16 Şubat 2021 Salı

UYGUR KONTROL SENDE..

            


Bir ulus millet ne kadar eskiyse o kadar köklü, ihtişamlı ve tarihe mal olmuş demektir. Ve hele de Türkçe gibi en güçlü ve muhteşem bir iletişim diline sahip olan ve binlerce yıllar boyunca sadece kurduğu devasa Devletlerle değil; ama boylar halinde bile var kalabilen bir ulusun tarihten silinmesi ise asla mümkün olamaz.

 

Böyle bir ulusun taraftar kazanma ihtiyacı asla olmamıştır. Çünkü taraftar aramak aslında bir özgüven yoksunluğudur. Ki bu Türk’le esasen hiç bağlaşmaz. Çünkü genetiği millidir. Ayrıca herkesin kendi anasının dilini öğrenme hakkı da vardır. Türkçe’nin bile 36 belki de daha fazla lehçesi olduğunu biliyoruz. Bu lehçe farkları bile emperyalist Devletlerin Türk aslından farklı etnisiteler yaratarak, onlarla da korkulan Türk birliğinin sanki farklı uluslarmış gibi budunlara ayrılmasına vesile teşkil etmiştir.

 

Bugün hayli gelişen Çin Devletinden kurtulmak için, bir zamanlar Çin topraklarının da sahibi olan ve bugünde o bölgelerde yaşayan Uygur Türklerini de Çin’i; vaktiyle Türklere karşı Çinlileri de kullandıkları gibi kullanarak, bölmeye çalışmaktadırlar. Ne ki Uygur Türklerini sürekli kaşımak aslında Uygur Türklerine zarar verir. Esasen her iki taraftan da kurtulmak nasıl olsa ideal tercihleri olduğu için, Uygur Türkleri veya Çinlilerin telef olmasının da hiçbir kıymeti harbîyesi yoktur kendileri için, işin özünde nasılsa. Hele de Türklerle Çinlileri birbirine kırdırmak tadından yenmez, dost(!) maskeli emperyalistler safında.

 

Dolayısıyla da Çin dünyası içindeki azımsanamaz Türk varlığı çok canlı bir seçkidir emperyalist güçler hesabına. Şayet Çin’in yükselen ekonomisi engellenmek isteniyorsa, ki aksi de düşünülemez. Bu durumda emperyalistin büyük Uygur varlığını sürekli kaşıyarak harekete geçireceği, yadsınamaz bir gerçektir. Emperyalist Şeytan köşeyi dönerken aslında binlerce yıldır iç içe yaşayarak birbirine sahip çıkmış bu iki milletin, ne kadar acı çekeceği de asla göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle de Uygur Türklerinin tufaya gelmeyerek ve öz kontrollerini kaybetmeden, içimizde Kürt denilen bazı Türkmenlerimizin bölücü PKK oyununa düştükleri gibi asla benzeri bir oyuna düşmemeleri gerekmektedir.

 

Vaktiyle, hatta bugün bile Rusya’daki Türk Devletlerinin Ruslar tarafından sıkı denetilmelerine nasıl göz yumulduysa, yumuluyorsa bugün Çin’in de milli birliğini haklı olarak koruma gayreti neden yadsınmaktadır. Hele de bu konuyu sürekli kaşıyarak Uygurları provoke etme gayreti bilhassa da Türkler tarafından neden bu kadar iştahla kabartılmaktadır. Yoksa bu gayretlerin de bilmediğimiz farklı bir ödeme(!) planı mı vardır? Hani ben almam; ama yan cebime koy!

 

Şayet Çinlilerin Uygur Türklerine baskı uygulaması istenmiyorsa, o halde Uygur Türklerini başkaldırmaya teşvik etmekten acilen kaçınılmalıdır ki insaf konusunun masumiyetine inanıla bilinsin. Asılları Türkmen olan Kürtlerin bazı iğfal edilmiş olanlarının boyalı kumaş parçalarıyla Türkiye Cumhuriyeti’ne baş kaldırarak emperyalist güdümlü ayrımcılık yoluna gitmeleri nasıl kabul edilemiyorsa, Çin, Rusya vs gibi Devletlerde bilhassa da azınlık Türklerin aynı ayrımcılık amaçlarıyla kullanılmaları her şeyden ve herkesten önce de bizi ilgilendirmelidir.

 

Çünkü bundan en fazla da dışarıdaki bizler zarar görürüz. Ve Pantürkizm akımlarının bize nasıl zarar verdiği, yakın tarihimizden daha iyi öğrenilebilir. Enver Paşa da somut bir örnektir. Çünkü bir Dünya harbi çıkmadan taraflar ayrılamaz. Bunu en iyi, herkesten fazla bilen ve kavrayan da rahmetli Atatürk’tü kuşkusuz. Şayet o da bu hatalı yola sapsaydı bizim Türkiye Cumhuriyeti Devletimiz yoktu şimdi.

 

Türkiye’nin ay projesi hayırlı olsun. Her ne kadar ay madence fakir bir gezegen olduğu için askeri üsler oluşturma dışında fazla cazip değil artık. Lakin toprak altı zenginliği olan bir gezegene odaklanılsaydı, rantçı biraderler için daha hesaplı olurdu şüphesiz. Yalnız yine de dikkat edilmesi gereken husus, şayet Bay Erdoğan ilk Astronot olarak kendisini aday gösterseydi, bilsin ki Dünya da tartışmasız bir numara olurdu emsalleri arasında. Hatta Patagonya da bile adaylığını koysa, seçilirdi billah.

 

CHP Başkan Vekili Altay’ın Amerikalı 54 Senatörün bizim Hükümete yazdığı mektuba cevabı sertti. Aslında, Erdoğan’ın asla taviz vermemesi durumunda arkasında olacağız teminatı ise anlayanlara veya anlamak isteyenlere verilmiş en anlamlı bir milli ittifak mesajıydı.

