15 Temmuz 2021 Perşembe

BÜTÜN KÖTÜLÜKLER..

 


            Enteresandır, İmamoğlu, kurbanların ihtiyaç sahiplerine dağıtılması için yapacağımız yardım kampanyasına, İç İşleri Bakanlığı izin vermiyor dedi. Bu gerekçeli açıklamayla ilgili olarak Soylu’ya sorulan soruya onun; ‘bütün kötülüklerin sahibi benim’ siz siyasete alet olmayın’ şeklinde verdiği cevaba; ‘o halde açıklamaya cesaret edemediğiniz bu duruma tahammül ederek, neden hala şimşekleri üstünüze çekmekte ısrar ediyorsunuz’ mealinde bir soruyla karşılık vermeye de gazetecilerin cesareti yoktu anlaşılan.

 

            Ne var ki özgür medyada asla görev alamayacak olan bu seriden gazetecileri adam yerine koyuyor ve onları dinlemeye, okumaya devam ediyoruz. Esasen Soylunun dudaklarından hiç eksik olmaya timsah gülücükleri, aslında siyasetten de ne anladığını ortaya koymuyor mu? Bizde neler söylemeye çalışıyoruz burada hala!

 

            Hele de Cumhurbaşkanının eşi Leydi Cumhur bir zamanlar dış sosyetik alanlarda AVM ler bile kapatıyorken ne oldu da şimdilerde porsiyonları ufaltmaktan söz ediyor. Hadi gelin de şimdi buna gülünür mü yoksa ağlanır mı, siz karar verin.

 

Eski CHP Başkanı Baykal’ın son Karaca haberleri bizde moral bozukluğu yaratırken, CHP’nin sessiz kalması her halde yine de ahde vefa nedeniyle olmuştur şeklinde düşünmek istiyor gönlüm. Ne ki bugünkü mevcudiyetini ve statüsünü tamamen Baykal’a borçlu olan Erdoğan’sa ikbalini borçlu olduğu; ama en çok korktuğu muhalifi Baykal’ı, video oyunlarıyla CHP’den bile tasfiye ettirip kendi irticai yolunu açarken, ahde vefa olgunluğunun yanından bile geçmediği ve böylece tüm kayıplar bakiyesini azamiye taşıdığı, seçmenleri tarafından bile bir kere daha onaylanıyor.

 

Şeriklerin bu kadar yüzsüzlüğüne, bırakın tık bile demeyen haysiyetlerini; ama utançtan yüz derileri bile yere düşmeli ve maymun kıçına dönen suratları kıpkırmızı çıkmalıdır ortaya işin özünde. Şayet göremiyorsanız lütfen empati oluşturun, o zaman bunu derhal sizde göreceksiniz.

 

Şimdiden yarısı devrik iktidarın yaşamını bir süreliğine de olsa uzatma çabası demek olan yeni çapsız oyunlarına ve yandaşlarına değil; ama milletin ve seçmen denen kütlenin tamamına odaklanırsanız, İktidarı boyunca hiç Devlet olamamış ve olamayacak olan siyasilerin daha ne kadar ömürlerinin kaldığını da derhal anlarsınız. Gerisi ise sadece lafı güzaf olmaktan öteye gidemeyecektir artık, biline. Bahçeli nam küçük ortağın ise çaresizliği gözlerinden okunuyor, omuzları çöküyor ve boyu daha da kısalırken zırh olarak kullandığı sahtekâr pişkinliğinden nedense hala ödün vermediği de derhâl fark ediliyor.

 

Sahillerin özelleştirilmesiyle ilgili yeni sömürge kararlarının, Hükümet cephesinin hali pür melalini tartışmasız ortaya koyması, bağımsız Devlet torbasının da ne kadar boşaltıldığının göstergesidir aynı bağlamda. İşte tam da bu bileşkede, üst Bürokrasiye yıllarını hem de yüksek bir liyakatle adamış olan bir milli Kılıçdaroğlu ile Erdoğan arasında Cumhurbaşkanlığı adaylığı bağlamında da geceyle gündüz farkı çıkmaktadır ortaya.

 

Bu arada torba yasalı 3 yıllık OHAL uzatmasıyla seçimleri zorunlu olarak erkene bile almaya gerek kalmadan, gününde yapılacak genel seçimleri dahi katakulliyle muhalefetin elinden almayı hesaplayan Erdoğan’a karşı acaba nasıl mücadele edileceği düşünülüyor?

 

Türk askerinin Biden ve son deminde sırtlandığı para babası mütevelli heyetine Lejyoner atanarak Afganistan’da kiraya verilmesi, üstüne de Afganistan ve diğer terör topraklarından gelen ve kontrolsüz giriş yapan göçmenlerin topraklarımızda depone edilmesi, sonuçta da OHAL uzatmalarının seçimlere nasıl bir oldu/bitti etkisi yaratacağı elbette vatandaşın en büyük merak konusudur artık.

 

Ne var ki yine önceden söylemek gerekirse; bakın daha neler neler olacak izleyin.  Ve asla da unutmayın ki sonuçta, seçimler de yeterli olmayınca yine de bu başı bozuk ve müstevli kitle, Türk dayağı yemeden gitmeyecektir. Aynı bağlamda emperyalizm şimdi de Avrasya kavşağında İslam terörünü yapılandırmak için Suriye de olduğu gibi Türkiye de de göçmen silahını kullanmaktadır. Çaresizliğinden, bir tarafınla Doğuya diğer tarafınla da Batıya yaslanırsan, verdiğin güvensizliğinle sonun, kırk katır mı, kırk satır mı olmaktan öteye gidemez.

 

Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com                      

Video Kanalım & Şiirlerim

 

1 Temmuz 2021 Perşembe

HAYDAN GELEN..

         


            Bidenle Erdoğan konuşmasının, T.C. Devletinin resmi bir simultane tercümanı aracılığıyla yapılmadan ve resmi Devlet kayıtlarında yerini almadan yapılmış olması, esasen resmî ve geçerli de sayılmayacağından Türkiye Cumhuriyeti’ni asla bağlamayacaktır.

