahalinin nabzını sürekli olarak tutan tek lider Tayyip Erdoğan’dır.
Yakından biliyorum; Erdoğan üç ayrı araştırma şirketi ile on günde bir ve de önemli gelişmelerde günlük olarak halkın tepkilerini ölçtürür ve ona göre politika belirler.
Dolayısı ile Tayyip Bey’in bir süredir sürdürdüğü TSK’yı aşağılama ve köşeye sıkıştırma hadisesi de bunun yansımasıdır.
Son kartı!
Hayır, halk askerin aşağılanmasını ve hırpalanmasını istiyor değil, olay, Başbakan’ın toplumu oyalamak ve manipüle etmek için başka bir argümanının olmamasıdır.
Erdoğan, yaptırdığı anketler yolu ile işsizlik ve yoksulluk çığlıklarının şahididir.
Keza aynı şekilde Kürt olayı ve K. Irak’taki fiili durumdan dolayı da vurgun yediğinin farkındadır.
AB, türban ve İmam Hatip gibi konuların da eskidiğini ve artık istismar edemeyeceğini görüyor.
Geriye kalan tek malzeme, asker ve darbe mugalataları ile ajitasyonlar yaparak yeni bir istismar alanı yaratmak!
Evet Tayyip Erdoğan bugünlerde aslında son kartını oynuyor.
8 yıl iktidarda olan ve her şeyi ile tükenen AKP’nin topluma yeni bir umut dalgası yayabilmesi ve heyecan yaratabilmesi artık imkansızın ötesi bir şey!
Dolayısı ile sığındığı tek husus siyaset ya da hamaset yani yeni bir mağduriyet alanının inşasıdır. TSK’ya yapılan hücumların arkasındaki nedenlerden biri budur!
İlginç ayrıntı; bu son kartını seçime saklayan Tayyip Bey’in bunu şimdi niçin alelacele yürürlüğe koyduğudur.
 TSK niçin sabrediyor?
Belli ki zamanlama ve metot konusunda AKP ile Washington farklı düşünüyor... AKP’nin öncelikle derdi malum, seçimi bir kez daha kazanmak ve Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığının önünü açmaktır.
Tayyip Bey ABD’nin önderlik ettiği Kürt açılımı projesini seçimden önce sürdürmek ve sonuçlandırmak istemiyor çünkü böyle bir durumda sandıkta vurgun yiyeceğini görüyor. Washington da açılımı seçimden sonraya bırakmak istemiyor zira AKP’nin gitme ihtimali durumunda projesinin sakatlanacağını düşünüyor.
İşte böyle bir tabloda Tayyip Erdoğan’ın kurduğu oyun şudur:
Askeri olabildiğince köşeye sıkıştırıp tepki koymasını sağlamak ve bu tepki üzerine meydan okuyarak demokrasi kahramanı olmak!
Genelkurmay kurulan bu oyunu gördüğü için bütün aşağılamaları sineye çekerek sabrediyor ve susuyor.
 BM ve Diyarbakır’a asker!
Biliyorum; sabretmesin, müdahale etsin diyenleriniz var ama böyle bir durumda Türkiye ekonomik anlamda abartısız İzlanda ya da Arjantin gibi olur... Bazıları farkında değil, Türkiye aylardır nereden geldiği belli olmayan kara paralarla kendini döndürüyor. Buna ilaveten Allah korusun bir darbe durumunda polis içindeki unsurlarla, dini gruplar ve Güneydoğu’daki PKK ve de Barzanici unsurlar kışkırtılıp başkaldırabilir ve de ABD bu durumu bahane edip BM’yi alet ederek Diyarbakır’a asker çıkarabilir! Dolayısı ile askerin müdahalesi sadece AKP’yi kuyudan çıkarmak olmayacak, aynı zamanda ülkeyi de kaosa itme anlamına gelecektir.. .
Referandum olayı da işte bu tezgahın bir başka boyutudur.
Baktılar askerin tutuklamalara tepki göstermesi sağlanamadı daha fazla tahrik için Anayasa değişikliklerini gündeme getiriyorlar. .. Orada da gayeleri yeni tahrik alanları yaratmak ve işe TSK’yı karıştırıp mağduriyet inşa etmektir.
 Seçime kadar gerecek!
Askerlerin teslimiyet anlamına gelen suskunluğuna bazen ben de feryat ediyorum ama işin bir de bu tarafına bakmamız gerekiyor!.. Tayyip Bey çok çok zorda olmasa, pimi çekilmiş bomba ile bu şekilde oynamaz. Askerle uğraşmak ve üzerinden bu şekilde politika yapmak aynen budur!.. Hiç abartmıyorum; Tayyip Erdoğan bugün sınırlı bir müdahaleye razıdır çünkü böyle bir durumda ABD ile AB’nin yanında olacağını ve hem kendini hem de siyasi misyonunu bu şekilde muhafaza edeceğini düşünüyor. Oysa çok değil bir yıl daha iktidarda kalırsa, bizzat sandık yolu ile kendisinin Yüce Divan’a, partisinin de tarihe havale olacağını iyi biliyor... Buradan hareketle ben Tayyip Bey’in seçim gününe kadar ortamı germeye devam edeceği kanaatindeyim!