 

Evrensel İnsan Hakları Beyannamesine imza vermiş bir Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Cumhurbaşkanı olduğunu beyan eden Erdoğan, AIHM kararlarını tanımadığını söylerken kendisinin de bu kararlar bileşkesine imza atan bir Devletin legal Cumhurbaşkanı olmadığını mı beyan ediyordu acaba? Ya da böylesi bir açmaz karşısında karşı tarafın aynı şeyleri düşünemeyecek kadar ahmak ve eblehlerden oluşan bir toplum mu olduğunu algılıyordu yoksa?

 

Aklın yolu birdir ve o da doğrudur mantığına tek karşıt Erdoğan mantığıdır. Bunun nedenlerini tek tek sıralamak, ortada sayısız somut tekrar varken, sadece abesle iştigal olur. Geneline baktığımızda ‘uzaya çıkıyoruz’ gibi bugün Türkiye’miz gerçekleriyle tamamen tezat teşkil eden ve uygulanabilirliği en iyimser akıllarca bile mizah konusu olarak ele alınan böyle bir ifadenin, ne kadar doğru akıl dışı olduğunu bilmem en iyimser niyetle bile tartışmaya gerek var mı?

 

Yani görülüyor ki bu kadar ciddi sorun varken, çaba harcayarak yapay konularla zamana oynamak zorunda kalan Erdoğan’a kalsa, çoktan terk ederdi Hükümet işlerini. Ne var ki ilişkileri ve misyonu itibarıyla sonuna kadar yürümek ya da dayanmak mecburiyetinde olduğunu biliyor. Ve bu durum onun nefesini kesiyor, kanını donduruyor. Muhtemelen de bazı geceler üstüne kâbuslar çöküyordur mutlaka. Ve sırtındaki yük her geçen gün daha da artıyor, yürürken bile bunu hissettiriyor.

 

Kendisini selamete çıkarmak için seçim endeksli bir millet tokadı elzem hale gelmiştir artık. İnanın, bu gerçekleştiğinde, kendisi de korkularından ve yandaş dediği kan emicilerinden kurtulacak ve huzura kavuştuğunu hissedecektir. Nasıl olsa yeterinden fazla varlığı da oluşmuştur ve işsizlik, emeklilik gibi sokaktaki adamın sorunları da yoktur onda hiç şüphesiz…

 

                                                            Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

 

3 Şubat 2021 Çarşamba

CUMHURİYETİM SORUYOR..

 


            Trumph veda konuşmasında, ‘seçimle gelen seçimle gider’ demişti. Lakin şayet gitmezse sonra nasıl gitmek zorunda kalacağını da açık yoruma bırakmıştı. İyi de iş açık yoruma kalırsa; Amerika da bundan sonra bir Kuzey/Güney savaşı oluşamaz; ama daha da etken, varlıklılarla %80 üstündeki varlıksız ve ezilenler arasında doğrudan ayrışmaya endeksli, eyaletler bileşkesinde bir bölünme iç savaşı çıkabilir demek düşer bize de ancak.

             Bu yorum üzerine Amerikalı da bize, siz önce kendinize bakın diyebilir. Gerçi bölücü İktidar Partisi nedeniyle bugün bizde de böylesi bir ayrıştırma görüntüsü oluşmuştur. Ne ki Türkiye Cumhuriyeti ile milletsiz USA arasındaki fark büyüktür. Türk Polisi de ordusu da Türk milletinin evladıdır. Ve Türk evladı asla emmioğlunun üstüne yürümez. Bunu ancak Türk olmayanlarla yapabilirsin ki bugüne kadar yurdumuza sokulan göçmenlerle de bu işi yürütemezsin. Çok daha fazlası gerekir ki bu da seni aşar.

             İyi de bizdeki Mafya Devleti bu dediklerimizden ne çıkarım sağlar acaba, yakında görecek bu millet nasıl olsa. Acele revizyona gereksinimi olan Devletin ‘DERİN’ ayağı da endişe yarattığından, bundan sonra herhalde artık ‘DERİN MİLLET’ tabirini paraf almamız gerekecek. Derin millet ise adam gibi liderini ister her daim. Konu Türk Milleti olunca, her sıkıştığında yeni Atatürklerini yaratabileceği de kuşku olmaktan çıkar elbette. Ne var ki o liderin ayak izleri görünmüyor henüz ortalıkta.

             Ne ki en umulmadık zamanlarda Abramovic’lerin kendi adamlarını buldukları gibi bizde kendi adamımızla tanışacağız hiç kuşkusuz yakında. Ya da ortam hazır olduğunda o kendisini deklare edecektir nasıl olsa. Öyle ya! Atatürk bile Başkomutanlık Savaşına girişmeden önce kendi güvenlik şartlarını oluşturmak üzere Meclisten ve halkından tam yetki almamış mıydı? Ve tek ses olan millet iradesiyle de Kurtuluş Zaferini yaratmamışıydı?

             Gelecek Partisine daha yolunun başında yapılan suikast uyarısı, mevcut İktidarın ne denli bir korku içinde olduğuna ışık tutarken, aynı bağlamda bu Partinin daha milli siyasaya bile adımını atmadan önce, sadece etiketini parlatmaktan öte de bir getirisi(!) olmamıştır aslında olaydan menfaat umanlar tarafına. O halde AKP taifesi bu yeni hezimeti de ciddi olarak sorun yapmalıdırlar kendilerine. Ve hiç unutmamalıdırlar ki yakın bir gelecekte sadece kendilerinin herkesten çok daha fazla adalete ihtiyaçları olacaktır.