 

            Yani Erdoğan maalesef Cumhurbaşkanı statüsüyle USA Başkanıyla resmi olmayan ve tamamen kendi kişisel sorunları bağlamında bir konuşmayı sıfatına dayanarak yürütürken, aynı bağlamda bir T.C. Cumhurbaşkanı olarak tarihi bir ilke de imza atmıştır.

 

            Aslında yaşananlara bu perspektifle bakıldığında Devleti temsil edenlerin gerçekte Türkiye Cumhuriyeti Devletini temsil etmedikleri fiyaskosu çok daha net görülüyor. Aynı paralelde çeşitli, yüksek meblağlara dayalı ihlaller, Mafya içerikli kara para transferleri ve başta uyuşturucu olmak üzere çeşitli yasa dışı, kayıt altındaki kaçakçılıklara ortak olan bir Devlet anlayışından daha fazla bahsetmek, suç aramak yerine su dolu bir bardakta balık tutmaya kalkmak olmaz mı?

 

            Öyleyse Türk Milletinin artık şapkasını önüne koyup, uluslararası diplomaside temsil edilmeyen Devletinin, eskiden olduğu gibi yeniden milli ve temsil gücü yüksek bir Devlet haline getirilmesine ciddi olarak el atması gerekiyor.

 

            Aynı paralel ve çalkantıda milli takımın da başarısız olması, aslında yitirdiği ruhsuzluğundan kaynaklanıyor. Genç ve yetenekli; ama Avrupa’da büyümüş ve yabancı takımlarda oynayan oyunculardan kurulu milli takımda en önemli menfi tespit milli ruh zafiyetiydi. Şayet epidemi nedeniyle seyircisiz oynanan hazırlık maçları seyircili oynansalardı bu eksik en azından giderilecek ve çocuklarımız milli özgüvenle de beslenebileceklerdi. Bu durum aynı zamanda Türk seyircisinin alışılmadık, daha önceden de tanışmadıkları milli dinamizmiyle de kendilerinde, eminim doping etkisi yaratacaktı.

 

            Yoksa teknik ve performans yönleri rakiplerinden daha az olmadığı, hatta daha bile fazla olduğu halde, rakipleri de takım ruhu taşıdıklarından, henüz milli takım olamayan bizim körpeler yetersiz kaldılar. Yani seyirci desteğiyle pekişecek ve bir ruhsal terapiyi sağlayacak teknik bir organizasyondan yoksundu bizim garipler aslında. Bu nedenle de aslen istidatlı olan bu gençlerin affedilmeleri ve bundan sonrası için gerekli uyarlamalar ve psikolojik terapileri yapılarak önlerinin, bir daha ki Bahara kadar derhal açılması gerekiyor.

 

            Bu durumda bize kalansa, elimizden alınan çocuklarımızın vaktiyle de Osmanlının yaptığı gibi nasıl devşirilerek milli düşünemeyeceklerine empati kurabileceğimiz düşüncesidir belki de. Biz hala bize giydirilmeye kalkılan deli gömleğine tahammül etmeye çalışalım. Futbolun ateknik oynandığı dönemlerde bile milli takımımızın bu kadar ruhsuz oynadığına, daha ergin olanlar hiş şahit olmuşlar mıdır acaba? Bunu Şenol Güneş de çok iyi bilmelidir aslında. Belki o da şimdi modaya uyup gazozuna oynuyordur artık kim bilir? Yani günlük yaşam ve salt kişisel menfaatler bileşkesi anlayacağınız.

 

            İktidar ortaklarının çakma yüksek yargı taslağına karşı CHP’nin ‘Adil Yargılanma Hakkı’ kapsamında hazırladığı yüksek yargı taslağı, bütün muhalefet ortaklarını da temsilen, AKP ve küçük ortak Partisine fazla alan bırakmayacak gibi görünüyor. İleride güçlendirilmiş yeni parlamenter sistemi de destekleyecek olan bu yargı reformunun hayırlara vesile olmasını ve öncelikle adil yargı, bir gün bilhassa da kendilerine lazım olacağından, bağnazlar da dileyerek taslağın akıbetini dikkatle izlemeli ve akıllıca desteklemelidirler.

 

            Daha Hükümetten çekilmeden siyasan, şeklen, fikren, fiilen batmış olan AKP ve Erdoğan Hükümetini eleştirmek o kadar zahmetsiz ve kolay hale geldi ki bilgisayarı olmayan bir ilk mektep çocuğu bile sırf çevresinde büyüklerinin söylediği ahları vahları dinleyerek AKP Hükümetinin hazin gerçeğini, herkesin anlayacağı bir şekilde ve eksiksiz ortaya dökebilir.

 

            ‘İşte hayat budur sevgilim, geçenler hatırlanır’ şayet bunu bilmiyor ya da buna inanmıyorsanız; o zaman yaşamıyor sayılırsınız. Çünkü hatıraları olmayan bir insan, insan bile sayılamaz. Böylece sadece anılarımızın bizi ayakta tutabildiği ve tutabileceği gerçeğiyle Erdoğan’a bir kere daha tavsiye olunur ki yol yakınken ve henüz açıkken ülkeyi acilen terk etsin.

 

Zira saati henüz bilinemeyen; ama çok yakın bir gelecekte çevresinde çoğunluğu teşkil eden ve milletten aşırdıklarını çoktan yurtdışına kaçırmış olan bazı kanı bozukların kefaretini de ödemek zorunda kalacaktır. Ve bilsin ki akıllı geçinen Erdoğan’a bu akılsızlık, tahammül edemeyeceği kadar ağır gelecektir sonra. Ve bu devri teslim işlemini de yeni uzatmaları oynamadan derhal yapmalıdır. Çünkü asıl neyse nesil de odur. Ve aksini de hiç kimse yemez artık. Yoksa saplandığı batağa bir daha çıkamamak üzere batacaktır. Akıllı olansa büyük sözü dinleyendir. Tıpkı da Türk nesli gibi. Yani erenlerden icazet almadan Başbuğun kılıç çekemediği unutulmamalıdır.