                                                                                   Sabahattin ÖNKİBAR

10 Mart 2010 Çarşamba

AVRASYA BİZİMDİR..

           Yurdumuzun üstünde yıllardır oynanan ABD, AB senaryoları, ülkemizi bitiremedi ve asla da bitiremeyecektir. Cumhuriyet tarihimizin ve Türk Ulusunun, ilk resmi milli partisi, aynı zamanda da milli devleti olan CHP’den sonra, DP ile başlayan gerileme devrinin MR’ını aldığımızda, dışarıdan üstümüze uygulanan senaryolardan ziyade, onların yurt içi uzantıları olan içimizde ki düşmanın, bize asıl hasarı verdiğini görüyoruz.
            Birbirinden bağımlı, güdümlü ve içinde oluşturuldukları deli gömleklerinin içinde, adeta çaresizliğe mahkûm edilmiş, geçmiş hükümetler, başlarını duvarlara vura vura, beraberce ülkemizi sonunda, içlerinde en sabıkalı ve devşirme olanı, AKP dönemine kadar taşıdılar. Bu güdümlü hükümetlerin siyasileri, içine hep birlikte düşürüldüğümüz,  Cumhuriyet dönemimizin en kara günlerinin, aynı zamanda senarist-oyuncularıdırlar. 
            Öyle ki, hatta bugün, içimizden birilerini devşirerek, gözümüzün içine baka baka başımıza çıkartan, dışarıda ki senaristlerin, bu denli küstahlaşmasına cesaret verdiler. Bugün ise, çoğu bu geçmiş güdümlü hükümetlerin kalıntıları veya uzantıları olan siyasiler, bundan sonra da gitmek zorunda olacakların makamlarına, şayet aynı kafa yapılarıyla talip olacaklarsa, asla şikâyet etme hakları yoktur. Öncelikle de bu dediklerimizin altını, noter tasdikli imzalamak zorundadırlar.
            Şimdi, öyle bir dönemin eşiğine geldik ki, sevgili Atatürk’ün ve Türk Ulusunun Türkiye Cumhuriyetinin, bundan sonra boşa harcayacağı değil yılları, ayları bile kalmamıştır. İşte tam bu en karanlık nokta, Atatürkümüzün özlediği, Türk Güneşi’nin doğma vaktidir artık. Bunun da yolu, Türkün ABD ve AB’ye tekmeyi basıp, anavatanı Avrasya’ya bütün ağırlığı ile konsantre olmasından geçer. Türk’ün önderliğinde bir Avrasya birlikteliği, ABD güdümünde bir emperyalist dünya imparatorluğu değil, yeni bir dünya özgürlüğü müktesebatının ilanı ve emperyalizm’in sonu olacaktır.
Homosaphien’in dünya tarihinde ilk devletleşmeye başladığından beri bilinen gerçek, asla unutulmamalıdır ki, Türk’ün başı yukarda ve özgür dolaştığı her yerde, bütün uluslar özgür olacaktır.
                                                                                
                                                                                                         Serendip Altındal

8 Ocak 2009 Perşembe

O GÜN BUGÜNDÜR..