             Alışılmışın dışında bir sönüklükle geçen USA Başkanlık devri/teslimi aslında USA’nın süngüsünün düştüğünün de çok açık bir göstergesiydi. Bırakın Biden durumu kurtarmak adına sallayıp dursun şimdilik. Sadece gülünç olurken ülkesini de içinden çıkılamayacak yeni bir kaosun içine sürükleyecektir aslında. Hele de söylediği ‘Türkiye’nin sözde Partnerliği’ gafı aslında bizdeki ‘sözde Cumhurbaşkanı’ atfının da çok ciddiye alındığının mı göstergesiydi yoksa?

§

I İNÖNÜ HÜKÜMETİ: 30.10.1923

Başvekil İsmet Paşa Hazretlerinin nutku

BAŞVEKİL İSMET PAŞA HAZRETLERİ (Malatya) – Muhterem arkadaşlar! Reisicumhur Hazretleri tarafından intihabı uhde-i âcizaneme (şahsıma) tevdi buyurulan Vekilleri Meclisi Âlice tasvip buyurmak suretiyle izhar buyurduğunuz teveccühe Hükümet namına arzı teşekkür ederim. Hükümet, muvaffakiyetini daima Meclisi Âlinin müzaheret ve itimadında istinat bularak ve ondan kuvvet alarak arayacaktır.

Arkadaşlar! Takip edeceğimiz hareket, hututu esas iyesi itibariyle bütün dünyaca malûmdur. Mevkii iktidarda ve mevkii mesuliyette bulunan ekseriyet fırkasının millete arz ettiği ve milletin tasvip ettiği umdeler ve Meclisi Âlinin inkişaf ve terakki için, huzur müsalemet (uyuşmak) için öteden beri musırran (çağdaş olarak) iltizam ettiği (ait olduğu) esaslar; Cumhuriyet Hükümetinin hattı hareketi olacaktır. Dahilde huzur ve emniyeti ve terakki ve inkişafı temin etmek için Cumhuriyet Hükümeti, kemali azim ve metanetle, kemali ısrar ve takip ile hareket edecektir. (Alkışlar) (Bravo sesleri)

Cumhuriyet Hükümetinin münasebatı hariciyede üssü esası Türkiye Cumhuriyeti’nin mevcudiyetini ve tamamiyetini sağlam tutarak menafi-i hayatiye sini göz- den ayırmamak esası dâhilinde müsalemeti, huzuru, hüsnü münasebatı mümkün olduğu kadar tevsi ve teyit etmekten ibarettir. Hemhudutlarımızla ve kendileriyle muadeleti imza edip safahatını tatbik etmekte olduğumuz ve diğer taraftan ve henüz münasebata girmediğimiz devletlerle samimî bir dostluk tesisi için bütün kuvvetimizi sarf edeceğiz. Göreceğimiz hüsnüniyete fazlasıyla mukabele edeceğiz. Bu esaslar dâhilinde Türkiye Cumhuriyeti menafii (menfaatler) hayatiyesini (mevcudiyetini) muhafaza etmek için son derece dikkatli olacaktır.

Muhterem arkadaşlar! Meclisi Âlinin daima izhar ettiği temenni ve arzu ettiği netice sözden ziyade iş yapılmasıdır. Cumhuriyet Hükümeti sözden ziyade iş yapmak, fiiliyat ve tatbikat ile size ve milletimize emniyet bahşolmak için bütün kuvvetini sarf edecektir. (Alkışlar, Allah muvaffakiyet versin sesleri) Şiarımız faaliyet, gayret, iş yapmak arzusudur. Sizin müzaheretinizi (yardımınızı) istirham ederim ki bu müzaheret tevfiki ilâhiye (Allah’ın yardımına) de vesile-i tecelli (kader vasıtası) olacaktır. (Uzun alkışlar)


I ERDOĞAN HÜKÜMETİ: 18.03.2003 Salı

Hükümet Programının Okunması

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Siirt) — Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyetimizin 59’uncu, AK Partinin ikinci hükümeti adına, aziz milletimizi ve bu büyük milletin siz değerli vekillerini saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

Sözlerime başlarken, başta cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, aziz milletimize hizmet etmiş tüm değerlerimizi şükranla anıyorum. Milletimize hizmet yolunda taş üstüne taş koymuş her emek sahibine, hükümetimin en derin saygılarını iletiyorum.

Bu vesileyle, bugün, yeni bir yıldönümünü idrak ettiğimiz Çanakkale Zaferi dolayısıyla milletime tebriklerimi arz ediyor, o günden bugüne canlarını feda ederek bu toprakları anıtlaştıran tüm şehitlerimizin muazzez hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum. Hükümet Programımızı, büyük bir destanın yıldönümünde Yüce Meclise sunma imkânı bulduğumuz için son derece mutlu olduğumu sizlere söylüyorum.

Bildiğiniz gibi, şu an sizlere okuyacağım Hükümet Programı, sadece 59’uncu hükümetimizin “hükümet etme tekniğini değil, 3 Kasım seçimleriyle Türk siyasal hayatında çok önemli bir değişimi gerçekleştirmiş olan partimizin “hükümet etme mantığını da ortaya koyacaktır.

Dolayısıyla, 58’inci hükümet ile 59’uncu hükümet arasında organik bir devamlılık ve hükümet etme mantığı açısından süreklilik vardır.

Sizlere, hükümet etme tekniğimiz üzerine açıklamalar yapmaya girişmeden, partimizin kimliği doğrultusunda, siyasete, topluma ve hükümet kavramına nasıl yaklaştığımızı açıklamak istiyorum. Bunu önemsiyorum; çünkü, bir hükümet hangi siyasal yöntemle hükümet edeceğini açıklamaya girişmeden önce, nasıl bir siyasal perspektife sahip olduğunu açıklamalıdır diye düşünüyorum. Bugün, isimlendirme düzeyinde, iktidarda AK Parti var; ana muhalefet partisi olarak ise, Cumhuriyet Halk Partisi bulunuyor.