 

Ne var ki AKP yandaş kadrosuna da söylemek gerekirse; epey haram yemiş olsanız da hatta AKP’yi değiştirip PAK bile yapsanız, bundan sonra hiçbir siyasi Parti de hurda fiyatına bile işlem göremeyeceksiniz. Sonra da ancak dış ülkelerde çeşitli emperyalist oyunlarla bütün varlıklarınız elinizden alınıncaya kadar, ki eski Osmanlı atıklarında da olduğu gibi biraz daha yaşayabilirsiniz ancak. Vaktaki bunlar SBK gibi bir piyasa cambazı, hacıyatmaz bir kakaduli bile olsalar akıbetleri değişmeyecektir. Çünkü böyle durumlarda daha başka türlü de bir son görülmedi bugüne kadar. Haydan gelen yani hak edilmeyen hep huya gitmiştir.

 

Atatürk bile Cumhuriyeti kurarken demokrat demedi, halkçı dedi. Çünkü halkçılığın içinde tam bağımsız, lakin antiemperyalist bir demokrasi de mevcuttur. Muhalefet Parti Liderleri konuşmalarında bu esaslara da itibar ederlerse, yeni bir Amerikancı Demokrasiyi yani kıssadan emperyalist demokrasiyi atlayarak ülkeyi yine ve yeniden bir Amerikan sömürgesi yapmayacak olduklarını da ifade etmiş olurlar. Bizden hatırlatması!

 

Mağlup Osmanlının Kapitülasyon borçlarını bile Düyunu Umumi söke söke alamadı. Bugünde Latin borçlarını hem de yorgun ve süngüsü düşmüş bir İngiltere’nin söke söke geri alabilmesi imkân dahilinde görünmüyor. Ayrıca şerefli Türk’ün borcu şayet sahiden varsa asla kalmaz. Ve bu borçlar da Atatürk Cumhuriyetinin yaptığı gibi maniple edilmiş artı artık emperyalist değerlerle değil; ama nominal değerleriyle nasıl olsa yine geri ödenir, hiç kuşkunuz olmasın.

 

Ne var ki gırtlağına kadar soyulmuş, ümüğüne çökülmüş, a…na konulmuş milletimin hakkı, ‘hiç merak edilmesin ki’ asıllarının yanında, geride kalacak olan AKP atığından bile EZE EZE geri alınacaktır elbette ve hiç şüphesiz…

 

Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com                      

Video Kanalım & Şiirlerim

 

15 Haziran 2021 Salı

SALYA PARADİGMASI..

 

            İnşaat ateşiyle kavrulan AKP gasp yıllarının, lebalep doldurarak kimyasını bozduğu ve artık doğası isyan eden ve üstüne bir de Kanal usturasıyla yüzü hacamat edilecek olan güzelim İstanbul’un, şimdi de kanalizasyona dönen ve bir zamanların rakı sofralarına bile meze olmuş şiirsel Marmara’mızın kusmuğunda, sonunda birlikte boğulmaya başladık düşüncesi dahi, aslen kolay bir sahadan kaçış yoludur.

 

Siz yine de bilimci geçinenlerin yapay bulgularına fazla aldırmayın. Lakin simülaj bahanesi yanında bu atığın bu kadar kısa bir süre içinde İstanbul’un deniz çevresini neredeyse yaşanamaz hale dönüştürmesi, akla çakma kanalın yapılmasını amaçlayan tankerli bir kirletme paradigmasını da ister istemez getiriyor hani. Ya da toplu gider vidanjörleri veya filitrasyon sistemi açılarak biriken atık, direk denize boşaltıldı herhalde. Anlayacağınız yaşanan felaket aslında emperyalist bir kurgu ve imalattır; lakin kesinlikle bir komplo değil.

 

Çünkü tam da deniz mevsiminin başında bu afetin yaklaşık bir gecede zuhur etmesinin başka da bir izahı yoktur bana göre. Milletimiz bağlamında en iyisi ve verimlisi bu durumun teknik olarak gerçekçi araştırılması ve gelecek için de şimdiden acil önlem alınmasıdır.

 

NATO zirvesinden umut var olmak bile boşluğu kulaçlamak demektir. Zira müşteki Erdoğan’ın esasen olmayan siyasası bile artık tamamen bitmiştir. Hedef aldığı ve modası geçmiş absürt veya UCUBE tek adam felsefesi, kendisini sonunda bitirmiştir. Erdoğan’ın yol yakınken ülkeyi terk etmesi en akılcı işi olacaktır bundan böyle. Çünkü neticede ipi çekilmiş olan AKP’de hala yeni bir arayış içinde kalacaksa, bir Babacan veya Davutoğlu bile olamayacağını böylece ya bilmek ya da bilmek zorundadır artık. Ve özgüven eksikliğiyle NATO zirvesine, kişisel destek amacıyla avenesiyle birlikte gidişi, bu görüşümüzü doğrulamaktadır.

 

Danışmanlarından da en başından itibaren olduğu gibi şimdi de bir fayda olmayacaktır kendisine. Hatta en güvendiği danışmanı bile Brütüs olmayı tercihleyerek akıl vermeye kalkmaz bile kendisine. Çünkü sonra sıranın kendilerine geleceğini de nasıl olsa etraflıca hesaplamıştır bu epiküristler. Hatta öyle ki bütün yandaş saydıkları ve bağrına bastıkları bile kendisini, sonuna kadar tek taraflı kullanmak zorunda olduklarını kurnazca hesaplamışlardır, nasıl olsa da esas fatura ona yazılacağından, hiç kuşkunuz olmasın.

 

Lakin yine de çok kapsamlı kalkule edilmelidir ki bunların bazıları, Erdoğan’dan bile önce ülkeden kaybolacaklardır. Çünkü kalan sağların sonunda, yüce Yargının olacağını da çok iyi bilir bunlar inanın! Ee ne yaparsın, risk taşıyan ya da taşımayı seven sonunda kalan borçlarıyla da yüzleşecektir. Ya da Bankacı ağzıyla ‘korumacı’ olacaksın ki risk almayarak kimseye de borcun olmasın. Zira her borç ki adı kredi, taksit, kira vs. her ne olursa olsun kendi mealinde risktir aslında. Ve boyunu aşan her risk de sonunda yargıyla sahibini hep karşı karşıya bırakacaktır, bu da asla unutulmasın!