            Son tutuklamalara bakılırsa, darbe provoke edilerek adeta tetikleniyor. Herhalde artık,  Erdoğan da bıktı ve ustaca havlu atmaya karar verdi diyorum. Bunu yaparken de bir taşla üç kuş vurma kurnazlığına hazırlanıyor.

            1 Kuş) Okyanus ötesine, ne yapalım darbe yapıldı ama biz yine de buradayız diyerek, yeni bir vadeli yatırım mesajı iletip, aynı zamanda da ustaca, ülkesi ve vatandaşı ile arasını daha da açacak, vahim sorumluluklar alma riskini de bloke etmeye hazırlanıyor.
            2 Kuş) Kendi seçmenine de, (hani sular tekrar durulursa), mesajı vermeye hazırlanıyor.
            3 Kuş) Yargıya, nasıl olsa bana ağır ceza vererek, bizi daha da büyütmek istemezsiniz diyerek, yargı ile yüzleşme hesabına yatıyor. Bu sayede de bir hamlede hakkında açılabilecek bütün suçlamalara, eski bir topçu olarak, yeni bir vücut çalımı atmaya hazırlanıyor.

            Erdoğan ve aveneleri bu hesapları yapmakta olsunlar, kendilerinin ve Okyanus ötesindeki ip cambazlarının, hiç hesaba katmadığı ise, bekledikleri darbenin olmayacağıdır. Daha doğrusu ısrarla beklenen darbenin askerden değil ama sivilden geleceğidir. Bu da askerimizin sapına kadar destek vereceği, başta yargı ve diğer sivil kurumlarımız ve yurdum vatandaşlarının tümünün birleştiği, tabandan gelen ‘Gelincik Harekâtı’dır. Bu harekât (darbe değil), bir revizyon harekâtıdır ve artık kaçınılmaz olmuştur.
            Cumhuriyetimiz, yargımız ve milli değerlerimizin, yerinden oynatılmış bütün taşları, bu defa sivil yargı tarafından yeniden yerli yerine oturtulacak, TBMM yeniden Türkiye Cumhuriyetimize ve Türk Ulusumuza yakışır hale getirilecektir. Bu harekatın adı darbe değil revizyon  (yeniden düzeltme) olacak ve bu revizyonda bütün Türk Ulusu birlikte rol alacaktır. Böylece Türk Ulusu, değerli varlığı askerini yıpratmadan ve aynı zamanda, sadece içimizde ki satılmışların değil, onların sahiplerinin de ağzını kapatmış olacaktır. Bu da, gerek Türkiye Cumhuriyet tarihi, gerekse de dünya demokrasi tarihinde, emperyalist tarafından maniple edilmiş bir demokrasiyi, yeniden yerli yerine oturtan bir ilk revizyon olacaktır.
            Askerimiz, bütün bunlar olurken, şaşmaz vakar ve onuruyla, en sağlam bir muhafız, en güvenilir bir hakem olarak, bütün içimizdeki ve dışımızdaki aymazlara karşı, revizyonist gelinciklerimizin kontr garantisi olacak, diğerlerine göz dağı verecektir.
            Haydi, bakalım başta yargımız olmak üzere sivil kurumları ve vatandaşlarıyla bütün gelinciklerimiz:
 Bu tarihi fırsatı kullanıp, tarihteki yerimizi alma vakti gelmiştir artık.
İşte o gün bu gündür.

                                                                                                   Serendip Altındal

30 Temmuz 2008 Çarşamba

AĞIR KOKULAR..