Bu isimlendirmenin gerisinde ise, iktidarda “muhafazakâr demokrat” bir partinin olduğunu, ana muhalefette ise “sosyal demokrat” bir partinin olduğunu hatırda tutmak gerekir. Bu nedenle, sözlerimize, geleceğin siyaseti açısından çok önemli gördüğümüz siyasal perspektifimizi açıklamayla başlamanın gereğine inanıyoruz. Böylece, hükümet etme mantığımızı Yüce Meclisin bilgilerine sunmuş ve aziz milletimize arz etmiş olacağız.

Değerli milletvekilleri, AK Parti, siyasal kimliğini “muhafazakâr demokrat” olarak tanımlamaktadır. AK Parti, kendi düşünce geleneğimizden hareketle, yerli ve köklü değerler sistemimizi evrensel standarttaki muhafazakâr siyaset çizgisiyle yeniden üretmek amacındadır. Yeni “muhafazakâr demokrat” çizginin, muhafazakârlığın genlerine ve tarihî kodlarına uygun şekilde, ama, siyaset yaptığımız coğrafyanın toplumsal ve kültürel geleneklerine yaslanarak ortaya konması, Türk siyasetine yeni bir soluk getirecektir. AK Parti, geçmişten veya bir medeniyet havzasından siyaset çizgisi ödünç almak yerine, kendi düşünce geleneğiyle dünya genelinde de test edilen bir siyasal tutumu yeniden üretmeyi doğru bulmaktadır.

Bizim, yeni siyaset anlayışımıza zemin olan muhafazakâr demokrat kimliğimize göre, siyaset, bir uzlaşı alanıdır. Toplumsal alandaki çeşitlilik ve farklılığı siyasal alanda da kabul ediyor ve siyasetin taraflarını her zeminde uzlaşıya davet ediyoruz. Bize göre farklılıklar tabiî bir durum ve zenginliktir. Toplumsal ve kültürel çeşitlilikler, demokratik çoğulculuğun üreteceği tolerans ve hoşgörü zemininde, siyasete bir renklilik olarak katılmalıdırlar. Katılımcı demokrasinin de farklılıklara temsil olanağı sağlayarak ve siyasal sürece katarak kendisini geliştireceği düşüncesini esas kabul etmekteyiz.

AK Partinin muhafazakârlık anlayışı, siyasal otoriteyi, hukukî ve siyasî meşruluğun ötesinde bir meşruluk temeline oturtmakta ve siyasal iktidarın var olan toplumu tanıyarak, işlevlerini onun irade ve değerlerine uygun olarak yürütmesi gerektiğini belirtmektedir.

Sadece sayısal güce dayanan bir yönetim anlayışını benimsemiyoruz. Toplumsal mutabakattan güç alan bir siyaset anlayışından yanayız. Bize göre siyasî iktidarın en temel dayanağı, millî iradenin kabulüne mazhar olarak, meşruluğunu milletin genel kabulünden almasıdır. Hukukî meşruiyetin kaynağı, hiç şüphesiz ki, milletin siyasal varoluşunun ifadesi olan Türkiye Cumhuriyeti Anayasasıdır.

AK Partinin muhafazakâr kimliği, siyasal gücün bir kişinin veya grubun elinde

yoğunlaşmasını destekleyen, bireysel ve siyasal özgürlüklere karşı olan, siyasal katılımın hemen hemen tüm biçimlerini reddeden, baskı ve güç kullanımını öngören dayatmacı siyasal anlayışları reddetmektedir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Vs. vb. Yazıyı fazla uzatmamak nedeniyle en iyisi burada keselim. Zira Tamamı da ayni mealde uzayıp gidiyor. Meraklıları kaynaktan okuyabilirler.

Kaynak:

HÜKÜMETLER-PROGRAMLARI VE GENEL KURUL GÖRÜŞMELERİ – TBMM Yayınları

             Yukarıdaki TBMM Hükümetleri açılış konuşmalarından derlediğim iki konuşmayı okuduktan sonra sizin de derhal fark edebileceğiniz gibi ön çalışma bile yapmaya gerek duymayan bir İnönü ile eline malum kaynaklarca verilen açılış mesajının bilhassa da altını çizdiğim ifadelerini okuduğunuz Erdoğan konuşmasını dikkatlerinize sundum.

             İktidarın mezuniyet tezlerinden birisi de yola çıkarken büyük büyük sığındıkları Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını bugün tek adam sultalarını sürdürebilmek amacına uygun bir hacı babalar dergahının tenasül muskasına dönüştürebilmek üzere verdikleri uğraştır.

             Artık iflasını bildirmeye az kalan ve İktidar ömrünü uzatabilmek üzere haldır haldır partner arayan Erdoğan’ın artık arkasında bıraktığı sadece çaresizliğin ayak izleridir. Ve görülüyor ki 2023’den önce seçim olmayacak derken de 2021 yılında bunu bir daha inanarak söylemeye fırsat bulamayacağını da ıskalamış görünüyor. 

            USA Paranoyası artık kendisini Biden Paradoksuna dönüştürerek çıkmaz yollar kavşağına gelmiştir. Bakalım yardımsız tek seçeneği olan taşlı, dikenli, çeşitli engebeli çıkış yolunu, kendi başına bulabilecek mi? Çaresizliğini çok iyi hissediyorum. Ve belki de Kennedy dışında ilk defa bir USA Başkanına acıdığımı söyleyebilirim.

             Sonuç olarak; çıkartacağınız yorumlarınızda özellikle de AKP Hükümetinin ilk Meclis gününde neyle, nasıl başlayıp bugün neye dönüştüğünü bilhassa özümsemeniz temennisiyle ve yazının aslında kendisini açıkladığını, başka söze de gerek kalmadığı inancımla, ulusalcı, milliyetçi, milli görüşçü ve de hepsiyle özdeş Kemalist kimliğimle yazımı kapıyorum. Herkese sevgiler, saygılar…

                                                            Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

 

16 Ocak 2021 Cumartesi

DİKTA MI, DİTATÖR MÜ..