 

Biden USA’sının Türkiye Cumhuriyeti’ne değil; ama tartışmalı tek adam Türkiye’sine vereceği ve karşılığında hayalini kurduğu Eyaletler Türkiye’sinden ve beslediği Mafyacı AKP şürekasından hiyerarşik olarak ne alacağı bellidir. Bunları burada tek tek sıralamaya hiç gerek yok. Dikkatli ve bilinçli okur, bunların ne olduğunu nasılsa bilecektir. Bu yazıyı hemen zirveden önce yazıyorsam; nasıl olsa söylemeye özen gösterdiklerimden fazla da bir şeyi zirve oluşumundan beklemediğimdendir.

 

Okumak için okuyor gözükenlere ya da sadece haberleri veya meallerini anlayamayacakları makalelerin başlıklarını okuyanlara ise esasen söyleyecek sözümüz yoktur. Böylece klasik bir NATO-Biden ile Erdoğan’ın Timsah gülücüklü buluşmasını ne abartın ne de abartanlara yol gösterin derim ben. Amerika ise siyası bileşkede bildiğiniz Amerika’dır lakin o da artık bir Atlantik fırtınası olmaktan çok uzaktır. Ve belki de İzmir yöresinin İmbatına dönmüştür artık. İşte hepsi de budur prensipte.

 

AB ve ‘Drang nach Osten’ özlemindeki Almanya ise zaten Anadolu Türkiye’sinden ve Türk atalarından istese de vazgeçemez. Yoksa genetiği bozulur. Sizi bilmem; ama Almanya da yaşadığım yıllar ve yaptığım diyaloglarda entelektüel Alman dostlarımdan bunu çok iyi öğrenmiştim.

 

Ne var ki bizim yeniden Atatürk Cumhuriyeti kimliğimizi alabilmemizin ve karşı fırtına yaratabilmemizin ilk şartı ise önce AKP külliyesi ve Erdoğan şürekasına yol vererek, ilk önce de kurucu anayasayı ve yüce Yargıyı bir daha benzer ve asosyal maceralara açık vermeyecek uygarlıkla revize ederek, sonra da milli, bağımsız bir siyasi ve yeminli birlikteliği, tıpkı kuruluşta olduğu gibi yine TBMM sıralarında bir araya getirmekten geçer…

 

Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com                      

Video Kanalım & Şiirlerim

 

2 Haziran 2021 Çarşamba

ULUSA ODAKLANMAK..

 



              Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı olursa ne olur? En azından bir Erdoğan olmaz. Öyleyse bu bile yeterli olmaz mı? Ayrıca kendisinin dürüstlüğünü tartışmak, erdeme büyük bir hakaret olur. Hak meselesi, doğrular, çirkef Devlet oyunları vs. vb. konu olduğunda, ülkeyi ve milleti suç örgütü lideri mi kurtaracaktır. Yok mudur bu milletin akıllı ve aydın milli temsilcileri, hak savunucuları. Yani herkesin ağzı ve yorumu vardır iyi de bu, bütün sorunların çözümüne yeterli midir?

 

            Geçiniz! Ne var ki Peker’in yorumlu açıklamaları olmalıydı ve oldu da. Lakin neresinden bakılırsa bakılsın, kendisi de bir suç örgütü lideriydi. Ama bir Mafya lideri değil. Çünkü Hükümeti bile Mafya Devleti yapamaz Türkiye Cumhuriyeti’ni. Yalnız Mafya benzerine bile el uzatırsan kolunu da kaptırmışsın artık demektir. Ki bu da seni bitirir.

 

Köroğlu, Karacaoğlan, Dadaloğlu vs. gibi menkıbe olmuş kişiler bile neticede dağa çıkmış Eşkıyalardı. Lakin hak ve adalet için adamışlardı kendilerini. Eskiden Kabadayılarda vardı ve bütün yaptıkları iş, gerekirse kaba kuvvetle de olsa korudukları kişinin adaletini savunmaktı. Ekmeklerini de haraçtan değil; ama sadece bağışlardan kazanırlardı, tıpkı muhtaç hastalarını bedava iyileştiren Doktor Hipokrat gibi.

 

            Bütün kirli işlere bulaşarak Çete Reisliği yapmak ise apayrı bir iştir ve yukarıda yazılanlarla mukayese bile edilemez. Lakin salt doğrucu Davutlara ise her zaman ihtiyaç olabilir arada sırada. Ki Peker de onlardan biridir sonuçta ve olması gereken açıklamalarıyla taşı da gediğine koymuştur. Yani adam yokluğunda, şaibeli durumuna rağmen yine de adam olmayı bilmiştir ve buna da ihtiyacımız vardır netice itibarıyla.

 

            Yalnız gönlüm isterdi ki bu işler tamamen, Atatürk’ümüz gibi kalıplı, aynı hamurdan ve anasının ak sütü gibi temiz, kendisini sadece ulusu yoluna adamış şaibesiz adamların olsundu. Bir ifadeyle de özgün milletlerinin hak savunuculuğunu, sadece temiz Cumhuriyet Hakimleri ve Savcıları yapsaydı. Ne ki bu iş Pekerlere kaldıysa ne diyelim, onlara da helal olsun.

 

            Peker videolarının en faydalı yanı ise dün sessizce ve saman altından cukka götürenlerin, bugün kendilerini ispatı olmayan aklamalara kalkışmak amacıyla ağızlarını açmaya başlamış olmalarıdır. Ve bu Peker irticalinin, diğer konuşması gerekenlere de virüs gibi yayılarak, kapalı ağızlarını artık açmaya başlamalarına neden olmasıdır.

 

            Bir de AKP’nin artık Fabrika ayarlarına dönmesi söylenmiyor mu? Yahu hangi Fabrika, hangi ayar. Hangisi vardı veya olan da kaldı mı? Abramovic ve şürekası tarafından merdiven altı bir imalattır bu Parti. Her parametresiyle işleyen ve 20 yıldır da evirilip çevirilip döndürülen bir dönme dolap olmadı mı bunlar. Bugüne kadar sanki ülkenin içine küllen etmemişler gibi, şimdi de Kanal yaftasıyla İstanbul’u emperyaliste satmaya kalkmıyorlar mı?