           Günlerdir beklenilen anayasa mahkemesinden, karar yerine kuş çıktı. Mahkemenin başındaki yapma bebeği saymazsak, on azadan dört’ü sayesinde şanlı cumhuriyet anayasa mahkemesinden, maalesef bu mahkemenin onur ve vakarına hiç yakışmayacak acizlikte kişiliksiz bir karar çıktı. acizlikle            
            Kimilerine göre konu mankeni iktidar partisine bir ihtar verilmiş, ya da adeta yaramaz çocuğun kulağı çekilmişti. Hadi canım sizde. Yalnız bu mahkemenin akıllarımızda kalacak tek olumlu tarafı, altı azanın kendilerinin ve cumhuriyet mahkemesinin onuruna yakışır bir kimlik ve duruşla, bu şerefli tarihin altın sayfaları arasında bundan böyle yer alacak olmalarıdır. Diğerlerini tarih nasıl yazacaktır. Hiç merak etmeyin, onlarda yerlerini bulacaklardır.
            Mahkemeden, ülkemin makûs talihinin tek sorumlusu, iktidar partisinin kapatılmaması lehine bir kararın alınmasında, var olduğu söylenen, tehtid baskı gibi unsurlar aslında masaldır. Altı şerefli insan bu baskılardan, tehtidlerden korkup da neden havlu atmamışlardır. Demek ki kendi şeref ve onurları, şanlı tarihleriyle özdeş ve diğer bütün sanal değerlerin üstündeydi de ondan. Geri kalanlar ise, sanal değerleri kendi asal parametrelerinin üstüne koymuş olabilirler. 
            Özellikle kara para bu dünyada yenmek için elde edilir. Yakın bir zamanda bu dörtlünün finansal konumlarından ağır kokular yükselirse, anlaşılan hiç şaşırmamak gerekecektir. Bundan sonra öncelikle, her zamanki gibi kafamız yukarda ve eskisinden de azimli, daha kararlı olarak yolumuza yürüyecek ve bekleyeceğiz. Her şeyin olduğu gibi, AKP nin de sonu şaşmaz ve bir daha da doğrulamayacak biçimde nasıl olsa gelecektir.

                                                                                              Serendip Altındal
                                   

12 Ekim 2007 Cuma

CANLI YAYIN..

            Hepinize merhaba,

            Dün size yolladığım aşağıdaki mesaja, bugün bir yorum ekleyip görüşümü sizlerle paylaşmak bana farz oldu.
            Cinselliği kadın ile erkek arasında tek taraflı bir inşaat sektörü gibi gösterip kadını bir tarla, erkeği de inşaatçı addeden zihniyetlerden, önce çocuklarımızı korumak zorundayız. Aşağıda bahsi geçen kadın tipi aslında kadınlık adına büyük bir karalamadır. Başta kadınlar ve bütün aklı başında tecrübeli erkekler bu durumun istisna bile olamayacağını çok iyi bilirler. Aslında pasif gibi görünen kadın, istediği zaman, istediğini erkekten istediği gibi de alır. Erkeğin ruhu bile duymaz veya her şeyi kendi hallediyor zanneder. Yeterki kadın erkeğini sevsin, saysın. Seven kadın, zaten onu arzu da eder. Demek ki önce kadının sevgisini hak etmesi gerekiyor. İşte o zaman mesele de hallolmuştur. Başka şeylere de gerek yoktur artık. Erkeğin tatmin işi ise daha da basittir aslında.
            Eeee ne kalıyor ki geriye. İşi bu kadar abartmamak lazım. Şimdi konumuz burada uzun cinsiyet dersleri vermek değildir. Aşağıda bahsi geçen durum, gayet açık ve her geçen gün sayıları artan icraatlardan biridir ve açıkça ‘ohaaa’ dedirtecek cinsten ve özellikle çocuklarımıza yapılan bir edepsizliktir. İşte beni bu tarafı ilgilendirdiği için, bu icraatların kapalı olan arka tarafını irdelemek ihtiyacını duydum. Öncelikle biz anne, baba, dede ve büyük annelere düşen görevde bu olmalıdır. Bu zihniyetlerle, elimiz ve dilimizden geldiği kadar mücadele etmeliyiz.
            Yukarda bahsettiğim işin, görünmeyen kara yüzünü gelin birlikte irdeleyelim.

1. Birileri büyük paralar ödeyerek, her şeye razı çaresiz insanları, reyting adına
    Kullanmaktadır.
2. Bu birilerinin arkasında esas kaynağı oluşturan ve olası büyük rantın
    Hesabını yapan başka birileri kimlerdir.
3. Meslek eğitimini bile doğru dürüst veremediğimiz çocuklarımızın, cinsel
    Eğitimlerini mükemmel sağladığımızı kim düşünebilir.

            İşte böylesi bir ortamda benim garip vatandaşımın özellikle erkek olanlarını (erkekler doğaları gereği daha saftırlar) maniple etmek kolaydır. Kadınları maniple etmek kolay değildir. Kadınlar doğaları gereği, gerçek olanı daha doğuştan bilir ve hissederler.
            Şimdi şöyle düşünebiliriz. Benim, özellikle ‘Viagra ve emsali uyarıcıları’
imal eden, pazarlayan çok uluslu bir şirketim olsa, böyle toplum tam
istediğim müşteri portföyümü oluşturmazımıydı?. Böylece 2 No.lu sorunun
cevabı da kendiliğinden ortaya çıkmıyor mu? Ne dersiniz.
            Bir anne, baba, dede ve büyük anne olarak sadece görüşlerimi belirtmek
istemiştim. Aman dikkat edelim ve çocuklarımızı maniple ettirmeyelim. Zira emperyalist acımasızdır ve tanrısı paradır.

                                                                                  Serendip Altındal



Canlı yayında akıl almaz diyalog “Her gün en az bir defa yapacak erkek arıyorum” Yüksel Aytuğ yazdı.. 09.11.2007 11:59 Birazdan anlatacaklarım bir sitcom’dan ya da tiyatrodan alınmamıştır. Geçen hafta Flash TV’de yayınlanan, Yalçın Çakır’ın sunduğu Acı Umut adlı televizyon programındaki konuşmaların dökümüdür. Stüdyodaki yaşlı adam, karısının evi terk etmesinden yana dertli. Israrla eşinin geri dönmesini istiyor. Telefonda ise Bulgaristan’daki karısı var. ADAM: Sen benim namusumsun. Seni çok seviyorum. Her şeyi affedeceğim, ne olur dön...
YALÇIN ÇAKIR: Bak abla, adam yalvarıyor. Niye bu adamı üzüyorsun, dön gel.
KADIN: Yalçın abi, ne kadar yalvarırsa, yalvarsın. Tedavi olmazsa dönmeyeceğim, dönmem...
Y.Ç.: Nesi var abla bu adamın?
KADIN: Yapamıyor be abicim, yapamıyor... Ben istiyorum, onda bir şey yok...
Y.Ç.: Ne yapamıyor ablacığım?
KADIN: (Bip sesi)... Anlasana be abicim, ben yanıyorum, ben istiyorum, onda bir şey yok.
ADAM: Sen benim namusumsun. Dön, her şeyi halledeceğim.
KADIN: Neyi halledeceksin be? Sen bir şey yapamazsın. Hem ben senin nereden namusun oluyorum?
İnsan namusunu yapar be!..Y.Ç.: Abla sen kaç yaşındasın?
KADIN: 52
Y.Ç.: Abla, 52 yaşında insan bu kadar önem verir mi bu işe be abla?..
KADIN: Yalçın Abi yoksa sen de bunun gibi misin? Bütün Türk erkekleri böyle be... Burada Bulgar
erkekleri var, vallahi her gece yapıyorlar be...Y.Ç.: Abla sen beni karıştırma... Burada konu sizsiniz... Bak adam yalvarıyor. Tedavi olacağım diyor,
dön gel...KADIN: Tedavi olsun gelirim. Bakarım, her gece yaparsa kalırım, yoksa dönerim. (Adam bu arada
karısının dönmesi için yalvarmaya devam ediyor)Y.Ç.: Abla sırf bu iş için adam terk edilmez, abla...
KADIN: (Bip sesi) ....meyen adamı ben ne yapayım be abicim? Boşanacağım. Bulurum ben beni yapacak bir adam...
Y.Ç.: Ya abla ne kadar önemliymiş bu iş senin için...
KADIN: Yoksa senin için önemli değil mi be abi?
Y.Ç.: Tabii tabii önemli ama daha önemli şeyler var. Hem bak sen 52 yaşındasın...
KADIN: Ne olmuş 52 yaşındaysam? Söylüyorum be abicim, ben yanıyorum. Ben istiyorum yaa... Ya beni her gün yapar ya da dönmem...
Y.Ç.: Yahu abla bu iş her gün her gün olur mu be? Bak bu adam da 57 yaşında.
KADIN: Ben bilmem... Her gün en az bir defa yapacak be abi. Yoksa dönmem. (Adam yana yakıla yalvarmaya devam eder)
KADIN: Boşuna yalvarma, tedavi ol... Gelip bakacağım, yapabilirsen kalırım. Yoksa dönerim. Ben, beni her gün yapacak erkek arıyorum...
 Program bu minvalde yaklaşık 45 dakika sürdü. Program sunucusunun finalde bu olan bitenin “canlandırma” olduğunu açıklamasını bekledim. Yalçın Çakır tam tersini yaptı: “Vallahi de billahi de bu karakterler ve olay gerçektir. Bize başvuran kişiler arasından seçilmişlerdir. Hiçbir şey kurmaca değildir...”Şaştım ki ne şaştım... O anı, “Türk televizyonculuğunun çivisinin çıktığı an” olarak notlarıma kaydettim. SABAH 