 


            Alman Devleti kurulmadıkça, sömürge siyasetine de hak kazanamaz düşüncesine sahip bir Hitler’in Devletçilik anlayışı, aslında sömürgeciliğe aracısız bir kafadan dalıştı. Her bakımdan güçlü bir Devlet kurulabilirse şayet sömürgecilikte de söz sahibi olunacaktı Hitlere göre o halde.

 

Sömürgecilik Hitler anlayışının giriş kapısıydı yani hedefiydi aslında. Düşünüyorum da Hitler diktası, kendi diktatörlüğünün ne kadar vazgeçilmez bir silahı olmuşsa, sapla samanı ayıramayanların diktatör (!) dedikleri yüce Atatürk’e de yapılan, ne denli uyuşmaz ve eşyanın asla tabiatına uymayan bir atıftı Yarabbi!

 

Hitler, yokluk içindeki ülkesinin şartları içinde kendi diktatörlüğünü tırnaklarıyla kazırken, Atatürk sömürge yapılmaya çalışılan vatanını emperyalistlere karşı savunup muzaffer Komutan olunca, milletinin kendisine bahşettiği ölümüne kadar tek adamlığı – ki Halife ve/veya Padişah ya da her ne olmak isterse – elinin tersiyle itip, özgün Türk Milleti için laik, halkçı ve bağımsız bir Cumhuriyet kurmaktan yana olmuş ve gerekli olan devrimleriyle de bunu başarmıştı sadece.

 

Aynı bağlamda Hitler ise yokluk içinde büyüdüğü bir toprağı başka topraklarla büyütüp, gasp (sömürgecilik) yoluyla zenginleşmeyi kurguluyordu aslında. Oysa Atatürk her şeyini kaybederek, Hitler gibilerin sömürgesi olma durumuna düşmüş bir Cihan İmparatorluğunu, tırnaklarıyla bile olsa bu makûs durumdan kurtarabilmenin çarelerini araştırıyordu.

 

Lenin’in de söylediği gibi bir Diktatör ülkesini iç kavgaya düşürmeden yok olmaz. Ya da Hitler gibi Dünya ile kavgalı olur ve neticede Dünya tarafından tarihten silinir. Görüldüğü üzere her iki şıkta; milletini bölmek, ayrıştırmak yerine büyük Türk Ulusu kimliği altında birleştiren, herkese savaş açmak yerine ‘yurtta sulh Cihanda sulh’ sözünü ebedileştiren, can düşmanlarının bile aradan geçen yaklaşık 100 yıla rağmen, bugün dahi özlem ve saygınlığını hak eden, şimdi artık Tengri huzmelerinde uyuyan rahmetli Atatürk’ümüzle hiç uyuşmaz.

 

Öyleyse bırakalım diktatörlüğü filan; ama Hitlerle Atatürk arasında gerçekte geceyle gündüz farkı olduğunu söyleyelim en azından. Bak sen! Meğer ki Atatürk nasıl bir diktatörmüş! Hadi canım geçiniz! Lakin laf aramızda keşke biraz da olsaymış hani. Çünkü kendisi gibi bir doğrucu Davut, kim bilir ne kafalar temizlerdi de bugün bu dertlerimiz olmazdı.

 

             Ötesinde de Yakup Cemil olayında olduğu gibi, Mustafa Kemal’in Harbiye Nazırı olması için Saraya isyan eden Yakup Cemil’in sonuçta asılması nedeniyle kendi anılarını Falih Rıfkı’ya (Atay) anlatan Mustafa Kemal; ‘şayet adam muvaffak olsaydı, benim bu görevi kabul edebileceğimi düşüne bilirmiydin’ diye sorması, herhalde Atatürk diktatörlüğünün (!) de çarpıcı bir göstergesi olmaz mı? İşte bu doğrultudaki bütün emsaller ve argümanlar adam gibi bir Devlet Lideriyle, bir sefih ve narsist Diktatör arasındaki dipsiz uçurumu yeterince ortaya koyar sanırım. Bilmem daha da fazlasına gerek var mı?

 

            Trumph yandaşlarıyla Amerikan Kongre Binası doldu boşaldı. Böylece bir emme basma olayı daha arşive geçti. Ne var ki USA derin Devleti sonuçta radikal Trumph’ı da tasfiye ederek eski Amerikan rüyası masalını, Biden’in yeni Demokrasi cilasıyla parlatarak dünyanın gözünü tekrar boyamaya kalktı muhtemelen. Bakalım göreceğiz. Yakında yine yapay boya düşer ve eski astar çıkar ortaya nasılsa. Ve malumdur, alışmadık kıç don tutmaz lafını eskiler boşuna söylememişlerdir.

 

            Öyle veya böyle biz yine anımsayalım ki Türkiye Cumhuriyeti, USA topografyasının hele de Pensilvanya Sultanlığına bağlı bir sömürge diktatoryası asla değildir, istese de olamaz esasen. Bu özlemi taşıyanlar hatta her gece rüyasını bile görenler olabilir. Bırakalım onlar rüyalarını görmeye devam etsinler. Diğer yanda ekonomi masası gibi mufassal ve halkı aydınlatıcı sunumlar, birliktelikler genel muhalefetin sadece kurucu CHP kanadı tarafından yapılmaya çalışılıyor. Kendilerini kutlarız.

 

Oysa bu halkçı aydınlatmalar, açık bütçe gibi aslında sosyal bir Devletin yapmak zorunda olduğu işlerin en başında olması gerekenlerdir. Ülkemizde maalesef kuruluş yıllarından, bilhassa da Atatürk’ün vefatından sonra bu geleneğin giderek raftan kaldırılması, AKP döneminde ise tamamen yok edilmesi, bırakın ciddi bir Cumhuriyetin olmazsa olmaz sosyal Devlet geleneğini, geleneksiz ve yasasız bir Devlet bile olmayı beceremeyen bir yapay İktidarın ancak ortaya koyabileceği tek ve salt icra haline gelmiştir…

                                                                       Serendip Altındal

Kaynak:

a-      Atatürk’ün bana anlattıkları – Falih Rıfkı Atay.

b-     Kavgam – Hitler.

           

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

 

2 Ocak 2021 Cumartesi

DENGE BOZULMASIN..

 


            Meral Akşener hareketini, eli yüzü düzgün ve Türk vatanına hayırlı olacak bir muhalefet paragrafına yazmış ve can ı yürekten de onaylamıştık. Ne ki son günlerde kulağımıza gelen ve kendi tarafından da ifade edilen ‘yuvama dönüyorum’ başlığında oluşan soruların ikna edici cevapları; yine tarafından verilmediği taktirde ahde vefa özgünü vatandaşları tarafından kabul görmesi kesinlikle mümkün olmayacaktır.


             Soru 1. Yuvana yani MHP’ye bugünkü koşullarda geri dönmek Bahçeliyi destekleyip aynı bağlamda Cumhur ittifakına da devam edeceğin anlamını mı taşıyor?

             Soru 2. Yoksa bu geri dönüş, MHP de köklü bir yeniden yapılanma ile Başkanlığın da değişmesi bileşkesinde, bütünüyle Kemalist bir dayanışma içinde bir milli öze geri dönüşü mü dile getiriyor?


             Şayet ikinci sorunun cevabı açıklık kazanırsa, buna hiçbir milli görüş sahibi vatandaşın itirazı olamayacağı açıktır. Çünkü o takdirde olası bir CHP/MHP Hükümetinin tatminkâr, özlenen ve tam da günün sorunlarına çözüm üretebilecek bir alternatif olacağı açıktır. O zaman da bize bunu kutlamak düşer. Şener’in ağzından çıktığı söylenen bu ifade söylenti bile olsa, neden ve kimden bu haberin çıkarılmış olabileceğini öngördüğüm için, bu uyarıyı ilgili adreslere her şeye rağmen yapmak ihtiyacını hissettim.


             Bugün Türkiye’miz, birisi engellerle dolu, diğer ikisi ise açık gözüken bir üç yol kavşağındadır. Pekiyi bizi nereye ulaştırır bu yollar. İçimizdeki Amerikalıların bilhassa tercih nedeni olan birinci yol ABBD bileşkesinde bizi, eyaletler Cumhuriyeti sömürgesi olmaktan başka da bir hedefe asla götürmez.  


             Bu yola alternatif gibi duran ve arkası açık olduğu sanılan ikinci yol ise Arap Dünyası içinde yeni bir Osmanlı paradigması bağlamında teokratik Panislamist Osmanlı imajlı, aslı ise yeni bir ABD İslam sömürgesi olmaktan öte başka da bir sona çıkmaz. Bu iki yolda bizi AKP dürtüsüyle, zorunlu olarak tekli veya koalisyon Hükümetli, neticede havlu atacağımız hedeflere ulaştıracaktır sadece. Ne var ki çıkmaz gibi gözüken lakin ancak Türk gücü ve dik duruşu ile açılabilecek olan üçüncü yol ise Atatürk ilkeleriyle benimsediğimiz altı okun işaret ettiği; ama Pantürkizm olarak betimlemediğimiz Kemalist yolumuzdur.


             Ki aslında sapmak zorunda kaldığımız ve sonuna kadar içinde kalmakla da yükümlü olduğumuz bu yol emperyalist engeller ve tutucu Hükümetlerle bugüne kadar uzak tutulduğumuz, bundan sonra da içimizdeki müstevli beslemelerle dışımızdaki sömürgeci sürüngenlerin, asla sapmamızı istemedikleri tek yoldur. Ne ki işte sadece bu yol, Dünyada kimse yokken var olmuş Türk evlatlarına yakışan, güçlü ve azimli başlarını ebede kadar gururla dimdik omuzlarının üstünde taşıyabilecekleri tek yoldur. Bilmem anlaşılır oldu mu?


             Burada ‘derin Devlet’ demeyelim; ama Türk evlatlarının derin köklerine doğru bir anımsatma yapalım. Latinler Türklerin son yüzyıllarda birleşmelerini çeşitli desiselerle engelleyip onları birbirinden faklıymış sanılan budunlara ayrıştırarak hatta sonuçta kardeşi kardeşe de öldürterek, bu sayede ancak ve bin bir meşakkatle Türklerin mirasları üstünde kendi Devletlerini ve teritoryal varlıklarını oluşturabilmişlerdir. Bugünse görüldüğü üzere Türk gücü büyük Dünya güçlerini yine karşısına almıştır.


             Bu durumda ise Türk evladı ne yapacağını yani nasıl ve neden öz birliğine sahip olmak zorunda olduğunu yine çok iyi bilecek ve gerekeni de yapacaktır şüphesiz. Yalnız asla unutulmaması ya da yadsınmaması gereken, acilen çözülmesi gereken bu sorunun yavaş ve milli özünü asla temsil etmeyen bir Cumhur ittifakı ve otokratın liyakatsiz yandaş kadrosuyla, hitlervari yapılamayacağının hesabını da elbette özenle yapmış olacaktır.


             Ve bu denge esasına dayalı hassas birlikteliğe uyum sağlayamayacağı anlaşılan herhangi bir muhalefet Partisi de derhal birlik dışı bırakılacaktır. Bu arada en yakın komşusu olan Rus’a Türk’ten, Türk’e de Rus’tan fayda vardır esasen. Ve biz şimdi ön Asyalıyız o halde ne işimiz vardır Atlantik ötesindeki ve asla bize uymayan abuk arayışlarda.


             Rusya, Çin ve tarihimizin de bir parçası olan Hindistan ile yeni İpekyolu projesinde tam birlik sağlanırken, yenisi ve daha gelişmişi tarafımızdan yapılmadıkça en gelişmiş ve kendisini defalarca ispat etmiş bir savunu silahımız olacak S-400 vs. kararlarının da sadece bizi bağladığı ve bağlayacağı herkese kabul ettirilmelidir.


             Kendi milli silah bileşkeli ağır sanayimiz ve milli tarım mevzuatlarında ise Atatürk’ün yaptığı gibi kimseye zerre taviz verilmemelidir. Bilinmelidir ki ancak bu yolun, hür doğmuş ve hür yaşamak zorunda olan Türk evladının Milli bağımsızlığını pekiştirecek tek çözüm yolu olduğu ve olacağı da biran bile akıldan çıkarılmamalıdır…

                                                                                                                                                                                                                                                                       Serendip Altındal

 Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

 

19 Aralık 2020 Cumartesi

HAKLIYSAN ÖZGÜRSÜN..

 


            Her şeyden önce bilinmesi gereken; emeğin asla satılık olmadığıdır. Çünkü yaradılış itibarıyla insan olduğumuz için emeğimizi istesek de satamayız. Emeğimizi ancak kiraya verebiliriz. Yani maaş veya ücret dediğimiz, aslında bir hizmet karşılığında aldığımız bedeldir. Çünkü doğuştan özgür olan bir insanı tamamen sahiplenebilecek bir değer veya değerler manzumesi evrende bile mevcut değildir.

 

            Hatta bir insanın canını almak için kiralanmış bir tetikçi bile kiralanmıştır aslında. Oysa ona para veren her ne kadar onun sahibi de olduğunu düşünüyor olsa da. Bu yüzen de ‘keser döner sapı da döner’ derler ya zaten. Şayet insan satılabilir mal olsaydı, esasen o zaman insan olmaktan da çıkardı. Balık nasıl balıksa, kuş nasıl kuşsa insan da insandır, başka şey değil. Ve bu da bir varoluş meselesidir aslında.

 

            Öyleyse demek oluyor ki insan veya başka bir can taşıyan, mal olmadığı için değerini ödediğini sananın malı olabilsin. Böylece sonu Dünya savaşlarına kadar uzanan insan objeli her karmaşa, her kaos gerçekte bu bilincin, insan olduğunu iddia eden tür mentalinde, bir azınlığa biat ederek bir türlü yerleşememesi nedeniyle, sahiplenmek zorunda kaldığımız evrensel ahmaklığımız, izahı olmayan bu bencilliğimiz nedeniyle değil midir? Yani biatkârla biat ettiren arasında hiç bencillik farkı olabilir mi? Yani hangisinin daha fazla bencil olduğunu sorgulayabilir miyiz gerçekte.

 

            Eski Çağlarda köleler ve köleciler hem de yasal olarak vardı. Sonrasında ise radikal sınıf ayrımcılığı, Spartaküsler yarattı ve yenileri de peş peşe arkadan geldiler. Kölelik ve kölecilik tarihin çöplüğünde küllen yok oldu. Bugünse ‘hepsi bana’ diyen ve ben merkezci asosyal yaşam tarzlarını gittiği yere kadar yürütme taraftarı olan liberal vampir = emperyalistin kendi ülkesinde ve/veya sömürge ülkelerindeki mazlumların kanını emmek üzere bundan sonra artık sadece yapay zekâlı dijital aletler – insansı robotlar- kullanmak zorunda kaldıkları da tartışılamaz açıklıkla ortaya çıkmıştır.

 

            İnsanoğlu varlığını sürdürebilmek için adalete ihtiyaç duyan ve bunu da her şekilde sonuçta toplumsal selameti bağlamında kendi kontrolüne alabilen tek varlıktır. Ve bu nedenle de sonsuz alemin insan eli değmiş her mekânında, adalet mahkemelerinin ışığı her daim yanacaktır. ‘Bunu Allah bilir’ diyen müminlere karşın, ‘matematiksel verilerle elde edilen istatistikler doğrultusunda bu gerçek ortaya çıkmıştır’ ibaresiyle cevap veren bilimsellere göre de ana gerçek budur.

 

Bu nedenle de ruhları ebediyen karanlığa mahkûm olmuş eşkıyaların masumlardan gasp ettikleri ganimetleri ise kendileri mekân değiştirdikten sonra, sadece arkada bıraktıkları ihtiyaç sahibi mümin veya gayrı müminlerin arasında paylaşılmaya yarayacak ve böylelikle de hak yine yerde kalmamış ve doğru adreslerini bulmuş olacaktır. Öyleyse bunu da arada bir düşünmesi, zarar değil bilakis sadece fayda sağlar insanoğluna.

 

            O halde bize de bu durumda sormak düşer ki: Allah her şeye kadir ve tek çözüm üretense; o halde Allah’ın ya da tanrının, her şeyi yaratırken ilk önce de kendisini yaratmış olması gerekmez miydi? Pekiyi keyfiyet bu olunca da kendisini yaratan veya bu kararı kendisine verdiren ana sebep neydi acaba?

 

Yoksa o da bir öntanrıdan mı icazet almıştı? İyi de o öntanrı acep kimden vesayet almıştı, falan filan vs. vb. Anlayacağımız bu alemde insanoğlu var oldukça kendisiyle birlikte nesilden nesle intikal ederek var olacak bir hikâyedir; daha doğrusu da sadece insanoğlunun aklını kurcalayacak uzatmalı bir mittir bu konu aslında…

 

                                                                       Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

8 Aralık 2020 Salı

PANAYIR TİYATROSU..

 


Katar katar satılanlar acaba gerçekte kimlere satıldı? Yoksa emperyalist stratejistler, arka planda hasılatı toplayıcı olarak Katarı da bizi soymak için aracı yaptılar da birlikte bizi mi uyutuyorlar! Ne dersiniz?

 

Esas alınırsa bugün Türkiye’mizin içsel en büyük sorunu, pili boşalan ve artık değişimi kaçınılmaz hala gelen AKP İktidarıdır. Gerçekte daha da büyük sorunumuz ise çektiği bütün sıkıntılara rağmen milletimizi ölmeden süründürmek bileşkesinde, sanki muhaliflermiş görüntüsüyle hala desteklemeyi; bu İktidar aslında kendilerine çalıştığı nedeniyle amaç edinen, emperyalist kaynaklardır.  

 

Hepsinden kurtulmanın tek çaresi ise Kemalizm pelerinimizi, daha fazla beklemeden yine sırtımıza almaktan geçer. Bugün Kemalizm’i en iyi benimsemiş ve uygulama geçirmiş olan Devletlerin başında Çin vardır. İkinci sıradaki Rusya ise özüne dönük biraz daha revizyon gerektiren bir Kemalizm’e sahiptir. Sadece bu iki Devlete bile bakmak aslında patent sahibi olarak önce bizde uygulanması gereken Kemalizm’in, uygulanamamasının bize verdiği acılı kayıpları, artık kurumaya başlayan damarlarımızda bile hissedebiliyoruz.

 

Hele de vatandaşlarına maske bile dağıtamayan bu İktidarın, başka ülkelerin Pandemi sorunlarına da -kendi sorunlarımız ortada büyüyerek sırıtıyorken- yardım ediyoruz söylemleri, İktidarda kalabilmeleri için emperyalistin ne denli baskılarına katlanarak ne trajikomik durumlara düştüklerinin de ayrı bir göstergesi midir? Ee hal bu olunca da şüphesiz, doğruları açıkça ifade edebilecekleri beklenmemelidir. Çünkü biraderlerin arkasında, çoğunlukla destekçileri olan cahil, cühelaların önceki toplamından çok daha az seçmeni kaldı artık. Muhtemelen onu da kaybetmek istemiyorlardır anlaşılan.

 

Yani İktidar öyle zor bir durumdaki tüm muhaliflerin yazar, çizer ve sosyal medya aracılığıyla kendilerine karşı kullandığı ifadeleri, tek adamlarının ağzından, kelimelerine bile dokunamadan ki daha etkili olabilecek ifade becerisine esasen sahip de olmadıklarından, muhalefete karşı kullanmak zorunda kalıyorlar. Bu durumsa kendilerine daha da fazla güldürüyor içeridekileri ve dışarıdakileri.

 

Ne diyelim, Allah bir zahmet ütüleyiversin de encamlarını, belki de önce tek adamlarından kurtulup, kurucu anayasaya ve Meclisin sinesine geri dönerek, kendilerine çeki düzen verirler. Çünkü kendi Cumhuriyet’inin kurucu anayasasına aykırı düşen bir Cumhurbaşkanına da Cumhurbaşkanı denemez. Bu durumda olan bir Devlete legal bir Devlet bile denemez. O halde ülkemiz ne olduğu belirsiz çok daha beter bir durumla karşı karşıyadır.

 

Böylesi bir durumda ise bu faciaya onay verenler 80 milyonu karşılarına alarak, bizatihen kendileri çok daha feci durumları karşılamak zorunda kalacaklardır. İşte bu felaket durumunda akılları biraz başlarına gelir de belki de vatana hayırlı evlatlara dönüşerek günahlarını da affettirirler. Olmaz, olmaz demeyin sakın.

 

Ayrıca esnaf ve bilhassa da küçük işletme sahiplerinin Pandemi gerekçeli özellikle de kredi borçları nedeniyle yaşadıkları icra sorunlarına kısaca değinmek gerekirse. Bu kardeşlerimiz özellikle de büyük iş adamlarının aynı sıkıntıları fazla kayıplar vermeden geçirmelerinin esas nedeninin, zor günler için fon ayırmaları ve bu paraları asla amaçları dışında kullanmamalarında yattığına empati oluşturmalıdırlar.

 

Yani bütün serbest meslek sahipleri işletmelerinin zor günleri için faizli fon hesapları açmalı ve bu tasarruflarını imkânları nispetinde de büyütmelidirler. Ve bu hesapların sadece zor günler için ayrıldığını da asla unutmamalıdırlar. Şayet böyle sıkıntılar yaşamak istemiyorlarsa.

 

Adam Çin’e, yeni İpek Yolu çerçevesinde dümbür düdük, malı mülkü dolu bir ticaret treni kaldırıyor, birkaç kilometre sonra da durdurup treni gara geri çekiyor. Tıpkı Ege de kara sularımızda gaz arayan gemimizi bile limana geri çektikleri gibi. Yani sömürge Devleti Hükümeti oldukları için, tükürdüklerini yalayıp havlu atarak, iflas ettiklerini adeta bütün dünyaya ilan ediyorlar. Bu durum hangi Devlette bundan sonra saygınlık bırakır ki? Ve bunun için kimlerden ültimatom aldıklarını açıklamaya, her zaman ki gibi yine yürekleri yetmiyor. Anlayacağınız bütün Dünya tefe koyup çalıyor bunları.

 

Velhasıl ne alakaysa; müstevli mevcudiyetleri gerekçesiyle, sahiplerinden aldıkları ültimatomlar üzerine, 7X24 seanslı ve içinde AKP dublörlü tek adam trajikomedyasının oynandığı bir panayır tiyatrosuna evirdiklerini düşünüyor olsalar herhalde, koca Türkiye Cumhuriyeti’ni. Ne var ki Kılıçdaroğlu’nun rakibini ezen akılcı bir sükunetle ve dosdoğru tespitlerle Mecliste verdiği tek adam muhalefetini ise takdirle izlerken, hakkını da vermemiz gerektiğinin adil olacağını düşünüyorum…

 

                                                                       Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim