15 Ekim 2021 Cuma

KORKU DAĞLARIMI BEKLİYOR..

  


            Her şeyin öncelikle de Biden, Erdoğan vb. gibi adamların yer aldığı bir Dünyada şayet sonsuz ömürler yaşanıyor olsaydı, Dünya ne kadar yaşanılmaz olurdu değil mi? Demek oluyor ki doğa işini biliyor ve her şeyin evet aralıksız olarak canlı, cansız her elementin pili, sonunda bitiyor veya güncel dünyayı terk ediş düdüğü vakti gelince çalıyor.

 

            Sağlığı nedeniyle yeniden adaylığını koyamayacak olduğu söylenen ve artık siyaset hayatına bile devam etmesi sakıncalı olup engellenmesi gereken Erdoğan’ın yerine emperyalist senaristler, yeni siyasa partnerlerini şimdiden ayarlamaya başladılar. Tabi ki yeni adayların her zaman olduğu gibi yine Türk Milletinin bekası hesabına değil; ama emperyalist menfaatlerinin ön plana taşınacağı bir tensip ve destekle seçileceği kesindir.

 

            Ne var ki bu yılı bile çıkaramayacağı düşünülen Erdoğan’ın artık şimdiden parasal yandaşlarıyla ilişkiyi kesmeye başlaması son menfaatinedir. Çünkü mevcut çakma demokrasi Hükümetinin bütün bakanları ve diğer yandaş ihale babaları Hükümet düştüğünde hesap verirken yapayalnız kalacakları için, olacak kayıplardan şimdilik korunabilmek üzere, bundan sonraki yaşamları bağlamında şimdiden dışarıda yeni vatandaşlıklar aramaya hazırlanmalı ve bu nedenle de ödemek zorunda olacakları hatırı sayılır meblağları şimdiden fonlamaya başlamalıdırlar ya da başlamışlardır çoktan.

 

Yoksa muhtemelen şimdi de Taliban’a pazarlanması düşünülen ülkemiz, onlar için de artık yaşanılır olmayacaktır. Ayrıca faizlerin düşürülüp Doların yükselmesinde, bilinen ekonomik nedenlerle tek kazanan, Dolar rezervi olan Erdoğan ve aynı paralelde sonraki yaşamlarında dışarıda Dolar sarf etmek zorunda kalacak diğer Dolar stokçusu yandaşlar olacağından ve artık seçim umutları da kalmadığından ülkeden savuşmanın hesabını, akıllarınca intikam almak üzere yine ülkemizin üstüne yıkmaya yönelik yaptıkları da çıkıyor ortaya. Yoksa ısrarla ve bütün riskleri üstüne alarak, aslında milli hesabına asla Cumhurbaşkanı dahil hiçbir siyaset adamının el atmaması gereken MB ile uğraşmasının sebebi nedir sanıyorsunuz? Ve anlaşılan ülkeden ayrılmadan önce bütün mal varlıklarını Dolarla satmayı düşünüyorlar ve muhtemelen de de çoktan yapıyorlardır bunu.

 

            Yalnız Erdoğan’ın hasta olduğunu ve fazla vaktinin de kalmadığını söyleyen dış kaynaklı yazarların ve onların ülkemizdeki basın ortaklarının, göreve başladığında bile 2 yıllık ömrü kaldığını söyledikleri şahsın, 20 yılda ülkenin ocağına incir dikmesinin de hazırlayıcıları oldukları asla unutulmamalıdır. Ve bu nedenle de yeni bir tufaya asla düşülmemelidir. Nitekim dış medya Erdoğan’ın bozuk olan sağlığından bahsedip AKP içinde en iyi adayın Akar olduğunu ve onunla daha iyi anlaşabileceklerini açıklarken, tartışmasız bir emperyalist algıyla da dikkatlerini çekmeye çalışıyordu okurların. Yani Gülsüm’ün gidip yeni Gülsüm’ün gelmesiydi kendileri için önemli olan ahval ve şerait sadece. Lakin acaba öyle mi olacaktı ya da olmalıydı!

 

            Yalnız yukarıda ifade etmeye çalıştıklarımı eskisi gibi açık ve kesin ortaya koyamıyorlar. Çünkü eskisi kadar güçlü olmadıklarını da çok iyi bildiklerinden artık kem, kümlerle işi idare etmeye çalışıyorlar anlayacağınız. İngiliz BP İmparatorluğunun son benzin çaresizliğine ve bir zamanların İngiliz ordusu mensuplarının şimdi yurttaşlarına benzin dağıtmakta olmasına bakılırsa; sadece USA’nın akıl önderi İngiltere’nin değil, AB’nin de ne durumda olduğu daha iyi anlaşılır. Yalnız Almanya şimdilik ısırgan tarlasındaki tek gül gibi duruyor. Hoş bakalım bu da ne kadar böyle devam edebilecek. Öyle ya daha şimdiden manipüle edilmeye çok daha müsait ilk siyasi değişim ve umutsuz olan yeni Hükümet adaylarında ilk istifalar başladı bile. Sosyal çerçeveye olabildiği kadar sıkıştırılmış bir (sosyal) liberal koalisyonla, neoliberalizm ve Küreselcilik ne kadar saf tutabilecek. Bu da beklenip görülecektir anlayacağınız.

 

            Bizde 6 Muhalefet Partisinin TBMM’yi bağımsız güçlendirmek üzere tek bir karar ve düşüncede birleşmeleri, aslında çoktan olması gereken bir olguyu gösterirken özgürlüğünden asla taviz vermeyen ve vermek istemeyen vatandaşları da mutlu ediyor şüphesiz. Bu arada süregelen sayısız yolsuzluklar, Vakıf kıyakları, Rektör, kayyum, diğer çeşitli bürokratik tayinler vs. gibi türlü liyakat dışı atamalar, olumsuz sataşmalar ve Temel fıkralarını anımsatan çeşitli diğer sahte gündem parodileri; ana sorunlarımız olmuş Adaletsizlik, Ekonomi, satılan kaynaklarımız, işsizlik, eğitim, sosyal içerikli el yakan sağlık, açlık ve özellikle de mutlaka Hükümetten bağımsız olması gereken Merkez Bankamızın içine giren çıkan elin belli olmadığı bir harami torbasına dönmüş milli kasası gibi yaşamsal ve rehabilite edilmeleri hayati noktaya gelen ana problemlerimizin nasıl askıya alınmasına çalışıldığına bakılırsa; AKP’nin artık son günlerini yaşadığı vasıtasız ve uzatmasız derhal anlaşılabiliyor.

 

            Bu durum ise yakın geleceğin, ilk önce de çakma Başbuğ da nasıl bir korku ve çaresizlik yaratmış olduğunu gösteriyor. Bu da korkusunun artık dağlara çıktığını akla getiriyor. Halbuki düşünemiyor ki soymak için fırsat kollayanlara da yol göstermeye devam ederse en çok varlığı olan ve ‘Ekonominin tek sorumlusu benim, ben’ diyen kendi şahsını ana hedef yapacaktır kuşkusuz. Zira siyasetin gerekirse kan dökerek devam ettirilmeye çalışılması tarihte, buna teşebbüs eden tek adamların sonuçta hep kendilerini yok etmiştir. Yani sözün özü dersek; diktasını cinayetle devam ettirmeye çalışan her Liderin, biricik çıkar yolu, sonuçta kalan ömründen vazgeçmek olmuş ve olacaktır da sadece…

                                                                                   Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

1 Ekim 2021 Cuma

YAPAY OLANA DESTEK..

 


            Kabul edilebilecek bir gerekçeye dayanmayan elim bir şekilde iki Türk askerinin, Vatikan İslam’ı çerçevesinde hayat bulmuş ve maalesef Hükümetimiz tarafından da destek gören terör örgütleri tarafından ketledilmesinin, hiçbir tevili olamaz. Şayet kılıçların savaş silahları olduğu mertlik döneminde yaşıyor olsaydık, bilin ki bu vahşete sebep olanlar ülkenin Başbuğu sülalesinden bile olsalar aynı yöntemlerle çoktan telef edilmiş olurlardı. Gel de o dönemi arama şimdi. İşte bu görüş benim gibi sapına kadar Türk milliyetçisi olan bütün Türk vatandaşlarımın da müşterek bakış açısıdır.

 

            Bugün HDP ile konuşmayı, gerekirse de ittifak yapmayı düşünenler, yarın açık ara bir Eyalet Hükümeti kurmaya yönelik bir paradigmaya verecekleri desteklerin de önünün açılacağını hesap edemiyorlar mı? Ve bu durumda Türk Milletine nasıl hesap verebileceklerini düşünüyorlar acaba? Erdoğan’ı bugün Hükümetin başına oturtan Baykal, nasıl sütten çıkmış ak kaşık olamıyorsa, o zaman kendilerinin de ne olarak anılacaklarının şimdiden hesabını yapıversinler bir zahmet.

 

            Orduda ve İdlib gibi harekât bölgelerinde, önce ülkelerinin bekası sonra da kendileri için bir gelecek göremeyen Generaller istifa etmeye başladı. Tıpkı USA Ordusunda da artık kendi gelecekleri bağlamında bir beklenti göremeyen ve aile hayatlarından da ödün vermeye başlayan Subay ve elit askerlerin giderek Vatandaşlık bile değiştirdikleri gibi. Bizde de milli savunma metabolizmasındaki tutarsızlık ve emir komuta zincirindeki belirsizlikler, istifa edenler gibi diğer askerlerimizin de kafasını karıştırmaktadır.

 

            Onlarda bazı askeri pilotlarımız gibi yakında dış kaynaklı ödemelere kapılık parayı ödeyenlerin tetikçiliğine soyunurlarsa hiç şaşırmamalı. Yani Orhan Velinin söylediği gibi ‘denizi görünce şaşırmamalıyız’ anlayacağınız. İşte o zaman da artık Kemalin askerlerini arayın ki bulasınız. Görünen köyün kılavuz istemediği bu olgunun vahim boyutuna, İnşallah güzel ülkeleri ve milli bekaları için vicdanları sızlayanlar, empati oluşturabilirler.

 

            Yıllardır PKK aslında ülkemizin de içinde olduğu, bir Kürt-Ermeni bileşkeli panonun resmini oluşturduğu için bilhassa da Atatürk’ün Partisi olan CHP azami dikkat kesilmelidir. Şayet yıllarca Şehitler verdiğimiz ve Güneydoğumuzda Kürdistan ve bileşkesi Ermenistan’a da emperyalist ajanı bir yapılanma sağlayacak böyle bir oyuna alet olup emperyalist Lejyoneri bu teşkilatla hatta diyalog ve olası bir ittifak kurmaya kalkarsa bu da yakın bir gelecekte ülkemizi yerle bir eder. Sonrasında da arayın ki CHP’yi de bulabilesiniz. Aynı bağlamda bütün Kemalist milliyetçilerin, esasen bölünmüşlüğün başlangıcı olacak böylesi bir dönemde, Kuvayı milliyeci adrenalin seviyelerinin tavan yapacağı da kaçınılmaz olacaktır.

 

            Bir önceki yazımda Biden’in Erdoğan’la bizatihen asla bir görüşme yapmayacağını neden ifade etmiştim. Bu düşüncenin derinliği ve nedeni; artık askeri gücü bile yardım arama konumuna düşmüş olan USA’nın, aynı nedenle de hem de Vatikan İmamlı çeşitli terör örgütlerinin işvereni olduktan sonra, gizli suç ortağı olan Erdoğan’la neden umuma açık bir görüşme yapmak istemediğinin de kanımca anlaşılır bir ifadesi olmuştur. Herhalde ‘aslında görüş ayrılığımız yok’ diyen Erdoğan dahi bunu anlaşılır bir dille ifade etmiş olmuyor mu?

 

            HDP Kemalist Türkiye Milli Birliğinin giderek genişleyen duyarlılığı nedeniyle ‘ittifaklarda yokuz’ açıklaması yaptı. Bu da gösteriyor ki muhalif güçlerle ittifak yapmakla, aslında Mecliste bile işlemez hale getirilerek tavşan tuzağına düşürüleceğini kendisi de fark etmiştir muhtemelen. O halde Milli İttifaka verilebilecek en iyi nasihat, HDP’ni tamamen yalnız bırakarak gerekirse ve hatta AKP ile ittifak yapmasını sağlayıp aslında iki Partiyi birden Kürt vatandaşlarının da bütünleştirdiği Türk Milletinin karşısında bir it dalaşına sürüklemektir. Aslında bu durum emperyalisti de muhtemelen ülkemize açık müdahaleye mecbur(!) bırakarak maskelerini düşürecektir. Böylece çok daha kesin olarak ve elzem olduğu gibi de Batı ve Doğu birbirinden ayırılacaktır artık. Çünkü Türkiye, Batılı emperyalistin güvendiği son kaledir.

 

            Diğer tarafta aslında içine sokulan bazı bölücü ajanların – ki HDP aslında Ermeni & yapay Kürt bileşkeli bir katkıdır- dışındaki Türkmen/Kürtlerimizin ne bölünmeyle ne de HDP ve tasarımlı emperyalist projeleriyle ilgisi vardır. Onlar sadece bağımsız ve laik bir Atatürk Cumhuriyeti Türkiye’sinden yanadırlar. Ve bunun için hayatlarını bile seve seve verebilirler, şimdiye kadar olduğu gibi. Dolayısıyla hepimiz bu vatanın evladıyız ve anlaşıldığı gibi de herhangi bir Kürt sorunumuz yoktur. Demek ki ülkemizde bir Kürt sorunu değil; ama bahaneli bir emperyalist sorunu vardır gerçekte ve sadece.

 

            Putin’le buluşan Erdoğan’ın vücut dili bezgin, çaresiz ve bağımlı olduğunu gösterirken, her halükârda kendisiyle bizatihi görüşmede tamamen alnı açık olarak ve Biden gibi hiçbir sakıncası da olmayan Putin’in vücut dili ise nereden bakılırsa bakılsın bağlayıcı şartları koyan olduğunu göstermekteydi. Yani kısaca ifade etmek gerekirse Putin’in taleplerine verecek hiçbir karşılığı, beklendiği gibi de yoktu ve olamazdı da Erdoğan’ın. Çünkü kendi yaşam süreci uzatmaları için de son kaleydi Putin Rusya’sı.

 

Ayrıca yurttaşlarına ‘her zaman Rusya ile saldırmazlık paktını öne alın ‘diyen bir Atatürk örneği de vardı önünde. Yani işi kolaydı özünde. Lakin kendisine ne kadar güvenilebilirdi. Bunu da artık Putin’e bırakalım. Çünkü ülkesinin ikbali için çalışanla karşısında ülkesini satanın çaresizlik utancı, kendiliğinden anlaşılıyordu esasen. Ve ne yazık ki Putin’in milletinin bile saygıyla tepe noktasına taşıdığı Atatürk’ü de yetiştiren kendi milletimiz, tarihinde ilk defa karşılaşıyordu böyle bir durumla.

 

            Son günlerde Halk TV de fazlalığı artan HDP görselli reklamsal programlar, her ne kadar CHP Amerikancı olmadığını beyan ediyorsa da yoksa yine de emperyalist karargâhla yapılmakta olan bir seçim oynaşı çabası mıdır acaba, diyerek sorgulamadan geçmek mümkün değildir? Bu arada her şeye rağmen bilesiniz ki şayet HDP ile ittifak yaparsanız bölücüleri Partiniz aracılığıyla Meclise taşıyacak olduğunuzu da sakın aklınızdan çıkarmayın. Hani biz söylemiş olalım da!

                                                                       Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

15 Eylül 2021 Çarşamba

DALGANIN FARKINDA OLMAK..

 


 

            ‘Daha Adil Bir Dünya’ etiketli bir kitabı Bay Tayyip yazıyormuş. Duyun da inanın. Aslında adil bir Türkiye olmalıydı iştigal etmek zorunda olduğu tek konu, adı edilen zatın. Kendisini, belki de öne alınması kuvvetle muhtemel olan genel seçimler arifesinde daha popüler edebilmek için yapılan nafile uğraşlara gülünür mü ağlanır mı, artık bir karar vermek gerekiyor. Bu arada bir de böyle bir popüler kitap adı için binlerce başlık varken seçilen temaya bakın, sanki birileri kendisiyle dalga geçiyor ve o da bunun farkında olamıyor gibi.

 

            Artık öyle haberler de duyuyoruz ki sormayın, mesela 75 yaşlarında bir kaknem kadın 2’nci Dünya Harbinde aç kaldığını söylüyor. 1945 yılında biten ve Miğfer Harbi de denen bu savaş bittiğinde sen daha doğmamıştın bile. Bırak hepsini de ana rahmine bile henüz düşmemiştin muhtemelen. Yahu düzeltin biraz kendinizi ve bize de dinletmeyin bu zırvalarınızı. Sonu Sevr ile biten ve yok yere katıldığımız Birinci Dünya Harbinde, Osmanlı ordusunun yediği dayağı ve karşılığında neler kaybettiğimizi önce bir hatırlayın lütfen.

 

            Sonrasında Atatürk Liderliğindeki aynı Türk Ordusunun neler yaptığı ve Atatürk’ün arkasında neler bıraktığı yedi düvelinde malumudur. Ve bütün Türkler gibi elbette Lozan Mimarı İnönü de veraset edilen altı okun Devrimcilik ruhundan ve dâhi Atatürk’ün muhteşem önerilerinden fazlasıyla nasibini almıştı. Ve görevinin bilincinde erdemli bir liyakat adamı olarak, ilk Dünya Harbinde neler kaybettiklerimizin de farkındalığıyla, Hitlerin ve ihtilaf güçlerinin bütün baskılarına rağmen Boğazları açmayarak, bu Savaşa girmemizi önlemiş ve hakkıyla bugünkü varlığımızın da tekrar ikinci mimarı olmuştu.

 

            Yoksa bilhassa da sizler, o zamanki sübyan sıfatlarınızla, suratlarına bile tükürmeyeceğiniz kim bilir kimlerin kucaklarında helak olup bitmiş olacaktınız. Eski bir Nazi askerinden, Almanların Ruslara bilhassa da kız ve kadın olanlarına neler yaptıklarını duyunca erkek olarak benim bile yüzüm kızarmıştı. Ayrıca adam, ‘bizimkilerin Ruslara yaptığını, daha sonra Berlin’e giren Ruslar bize asla yapmamıştı’ diyerek arkadaşları adına belki de günah çıkartmıştı. Aslında bu söylediklerimi ve yaşam tiyatrosunun rejisörü olan tanrının, o tiyatronun baş aktörü olarak yaratıcı olan kadını neden seçtiğini, - ki aslı üretici olan erkeği değil – yaratıcı bir kadın olarak senin daha iyi anlayıp özümsüyor olman gerekirdi. Çünkü seni sıradan bir trol yapan, masasına oturtan zat ve çevresi bunları bilmez, onların tek tanrısı paradır.

 

            Muhalefetin bütün yapacaklarını nasıl yapılacağına kadar harfiyen açıklaması, aslında AKP İktidarına da yol göstereceğinden, çünkü hiçbir zaman yapamayacaklarını salt reklam amaçlı olarak seçim aracı yapacaklarından, yanlış olur. Bırakın ne yapacaklarsa kendi adlarına yapsınlar. Yoksa sizin yapabileceklerinizi sadece seçmeni iğfal aracı olarak kullanmaları, aslında iğfal olmaya da müsait olan bazı seçmenlerin de kafalarını karıştıracak ve bu da belki çok değerli zaman kayıplarına yol açacaktır. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti’nin artık boşa kürek çekmeye ne vakti ne de ihtiyacı vardır. Çünkü bilhassa da Okyanus ötesinden gelen para babası toprak Baronları ülkemizi ziyaret edip ucuza toprak kapamak için artık Ormanlarımızı bile yaktırmaya başladılar.

 

            Oysa ne yapıp yapıp ülkemizi, her geçen gün daha bir batağa saplayan AKP enkazından, milletimizin ve Devletimizin olmazsa olmaz müktesebatı bağlamında bir an önce kurtarmak gerekmektedir. Çünkü emperyalistin ne düşündüğü ne yapmak istediği değil; ama Türk Milletinin ikbali ve var olma geleceği bizim için her şeyden daha önemli olmalıdır. Veya daha açık tabiriyle; rahmetli Atatürk’ün bütün devrimleri ve olmazsa olmaz kamusal uygulamaları, TBMM’nin kamusallaştırılarak bir Vekiller yemekhanesi, kahvehanesi olarak değil, yeniden Vekalet görevlerini ifa edecekleri bir milletin meclisi haline getirilerek, tek adamlık kompleksinin de apar topar yok edilip eskisi gibi bütün kamusal ve yönetimsel taşların yine yerli yerine oturtulması, asla vazgeçemeyeceğimiz gerçeğimizdir. Bu yapılmazsa ne mi olur? Hepimiz yok oluruz. Yoksa yok olması gereken başkalarıdır, ezelden itibaren var olmuş ve olacak olan Türk Milleti değil.

 

            Erdoğan bugünlerde yine saltanat uçağıyla USA’e gidiyor. Erdoğan ile Biden’in umduklarının üstünde bir antlaşmayı hem de Türkiye Cumhuriyeti hesabına yapabilmesi asla mümkün değildir. Ki bu ancak kendi umutlarını yeşertmeye veya ego tazelemeye yönelik olabilir ki bu dahi hayal ötesidir. Ki Biden’in bundan sonra Erdoğan’la bireysel bir görüşme yapabileceğini beklemiyorum.

 

Bu yazıyı muhtemel buluşmadan önce yazmamım ana nedeni. Sonucun nasıl olsa yine fos çıkacağını şimdiden anlatabilmek içindir. Halbuki bir an önce Atatürk gibi düşünerek derhal emperyalist Lejyonerliğini bırakarak komşularımızla yeni saldırmazlık paktları oluşturup kendi ordumuz, kendi silahlarımız ve milli gücümüze konsantre olarak öze dönüp tam teçhizatlı ve dinamit gibi yeni bir Dünya Harbine doğru yürüyen Dünyamızda, yurdumuzu savunmaya odaklanmak yerine bakın nelerle uğraşıyoruz. O halde asıl soru da şudur. Nedir acaba, aslen başımızda Hükümet bile olamayan AKP İktidarından, daha fazla beklediğiniz.

 

            Görünen o ki Erdoğan Hükümeti(!) değiştikten sonra elbette, bugün sessiz kalan, ortada görünmeyen Hâkim ve Savcılar ortaya tekrar mantar gibi çıkacaklar, diplomalarının tozlarını alacaklardır. Ne yani o zamanda böylesi korkak ve kişiliksiz olanlara millet saygı mı gösterecektir. Yoksa çoğunun yerlerine yepyeni Cumhuriyet Hâkim ve Savcıları mı atanacaklardır.

 

            Geçen ESİAD toplantısında Kılıçdaroğlu irticalen, prompter veya suflör kullanmadan ve Atatürk’ün İzmir İktisat Kongresinde yaptığı gibi bir takım Türkiye gerçeklerini satır satır ortaya koydu. Acaba Erdoğan’ın, Kemal Beyin neler söylediğinden haberi var mıydı? Veya bu söylenenleri ne kadar anlayabildi. Bahse konu olan ve sanayicilerin alkışlarla dinledikleri bütün Türkiye ekonomi sıkıntılarının ana kaynağının, kendi İktidar dönemi olduğuna acaba biraz da olsa empati oluşturabilmiş miydi?

 

            Atatürk muhteşem bir gözlemci, sentez ve doğru karar adamıydı. Bu nedenle de esasen bütün Dünya düşünürlerinin de Lideri değil miydi? Keşke şimdi de yaşıyor olabilseydi. Sadece onu dinler ve notumuzu alırdık, sonra da hata yapmamıza imkân kalmazdı. Atatürk’ün neden peşinden gittiğini gösteren bu durumsa, bizden biri olan Atatürk gibi Türk Milletinin de yanılmadığının ve yanılmayacağının göstergesidir. İşte hayatını doldur boşalt yaşayan Amerikalı bile sonunda Atatürk’ü yeniden keşfetmek zorunda kalmıştır. Dolayısıyla da bu yazımla da içimizde yaşayıp bizden olmayan ve bizim gibi düşünmeyenlerin kulaklarını bir kere daha çınlatmış oluyoruz.

 

            O halde emperyalist bile Atatürk’ü yeniden keşfedip ona dönmüşken, seküler bile olamayan Erdoğan’ı bir Paradoks olarak bile kabul edebilmek hala nasıl mümkün olabiliyor memleketimizde. Ayrıca Kemalizm’in, ihtiva ettiği 6’ncı ok olan Devrimcilik ruhu ile hep güncel kaldığını ifade ederken ne kadar haklı olduğunu anladığımız Prof. Anıl Çeçen’in aşağıya eklediğim yazısının bağlantı adresini, mutlaka açıp okumanızı öneririm.

Güncel Kemalizm

 

                                                                       Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

1 Eylül 2021 Çarşamba

ASIL ETKEN..

 


            Aslen örtülü bir Cumhur ittifakı ortağı olmaktan başka da bir becerisi kalmamış olan Perinçek’in hele de Taliban’ın Atatürk bileşkeli bir kurtuluş Savaşı verdiği benzetmesi, bırakın eleştirip, yorum eklemeyi dosdoğru alaya alınması gereken bir zırvadır. Dünyada bir emsali daha olmayan kutsal Kurtuluş Savaşımız; hem de böyle ne idüğü belirsiz İslam’la dahi ilişkisi olmayan, emperyalist palyaçosu, çapulcu, bir terörist sürüsünün emperyalist güdümlü hareketiyle özdeş kılınması gafletiyle, nasıl kıyaslanabilir. Oysa Perinçek Taliban ile Tayibanı özdeş kılsaydı çok daha akılcı davranabilirdi.

 

            Kurtuluş Savaşımızın aslında emperyalist alemin topuna birden açılmış bir bağımsızlık savaşı olduğunu bilmek istemeyen bir davranış, belgesel tarihi bile dıştaladığından, emperyalist güdümlü çapulcuları ve onları destekleyen İstiklal Harbimizin kaçaklarının torun ve evlatlarını eleştirmekle bile onları adam yerine koyarak, asla taviz vermemelidirler tüm düşünür aydınlarımız.  

 

            Türkiye’nin sallan yuvarlan dış politikasıyla özdeş ve bilhassa henüz bir hedeften ziyade kaotik bir kargaşaya doğru yol olan Taliban mağduru Afganistan’ın, hiçbir bileşkesi olamaz. Olsa, olsa USA tarafından eline tutuşturulmuş ve tutuşturulacak olan yeni strateji planları olmuş ve olacaktır da elbette. Çünkü Taliban’ın bunca yıldır yaşatılıp büyütülmesinin şüphesiz ki bir hesabı vardır. Ve Taliban’ın Afganistan’ın yeni sahibi olmasıyla da bu hesabın kesilme vakti gelmiştir artık.

 

            Böylece Erdoğan Devletinin, yurtlarından kaçan veya öyle görünen Afgan göçmenlerini, %50 demografik bir yoğunluk oluşturacak seviyede, ivedilikle vatandaş yapması gerekecektir. Çünkü mevcut yandaş ve seçmen kadrosunun artık Erdoğan’ın Başkanlık süresini uzatabilme ve onu taşıyabilme olanağı yoktur. Ve AKP yönetim kadrosu da çok iyi biliyor ki mevcut şartlarda Erdoğan’ın çakma Başkanlığının da artık devamlılık şansı kalmamıştır.

 

            28 Şubat olaylarını temsil eden eski ve yaşlı Subayların 20 yıl sonra tutuklanarak yeniden yargılanmak üzere ceza evine konması tutarsızlığının, şimdi yeni bir Başkanlık affıyla Erdoğan’ın artık cilası dökülmüş imajının, böyle bir manevrayla yeniden parlatılması düşünülmüştür muhtemelen de. Halbuki unutulan, Erdoğan cephesinin artık yeni boya ve cila tutamayacak hele gelmiş olmasıdır. Ki bunun aksini, erişilmez servetine rağmen Rockefeller dahi kendi cephesini düzeltebilmek için döktüğü servetlere rağmen başaramamıştı.

 

            Erdoğan bunu nasıl yapabilsindi ki, nitekim eski makinanın artık toptan yenilenmesi gerekmektedir. Ve halen yeni bir ittifak arayışı içinde olan Erdoğan modeli bitmiştir artık. Bunu elbette bütün umutlarını Erdoğan’a dayamış olan USA ve AB taifesi de iyi bilmektedirler şüphesiz. O halde şimdilik bize de farz olan, son saati beklemektir. Çünkü göçmen yerleştirmenin demografiyi değil; ama bir iç harp aranjmanı da olabileceği asla unutulmamalıdır. Çünkü USA böyle sol gösterip sağ vuruşları hep uygulamıştır. Aman dikkat, tufaya gelen bu defa da biz olmayalım. Zira böyle bir sonuçtan emperyalist cephesi çok mutlu olacaktır.

 

            USA Afganistan’dan çekilmiş olabilir. Lakin bu durum Taliban kontrolünü, lojistik desteğini, yakın gelecekte alacağı siyasi profili de terk etmiş olduğu anlamını asla taşımaz. Her ne kadar Rusya, Çin gibi hem de yakın komşu olan iki Dünya devinin de büyük ilgi ve dikkatleri üstlerinde olduğu halde. Türkiye’mizin ne yapacağına gelince; bu iş tamamen Erdoğan’la tamam deyinceye kadar da uçuk, kaçık AKP Reisinin ruh haletiyle bilinen seviyede kalmaya mahkûm olarak devam edecektir. Yani bu durum devam ettiği sürece de anti emperyalist bir dik duruş asla beklenemeyecektir.  

 

            Dava dosyasının aynı torbaya konduğunu – ki haklı da olabilir – iddia eden Bayraktar adlı adama bakın ve ‘daha fazla açıklarsam beni öldürürler’ diyerek kendisi gibi itirafçı olacaklara da gözdağı vererek, geri adım atıp nasıl da kendi sahiplerine yarandığını görün. Demek oluyor ki kümesinden kaçamayan horozla yeni kümes kuramazsınız. Çünkü eski kümeslerinden kurtulamayan horozlar sonunda birbirlerine binmeye başlayarak, bir zamanlar kendilerinin de horoz olduğunu unuturlar ve neticede yemek tabağında biterler. Böylece ancak kümeslerinden kaçabilen horozlarla yeni kümesler kurulabileceği de kendiliğinden açıklanmış olur.

 

            Bahçeli sadece kendisini ve Partisini Erdoğan’a taşıtmak istediği için Cumhur ittifakını destekliyor. Oysa Erdoğan’ın hem de hanidir, kendisini taşıyacak bir ittifaka ihtiyacı vardır aslında. Ne var ki böylesini de bulmak pirinç çuvalında iğne arar hale getirmiştir Erdoğan ve yandaş kadrosunu maalesef. Ve bu arada AB ve USA’nın Afgan göçünü de Türkiye de tutmak istemelerinin ana nedeni, vakti geldiğinde Doğuya karşı bir duvar oluşturmak ve sömürgeleşen Türkiye Federasyonları projesinde, laik Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı da kullanmak içindir muhtemelen.

 

            30 Ağustos Zaferi olmasaydı, 29 Ekim Cumhuriyet kutlaması da olamazdı. Dolayısıyla büyük Atatürk’ün ve Türk Milletinin asıl ebedileşme nedeni laik Türkiye Cumhuriyetidir. Bu nedenle de Zafer Bayramı’nı asıl bu nedenle kutlamak gerekir. Çünkü Atatürk şayet kendisinden istendiği ve beklendiği gibi Osmanlı devşirmesi, İslam bozuğu, hilafi ve oligark bir Devlet ve onun Diktatörlüğüyle yetinmiş olsa ve Saraya da taşınsaydı, bugün ne Atatürk’ümüz ve ne de Türkiye Cumhuriyeti’miz var olabilirdi.

 

            Ne ki ahlak ve adalet dediğimiz erdem ve yaratıcı akıl olan deha ile yüklü Atatürk’ümüzü, başkalarına kolayca yapıldığı gibi kimse kandırıp iğfal edemediği içindir ki Atatürk kendisi kalarak, önce Kemalist ve sonra da Türk Milleti ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu Ata’sı olabilmişti…

                                                                       Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

 

15 Ağustos 2021 Pazar

İKİLİ POLİTİKA KOMEDYASI..

 


            BOP Projesi şimdilerde BAP (Büyük Asya Projesi) olarak yön ve eylem değiştirmeye başladı. Demek ki Erdoğan’ın Orta Asya Eş Başkanlığına atanması da vacip oldu. O halde emperyalist artık ciddi olarak rüzgâra karşı tükürmeye(!) karar verdi herhalde, başka da ne denebilir ki dostlar. Tabii sağlık yapısı bu kadar baskıya dayanabilir mi, bilinmez.

 

Lakin adı geçenin ben merkezi, daha da fazla tahammül edemeyeceğinden ve sahip olduğu yeterinden fazla para ve mülk varlığından, ondan öte de “çok şükür” torunları bile USA vatandaşı olduğundan ve hakkında çeşitli senaryolar üretiliyorken, bir gece ansızın her şeyi bırakıp yeter artık feryadıyla, bütün bu badireden kurtulmak üzere büyük denizlerin ardında, kayıplara karışmayacağını da kimse garanti edemez.

 

            USA güdümlü emperyalistler, Özbek, Uygur, Tacik, Kırım, Türkistan, Pakistan, Afganistan, Hindistan vs. derken, gelişen Doğuya köstek olur düşüncesiyle sonuçta bütün Türkleri kaşımaya karar verdiklerine göre, işleri de bayağı bitik ve tarihte hiç yenemedikleri aynı düşmanı da karşılarına almaya bile olur dediler desenize.

 

            Lakin Rusya, Çin, Kore, Vietnam hatta Japonya’nın diğerlerini nasıl yönlendirip kendi selametleri bileşkesinde bütün Türklerin yanlarında duracaklarını da düşünmek zorunda kalacaklardır elbette. Ayrıca AB için büyük bir engel teşkil eden İsrail & USA Siyonist Mafyasından da her halükârda kurtulmak zorunluluğu daha da yakındır şüphesiz ki AB emperyalistlerinin.

 

            İşte bu yakın gelecek paralelinde oluşacak Projeler zinciri açıldığında, Biden mütevelli heyetinin ateşle oynamaya karar verdiği derhal görülüyor. Ne var ki bu teamül kendilerini daha da çabuk bitirecektir. Zira bir blöf olmaktan öteye gitmeyecek böylesi bir uğraşın, Orta Asya’nın göbeğinde Taliban adlı İslam bozgunu bir hırdavat sürüsünü de beslemeye kararlı olması, yarın Rusya ve Çin’i daha da büyütecek olan bir yaklaşımdır sadece. Rusya, gerekse de Çin’in ve diğerlerinin dönem ve plan dışı böylesi ve ne idüğü belirsiz bir çağdışı oldubittiye uzun ara ev sahipliği yapabileceklerini düşünmek bile doğru akla isyandır.

 

            Suçluların bizatihi Başkan ve Bakan veya yardımcısı olabileceği ve hem de bu ülkenin Türkiye olacağı asla aklımıza gelmezdi. Öyleyse ‘bunun üstünde durmalıyız’ diyen muhalefete bizim de sormamız gerekmez mi? Kardeşler bugüne kadar tavan yapmış bu yolsuzluğun üstünde durmadığınız hatta tahammül dışı büyümesine bile göz yumduğunuz halde, şimdi mi üstünde durmaya karar verdiniz? Aferin, öpüldünüz doğrusu…

 

            Ey yüce Atatürk, Bursa Nutkun da dahil olmak üzere bütün söylediklerin bir bir gerçek oldu. Ve şimdi ülkene yine ve yeni bir Devrim yapılması farz oldu. Oysa sen yoksun, lakin bir Devrim için önce bir milliyet ve onun milleti lazımdı ki onun da yine senin sayende insanlığın başından beri var olduğu anımsanmış, Osmanlı uykusundan uyandırılmış ve yeniden ayaklarının üstüne dikilmiştir Türkiye’mizde. O halde haydi Arslanlar, Emmioğullarım yeni Devrim nöbetine, başınız dik ve yolunuz aydınlık olsun.

 

            İşte adı BOP veya BAP olsun bütün emperyalist projelerde milli görüşün ne demek olduğu ve de neden önemli olduğunu anlayabilmek için, yüce Atatürk’ün aşağıdaki milli politikasına empati oluşturmamızın önemi bir kere daha ortaya çıkıyor. O zaman şu asil Devlet adamının milli siyasasına, derinliğini hissederek bakalım, onu emsal alalım da çevremizdeki insan kılığındaki bir halta yaramazların, kendilerine bile yararı olmayan müstevlilerin ve ruh sağlığı bozukların abesleriyle boşuna uğraşmaktan artık utanalım dostlar:

§             İttihat ve Terakki partisi ve Genç Türklerin İslâmcı ve Turancı olan bu çifte politikayı gereken bilgi, tecrübe ve maharetle uygulayamamalarından ve Osmanlı Devleti’nin hayatına mal olmasından dersler çıkaran ve her ikisini de benimsemeyen Atatürk, İslâm Birliği ve Panturanizm’i reddederek ve millî unsurlara sıklıklarına, kalabalıklarına göre hayat ve vatan hakkı tanıyan Wilson prensiplerini dikkate alarak millî iradeye dayanan millî politikayı ilke olarak benimsemiş ve zamanının uluslararası güç dengeleri ve şartlarına göre millî politikayı şöyle tarif etmişti: “Millî politika demek, millî sınırlarımız içinde her şeyden önce kendi gücümüze dayanarak varlığımızı muhafaza edip, millet ve vatanın hakiki saadet ve ümranına çalışmak, türlü emeller peşinde koşarak milleti işgal ve zarara uğratmamak, medeni dünyadan medeni ve insani muameleye ve karşılıklı dostluğa bakmaktır” (Akşin, 1991, 42-43).

 

Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com                      

Video Kanalım & Şiirlerim

 

1 Ağustos 2021 Pazar

YADSINAMAZ UYUMSUZLUK..

 


            Emperyalistin yapay saadet zinciri, her bulanın elinde değersiz teneke kırıntılar bırakarak şimdilik yoluna devam ediyor. Ne var ki izlenen, bununda sonunun artık gelmekte olduğudur. Ortanızdan ikiye de ayrılsanız, Dünya’nın kaderinin bundan sonra, en başında olduğu gibi yine Doğuda olacağını artık kendinize yeni bir din haline getirmelisiniz.

 

            Hangi birisini sayalım ki, Rusya’mı, Çin ‘mi hatta yapay bir Batılı görüntüde olan ve silah envanteri hiç bilinmeyen Japonya mı, Kore veya Hindistan, Vietnam ya da Malezya’mı. Bütün kalkınmış ve kalkınmakta olan ülkelerin bugün Doğuda olduğunu, AB ve USA’nın ise artık gün saydığını nasıl göremiyor veya görmek istemiyorsunuz. Şimdilik Doğu yıldızlarının arasında size pek bir şey verecek ve umut olabilecek olan görünmüyor.

 

            Yani bilesiniz ki oluşacak yeni Dünya da Biden ve ekollerine artık yer olmayacaktır. Son taşlar da yerine oturunca belki dinler de yok olacak veya tek düze bir Evren demeyelim; ama Güneş dini oluşacaktır muhtemelen. Vaktiyle de Türklerin sahip olduğu gibi. Zira gidiş bu gidiştir artık. O halde buna göre yeni planlar yapılacak ve tanrı maddesi (kara madde) yeryüzü ve uzay araçlarına da yakıt olacak, mekân ve zaman mefhumunu da ortadan kaldıracaktır.

 

            Herhalde böylesi bir Dünya da CC (cennet/cehennem) kavramlarından ve fonlarından da kurtulmuş olacaktır Homosapien işin sonunda. İşte böyle bir gelecekte Türkiye’miz hangi noktada olacaktır. Bunu asla Erdoğan ve ekibinden öğrenemezsiniz. Bunu ise Dünya insanlığının başlangıcında, külliyenin esasını teşkil eden Türk varlığınız söyleyebilecektir size ancak.  

 

            Rahmetli Atatürk de bunun ne demek olduğunu çok iyi açıklardı size. O halde onun gibi düşünün yeter. Bakın o zaman, artık yaşam statünüz olmuş bütün bu kargaşanın içinden, nasıl yine kolayca çıkacağınıza siz de şaşıracaksınız.

 

            Yapay İslami dürtüler, yeni AKP Kıbrıs çıkarması, İslam terörünü ölüm nefesinde olan emperyalizmin kurtarıcı gibi gördüğü paradoksuyla oluşan kargaşalar asla kafanızı karıştırmasın. Zira ölümlülerin gitmek zorunda oldukları ve olacakları sadece tek bir yol vardır. O da bazılarının yürüyerek, bazılarının sürünerek bazılarınınsa uçarak bitirecekleri yaşam yoludur. Ve sonunda her şey, bugün bize bırakılanları bulduğumuz gibi gelecekte başkalarının bulacağı harabelere dönüşmek zorundadır. Yani Evrendeki her şey gibi biz de bizimle uğraşanlar da yokluğu tanımak zorunda kalacaklardır, bilesiniz. Ne var ki yokluk da aslında göreceli bir kavramdır. Ki aslını ancak daha önce gitmiş olanlar gibi bizde gidince öğrenebileceğiz.

 

            Ne ki işin özünde en önemli olan, kayıplardan kazançlar çıkartarak gelecek nesillerimize sağlam bir müktesebat bırakmaktır ki Atatürk gibi ebedileşebilelim. Ayrıca koca Türk Milleti, öyle birkaç eşkıya kırığıyla hesaba çekilebilecek bir Millet asla değildir. Hele de yüce Atatürk’e bile müktesep kimliğini onaylattıktan sonra. Öyleyse Atatürk Dağında çakıl taşı bile olamayacak Erdoğan ve diğerleriyle yapılacak bir mukayese ya da Atatürk’le yaptığımız bir öz diyalog nasıl mümkün olabilir ki.

 

            DP döneminde, Menderes ve Zorlu’nun USA ile imzaladıkları tek taraflı ve Devletten habersiz yapılan anlaşmaların ceremesini, ikisi de darağacında ödemişti. Şimdi ise Erdoğan’ın Biden ile TBMM dışı ve Kavakçı kızıyla yaptığı gizli anlaşmalarının faturasını, bakalım Erdoğan nasıl ödeyecek. Bana göre bu mesele de vatandaşlar arasında bir iddia konusu olmuştur artık.

 

            Uluslararası antlaşmalar dışında salt bir Biden ivmesiyle Türkiye’nin, Afganistan’a asker yollamasının ardında oluşabilecek kaotik durumda Türkiye’mizin yasa dışı kalarak tek başına yedi düvele hesap verip vermeyeceği ve USA’nın o zaman Türkiye’mizin yanında yer alıp almayacağı da aynı bağlamda bir iddia konusu yapılabilir hatta.

 

            Ayrıca asla unutmayalım ki sonucunda yine hava alacağımız ve kardeş bildiğimiz Afganistan ile pisi pisine, çok sayıda Şehit verdiğimiz bir Kore Savaşını yeniden yaşamayı hiç istemiyoruz. Artık Erdoğan ve ekibine dur denmesi zorunlu hale gelmiştir. Çünkü bu defa, bütün orta Asya ve Avrasya’yı bile karıştırabilecek bir külfetin üstümüze yıkacağı ağır hesabın sonunda, Kore Savaşını bile mumla arar hale geleceğimiz kesindir. Ki o zaman hesap verecek bir Erdoğan da çoktan dağların arkasında kaybolmuş olacaktır. İşte bu durum asla yadsınamaz bir uyumsuzluktur. Veya yeşili kırmızıya perçinlersen kanın bile bozulur, yeşil akar.

 

            Göçmen sanrısıyla çapulcudan ziyade vurucu piyade görüntüsü veren bir sürü ipsizi ülkeye sokuyor, hatta bunlara pasaport bile veriyorlar, öyle ki bunları vurucu güç haline getirip baskı aracı yaparak ve seçmene karşı kullanarak, önce içeride erkene alınacak seçimlerin bile oldubittiye getirilip getirilmeyeceğini kimse söyleyemez. Emperyalistin ve baş sözcü Merkel’in Erdoğan’ı nasıl övdüğüne empati oluşturun, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Yani AB ve USA’nın bile her ne pahasına bunu beklediğine sizde inanabilirsiniz. Ve neticede emperyalist bekçi köpeği ve USA üssü olacak çakma İslami bir Devlete hudutlarında asla izin vermeyecek bir Rusya ve arkasındaki diğer Doğu Devletlerine aklen ve şeklen herhalde siz de hak verebilirsiniz.

 

            Çünkü göçmen denen yurtsuzların sadece AB’den uzak tutulması değildir mesele ayrıca Türkiye’mizi sonuçta emperyaliste sömürge yapacak bir İktidarında ülkemizin başında tutulmasıdır daha da önemli olan mesele. Ayrıca göçmenlerin AB’den ırak tutulması için ödedikleri paranın muhtaçlara ödenip ödenmediğini de sorguluyor mu aynı emperyalistler ve bilhassa da Merkel. Anlaşılan AB Liderleri de gelecek tarihte, geçmişte kendi milli hazinesini bile boşaltan bir Erdoğan Hükümeti ortağı olmaktan, Vebalı gibi anılacaklarını da düşünemiyorlar herhalde. Çünkü Milletine sorumsuz bir Erdoğan Hükümetiyle aynı kulvarda koştuklarını da görmek istemiyorlar herhalde bu sahte Demokratlar.

 

            Son duruma gelince; Biden paradoksunun girdabına kapılan ve ülkelerinden bir şekilde savrulan göçmenlerin artık tek hedefi haline gelmiş olan ülkemizin ortaya çıkardığı tercümeye göre ikbalini kaybetmekte olan Erdoğan ve İktidarı, ülkeyi tamamen satmadan ülkeden ayrılmayacağını da tartışmasız ortaya koymuştur. Bu durumunsa herkesten ve her şeyden önce AKP bakiyesine en ağır hasarı vereceği hususunu da aynı açıklıkla ortaya çıkarttığı görülüyor.

 

            Son günlerde değerli ormanlarımızda birdenbire ve çevresel çıkan yangınların, bütün diğer mundarlıkların bize karşı üst üste planlandığı bu günlerde dış kaynaklı olmadığına, sizi bilemem; ama ben şahsen ve asla inanmıyorum. Öyle ya, Güney ormanlarımız yakılıp yer açılarak, acele vatandaş yapılacak göçmenlere prefabrik gettoların tıpkı üçüncü dünya Devletlerinde olduğu gibi yapılmayacağına nasıl bu kadar emin olabiliriz. Nasılsa TOKİ bu işler için var değil mi? Lütfen anımsayın emperyalist gettoların oluştuğu Güney Amerika Devletlerini. Filmlerde bile görürüz hep, ne çirkin manzaralardır onlar değil mi. Hatta bizim modern İzmir’in eski tepeler demografisi bile aynı çirkin getto manzaralarıyla Dünyaya adeta sırıtır.

 

            Ya da topraklarımızı satanlara çok daha büyük kazançlar sağlayacak olan satışlar, uluslararası turizm şirketlerinin yeni bir dizaynla tatil köyleri yapabilmeleri için yapılıyorsa, durum çok daha vahimdir. Ayrıca bilhassa da Bodrumun tepelerindeki son evlerden sonrasında çıkan yangınlarda bitki ve hayvanların ‘bizi doymak bilmez müta(it)ler yakıyor’ diyen feryatlarını, acaba sizde benim gibi duyabiliyor musunuz? Demek oluyor ki konu, ülkeme kan emici çok çeşitli hortumlarıyla kene gibi yapışan AKP Hükümeti olunca, bütün bu ihtimalleri ve hatta çok daha fazlasını düşünmemek, inanın vatana ihanet olur…

 

Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com                      

Video Kanalım & Şiirlerim