24 Eylül 2007 Pazartesi

EMEKLİLER..

            Özellikle, biz SSK emeklilerinin adamdan sayılmadığı bir ülkede yaşıyor veya yaşatılıyoruz. Kendine dahi yetemeyen emekliler bir de işsiz çocuk ve torunlarına bakma çaresizliğinde bırakıldılar. İnanıyorum ki, bize reva görülen bu çileyi, cehennemde zebaniler bile ağır günahkârlara çektirmiyorlardır.
            Günahımız neyse bilelim. Yoksa eğitim, bilgi, beceri, qualifikasyon ve çalışkanlığından asla ödün vermemiş, milli ekonominin çekirdeği veya Mehmetçiği olan bizler, bu memlekette sırf yüksek devlet memuru veya asker emeklisi olamadığımız için mi cezalandırılıyoruz.
            Sırtlarımızda meclise taşıdığımız milletin vekilleri, ne hikmetse önce kendi sosyal haklarını güvence altına alıyorlar. Demek ki sosyal güvenlik veya “ihtiyarlık yaşama hakkı”, kendileri için de en önemli konu. O halde, 33 yıl tavandan prim, ayrıca 13 yıl da destek primi ödemiş bir SSK emeklisi olarak ve benim gibi binlerce emeklinin olduğunu da bilerek, hepimizin adına sorma hakkımı kullanıyorum. Nerde bizim haklarımız!
            Sözün özüne gelirsek. Bizler bağış istemiyoruz. Sadece bizlerden esirgenen “İNSAN GİBİ YAŞAMA HAKLARI” mızı talep ediyoruz. Yoksa sınıf farkı yaratılmış bir ülkede yaşadığımızı düşüneceğiz ki o zaman bu gidişin hiçbirimiz için yarını yoktur.

                                                                                  Serendip ALTINDAL / BURSA

19 Eylül 2007 Çarşamba

SABRIN SONU..

            Yeni bir seçim ve yine bir seçim dönemini arkamızda bıraktık. İçinde Atatürkümüzü, laisizmi ve Cumhuriyetimizi barındıran bölünmez, ulusal kimliğimden ödün vermeden yeniden reyimi Atatürkümün partisi CHP ye vermenin huzuru içindeyim. Ayrıca bugünkü gelişmelere bakarak ne kadar haklı ve isabetli bir karar aldığımın kıvanç duygusunu da taşıyorum. Herkesin gördüğü gibi misyon ve vizyonuna layık yegane muhalefet partisi yine CHP'dir. Buna zannedersem hiç bir Atatürkçü ve ulusalcı vatandaş karşı değildir. Yoksa işin özüne haksızlık etmiş olur. Baykal ve CHP duruşu, ne idüğü belirsiz (aslında apaçık belli) ikinci cumhuriyet ya da yeni Osmanlıcıların istemediği bir davranış biçimidir. Baykalı tukaka yapmak aslında CHP yi de boyamaktır. Bu takiyecilerden de başka ne beklenirdi ki zaten.
            Bu arada Atatürkçü ve ulusal kimliği taşıdığını söyleyen ama reyini arayış içinde, diğer alternatif partilere (DSP, MHP gibi) veren seçmene ne demeli. Onlar ayakları havada yeni bir fantezi arayışı içinde, ülkemize, sadece CHP nin reyini bölmekten başka bir fayda sağlamadılar. Onlara bol fanteziler dilerim. Bu ulus tekrar dimdik ayaklarının üstünde hem de eskisinden daha sağlam duracaktır. Buna kimsenin şüphesi olmasın. Günü geldiğinde, bu insanlar yeni
kurtarıcılarının yüzüne nasıl bakacaklardır. Acaba hiç mi hicap duymayacaklardır. Burası tartışılır.
            Mafya devleti ABD nin bizi karşısına alamayacağı bir gerçektir. Bunu yapmakla bütün Ortadoğu emellerine son verileceğini onlarda çok iyi bilirler siz merak etmeyin. Her zaman olduğu gibi savaşı belden aşağı oynayıp işgal zemini oluştuktan sonra kendilerini göstereceklerdir. Burnumuzun dibindeki Irak a hiç bir mermi sıkılma riski taşımadan girdikleri herhalde daha unutulmadı. Çünkü orda da daha içeri girmeden uygun zemini hazırlamışlar ve ülkenin askeri ve sivil milli direncini pasifize etmişlerdi. Ondan sonra da muzaffer kumandanlar edasıyla ülkeye el attılar. Tıpkı Türkiye de yapmaya çalıştıkları gibi. Yalnız unutulmaması gereken, Irağa girdiler de, nasıl çıkacaklarıdır.
            Sözün özüne gelirsek, asrın balonu mafya devleti ABD ile kora kor bir dövüş yapmadan ne biz nede dünya kurtulacaktır. Tespitlerimize göre de bunu, özellikle de bize en yakın olan dış dünyamız çok iyi bilmektedir. Bir benzin havuzu içinde elimize verilen demirleri birbirine sürtmekteyiz. Bu da herhalde ilk kıvılcıma kadar devam edecektir. ABD de bu durumun farkında ve yeni arayışlar içindedir. Dünyayı yeni bir savaştan ancak ABD de, antiemperyalist ve yaşamak için önce yaşatmalısın prensibine uyacak olan bir ‘ULUSAL BİRLİĞİN’ işbaşına geçmesi kurtaracaktır.
            Dünyanın kendisi dışında kalan kesiminde özellikle gücü yettiği veya yeteceğini zannettiği ülkelerinde ‘ULUSAL DEVLETÇİLİĞİ’ yıkma eylemi içinde olan mafya devleti ABD önce bunu çok iyi bilmek zorundadır. Ekolojik dengelerin bozularak ömrünün azaldığı dünyamızın dahi kurtulabilmesi için önce tek şart, ‘BUSH’ t lardan kurtulma mecburiyetimizdir. Bunun içinde, bütün ulusal profiline, kimliğine sahip yurttaşlarımızın, sevgili Atatürkümüzün emsalsiz ışığı altında, göğüsleri ilerde, kafaları yukarda, tek düşünce, yürek ve bilek sahibi olmaları ve inançla patlayacakları günü beklemeleri gerekmektedir.
                                                                                 
                                                                       Hepinize sağlık ve esenlikler diliyorum.
                                                                                              Serendip Altındal