15 Eylül 2021 Çarşamba

DALGANIN FARKINDA OLMAK..

 


 

            ‘Daha Adil Bir Dünya’ etiketli bir kitabı Bay Tayyip yazıyormuş. Duyun da inanın. Aslında adil bir Türkiye olmalıydı iştigal etmek zorunda olduğu tek konu, adı edilen zatın. Kendisini, belki de öne alınması kuvvetle muhtemel olan genel seçimler arifesinde daha popüler edebilmek için yapılan nafile uğraşlara gülünür mü ağlanır mı, artık bir karar vermek gerekiyor. Bu arada bir de böyle bir popüler kitap adı için binlerce başlık varken seçilen temaya bakın, sanki birileri kendisiyle dalga geçiyor ve o da bunun farkında olamıyor gibi.

 

            Artık öyle haberler de duyuyoruz ki sormayın, mesela 75 yaşlarında bir kaknem kadın 2’nci Dünya Harbinde aç kaldığını söylüyor. 1945 yılında biten ve Miğfer Harbi de denen bu savaş bittiğinde sen daha doğmamıştın bile. Bırak hepsini de ana rahmine bile henüz düşmemiştin muhtemelen. Yahu düzeltin biraz kendinizi ve bize de dinletmeyin bu zırvalarınızı. Sonu Sevr ile biten ve yok yere katıldığımız Birinci Dünya Harbinde, Osmanlı ordusunun yediği dayağı ve karşılığında neler kaybettiğimizi önce bir hatırlayın lütfen.

 

            Sonrasında Atatürk Liderliğindeki aynı Türk Ordusunun neler yaptığı ve Atatürk’ün arkasında neler bıraktığı yedi düvelinde malumudur. Ve bütün Türkler gibi elbette Lozan Mimarı İnönü de veraset edilen altı okun Devrimcilik ruhundan ve dâhi Atatürk’ün muhteşem önerilerinden fazlasıyla nasibini almıştı. Ve görevinin bilincinde erdemli bir liyakat adamı olarak, ilk Dünya Harbinde neler kaybettiklerimizin de farkındalığıyla, Hitlerin ve ihtilaf güçlerinin bütün baskılarına rağmen Boğazları açmayarak, bu Savaşa girmemizi önlemiş ve hakkıyla bugünkü varlığımızın da tekrar ikinci mimarı olmuştu.

 

            Yoksa bilhassa da sizler, o zamanki sübyan sıfatlarınızla, suratlarına bile tükürmeyeceğiniz kim bilir kimlerin kucaklarında helak olup bitmiş olacaktınız. Eski bir Nazi askerinden, Almanların Ruslara bilhassa da kız ve kadın olanlarına neler yaptıklarını duyunca erkek olarak benim bile yüzüm kızarmıştı. Ayrıca adam, ‘bizimkilerin Ruslara yaptığını, daha sonra Berlin’e giren Ruslar bize asla yapmamıştı’ diyerek arkadaşları adına belki de günah çıkartmıştı. Aslında bu söylediklerimi ve yaşam tiyatrosunun rejisörü olan tanrının, o tiyatronun baş aktörü olarak yaratıcı olan kadını neden seçtiğini, - ki aslı üretici olan erkeği değil – yaratıcı bir kadın olarak senin daha iyi anlayıp özümsüyor olman gerekirdi. Çünkü seni sıradan bir trol yapan, masasına oturtan zat ve çevresi bunları bilmez, onların tek tanrısı paradır.

 

            Muhalefetin bütün yapacaklarını nasıl yapılacağına kadar harfiyen açıklaması, aslında AKP İktidarına da yol göstereceğinden, çünkü hiçbir zaman yapamayacaklarını salt reklam amaçlı olarak seçim aracı yapacaklarından, yanlış olur. Bırakın ne yapacaklarsa kendi adlarına yapsınlar. Yoksa sizin yapabileceklerinizi sadece seçmeni iğfal aracı olarak kullanmaları, aslında iğfal olmaya da müsait olan bazı seçmenlerin de kafalarını karıştıracak ve bu da belki çok değerli zaman kayıplarına yol açacaktır. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti’nin artık boşa kürek çekmeye ne vakti ne de ihtiyacı vardır. Çünkü bilhassa da Okyanus ötesinden gelen para babası toprak Baronları ülkemizi ziyaret edip ucuza toprak kapamak için artık Ormanlarımızı bile yaktırmaya başladılar.

 

            Oysa ne yapıp yapıp ülkemizi, her geçen gün daha bir batağa saplayan AKP enkazından, milletimizin ve Devletimizin olmazsa olmaz müktesebatı bağlamında bir an önce kurtarmak gerekmektedir. Çünkü emperyalistin ne düşündüğü ne yapmak istediği değil; ama Türk Milletinin ikbali ve var olma geleceği bizim için her şeyden daha önemli olmalıdır. Veya daha açık tabiriyle; rahmetli Atatürk’ün bütün devrimleri ve olmazsa olmaz kamusal uygulamaları, TBMM’nin kamusallaştırılarak bir Vekiller yemekhanesi, kahvehanesi olarak değil, yeniden Vekalet görevlerini ifa edecekleri bir milletin meclisi haline getirilerek, tek adamlık kompleksinin de apar topar yok edilip eskisi gibi bütün kamusal ve yönetimsel taşların yine yerli yerine oturtulması, asla vazgeçemeyeceğimiz gerçeğimizdir. Bu yapılmazsa ne mi olur? Hepimiz yok oluruz. Yoksa yok olması gereken başkalarıdır, ezelden itibaren var olmuş ve olacak olan Türk Milleti değil.

 

            Erdoğan bugünlerde yine saltanat uçağıyla USA’e gidiyor. Erdoğan ile Biden’in umduklarının üstünde bir antlaşmayı hem de Türkiye Cumhuriyeti hesabına yapabilmesi asla mümkün değildir. Ki bu ancak kendi umutlarını yeşertmeye veya ego tazelemeye yönelik olabilir ki bu dahi hayal ötesidir. Ki Biden’in bundan sonra Erdoğan’la bireysel bir görüşme yapabileceğini beklemiyorum.

 

Bu yazıyı muhtemel buluşmadan önce yazmamım ana nedeni. Sonucun nasıl olsa yine fos çıkacağını şimdiden anlatabilmek içindir. Halbuki bir an önce Atatürk gibi düşünerek derhal emperyalist Lejyonerliğini bırakarak komşularımızla yeni saldırmazlık paktları oluşturup kendi ordumuz, kendi silahlarımız ve milli gücümüze konsantre olarak öze dönüp tam teçhizatlı ve dinamit gibi yeni bir Dünya Harbine doğru yürüyen Dünyamızda, yurdumuzu savunmaya odaklanmak yerine bakın nelerle uğraşıyoruz. O halde asıl soru da şudur. Nedir acaba, aslen başımızda Hükümet bile olamayan AKP İktidarından, daha fazla beklediğiniz.

 

            Görünen o ki Erdoğan Hükümeti(!) değiştikten sonra elbette, bugün sessiz kalan, ortada görünmeyen Hâkim ve Savcılar ortaya tekrar mantar gibi çıkacaklar, diplomalarının tozlarını alacaklardır. Ne yani o zamanda böylesi korkak ve kişiliksiz olanlara millet saygı mı gösterecektir. Yoksa çoğunun yerlerine yepyeni Cumhuriyet Hâkim ve Savcıları mı atanacaklardır.

 

            Geçen ESİAD toplantısında Kılıçdaroğlu irticalen, prompter veya suflör kullanmadan ve Atatürk’ün İzmir İktisat Kongresinde yaptığı gibi bir takım Türkiye gerçeklerini satır satır ortaya koydu. Acaba Erdoğan’ın, Kemal Beyin neler söylediğinden haberi var mıydı? Veya bu söylenenleri ne kadar anlayabildi. Bahse konu olan ve sanayicilerin alkışlarla dinledikleri bütün Türkiye ekonomi sıkıntılarının ana kaynağının, kendi İktidar dönemi olduğuna acaba biraz da olsa empati oluşturabilmiş miydi?

 

            Atatürk muhteşem bir gözlemci, sentez ve doğru karar adamıydı. Bu nedenle de esasen bütün Dünya düşünürlerinin de Lideri değil miydi? Keşke şimdi de yaşıyor olabilseydi. Sadece onu dinler ve notumuzu alırdık, sonra da hata yapmamıza imkân kalmazdı. Atatürk’ün neden peşinden gittiğini gösteren bu durumsa, bizden biri olan Atatürk gibi Türk Milletinin de yanılmadığının ve yanılmayacağının göstergesidir. İşte hayatını doldur boşalt yaşayan Amerikalı bile sonunda Atatürk’ü yeniden keşfetmek zorunda kalmıştır. Dolayısıyla da bu yazımla da içimizde yaşayıp bizden olmayan ve bizim gibi düşünmeyenlerin kulaklarını bir kere daha çınlatmış oluyoruz.

 

            O halde emperyalist bile Atatürk’ü yeniden keşfedip ona dönmüşken, seküler bile olamayan Erdoğan’ı bir Paradoks olarak bile kabul edebilmek hala nasıl mümkün olabiliyor memleketimizde. Ayrıca Kemalizm’in, ihtiva ettiği 6’ncı ok olan Devrimcilik ruhu ile hep güncel kaldığını ifade ederken ne kadar haklı olduğunu anladığımız Prof. Anıl Çeçen’in aşağıya eklediğim yazısının bağlantı adresini, mutlaka açıp okumanızı öneririm.

Güncel Kemalizm

 

                                                                       Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

1 Eylül 2021 Çarşamba

ASIL ETKEN..

 


            Aslen örtülü bir Cumhur ittifakı ortağı olmaktan başka da bir becerisi kalmamış olan Perinçek’in hele de Taliban’ın Atatürk bileşkeli bir kurtuluş Savaşı verdiği benzetmesi, bırakın eleştirip, yorum eklemeyi dosdoğru alaya alınması gereken bir zırvadır. Dünyada bir emsali daha olmayan kutsal Kurtuluş Savaşımız; hem de böyle ne idüğü belirsiz İslam’la dahi ilişkisi olmayan, emperyalist palyaçosu, çapulcu, bir terörist sürüsünün emperyalist güdümlü hareketiyle özdeş kılınması gafletiyle, nasıl kıyaslanabilir. Oysa Perinçek Taliban ile Tayibanı özdeş kılsaydı çok daha akılcı davranabilirdi.

 

            Kurtuluş Savaşımızın aslında emperyalist alemin topuna birden açılmış bir bağımsızlık savaşı olduğunu bilmek istemeyen bir davranış, belgesel tarihi bile dıştaladığından, emperyalist güdümlü çapulcuları ve onları destekleyen İstiklal Harbimizin kaçaklarının torun ve evlatlarını eleştirmekle bile onları adam yerine koyarak, asla taviz vermemelidirler tüm düşünür aydınlarımız.  

 

            Türkiye’nin sallan yuvarlan dış politikasıyla özdeş ve bilhassa henüz bir hedeften ziyade kaotik bir kargaşaya doğru yol olan Taliban mağduru Afganistan’ın, hiçbir bileşkesi olamaz. Olsa, olsa USA tarafından eline tutuşturulmuş ve tutuşturulacak olan yeni strateji planları olmuş ve olacaktır da elbette. Çünkü Taliban’ın bunca yıldır yaşatılıp büyütülmesinin şüphesiz ki bir hesabı vardır. Ve Taliban’ın Afganistan’ın yeni sahibi olmasıyla da bu hesabın kesilme vakti gelmiştir artık.

 

            Böylece Erdoğan Devletinin, yurtlarından kaçan veya öyle görünen Afgan göçmenlerini, %50 demografik bir yoğunluk oluşturacak seviyede, ivedilikle vatandaş yapması gerekecektir. Çünkü mevcut yandaş ve seçmen kadrosunun artık Erdoğan’ın Başkanlık süresini uzatabilme ve onu taşıyabilme olanağı yoktur. Ve AKP yönetim kadrosu da çok iyi biliyor ki mevcut şartlarda Erdoğan’ın çakma Başkanlığının da artık devamlılık şansı kalmamıştır.

 

            28 Şubat olaylarını temsil eden eski ve yaşlı Subayların 20 yıl sonra tutuklanarak yeniden yargılanmak üzere ceza evine konması tutarsızlığının, şimdi yeni bir Başkanlık affıyla Erdoğan’ın artık cilası dökülmüş imajının, böyle bir manevrayla yeniden parlatılması düşünülmüştür muhtemelen de. Halbuki unutulan, Erdoğan cephesinin artık yeni boya ve cila tutamayacak hele gelmiş olmasıdır. Ki bunun aksini, erişilmez servetine rağmen Rockefeller dahi kendi cephesini düzeltebilmek için döktüğü servetlere rağmen başaramamıştı.

 

            Erdoğan bunu nasıl yapabilsindi ki, nitekim eski makinanın artık toptan yenilenmesi gerekmektedir. Ve halen yeni bir ittifak arayışı içinde olan Erdoğan modeli bitmiştir artık. Bunu elbette bütün umutlarını Erdoğan’a dayamış olan USA ve AB taifesi de iyi bilmektedirler şüphesiz. O halde şimdilik bize de farz olan, son saati beklemektir. Çünkü göçmen yerleştirmenin demografiyi değil; ama bir iç harp aranjmanı da olabileceği asla unutulmamalıdır. Çünkü USA böyle sol gösterip sağ vuruşları hep uygulamıştır. Aman dikkat, tufaya gelen bu defa da biz olmayalım. Zira böyle bir sonuçtan emperyalist cephesi çok mutlu olacaktır.

 

            USA Afganistan’dan çekilmiş olabilir. Lakin bu durum Taliban kontrolünü, lojistik desteğini, yakın gelecekte alacağı siyasi profili de terk etmiş olduğu anlamını asla taşımaz. Her ne kadar Rusya, Çin gibi hem de yakın komşu olan iki Dünya devinin de büyük ilgi ve dikkatleri üstlerinde olduğu halde. Türkiye’mizin ne yapacağına gelince; bu iş tamamen Erdoğan’la tamam deyinceye kadar da uçuk, kaçık AKP Reisinin ruh haletiyle bilinen seviyede kalmaya mahkûm olarak devam edecektir. Yani bu durum devam ettiği sürece de anti emperyalist bir dik duruş asla beklenemeyecektir.  

 

            Dava dosyasının aynı torbaya konduğunu – ki haklı da olabilir – iddia eden Bayraktar adlı adama bakın ve ‘daha fazla açıklarsam beni öldürürler’ diyerek kendisi gibi itirafçı olacaklara da gözdağı vererek, geri adım atıp nasıl da kendi sahiplerine yarandığını görün. Demek oluyor ki kümesinden kaçamayan horozla yeni kümes kuramazsınız. Çünkü eski kümeslerinden kurtulamayan horozlar sonunda birbirlerine binmeye başlayarak, bir zamanlar kendilerinin de horoz olduğunu unuturlar ve neticede yemek tabağında biterler. Böylece ancak kümeslerinden kaçabilen horozlarla yeni kümesler kurulabileceği de kendiliğinden açıklanmış olur.

 

            Bahçeli sadece kendisini ve Partisini Erdoğan’a taşıtmak istediği için Cumhur ittifakını destekliyor. Oysa Erdoğan’ın hem de hanidir, kendisini taşıyacak bir ittifaka ihtiyacı vardır aslında. Ne var ki böylesini de bulmak pirinç çuvalında iğne arar hale getirmiştir Erdoğan ve yandaş kadrosunu maalesef. Ve bu arada AB ve USA’nın Afgan göçünü de Türkiye de tutmak istemelerinin ana nedeni, vakti geldiğinde Doğuya karşı bir duvar oluşturmak ve sömürgeleşen Türkiye Federasyonları projesinde, laik Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı da kullanmak içindir muhtemelen.

 

            30 Ağustos Zaferi olmasaydı, 29 Ekim Cumhuriyet kutlaması da olamazdı. Dolayısıyla büyük Atatürk’ün ve Türk Milletinin asıl ebedileşme nedeni laik Türkiye Cumhuriyetidir. Bu nedenle de Zafer Bayramı’nı asıl bu nedenle kutlamak gerekir. Çünkü Atatürk şayet kendisinden istendiği ve beklendiği gibi Osmanlı devşirmesi, İslam bozuğu, hilafi ve oligark bir Devlet ve onun Diktatörlüğüyle yetinmiş olsa ve Saraya da taşınsaydı, bugün ne Atatürk’ümüz ve ne de Türkiye Cumhuriyeti’miz var olabilirdi.

 

            Ne ki ahlak ve adalet dediğimiz erdem ve yaratıcı akıl olan deha ile yüklü Atatürk’ümüzü, başkalarına kolayca yapıldığı gibi kimse kandırıp iğfal edemediği içindir ki Atatürk kendisi kalarak, önce Kemalist ve sonra da Türk Milleti ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu Ata’sı olabilmişti…

                                                                       Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

 

15 Ağustos 2021 Pazar

İKİLİ POLİTİKA KOMEDYASI..

 


            BOP Projesi şimdilerde BAP (Büyük Asya Projesi) olarak yön ve eylem değiştirmeye başladı. Demek ki Erdoğan’ın Orta Asya Eş Başkanlığına atanması da vacip oldu. O halde emperyalist artık ciddi olarak rüzgâra karşı tükürmeye(!) karar verdi herhalde, başka da ne denebilir ki dostlar. Tabii sağlık yapısı bu kadar baskıya dayanabilir mi, bilinmez.

 

Lakin adı geçenin ben merkezi, daha da fazla tahammül edemeyeceğinden ve sahip olduğu yeterinden fazla para ve mülk varlığından, ondan öte de “çok şükür” torunları bile USA vatandaşı olduğundan ve hakkında çeşitli senaryolar üretiliyorken, bir gece ansızın her şeyi bırakıp yeter artık feryadıyla, bütün bu badireden kurtulmak üzere büyük denizlerin ardında, kayıplara karışmayacağını da kimse garanti edemez.

 

            USA güdümlü emperyalistler, Özbek, Uygur, Tacik, Kırım, Türkistan, Pakistan, Afganistan, Hindistan vs. derken, gelişen Doğuya köstek olur düşüncesiyle sonuçta bütün Türkleri kaşımaya karar verdiklerine göre, işleri de bayağı bitik ve tarihte hiç yenemedikleri aynı düşmanı da karşılarına almaya bile olur dediler desenize.

 

            Lakin Rusya, Çin, Kore, Vietnam hatta Japonya’nın diğerlerini nasıl yönlendirip kendi selametleri bileşkesinde bütün Türklerin yanlarında duracaklarını da düşünmek zorunda kalacaklardır elbette. Ayrıca AB için büyük bir engel teşkil eden İsrail & USA Siyonist Mafyasından da her halükârda kurtulmak zorunluluğu daha da yakındır şüphesiz ki AB emperyalistlerinin.

 

            İşte bu yakın gelecek paralelinde oluşacak Projeler zinciri açıldığında, Biden mütevelli heyetinin ateşle oynamaya karar verdiği derhal görülüyor. Ne var ki bu teamül kendilerini daha da çabuk bitirecektir. Zira bir blöf olmaktan öteye gitmeyecek böylesi bir uğraşın, Orta Asya’nın göbeğinde Taliban adlı İslam bozgunu bir hırdavat sürüsünü de beslemeye kararlı olması, yarın Rusya ve Çin’i daha da büyütecek olan bir yaklaşımdır sadece. Rusya, gerekse de Çin’in ve diğerlerinin dönem ve plan dışı böylesi ve ne idüğü belirsiz bir çağdışı oldubittiye uzun ara ev sahipliği yapabileceklerini düşünmek bile doğru akla isyandır.

 

            Suçluların bizatihi Başkan ve Bakan veya yardımcısı olabileceği ve hem de bu ülkenin Türkiye olacağı asla aklımıza gelmezdi. Öyleyse ‘bunun üstünde durmalıyız’ diyen muhalefete bizim de sormamız gerekmez mi? Kardeşler bugüne kadar tavan yapmış bu yolsuzluğun üstünde durmadığınız hatta tahammül dışı büyümesine bile göz yumduğunuz halde, şimdi mi üstünde durmaya karar verdiniz? Aferin, öpüldünüz doğrusu…

 

            Ey yüce Atatürk, Bursa Nutkun da dahil olmak üzere bütün söylediklerin bir bir gerçek oldu. Ve şimdi ülkene yine ve yeni bir Devrim yapılması farz oldu. Oysa sen yoksun, lakin bir Devrim için önce bir milliyet ve onun milleti lazımdı ki onun da yine senin sayende insanlığın başından beri var olduğu anımsanmış, Osmanlı uykusundan uyandırılmış ve yeniden ayaklarının üstüne dikilmiştir Türkiye’mizde. O halde haydi Arslanlar, Emmioğullarım yeni Devrim nöbetine, başınız dik ve yolunuz aydınlık olsun.

 

            İşte adı BOP veya BAP olsun bütün emperyalist projelerde milli görüşün ne demek olduğu ve de neden önemli olduğunu anlayabilmek için, yüce Atatürk’ün aşağıdaki milli politikasına empati oluşturmamızın önemi bir kere daha ortaya çıkıyor. O zaman şu asil Devlet adamının milli siyasasına, derinliğini hissederek bakalım, onu emsal alalım da çevremizdeki insan kılığındaki bir halta yaramazların, kendilerine bile yararı olmayan müstevlilerin ve ruh sağlığı bozukların abesleriyle boşuna uğraşmaktan artık utanalım dostlar:

§             İttihat ve Terakki partisi ve Genç Türklerin İslâmcı ve Turancı olan bu çifte politikayı gereken bilgi, tecrübe ve maharetle uygulayamamalarından ve Osmanlı Devleti’nin hayatına mal olmasından dersler çıkaran ve her ikisini de benimsemeyen Atatürk, İslâm Birliği ve Panturanizm’i reddederek ve millî unsurlara sıklıklarına, kalabalıklarına göre hayat ve vatan hakkı tanıyan Wilson prensiplerini dikkate alarak millî iradeye dayanan millî politikayı ilke olarak benimsemiş ve zamanının uluslararası güç dengeleri ve şartlarına göre millî politikayı şöyle tarif etmişti: “Millî politika demek, millî sınırlarımız içinde her şeyden önce kendi gücümüze dayanarak varlığımızı muhafaza edip, millet ve vatanın hakiki saadet ve ümranına çalışmak, türlü emeller peşinde koşarak milleti işgal ve zarara uğratmamak, medeni dünyadan medeni ve insani muameleye ve karşılıklı dostluğa bakmaktır” (Akşin, 1991, 42-43).

 

Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com                      

Video Kanalım & Şiirlerim

 

1 Ağustos 2021 Pazar

YADSINAMAZ UYUMSUZLUK..

 


            Emperyalistin yapay saadet zinciri, her bulanın elinde değersiz teneke kırıntılar bırakarak şimdilik yoluna devam ediyor. Ne var ki izlenen, bununda sonunun artık gelmekte olduğudur. Ortanızdan ikiye de ayrılsanız, Dünya’nın kaderinin bundan sonra, en başında olduğu gibi yine Doğuda olacağını artık kendinize yeni bir din haline getirmelisiniz.

 

            Hangi birisini sayalım ki, Rusya’mı, Çin ‘mi hatta yapay bir Batılı görüntüde olan ve silah envanteri hiç bilinmeyen Japonya mı, Kore veya Hindistan, Vietnam ya da Malezya’mı. Bütün kalkınmış ve kalkınmakta olan ülkelerin bugün Doğuda olduğunu, AB ve USA’nın ise artık gün saydığını nasıl göremiyor veya görmek istemiyorsunuz. Şimdilik Doğu yıldızlarının arasında size pek bir şey verecek ve umut olabilecek olan görünmüyor.

 

            Yani bilesiniz ki oluşacak yeni Dünya da Biden ve ekollerine artık yer olmayacaktır. Son taşlar da yerine oturunca belki dinler de yok olacak veya tek düze bir Evren demeyelim; ama Güneş dini oluşacaktır muhtemelen. Vaktiyle de Türklerin sahip olduğu gibi. Zira gidiş bu gidiştir artık. O halde buna göre yeni planlar yapılacak ve tanrı maddesi (kara madde) yeryüzü ve uzay araçlarına da yakıt olacak, mekân ve zaman mefhumunu da ortadan kaldıracaktır.

 

            Herhalde böylesi bir Dünya da CC (cennet/cehennem) kavramlarından ve fonlarından da kurtulmuş olacaktır Homosapien işin sonunda. İşte böyle bir gelecekte Türkiye’miz hangi noktada olacaktır. Bunu asla Erdoğan ve ekibinden öğrenemezsiniz. Bunu ise Dünya insanlığının başlangıcında, külliyenin esasını teşkil eden Türk varlığınız söyleyebilecektir size ancak.  

 

            Rahmetli Atatürk de bunun ne demek olduğunu çok iyi açıklardı size. O halde onun gibi düşünün yeter. Bakın o zaman, artık yaşam statünüz olmuş bütün bu kargaşanın içinden, nasıl yine kolayca çıkacağınıza siz de şaşıracaksınız.

 

            Yapay İslami dürtüler, yeni AKP Kıbrıs çıkarması, İslam terörünü ölüm nefesinde olan emperyalizmin kurtarıcı gibi gördüğü paradoksuyla oluşan kargaşalar asla kafanızı karıştırmasın. Zira ölümlülerin gitmek zorunda oldukları ve olacakları sadece tek bir yol vardır. O da bazılarının yürüyerek, bazılarının sürünerek bazılarınınsa uçarak bitirecekleri yaşam yoludur. Ve sonunda her şey, bugün bize bırakılanları bulduğumuz gibi gelecekte başkalarının bulacağı harabelere dönüşmek zorundadır. Yani Evrendeki her şey gibi biz de bizimle uğraşanlar da yokluğu tanımak zorunda kalacaklardır, bilesiniz. Ne var ki yokluk da aslında göreceli bir kavramdır. Ki aslını ancak daha önce gitmiş olanlar gibi bizde gidince öğrenebileceğiz.

 

            Ne ki işin özünde en önemli olan, kayıplardan kazançlar çıkartarak gelecek nesillerimize sağlam bir müktesebat bırakmaktır ki Atatürk gibi ebedileşebilelim. Ayrıca koca Türk Milleti, öyle birkaç eşkıya kırığıyla hesaba çekilebilecek bir Millet asla değildir. Hele de yüce Atatürk’e bile müktesep kimliğini onaylattıktan sonra. Öyleyse Atatürk Dağında çakıl taşı bile olamayacak Erdoğan ve diğerleriyle yapılacak bir mukayese ya da Atatürk’le yaptığımız bir öz diyalog nasıl mümkün olabilir ki.

 

            DP döneminde, Menderes ve Zorlu’nun USA ile imzaladıkları tek taraflı ve Devletten habersiz yapılan anlaşmaların ceremesini, ikisi de darağacında ödemişti. Şimdi ise Erdoğan’ın Biden ile TBMM dışı ve Kavakçı kızıyla yaptığı gizli anlaşmalarının faturasını, bakalım Erdoğan nasıl ödeyecek. Bana göre bu mesele de vatandaşlar arasında bir iddia konusu olmuştur artık.

 

            Uluslararası antlaşmalar dışında salt bir Biden ivmesiyle Türkiye’nin, Afganistan’a asker yollamasının ardında oluşabilecek kaotik durumda Türkiye’mizin yasa dışı kalarak tek başına yedi düvele hesap verip vermeyeceği ve USA’nın o zaman Türkiye’mizin yanında yer alıp almayacağı da aynı bağlamda bir iddia konusu yapılabilir hatta.

 

            Ayrıca asla unutmayalım ki sonucunda yine hava alacağımız ve kardeş bildiğimiz Afganistan ile pisi pisine, çok sayıda Şehit verdiğimiz bir Kore Savaşını yeniden yaşamayı hiç istemiyoruz. Artık Erdoğan ve ekibine dur denmesi zorunlu hale gelmiştir. Çünkü bu defa, bütün orta Asya ve Avrasya’yı bile karıştırabilecek bir külfetin üstümüze yıkacağı ağır hesabın sonunda, Kore Savaşını bile mumla arar hale geleceğimiz kesindir. Ki o zaman hesap verecek bir Erdoğan da çoktan dağların arkasında kaybolmuş olacaktır. İşte bu durum asla yadsınamaz bir uyumsuzluktur. Veya yeşili kırmızıya perçinlersen kanın bile bozulur, yeşil akar.

 

            Göçmen sanrısıyla çapulcudan ziyade vurucu piyade görüntüsü veren bir sürü ipsizi ülkeye sokuyor, hatta bunlara pasaport bile veriyorlar, öyle ki bunları vurucu güç haline getirip baskı aracı yaparak ve seçmene karşı kullanarak, önce içeride erkene alınacak seçimlerin bile oldubittiye getirilip getirilmeyeceğini kimse söyleyemez. Emperyalistin ve baş sözcü Merkel’in Erdoğan’ı nasıl övdüğüne empati oluşturun, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Yani AB ve USA’nın bile her ne pahasına bunu beklediğine sizde inanabilirsiniz. Ve neticede emperyalist bekçi köpeği ve USA üssü olacak çakma İslami bir Devlete hudutlarında asla izin vermeyecek bir Rusya ve arkasındaki diğer Doğu Devletlerine aklen ve şeklen herhalde siz de hak verebilirsiniz.

 

            Çünkü göçmen denen yurtsuzların sadece AB’den uzak tutulması değildir mesele ayrıca Türkiye’mizi sonuçta emperyaliste sömürge yapacak bir İktidarında ülkemizin başında tutulmasıdır daha da önemli olan mesele. Ayrıca göçmenlerin AB’den ırak tutulması için ödedikleri paranın muhtaçlara ödenip ödenmediğini de sorguluyor mu aynı emperyalistler ve bilhassa da Merkel. Anlaşılan AB Liderleri de gelecek tarihte, geçmişte kendi milli hazinesini bile boşaltan bir Erdoğan Hükümeti ortağı olmaktan, Vebalı gibi anılacaklarını da düşünemiyorlar herhalde. Çünkü Milletine sorumsuz bir Erdoğan Hükümetiyle aynı kulvarda koştuklarını da görmek istemiyorlar herhalde bu sahte Demokratlar.

 

            Son duruma gelince; Biden paradoksunun girdabına kapılan ve ülkelerinden bir şekilde savrulan göçmenlerin artık tek hedefi haline gelmiş olan ülkemizin ortaya çıkardığı tercümeye göre ikbalini kaybetmekte olan Erdoğan ve İktidarı, ülkeyi tamamen satmadan ülkeden ayrılmayacağını da tartışmasız ortaya koymuştur. Bu durumunsa herkesten ve her şeyden önce AKP bakiyesine en ağır hasarı vereceği hususunu da aynı açıklıkla ortaya çıkarttığı görülüyor.

 

            Son günlerde değerli ormanlarımızda birdenbire ve çevresel çıkan yangınların, bütün diğer mundarlıkların bize karşı üst üste planlandığı bu günlerde dış kaynaklı olmadığına, sizi bilemem; ama ben şahsen ve asla inanmıyorum. Öyle ya, Güney ormanlarımız yakılıp yer açılarak, acele vatandaş yapılacak göçmenlere prefabrik gettoların tıpkı üçüncü dünya Devletlerinde olduğu gibi yapılmayacağına nasıl bu kadar emin olabiliriz. Nasılsa TOKİ bu işler için var değil mi? Lütfen anımsayın emperyalist gettoların oluştuğu Güney Amerika Devletlerini. Filmlerde bile görürüz hep, ne çirkin manzaralardır onlar değil mi. Hatta bizim modern İzmir’in eski tepeler demografisi bile aynı çirkin getto manzaralarıyla Dünyaya adeta sırıtır.

 

            Ya da topraklarımızı satanlara çok daha büyük kazançlar sağlayacak olan satışlar, uluslararası turizm şirketlerinin yeni bir dizaynla tatil köyleri yapabilmeleri için yapılıyorsa, durum çok daha vahimdir. Ayrıca bilhassa da Bodrumun tepelerindeki son evlerden sonrasında çıkan yangınlarda bitki ve hayvanların ‘bizi doymak bilmez müta(it)ler yakıyor’ diyen feryatlarını, acaba sizde benim gibi duyabiliyor musunuz? Demek oluyor ki konu, ülkeme kan emici çok çeşitli hortumlarıyla kene gibi yapışan AKP Hükümeti olunca, bütün bu ihtimalleri ve hatta çok daha fazlasını düşünmemek, inanın vatana ihanet olur…

 

Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com                      

Video Kanalım & Şiirlerim

15 Temmuz 2021 Perşembe

BÜTÜN KÖTÜLÜKLER..

 


            Enteresandır, İmamoğlu, kurbanların ihtiyaç sahiplerine dağıtılması için yapacağımız yardım kampanyasına, İç İşleri Bakanlığı izin vermiyor dedi. Bu gerekçeli açıklamayla ilgili olarak Soylu’ya sorulan soruya onun; ‘bütün kötülüklerin sahibi benim’ siz siyasete alet olmayın’ şeklinde verdiği cevaba; ‘o halde açıklamaya cesaret edemediğiniz bu duruma tahammül ederek, neden hala şimşekleri üstünüze çekmekte ısrar ediyorsunuz’ mealinde bir soruyla karşılık vermeye de gazetecilerin cesareti yoktu anlaşılan.

 

            Ne var ki özgür medyada asla görev alamayacak olan bu seriden gazetecileri adam yerine koyuyor ve onları dinlemeye, okumaya devam ediyoruz. Esasen Soylunun dudaklarından hiç eksik olmaya timsah gülücükleri, aslında siyasetten de ne anladığını ortaya koymuyor mu? Bizde neler söylemeye çalışıyoruz burada hala!

 

            Hele de Cumhurbaşkanının eşi Leydi Cumhur bir zamanlar dış sosyetik alanlarda AVM ler bile kapatıyorken ne oldu da şimdilerde porsiyonları ufaltmaktan söz ediyor. Hadi gelin de şimdi buna gülünür mü yoksa ağlanır mı, siz karar verin.

 

Eski CHP Başkanı Baykal’ın son Karaca haberleri bizde moral bozukluğu yaratırken, CHP’nin sessiz kalması her halde yine de ahde vefa nedeniyle olmuştur şeklinde düşünmek istiyor gönlüm. Ne ki bugünkü mevcudiyetini ve statüsünü tamamen Baykal’a borçlu olan Erdoğan’sa ikbalini borçlu olduğu; ama en çok korktuğu muhalifi Baykal’ı, video oyunlarıyla CHP’den bile tasfiye ettirip kendi irticai yolunu açarken, ahde vefa olgunluğunun yanından bile geçmediği ve böylece tüm kayıplar bakiyesini azamiye taşıdığı, seçmenleri tarafından bile bir kere daha onaylanıyor.

 

Şeriklerin bu kadar yüzsüzlüğüne, bırakın tık bile demeyen haysiyetlerini; ama utançtan yüz derileri bile yere düşmeli ve maymun kıçına dönen suratları kıpkırmızı çıkmalıdır ortaya işin özünde. Şayet göremiyorsanız lütfen empati oluşturun, o zaman bunu derhal sizde göreceksiniz.

 

Şimdiden yarısı devrik iktidarın yaşamını bir süreliğine de olsa uzatma çabası demek olan yeni çapsız oyunlarına ve yandaşlarına değil; ama milletin ve seçmen denen kütlenin tamamına odaklanırsanız, İktidarı boyunca hiç Devlet olamamış ve olamayacak olan siyasilerin daha ne kadar ömürlerinin kaldığını da derhal anlarsınız. Gerisi ise sadece lafı güzaf olmaktan öteye gidemeyecektir artık, biline. Bahçeli nam küçük ortağın ise çaresizliği gözlerinden okunuyor, omuzları çöküyor ve boyu daha da kısalırken zırh olarak kullandığı sahtekâr pişkinliğinden nedense hala ödün vermediği de derhâl fark ediliyor.

 

Sahillerin özelleştirilmesiyle ilgili yeni sömürge kararlarının, Hükümet cephesinin hali pür melalini tartışmasız ortaya koyması, bağımsız Devlet torbasının da ne kadar boşaltıldığının göstergesidir aynı bağlamda. İşte tam da bu bileşkede, üst Bürokrasiye yıllarını hem de yüksek bir liyakatle adamış olan bir milli Kılıçdaroğlu ile Erdoğan arasında Cumhurbaşkanlığı adaylığı bağlamında da geceyle gündüz farkı çıkmaktadır ortaya.

 

Bu arada torba yasalı 3 yıllık OHAL uzatmasıyla seçimleri zorunlu olarak erkene bile almaya gerek kalmadan, gününde yapılacak genel seçimleri dahi katakulliyle muhalefetin elinden almayı hesaplayan Erdoğan’a karşı acaba nasıl mücadele edileceği düşünülüyor?

 

Türk askerinin Biden ve son deminde sırtlandığı para babası mütevelli heyetine Lejyoner atanarak Afganistan’da kiraya verilmesi, üstüne de Afganistan ve diğer terör topraklarından gelen ve kontrolsüz giriş yapan göçmenlerin topraklarımızda depone edilmesi, sonuçta da OHAL uzatmalarının seçimlere nasıl bir oldu/bitti etkisi yaratacağı elbette vatandaşın en büyük merak konusudur artık.

 

Ne var ki yine önceden söylemek gerekirse; bakın daha neler neler olacak izleyin.  Ve asla da unutmayın ki sonuçta, seçimler de yeterli olmayınca yine de bu başı bozuk ve müstevli kitle, Türk dayağı yemeden gitmeyecektir. Aynı bağlamda emperyalizm şimdi de Avrasya kavşağında İslam terörünü yapılandırmak için Suriye de olduğu gibi Türkiye de de göçmen silahını kullanmaktadır. Çaresizliğinden, bir tarafınla Doğuya diğer tarafınla da Batıya yaslanırsan, verdiğin güvensizliğinle sonun, kırk katır mı, kırk satır mı olmaktan öteye gidemez.

 

Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com                      

Video Kanalım & Şiirlerim

 

1 Temmuz 2021 Perşembe

HAYDAN GELEN..

         


            Bidenle Erdoğan konuşmasının, T.C. Devletinin resmi bir simultane tercümanı aracılığıyla yapılmadan ve resmi Devlet kayıtlarında yerini almadan yapılmış olması, esasen resmî ve geçerli de sayılmayacağından Türkiye Cumhuriyeti’ni asla bağlamayacaktır.

 

            Yani Erdoğan maalesef Cumhurbaşkanı statüsüyle USA Başkanıyla resmi olmayan ve tamamen kendi kişisel sorunları bağlamında bir konuşmayı sıfatına dayanarak yürütürken, aynı bağlamda bir T.C. Cumhurbaşkanı olarak tarihi bir ilke de imza atmıştır.

 

            Aslında yaşananlara bu perspektifle bakıldığında Devleti temsil edenlerin gerçekte Türkiye Cumhuriyeti Devletini temsil etmedikleri fiyaskosu çok daha net görülüyor. Aynı paralelde çeşitli, yüksek meblağlara dayalı ihlaller, Mafya içerikli kara para transferleri ve başta uyuşturucu olmak üzere çeşitli yasa dışı, kayıt altındaki kaçakçılıklara ortak olan bir Devlet anlayışından daha fazla bahsetmek, suç aramak yerine su dolu bir bardakta balık tutmaya kalkmak olmaz mı?

 

            Öyleyse Türk Milletinin artık şapkasını önüne koyup, uluslararası diplomaside temsil edilmeyen Devletinin, eskiden olduğu gibi yeniden milli ve temsil gücü yüksek bir Devlet haline getirilmesine ciddi olarak el atması gerekiyor.

 

            Aynı paralel ve çalkantıda milli takımın da başarısız olması, aslında yitirdiği ruhsuzluğundan kaynaklanıyor. Genç ve yetenekli; ama Avrupa’da büyümüş ve yabancı takımlarda oynayan oyunculardan kurulu milli takımda en önemli menfi tespit milli ruh zafiyetiydi. Şayet epidemi nedeniyle seyircisiz oynanan hazırlık maçları seyircili oynansalardı bu eksik en azından giderilecek ve çocuklarımız milli özgüvenle de beslenebileceklerdi. Bu durum aynı zamanda Türk seyircisinin alışılmadık, daha önceden de tanışmadıkları milli dinamizmiyle de kendilerinde, eminim doping etkisi yaratacaktı.

 

            Yoksa teknik ve performans yönleri rakiplerinden daha az olmadığı, hatta daha bile fazla olduğu halde, rakipleri de takım ruhu taşıdıklarından, henüz milli takım olamayan bizim körpeler yetersiz kaldılar. Yani seyirci desteğiyle pekişecek ve bir ruhsal terapiyi sağlayacak teknik bir organizasyondan yoksundu bizim garipler aslında. Bu nedenle de aslen istidatlı olan bu gençlerin affedilmeleri ve bundan sonrası için gerekli uyarlamalar ve psikolojik terapileri yapılarak önlerinin, bir daha ki Bahara kadar derhal açılması gerekiyor.

 

            Bu durumda bize kalansa, elimizden alınan çocuklarımızın vaktiyle de Osmanlının yaptığı gibi nasıl devşirilerek milli düşünemeyeceklerine empati kurabileceğimiz düşüncesidir belki de. Biz hala bize giydirilmeye kalkılan deli gömleğine tahammül etmeye çalışalım. Futbolun ateknik oynandığı dönemlerde bile milli takımımızın bu kadar ruhsuz oynadığına, daha ergin olanlar hiş şahit olmuşlar mıdır acaba? Bunu Şenol Güneş de çok iyi bilmelidir aslında. Belki o da şimdi modaya uyup gazozuna oynuyordur artık kim bilir? Yani günlük yaşam ve salt kişisel menfaatler bileşkesi anlayacağınız.

 

            İktidar ortaklarının çakma yüksek yargı taslağına karşı CHP’nin ‘Adil Yargılanma Hakkı’ kapsamında hazırladığı yüksek yargı taslağı, bütün muhalefet ortaklarını da temsilen, AKP ve küçük ortak Partisine fazla alan bırakmayacak gibi görünüyor. İleride güçlendirilmiş yeni parlamenter sistemi de destekleyecek olan bu yargı reformunun hayırlara vesile olmasını ve öncelikle adil yargı, bir gün bilhassa da kendilerine lazım olacağından, bağnazlar da dileyerek taslağın akıbetini dikkatle izlemeli ve akıllıca desteklemelidirler.

 

            Daha Hükümetten çekilmeden siyasan, şeklen, fikren, fiilen batmış olan AKP ve Erdoğan Hükümetini eleştirmek o kadar zahmetsiz ve kolay hale geldi ki bilgisayarı olmayan bir ilk mektep çocuğu bile sırf çevresinde büyüklerinin söylediği ahları vahları dinleyerek AKP Hükümetinin hazin gerçeğini, herkesin anlayacağı bir şekilde ve eksiksiz ortaya dökebilir.

 

            ‘İşte hayat budur sevgilim, geçenler hatırlanır’ şayet bunu bilmiyor ya da buna inanmıyorsanız; o zaman yaşamıyor sayılırsınız. Çünkü hatıraları olmayan bir insan, insan bile sayılamaz. Böylece sadece anılarımızın bizi ayakta tutabildiği ve tutabileceği gerçeğiyle Erdoğan’a bir kere daha tavsiye olunur ki yol yakınken ve henüz açıkken ülkeyi acilen terk etsin.

 

Zira saati henüz bilinemeyen; ama çok yakın bir gelecekte çevresinde çoğunluğu teşkil eden ve milletten aşırdıklarını çoktan yurtdışına kaçırmış olan bazı kanı bozukların kefaretini de ödemek zorunda kalacaktır. Ve bilsin ki akıllı geçinen Erdoğan’a bu akılsızlık, tahammül edemeyeceği kadar ağır gelecektir sonra. Ve bu devri teslim işlemini de yeni uzatmaları oynamadan derhal yapmalıdır. Çünkü asıl neyse nesil de odur. Ve aksini de hiç kimse yemez artık. Yoksa saplandığı batağa bir daha çıkamamak üzere batacaktır. Akıllı olansa büyük sözü dinleyendir. Tıpkı da Türk nesli gibi. Yani erenlerden icazet almadan Başbuğun kılıç çekemediği unutulmamalıdır.

 

Ne var ki AKP yandaş kadrosuna da söylemek gerekirse; epey haram yemiş olsanız da hatta AKP’yi değiştirip PAK bile yapsanız, bundan sonra hiçbir siyasi Parti de hurda fiyatına bile işlem göremeyeceksiniz. Sonra da ancak dış ülkelerde çeşitli emperyalist oyunlarla bütün varlıklarınız elinizden alınıncaya kadar, ki eski Osmanlı atıklarında da olduğu gibi biraz daha yaşayabilirsiniz ancak. Vaktaki bunlar SBK gibi bir piyasa cambazı, hacıyatmaz bir kakaduli bile olsalar akıbetleri değişmeyecektir. Çünkü böyle durumlarda daha başka türlü de bir son görülmedi bugüne kadar. Haydan gelen yani hak edilmeyen hep huya gitmiştir.

 

Atatürk bile Cumhuriyeti kurarken demokrat demedi, halkçı dedi. Çünkü halkçılığın içinde tam bağımsız, lakin antiemperyalist bir demokrasi de mevcuttur. Muhalefet Parti Liderleri konuşmalarında bu esaslara da itibar ederlerse, yeni bir Amerikancı Demokrasiyi yani kıssadan emperyalist demokrasiyi atlayarak ülkeyi yine ve yeniden bir Amerikan sömürgesi yapmayacak olduklarını da ifade etmiş olurlar. Bizden hatırlatması!

 

Mağlup Osmanlının Kapitülasyon borçlarını bile Düyunu Umumi söke söke alamadı. Bugünde Latin borçlarını hem de yorgun ve süngüsü düşmüş bir İngiltere’nin söke söke geri alabilmesi imkân dahilinde görünmüyor. Ayrıca şerefli Türk’ün borcu şayet sahiden varsa asla kalmaz. Ve bu borçlar da Atatürk Cumhuriyetinin yaptığı gibi maniple edilmiş artı artık emperyalist değerlerle değil; ama nominal değerleriyle nasıl olsa yine geri ödenir, hiç kuşkunuz olmasın.

 

Ne var ki gırtlağına kadar soyulmuş, ümüğüne çökülmüş, a…na konulmuş milletimin hakkı, ‘hiç merak edilmesin ki’ asıllarının yanında, geride kalacak olan AKP atığından bile EZE EZE geri alınacaktır elbette ve hiç şüphesiz…

 

Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com                      

Video Kanalım & Şiirlerim