 

            Başta Erdoğan ailesi olmak üzere birkaç paydaş ailenin vergisiz Atlantik hesaplarının evreni uğruna, milli kaynakların ve onların asıl sahibi olan Türk milletinin sırtından hüpletilen milyarların hesabı soruluyor burada. En başta da hesap vericiler olmak üzere herkes gözünü açmalıdır. İşte bütün sorun da budur neticede. Ve bütün sorunlar gibi çözümü de yine kendi içindedir.

 

            Sözün özü demek gerekirse; bir cezalı örgüt adamı şayet milletini savunmaya kalkıyorsa, hele de bu durum Cumhuriyetçi Demokrat bir ülkede yapılıyorsa, başta muhalefet olmak üzere bütün sivil ve resmî kurumların milli egolarının, işlemediğinin de göstergesi olmuş demektir. Ki buna asla inanmak istemiyor ve işin sonunu merakla bekliyorum.

 

            Binali, Erdoğan ve bazı diğerlerinin yola çıkarken neden ilk önce de denizcilik filolarını büyüttükleri şimdi daha iyi anlaşılıyor. Neden mi? Elbette pahada ağır çok değerli ve kaçak elementlerin, hem de vergisiz yurtiçine sokularak elde edilen astronomik kazançların başka türlü izahı olamazdı da ondan.

 

            Ben, Serdar Saçan gibi adamları neden çok severim. Çünkü cetvel gibi doğrudurlar da ondan. Ve 25 Mayıs 2021 tarihli Halk TV konuşmasını şayet izlemediyseniz, mutlaka izleyin derim.

 

            Esas Şahini ağabey yapıyor, sonra da kargaları avlıyor ve kendine de delikanlıyım diyorsun. Öyleyse sevsinler seni Sedat Efendi. Saçan görselini sen de bir zahmet izleyiver istersen, belki sende bir şeyler öğrenirsin. Demek ülkem bu günlere geldi! O halde bize de Türk evladına yakışır olanı yaparak, akıl almaz olan bir üslupla bu sorunu bitirmek düşüyor demektir artık…

 

Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com                      

Video Kanalım & Şiirlerim

16 Mayıs 2021 Pazar

VANDAL'A BAK..

 


Vandallar (sapkınlar) tarihin her dönem ve sahnesinde yeni kostüm, maske, fırka, parti, cemaat, cemiyet, teşkilat, tarikat, dernek, dergâh vs. ile yer almasını bilmişlerdir. Ve insanoğlu var oldukça da bu böyle olmaya devam edecektir. Resimdeki Vandalların esir yurttaşın boğazına neler döktüğünü bilmiyoruz; ama bizdeki işi ve aşı olmayan vatandaşların ucuz ekmek büfesini bile yakan Vandalların, ne yaptığını ve resimde sembolize edilenle aralarında hiçbir fark kalmadığını da çok iyi görebiliyoruz. Ve çok da iyi biliyoruz ki, bugünün Vandalları da yakın yarınlarda, toplu temizlik başlayınca şüphesiz, yoklar tarihine göçmüş olacaklardır artık.

 

Vatan dedikleri topraklardan, sapkın ideolojileri sebebiyle komşuları tarafından tarihte neden hep kovulduklarını, bir türlü anlamak istemeyen ve Bayramı karşılayan bir Kadir gününde bile en cici Bayram giysilerini giymeye hazırlanan, komşusu Müslüman çocukların ve annelerinin yaşam birlikteliğini bitiren Talmud kökenli lanetlenmiş Yahudilere bakılırsa; bu Dünyada kendilerinden başka hiçbir insanın yaşamaması gerekiyor. Şimdi neden bu kadar sapkın oldukları daha iyi anlaşılır oldu herhalde. Ve bana da bu nedenle şimdilik, Bayramınızı bile kutlayamadan, vatan dediğimiz toprak ana sevdalısı bir Türk’ün gözyaşlarıyla bu kelamları dizmek kalıyor.

 

Yahudi yine rahat durmuyor. Eski alışkanlığı yine nüksettiği için, bundan sonra Yahudi’yi USA da kurtaramayacaktır artık. Eski Yahudiye Eyaletleri veya yerleşkelerinden, yani nerede toplu olarak yerleştilerse, nedendir acaba çürük felsefeleri nedeniyle ve benimsedikleri geçimsizlikleri yüzünden ya hep kovuldular ya da her daim topluca telef edildiler. Dolayısıyla biraz da kendileri artık keplerini önlerine koyup, bunu soyuttan somuta düşünmelidirler.

 

Yahudi’nin aslında vatan olarak da bilinen bir toprak parçasına hiç ihtiyacı yoktur. Çünkü o her yerde, hem de iyi yaşamasını çok daha iyi bilir ve bunu da ister. O halde İsrail aslında bir Musevi vatanı değil; ama USA’nın kendi emperyalizmi yolunda kurmaya çalıştığı yeni Dünya güvenliği bağlamında, Kuzey ırakta oluşturduğu yapay bir Kürt ve arkasında yapay bir soykırım ile toplamaya çalıştığı bir Ermeni Lejyonudur aslında.

 

Biden’in ise neticede bu aşırı masraflı Lejyonlar yoluna kendi ülkesini bile satacak olduğu anlaşılmaktadır. Belki de artık akıllanmaya başlayan vatandaşları onu daha önce satar kim bilir. O halde hiç endişe duymasın. Nasıl olsa yakında Dolar da bitince Çinli, altın rezervleriyle kendi ülkesini de satın alacaktır.

 

Lakin aynı düşüncenin arkasına bazı AB Devletlerinin de saklanmakta olması, bu gidişle sonunda onlarında sonlarını getirecektir. Bu arada bizim buralarda, hayatlarından bezdirdiği insanlarıyla helalleşmeye kalkan Erdoğan, yoksa ayrılık sinyalleri mi veriyordu. Ki o zaman akılcı davrandığını da söylemek boynumuzun borcu olur doğrusu.

 

Amerika’daki Türklerin bir kısım uzantısı, sıkı bir Amerikancılıkla Türk Hükümetini, USA menfaatleri bileşkesinde esir almış durumdadır. Öyleyse AKP Hükümetinden kurtulmadan önce bu akortsuz gruptan kurtulmanın zorunluğu, bilmem artık idrak edilebiliyor mu?

 

Hükümet hesabına başta Mısır olmak üzere ihtilaflı komşularla yeniden uzlaşma havasına girmek, anlatmaya çalıştığımız önerilerin en nihayet ciddiye alındığının bir göstergesi mi oluyor acaba? Lakin her şeye rağmen yine de boşa veya kendi ganimetleri hesabına yatırılan, 20 kayıp milli kalkınma yılına rahmet okuyarak, fazla da umutlanmamanın unutulmaması gereğini de hatırlatmak zorundayız.

 

Kudüs’te tam da Kadir günü Müslümanlara karşı yapılan silahlı İsrail müdahalesi, Kudüs’ün bu aidiyet hakkını nereden aldığını İsrail’e sormak hakkını da bütün izleyicilere verdi. Çünkü vaktiyle Osmanlı toprağı olan bütün bu komşu Ülke topraklarına, bugün ancak seyirci olabiliyorsak, İsrail’in de Kudüs’ün artık kendi aidiyetinde olmadığını idrak etmesi gerekiyor.

 

O halde kimlere güvenerek, canı istediği zaman komşularını telef etmek hakkına sahip olabiliyorsa, en başta da Türklerin bütün eski topraklarına yeniden sahip olması gerekir. Ki bu da şüphesiz yeni insan ve Devlet haklarının evrensel ve hukuksal muahedelerinin, tamamen yenilenmesi demek olur. Ya da savaşla alınan savaşla verilir adamsendeciliğine dönüşerek insan hakları yine ihlal edilir.

 

Bu arada Cumhurbaşkanı, Türkiye’yi İstiklal döneminde terk eden Rumlara ‘gelin burası sizin de ülkeniz’ dediğine göre bu söylemi kendisine yakışıyor olsa da kendisinin de onlardan olduğu veya ülkeyi de artık satılığa çıkardığı için mi söylendiğinin de araştırılması gerekiyor.

 

Böylece çevremizde olan her şey bize o kadar yaklaşıyor ki yakında adaletsizlikten yok olma noktasına gelen Dünya ve insanını adil bir Dünyada tekrar birleştirerek yeniden kurtaracak olan Türklerin, tekrar işbaşında olacağını çıkarıyoruz, işte bu yaklaşımdan. Yani kuşlar, çiçekler, börtü böcekler ve bütün yaşam savaşı vermekte olan tabiat ana, kulağımıza yine bunları fısıldıyor. Tabi o günler geldiğinde de bugünkü Vandal ve fetbaz yobazların çoktan temizlenip unutulmuş olacağını da bilmek bir sır olmuyor artık…

 

Rusya’nın ikinci Dünya Harbini, Nazi Almanya’sını yenerek sonlandıran Zafer Günü kutlamaları, kendi İstiklal harbimizi de anımsatarak yüreğimi sızlattı. Çünkü Putin vaktiyle Atatürk’ün de yaptığı gibi böyle bir anıda, güçlü bir Devletin neler yapabileceğini ve çeşitli emperyalist entrikalarla nasıl baş edileceğini yine tartışmasız Dünyaya servis ederken, beynimdeki düşünen; ama kararlı Kemalist kişiliğimle, iyi günlerimizin yine bütün ışıltılarıyla yaşanacağına olan inancımı dimdik kafamda taşıyordum. Ve bu düşüncelerin, bizi asla temsil etmeyen yapay bir misyoner Hükümetin yalan ifadelerine, hiç ihtiyacı olmadığını da çok iyi biliyordum.

 

AKP iletişim merkezinin CHP’yi karalamak üzere yaptığı görselin daha yayınlanmaya başlamadan iptal edilmesi, aslında yurttaşın AKP ile ilgili her konuya hatta yalan ve hile bile olsa, duyarsız kaldığı ve artık AKP ‘den kurtulmaktan başka da bir düşüncesinin kalmadığını gösteriyor. Paralelinde derhal tespit de ediliyor ki bugün Türkiye’de, Dünyanın herhangi bir yerinde de olduğu ve olabileceği üzere, diktatör Mafya Devletleriyle, sakin yurttaşlar arasında yaşanan Vandal savaşlarından birisi daha yaşanıyor.

 

Ayrıca bu bağlamda her söylentiye de itibar edilip yayınlanmamalıdır. Çünkü komplo nitelikli söylentiler sadece, onları maksatla yayanlara yarar ve bizatihen yaşandığı üzere de daima kaotik sosyal dalgalanmalar yaratır. Demek ki hakkınızdaki ispatı olmayan söylentiler, düşmanınızın en etkili silahıdır sadece.

 

Sözün özü: Sevgili gönüldaşlar; FETÖ ve beraberinde bir AKP dönemini yaşamış ve hala da yaşıyorsak, üstüne de çuval giymekten bu yana, ERGENEKON güldürü parodilerini de hazmettiysek, biz Atatürk ve Devrimlerini hiç hakketmemişiz ve Kurtuluş Savaşı da bizler için yapılmamış demektir. Gelin bunun altını da hep birlikte imzalayalım o zaman…

                                                                            

                                                                                 Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com                      

Video Kanalım & Şiirlerim

2 Mayıs 2021 Pazar

MAKAMA SAYGI..

          


           
Çin’in kontrolsüz büyümesi de aslında bütün Dünya Devletleri tarafından kontrol altında tutulmalıdır. Mademki emperyalizmin sömüren güç olması engellenmek isteniyor, O halde Çin de yeni bir sömürge devi yapılmamalıdır. Yani gerçekte Doğu ve Batı arasındaki güç dengesi, iki taraftan biri hesabına asla bozulmamalıdır.

 

            Çinliler vaktiyle büyük Türk Devletlerinin himayesinde iken sonra Türkleri de birbirlerine düşürerek çeşitli entrikalarla kendi teritoryumlarını kurmuşlar ve en sonunda ise Uygur hakimiyetinde oldukları halde bugün, aslında patronları olan Uygur Türklerini işçi köleler durumuna düşürmüşlerdir. Ve asla unutulmamalıdır ki Çinli entrika ve manipülasyonda İngiliz’e bile külahını ters giydirir. Yalnız çok çalışarak haklı bir ekonomik ve sosyal büyüme içinde oldukları da asla unutulmamalı ve işte bu tarafları da örnek alınmalıdır.

 

            CHP Başkan yardımcısı Altay 21 Nisan Halk TV konuşmasında 27 Mayıs’ın darbelerin babası olduğunu söyledi mi, söylemedi mi? Derhal gözümden düştü. Oysa 27 Mayıs askeri hareketi o zaman, şimdi de en fazla ihtiyacımız olan Devrimin ta kendisiydi. Askerlerin, bizden buraya kadar, şimdi yeni Anayasa Hukukunu sizler yapacaksınız diye deklare ettiği üzere, başlarında Sıddık Sami Onar olan, en saygın Anayasa Hukuku Profesörlerinden oluşan bir Komisyon tarafından, 61 Anayasası gibi Cumhuriyet tarihimizin en mükemmel bir Devrim Anayasası yapılarak Türk milletine armağan edilirken, Meclisin güvencesi olacak olan Senato bile kurulmuştu.

 

            Böylece bugünkü Cumhuriyet varlığınızı o Anayasaya borçlu olduğunuzu da lütfen bir daha hatırlayınız bir zahmet. Ve de şimdiki doldur boşalt Anayasasıyla olan farklar çizelgesine empati oluşturarak, hali pür melalinizi de görün Beyler ve Hanımefendiler. Ki bilhassa Senato denen olgunun neden bugün bile USA gibi gelişmiş ülkelerde var olduğuna ve bu nedenle de böylesi ülkelerde, demokrat bozuntusu diktatörlere asla neden müsamaha olmadığını da bir daha benimseyin lütfen.

 

            Evren Paşanın yaptığı ise buz gibi Amerikan darbesiydi mesela, kafası ütülenmişlerin söylediği gibi asla bir Devrim değil. Evren kendisine verilen talimatlar çerçevesinde 61 Anayasasını deaktive edebilmek için ne mümkünse yapmıştı, ama yine de bir hayli zaman kaybettiler. Bu zaman kaybı bile mevcut Anayasanın daha iyi benimsenmesi için bir artı neden oldu.

 

            Şimdi ise bazıları birinci Cumhuriyetin yıkıldığını söylüyor. Böyle bir şey asla yoktur ve olamaz. Lakin böyle bir teşebbüs olduğu da kesindir, ne ki bunu yapmaya kimsenin gücü yetmez. Birinci Cumhuriyetin yıkılması demek, İstiklal Harbinin yapılmadığının veya kazanılmadığının da söylenmesi demek olur ki tımarhanenin zır delileri bile buna kahkahayla güler. Çünkü böyle bir yıkıntıyı revizyon bile onaramaz. Oysa şu anda birinci yani Kurucu Cumhuriyetimiz sadece, Devrim ilkelerini altı ok çerçevesinde onarmak, güncellemek ve güçlendirmek üzere revize edilmek noktasına gelmiştir. Bunu da yüce Türk Ulusu yine yapacak güç ve azmindedir.

 

23 Nisan Meclis Cumhuriyet konuşmalarında, gerçekte mevcut olmayan Kürt sorunu gibi emperyalist bir hikâyenin hala konuşuluyor ve besleniyor olması, sadece Türk milletini rahatsız etmiyor. Asılları Türkmen olan, ama kendilerine Kürt denilen ve tarih bilinci yerinde olan kardeşlerimizin de ne kadar alındığını biliyor ve görüyoruz. O halde kimdir bu konuşanlar ve kendilerine Kürt diyen Taşnak artıkları. Ve kimlerdir bu konuşanlara yer verip bir de destekleyenler. Öyleyse bu yapının kiralık aktörleri de acilen deşifre edilmelidirler.

 

Eskiden Dolar lafı pek duyulmazdı. Devlet Bütçeleri bile sayılı Dolarla ifade edilirdi. Hele de bugünkü Dolar mülkiyetinde Bütçe açığı asla akla bile getirilmezdi. Ki dış borçlanma bile ancak DP İktidarı ile yaşanmaya başladı. Oysa şimdilerde 128 Milyar Dolar bile bir gecede satılıyor. Ne oldu da böyle oldu. Hâlbuki Dolar bu kadar ayağa düşmüşse, ömrü de çok kısalmış demektir. Ve çok yakında sanal bir para birimi bile olamayarak nominal değeri sıfırlayan Doların yerine, Bitcoin veya altın ya da değerli diğer metal endeksli başka bir nominal değerin, evrensel ticaret birimi olarak kabul edileceği gün gibi aşikâr demektir. O halde Yeni Dünyanın işaret fişeğini atan Çin’in altın rezervlerini neden çok yükselttiği de kendiliğinden anlaşılmaktadır artık.

 

Vaktiyle Kennedy İsrail’e atom silahı verilmesine karşıydı, öldürüldü. Bugün de Biden adlı siyasa bezirganı, Türklere soykırım yaptınız dese ne olur demese ne olur. İşte kendisi de bu kadarlık bir siyasa melezidir sadece. Yani varlığı da yokluğu da kendi sonunu değiştiremeyecektir. Hele de bir Amerikan ordu gazisi tarafından kendisine söylenen ‘kendiniz için bizi Irak’a yollayıp sivilleri öldürttünüz. Sayenizde birçok arkadaşım öldü’ ifadeleriyle aşağılanan Biden’in sessizce uzaklaşması, Amerika da bilhassa da ordu mensupları arasında yeni bir infial ateşinin yakıldığının da en canlı göstergesiydi.

 

AKP Hükümetinin bazı dış temasları, prensipte nefsi müdafaa odaklıdır. Yalnız böylesi temaslarını bile yanlış adamları kullanarak ve doğruların yerine yanlış dostlar seçerek yapıyorlar. Çünkü kendi akılları da yanlıştır ve dış siyasaya da yetmiyor. Zira ülkeyi bütün yokluğuna rağmen hala soymaya kalkanların başkalarını ikna edebilme becerileri de yoktur. Erdoğan o kadar açık ve seçik ‘benim işverenim Biden’dir’ dedi ki artık buna ne cevap verilir bilemem.

           

Oysa Biden’e verilmesi gereken cevap çok açıktı. O da ülkedeki Amerikan üstlerinin derhal kapatılmasından geçerdi. Gerisi de zorunlu olacak olan ikili görüşmelere kalırdı artık. Ve fazla tıraşa da gerek kalmazdı. Çünkü verilen cevap evrensel olurdu ve dünyada anlamayan da kalmazdı. Irak’taki çete baskını ise ahırda Öküzün karnını sokan sivrisinek gibi kaldı. Bilmem anlaşılır oldu mu?

 

Amerikalı Biden denen Siyonist’in eski gücü kalmadığı için artık cıvalı zarla oynuyor. Sakın oyununa girme yoksa sıfırlarsın. Masada ne görürse toplarken dikkat et de seni de boşaltmasın, akıllı ol. Beceremediğin siyasanın kurtlu arpalığından sana pek hayır gelmez. Bu arada unutma ki Türk milleti havlu atmayı bilmez. Bunu da herkes bilir. Bakarsın o millet seni bile kurtarır. Bu sayede belki de daha dokunaklı bir son bulursun.

 

Avrupa Birliği ise Türkiye ye muhtaçtır. Yani bunun aksi hiç değil. Bırakın ticari ilişkileri; tarihe bile bakılsa onların kökeninin de Türk olduğu anlaşılır. Mesela Devletleri Devlet yapan aslında efsaneleridir. Bugün dünyanın en zengin Devletlerinden birisi olan Almanya’nın bile öz Nibelungen efsanelerinde baş figür Hun Türklerinin Başbuğu Atilla’dır. Benzer durumlar Avrupalı diğer Devlet tarihlerinde de böyledir. Bütün Avrupalı da bunu bilir ve elbette ki Türkiye ve Türklerin dostluğunu, asla güvenilemez sahte ve salt ticari dostluklara her halükârda tercih eder. Ve bilin ki yakın gelecekte USA yalnız kalacak ve ilk önce de eyalet Devletlerine ayrılacaktır. Yeter ki Dolar bir an evvel tamamen sıfırlasın, yani basmaya bile gerek kalmasın.

 

Türkiye Ukrayna’da ne mi yapar? Bana sorarsanız hiçbir şey. Çünkü girmez, giremez. Şayet ebleh olup girerse, başta USA ve NATO olmak üzere arkasında Dünya harbi çıkaracak bir birlik asla kalmaz, kalamaz. O zaman da Türkiye biter. Çünkü Cumhurbaşkanı her ne kadar Erdoğan’sa da çok iyi bilir ki silahlı bir Türk neferinin hatta Türk destekli üniformasız silahlı bir Lejyonerin bile Ukrayna’ya sokulması, Türk milletinin kesinlikle değil; ama kendisinin intiharı olur. O halde makamından yüzünün akıyla ayrılabilmen için sadece başlık resmindeki Atatürk önerilerini benimsemen yeterlidir. Gerisi ise teferruattır. Bu tavsiye de bütün liderlere ithaftır.

 

Bilinsin ki Türk milleti kimseye benzemez o sadece kendi özüne muhtaçtır ve kendisini temsil eder, başkasını değil. Sahtekârlar, kendileri gibi olan sahtekârlarla yaşar. Çünkü onlar birbirlerine muhtaçtır her zaman. Türkler kendinden olmayanlarla da eşit ve saygın şartlarda yaşar, çünkü yiğit, mert ve korkusuzdurlar. Hak, onur ve bağımsızlıklarına da çok düşkündürler. Bilhassa da aslı mazlum olan Türk Milleti ok gibidir. Yani bir kere yayından fırlamaya görsün.

 

Bazı beyni sulanmış şerefsizler Türklere ‘Ermenilere soykırım yaptınız’ diyor. Türk Milleti ekmeğini paylaştığı, adam ve kardeş saydığı halde bağımsızlık savaşında düşmanı olan emperyalistin tetikçiliğiyle kendisini sırtından vuran Ermenilere şayet soykırım yapsaydı, Ermenistan’ı bile kuracak hiçbir Ermeni kalmazdı bu dünyada. Gerçekte bütün mesele din hikâyesidir. Oysa Türkler dinin bile ne olduğunu bütün dünyaya öğretmişti. Ki buna Hristiyanlar, Müslümanlar ve tüm diğerleri de dahildir.  

 

Makam saygısı bizatihen Mete (Motun), Atilla, Atatürk, İnönü, Washington vs. ilk önce de o makamın sahibinde olmalıdır. Cumhurbaşkanlığı makamı ise çağdaş ve çok kutsaldır. Ve hep en liyakatli, erdemli, seciyeli ve dirayetli şahıslara mesnet olmuştur. Hele de Atatürk gibi bazılarını ise ölümsüz kılmıştır. Yani o makam asla liyakatsizlik sendromuyla acınacak halde feryat ediyor, acıyla inliyor durumda olmamalıdır. Çünkü o zaman millet de o acıyı hisseder. Donuk ve güçsüz kalabilir. Bu bağlamda yakın tarihe bakıldığında ise gidenlerin yerinin kolay dolmayacağı ne yazık ki görülmektedir…

 

Ülkemizde bir de bu her arsayı kapatan inşaatlara yasa, masa işlemiyor herhalde. Millet yasaklarla, aşla, ekmekle, işsizlikle uğraşırken özellikle de neredeyse beleş Suriyeli işçi taşeronlar, sabahın köründe hem de şarkıyla, türküyle avaz avaz çalışmaya başlıyor. Benim bildiğim ve duyduğum, bütün İzmir ve nahiyelerinde durum budur. Neredeyse çatışmaya varacak bu durum nasıl ve neden oluyor. Bunlar epidemi de saçmıyorlar mı acaba? Hepsi de iflas etmiş Hükümete mi çalışıyor yoksa…

                                                                         Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim