15 Haziran 2021 Salı

SALYA PARADİGMASI..

 

            İnşaat ateşiyle kavrulan AKP gasp yıllarının, lebalep doldurarak kimyasını bozduğu ve artık doğası isyan eden ve üstüne bir de Kanal usturasıyla yüzü hacamat edilecek olan güzelim İstanbul’un, şimdi de kanalizasyona dönen ve bir zamanların rakı sofralarına bile meze olmuş şiirsel Marmara’mızın kusmuğunda, sonunda birlikte boğulmaya başladık düşüncesi dahi, aslen kolay bir sahadan kaçış yoludur.

 

Siz yine de bilimci geçinenlerin yapay bulgularına fazla aldırmayın. Lakin simülaj bahanesi yanında bu atığın bu kadar kısa bir süre içinde İstanbul’un deniz çevresini neredeyse yaşanamaz hale dönüştürmesi, akla çakma kanalın yapılmasını amaçlayan tankerli bir kirletme paradigmasını da ister istemez getiriyor hani. Ya da toplu gider vidanjörleri veya filitrasyon sistemi açılarak biriken atık, direk denize boşaltıldı herhalde. Anlayacağınız yaşanan felaket aslında emperyalist bir kurgu ve imalattır; lakin kesinlikle bir komplo değil.

 

Çünkü tam da deniz mevsiminin başında bu afetin yaklaşık bir gecede zuhur etmesinin başka da bir izahı yoktur bana göre. Milletimiz bağlamında en iyisi ve verimlisi bu durumun teknik olarak gerçekçi araştırılması ve gelecek için de şimdiden acil önlem alınmasıdır.

 

NATO zirvesinden umut var olmak bile boşluğu kulaçlamak demektir. Zira müşteki Erdoğan’ın esasen olmayan siyasası bile artık tamamen bitmiştir. Hedef aldığı ve modası geçmiş absürt veya UCUBE tek adam felsefesi, kendisini sonunda bitirmiştir. Erdoğan’ın yol yakınken ülkeyi terk etmesi en akılcı işi olacaktır bundan böyle. Çünkü neticede ipi çekilmiş olan AKP’de hala yeni bir arayış içinde kalacaksa, bir Babacan veya Davutoğlu bile olamayacağını böylece ya bilmek ya da bilmek zorundadır artık. Ve özgüven eksikliğiyle NATO zirvesine, kişisel destek amacıyla avenesiyle birlikte gidişi, bu görüşümüzü doğrulamaktadır.

 

Danışmanlarından da en başından itibaren olduğu gibi şimdi de bir fayda olmayacaktır kendisine. Hatta en güvendiği danışmanı bile Brütüs olmayı tercihleyerek akıl vermeye kalkmaz bile kendisine. Çünkü sonra sıranın kendilerine geleceğini de nasıl olsa etraflıca hesaplamıştır bu epiküristler. Hatta öyle ki bütün yandaş saydıkları ve bağrına bastıkları bile kendisini, sonuna kadar tek taraflı kullanmak zorunda olduklarını kurnazca hesaplamışlardır, nasıl olsa da esas fatura ona yazılacağından, hiç kuşkunuz olmasın.

 

Lakin yine de çok kapsamlı kalkule edilmelidir ki bunların bazıları, Erdoğan’dan bile önce ülkeden kaybolacaklardır. Çünkü kalan sağların sonunda, yüce Yargının olacağını da çok iyi bilir bunlar inanın! Ee ne yaparsın, risk taşıyan ya da taşımayı seven sonunda kalan borçlarıyla da yüzleşecektir. Ya da Bankacı ağzıyla ‘korumacı’ olacaksın ki risk almayarak kimseye de borcun olmasın. Zira her borç ki adı kredi, taksit, kira vs. her ne olursa olsun kendi mealinde risktir aslında. Ve boyunu aşan her risk de sonunda yargıyla sahibini hep karşı karşıya bırakacaktır, bu da asla unutulmasın!

 

Biden USA’sının Türkiye Cumhuriyeti’ne değil; ama tartışmalı tek adam Türkiye’sine vereceği ve karşılığında hayalini kurduğu Eyaletler Türkiye’sinden ve beslediği Mafyacı AKP şürekasından hiyerarşik olarak ne alacağı bellidir. Bunları burada tek tek sıralamaya hiç gerek yok. Dikkatli ve bilinçli okur, bunların ne olduğunu nasılsa bilecektir. Bu yazıyı hemen zirveden önce yazıyorsam; nasıl olsa söylemeye özen gösterdiklerimden fazla da bir şeyi zirve oluşumundan beklemediğimdendir.

 

Okumak için okuyor gözükenlere ya da sadece haberleri veya meallerini anlayamayacakları makalelerin başlıklarını okuyanlara ise esasen söyleyecek sözümüz yoktur. Böylece klasik bir NATO-Biden ile Erdoğan’ın Timsah gülücüklü buluşmasını ne abartın ne de abartanlara yol gösterin derim ben. Amerika ise siyası bileşkede bildiğiniz Amerika’dır lakin o da artık bir Atlantik fırtınası olmaktan çok uzaktır. Ve belki de İzmir yöresinin İmbatına dönmüştür artık. İşte hepsi de budur prensipte.

 

AB ve ‘Drang nach Osten’ özlemindeki Almanya ise zaten Anadolu Türkiye’sinden ve Türk atalarından istese de vazgeçemez. Yoksa genetiği bozulur. Sizi bilmem; ama Almanya da yaşadığım yıllar ve yaptığım diyaloglarda entelektüel Alman dostlarımdan bunu çok iyi öğrenmiştim.

 

Ne var ki bizim yeniden Atatürk Cumhuriyeti kimliğimizi alabilmemizin ve karşı fırtına yaratabilmemizin ilk şartı ise önce AKP külliyesi ve Erdoğan şürekasına yol vererek, ilk önce de kurucu anayasayı ve yüce Yargıyı bir daha benzer ve asosyal maceralara açık vermeyecek uygarlıkla revize ederek, sonra da milli, bağımsız bir siyasi ve yeminli birlikteliği, tıpkı kuruluşta olduğu gibi yine TBMM sıralarında bir araya getirmekten geçer…

 

Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com                      

Video Kanalım & Şiirlerim

 

2 Haziran 2021 Çarşamba

ULUSA ODAKLANMAK..

 



              Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı olursa ne olur? En azından bir Erdoğan olmaz. Öyleyse bu bile yeterli olmaz mı? Ayrıca kendisinin dürüstlüğünü tartışmak, erdeme büyük bir hakaret olur. Hak meselesi, doğrular, çirkef Devlet oyunları vs. vb. konu olduğunda, ülkeyi ve milleti suç örgütü lideri mi kurtaracaktır. Yok mudur bu milletin akıllı ve aydın milli temsilcileri, hak savunucuları. Yani herkesin ağzı ve yorumu vardır iyi de bu, bütün sorunların çözümüne yeterli midir?

 

            Geçiniz! Ne var ki Peker’in yorumlu açıklamaları olmalıydı ve oldu da. Lakin neresinden bakılırsa bakılsın, kendisi de bir suç örgütü lideriydi. Ama bir Mafya lideri değil. Çünkü Hükümeti bile Mafya Devleti yapamaz Türkiye Cumhuriyeti’ni. Yalnız Mafya benzerine bile el uzatırsan kolunu da kaptırmışsın artık demektir. Ki bu da seni bitirir.

 

Köroğlu, Karacaoğlan, Dadaloğlu vs. gibi menkıbe olmuş kişiler bile neticede dağa çıkmış Eşkıyalardı. Lakin hak ve adalet için adamışlardı kendilerini. Eskiden Kabadayılarda vardı ve bütün yaptıkları iş, gerekirse kaba kuvvetle de olsa korudukları kişinin adaletini savunmaktı. Ekmeklerini de haraçtan değil; ama sadece bağışlardan kazanırlardı, tıpkı muhtaç hastalarını bedava iyileştiren Doktor Hipokrat gibi.

 

            Bütün kirli işlere bulaşarak Çete Reisliği yapmak ise apayrı bir iştir ve yukarıda yazılanlarla mukayese bile edilemez. Lakin salt doğrucu Davutlara ise her zaman ihtiyaç olabilir arada sırada. Ki Peker de onlardan biridir sonuçta ve olması gereken açıklamalarıyla taşı da gediğine koymuştur. Yani adam yokluğunda, şaibeli durumuna rağmen yine de adam olmayı bilmiştir ve buna da ihtiyacımız vardır netice itibarıyla.

 

            Yalnız gönlüm isterdi ki bu işler tamamen, Atatürk’ümüz gibi kalıplı, aynı hamurdan ve anasının ak sütü gibi temiz, kendisini sadece ulusu yoluna adamış şaibesiz adamların olsundu. Bir ifadeyle de özgün milletlerinin hak savunuculuğunu, sadece temiz Cumhuriyet Hakimleri ve Savcıları yapsaydı. Ne ki bu iş Pekerlere kaldıysa ne diyelim, onlara da helal olsun.

 

            Peker videolarının en faydalı yanı ise dün sessizce ve saman altından cukka götürenlerin, bugün kendilerini ispatı olmayan aklamalara kalkışmak amacıyla ağızlarını açmaya başlamış olmalarıdır. Ve bu Peker irticalinin, diğer konuşması gerekenlere de virüs gibi yayılarak, kapalı ağızlarını artık açmaya başlamalarına neden olmasıdır.

 

            Bir de AKP’nin artık Fabrika ayarlarına dönmesi söylenmiyor mu? Yahu hangi Fabrika, hangi ayar. Hangisi vardı veya olan da kaldı mı? Abramovic ve şürekası tarafından merdiven altı bir imalattır bu Parti. Her parametresiyle işleyen ve 20 yıldır da evirilip çevirilip döndürülen bir dönme dolap olmadı mı bunlar. Bugüne kadar sanki ülkenin içine küllen etmemişler gibi, şimdi de Kanal yaftasıyla İstanbul’u emperyaliste satmaya kalkmıyorlar mı?

 

            Başta Erdoğan ailesi olmak üzere birkaç paydaş ailenin vergisiz Atlantik hesaplarının evreni uğruna, milli kaynakların ve onların asıl sahibi olan Türk milletinin sırtından hüpletilen milyarların hesabı soruluyor burada. En başta da hesap vericiler olmak üzere herkes gözünü açmalıdır. İşte bütün sorun da budur neticede. Ve bütün sorunlar gibi çözümü de yine kendi içindedir.

 

            Sözün özü demek gerekirse; bir cezalı örgüt adamı şayet milletini savunmaya kalkıyorsa, hele de bu durum Cumhuriyetçi Demokrat bir ülkede yapılıyorsa, başta muhalefet olmak üzere bütün sivil ve resmî kurumların milli egolarının, işlemediğinin de göstergesi olmuş demektir. Ki buna asla inanmak istemiyor ve işin sonunu merakla bekliyorum.

 

            Binali, Erdoğan ve bazı diğerlerinin yola çıkarken neden ilk önce de denizcilik filolarını büyüttükleri şimdi daha iyi anlaşılıyor. Neden mi? Elbette pahada ağır çok değerli ve kaçak elementlerin, hem de vergisiz yurtiçine sokularak elde edilen astronomik kazançların başka türlü izahı olamazdı da ondan.

 

            Ben, Serdar Saçan gibi adamları neden çok severim. Çünkü cetvel gibi doğrudurlar da ondan. Ve 25 Mayıs 2021 tarihli Halk TV konuşmasını şayet izlemediyseniz, mutlaka izleyin derim.

 

            Esas Şahini ağabey yapıyor, sonra da kargaları avlıyor ve kendine de delikanlıyım diyorsun. Öyleyse sevsinler seni Sedat Efendi. Saçan görselini sen de bir zahmet izleyiver istersen, belki sende bir şeyler öğrenirsin. Demek ülkem bu günlere geldi! O halde bize de Türk evladına yakışır olanı yaparak, akıl almaz olan bir üslupla bu sorunu bitirmek düşüyor demektir artık…

 

Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com                      

Video Kanalım & Şiirlerim

16 Mayıs 2021 Pazar

VANDAL'A BAK..

 


Vandallar (sapkınlar) tarihin her dönem ve sahnesinde yeni kostüm, maske, fırka, parti, cemaat, cemiyet, teşkilat, tarikat, dernek, dergâh vs. ile yer almasını bilmişlerdir. Ve insanoğlu var oldukça da bu böyle olmaya devam edecektir. Resimdeki Vandalların esir yurttaşın boğazına neler döktüğünü bilmiyoruz; ama bizdeki işi ve aşı olmayan vatandaşların ucuz ekmek büfesini bile yakan Vandalların, ne yaptığını ve resimde sembolize edilenle aralarında hiçbir fark kalmadığını da çok iyi görebiliyoruz. Ve çok da iyi biliyoruz ki, bugünün Vandalları da yakın yarınlarda, toplu temizlik başlayınca şüphesiz, yoklar tarihine göçmüş olacaklardır artık.

 

Vatan dedikleri topraklardan, sapkın ideolojileri sebebiyle komşuları tarafından tarihte neden hep kovulduklarını, bir türlü anlamak istemeyen ve Bayramı karşılayan bir Kadir gününde bile en cici Bayram giysilerini giymeye hazırlanan, komşusu Müslüman çocukların ve annelerinin yaşam birlikteliğini bitiren Talmud kökenli lanetlenmiş Yahudilere bakılırsa; bu Dünyada kendilerinden başka hiçbir insanın yaşamaması gerekiyor. Şimdi neden bu kadar sapkın oldukları daha iyi anlaşılır oldu herhalde. Ve bana da bu nedenle şimdilik, Bayramınızı bile kutlayamadan, vatan dediğimiz toprak ana sevdalısı bir Türk’ün gözyaşlarıyla bu kelamları dizmek kalıyor.

 

Yahudi yine rahat durmuyor. Eski alışkanlığı yine nüksettiği için, bundan sonra Yahudi’yi USA da kurtaramayacaktır artık. Eski Yahudiye Eyaletleri veya yerleşkelerinden, yani nerede toplu olarak yerleştilerse, nedendir acaba çürük felsefeleri nedeniyle ve benimsedikleri geçimsizlikleri yüzünden ya hep kovuldular ya da her daim topluca telef edildiler. Dolayısıyla biraz da kendileri artık keplerini önlerine koyup, bunu soyuttan somuta düşünmelidirler.

 

Yahudi’nin aslında vatan olarak da bilinen bir toprak parçasına hiç ihtiyacı yoktur. Çünkü o her yerde, hem de iyi yaşamasını çok daha iyi bilir ve bunu da ister. O halde İsrail aslında bir Musevi vatanı değil; ama USA’nın kendi emperyalizmi yolunda kurmaya çalıştığı yeni Dünya güvenliği bağlamında, Kuzey ırakta oluşturduğu yapay bir Kürt ve arkasında yapay bir soykırım ile toplamaya çalıştığı bir Ermeni Lejyonudur aslında.

 

Biden’in ise neticede bu aşırı masraflı Lejyonlar yoluna kendi ülkesini bile satacak olduğu anlaşılmaktadır. Belki de artık akıllanmaya başlayan vatandaşları onu daha önce satar kim bilir. O halde hiç endişe duymasın. Nasıl olsa yakında Dolar da bitince Çinli, altın rezervleriyle kendi ülkesini de satın alacaktır.

 

Lakin aynı düşüncenin arkasına bazı AB Devletlerinin de saklanmakta olması, bu gidişle sonunda onlarında sonlarını getirecektir. Bu arada bizim buralarda, hayatlarından bezdirdiği insanlarıyla helalleşmeye kalkan Erdoğan, yoksa ayrılık sinyalleri mi veriyordu. Ki o zaman akılcı davrandığını da söylemek boynumuzun borcu olur doğrusu.

 

Amerika’daki Türklerin bir kısım uzantısı, sıkı bir Amerikancılıkla Türk Hükümetini, USA menfaatleri bileşkesinde esir almış durumdadır. Öyleyse AKP Hükümetinden kurtulmadan önce bu akortsuz gruptan kurtulmanın zorunluğu, bilmem artık idrak edilebiliyor mu?

 

Hükümet hesabına başta Mısır olmak üzere ihtilaflı komşularla yeniden uzlaşma havasına girmek, anlatmaya çalıştığımız önerilerin en nihayet ciddiye alındığının bir göstergesi mi oluyor acaba? Lakin her şeye rağmen yine de boşa veya kendi ganimetleri hesabına yatırılan, 20 kayıp milli kalkınma yılına rahmet okuyarak, fazla da umutlanmamanın unutulmaması gereğini de hatırlatmak zorundayız.

 

Kudüs’te tam da Kadir günü Müslümanlara karşı yapılan silahlı İsrail müdahalesi, Kudüs’ün bu aidiyet hakkını nereden aldığını İsrail’e sormak hakkını da bütün izleyicilere verdi. Çünkü vaktiyle Osmanlı toprağı olan bütün bu komşu Ülke topraklarına, bugün ancak seyirci olabiliyorsak, İsrail’in de Kudüs’ün artık kendi aidiyetinde olmadığını idrak etmesi gerekiyor.

 

O halde kimlere güvenerek, canı istediği zaman komşularını telef etmek hakkına sahip olabiliyorsa, en başta da Türklerin bütün eski topraklarına yeniden sahip olması gerekir. Ki bu da şüphesiz yeni insan ve Devlet haklarının evrensel ve hukuksal muahedelerinin, tamamen yenilenmesi demek olur. Ya da savaşla alınan savaşla verilir adamsendeciliğine dönüşerek insan hakları yine ihlal edilir.

 

Bu arada Cumhurbaşkanı, Türkiye’yi İstiklal döneminde terk eden Rumlara ‘gelin burası sizin de ülkeniz’ dediğine göre bu söylemi kendisine yakışıyor olsa da kendisinin de onlardan olduğu veya ülkeyi de artık satılığa çıkardığı için mi söylendiğinin de araştırılması gerekiyor.

 

Böylece çevremizde olan her şey bize o kadar yaklaşıyor ki yakında adaletsizlikten yok olma noktasına gelen Dünya ve insanını adil bir Dünyada tekrar birleştirerek yeniden kurtaracak olan Türklerin, tekrar işbaşında olacağını çıkarıyoruz, işte bu yaklaşımdan. Yani kuşlar, çiçekler, börtü böcekler ve bütün yaşam savaşı vermekte olan tabiat ana, kulağımıza yine bunları fısıldıyor. Tabi o günler geldiğinde de bugünkü Vandal ve fetbaz yobazların çoktan temizlenip unutulmuş olacağını da bilmek bir sır olmuyor artık…

 

Rusya’nın ikinci Dünya Harbini, Nazi Almanya’sını yenerek sonlandıran Zafer Günü kutlamaları, kendi İstiklal harbimizi de anımsatarak yüreğimi sızlattı. Çünkü Putin vaktiyle Atatürk’ün de yaptığı gibi böyle bir anıda, güçlü bir Devletin neler yapabileceğini ve çeşitli emperyalist entrikalarla nasıl baş edileceğini yine tartışmasız Dünyaya servis ederken, beynimdeki düşünen; ama kararlı Kemalist kişiliğimle, iyi günlerimizin yine bütün ışıltılarıyla yaşanacağına olan inancımı dimdik kafamda taşıyordum. Ve bu düşüncelerin, bizi asla temsil etmeyen yapay bir misyoner Hükümetin yalan ifadelerine, hiç ihtiyacı olmadığını da çok iyi biliyordum.

 

AKP iletişim merkezinin CHP’yi karalamak üzere yaptığı görselin daha yayınlanmaya başlamadan iptal edilmesi, aslında yurttaşın AKP ile ilgili her konuya hatta yalan ve hile bile olsa, duyarsız kaldığı ve artık AKP ‘den kurtulmaktan başka da bir düşüncesinin kalmadığını gösteriyor. Paralelinde derhal tespit de ediliyor ki bugün Türkiye’de, Dünyanın herhangi bir yerinde de olduğu ve olabileceği üzere, diktatör Mafya Devletleriyle, sakin yurttaşlar arasında yaşanan Vandal savaşlarından birisi daha yaşanıyor.

 

Ayrıca bu bağlamda her söylentiye de itibar edilip yayınlanmamalıdır. Çünkü komplo nitelikli söylentiler sadece, onları maksatla yayanlara yarar ve bizatihen yaşandığı üzere de daima kaotik sosyal dalgalanmalar yaratır. Demek ki hakkınızdaki ispatı olmayan söylentiler, düşmanınızın en etkili silahıdır sadece.

 

Sözün özü: Sevgili gönüldaşlar; FETÖ ve beraberinde bir AKP dönemini yaşamış ve hala da yaşıyorsak, üstüne de çuval giymekten bu yana, ERGENEKON güldürü parodilerini de hazmettiysek, biz Atatürk ve Devrimlerini hiç hakketmemişiz ve Kurtuluş Savaşı da bizler için yapılmamış demektir. Gelin bunun altını da hep birlikte imzalayalım o zaman…

                                                                            

                                                                                 Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com                      

Video Kanalım & Şiirlerim

2 Mayıs 2021 Pazar

MAKAMA SAYGI..

          


           
Çin’in kontrolsüz büyümesi de aslında bütün Dünya Devletleri tarafından kontrol altında tutulmalıdır. Mademki emperyalizmin sömüren güç olması engellenmek isteniyor, O halde Çin de yeni bir sömürge devi yapılmamalıdır. Yani gerçekte Doğu ve Batı arasındaki güç dengesi, iki taraftan biri hesabına asla bozulmamalıdır.

 

            Çinliler vaktiyle büyük Türk Devletlerinin himayesinde iken sonra Türkleri de birbirlerine düşürerek çeşitli entrikalarla kendi teritoryumlarını kurmuşlar ve en sonunda ise Uygur hakimiyetinde oldukları halde bugün, aslında patronları olan Uygur Türklerini işçi köleler durumuna düşürmüşlerdir. Ve asla unutulmamalıdır ki Çinli entrika ve manipülasyonda İngiliz’e bile külahını ters giydirir. Yalnız çok çalışarak haklı bir ekonomik ve sosyal büyüme içinde oldukları da asla unutulmamalı ve işte bu tarafları da örnek alınmalıdır.

 

            CHP Başkan yardımcısı Altay 21 Nisan Halk TV konuşmasında 27 Mayıs’ın darbelerin babası olduğunu söyledi mi, söylemedi mi? Derhal gözümden düştü. Oysa 27 Mayıs askeri hareketi o zaman, şimdi de en fazla ihtiyacımız olan Devrimin ta kendisiydi. Askerlerin, bizden buraya kadar, şimdi yeni Anayasa Hukukunu sizler yapacaksınız diye deklare ettiği üzere, başlarında Sıddık Sami Onar olan, en saygın Anayasa Hukuku Profesörlerinden oluşan bir Komisyon tarafından, 61 Anayasası gibi Cumhuriyet tarihimizin en mükemmel bir Devrim Anayasası yapılarak Türk milletine armağan edilirken, Meclisin güvencesi olacak olan Senato bile kurulmuştu.

 

            Böylece bugünkü Cumhuriyet varlığınızı o Anayasaya borçlu olduğunuzu da lütfen bir daha hatırlayınız bir zahmet. Ve de şimdiki doldur boşalt Anayasasıyla olan farklar çizelgesine empati oluşturarak, hali pür melalinizi de görün Beyler ve Hanımefendiler. Ki bilhassa Senato denen olgunun neden bugün bile USA gibi gelişmiş ülkelerde var olduğuna ve bu nedenle de böylesi ülkelerde, demokrat bozuntusu diktatörlere asla neden müsamaha olmadığını da bir daha benimseyin lütfen.

 

            Evren Paşanın yaptığı ise buz gibi Amerikan darbesiydi mesela, kafası ütülenmişlerin söylediği gibi asla bir Devrim değil. Evren kendisine verilen talimatlar çerçevesinde 61 Anayasasını deaktive edebilmek için ne mümkünse yapmıştı, ama yine de bir hayli zaman kaybettiler. Bu zaman kaybı bile mevcut Anayasanın daha iyi benimsenmesi için bir artı neden oldu.

 

            Şimdi ise bazıları birinci Cumhuriyetin yıkıldığını söylüyor. Böyle bir şey asla yoktur ve olamaz. Lakin böyle bir teşebbüs olduğu da kesindir, ne ki bunu yapmaya kimsenin gücü yetmez. Birinci Cumhuriyetin yıkılması demek, İstiklal Harbinin yapılmadığının veya kazanılmadığının da söylenmesi demek olur ki tımarhanenin zır delileri bile buna kahkahayla güler. Çünkü böyle bir yıkıntıyı revizyon bile onaramaz. Oysa şu anda birinci yani Kurucu Cumhuriyetimiz sadece, Devrim ilkelerini altı ok çerçevesinde onarmak, güncellemek ve güçlendirmek üzere revize edilmek noktasına gelmiştir. Bunu da yüce Türk Ulusu yine yapacak güç ve azmindedir.

 

23 Nisan Meclis Cumhuriyet konuşmalarında, gerçekte mevcut olmayan Kürt sorunu gibi emperyalist bir hikâyenin hala konuşuluyor ve besleniyor olması, sadece Türk milletini rahatsız etmiyor. Asılları Türkmen olan, ama kendilerine Kürt denilen ve tarih bilinci yerinde olan kardeşlerimizin de ne kadar alındığını biliyor ve görüyoruz. O halde kimdir bu konuşanlar ve kendilerine Kürt diyen Taşnak artıkları. Ve kimlerdir bu konuşanlara yer verip bir de destekleyenler. Öyleyse bu yapının kiralık aktörleri de acilen deşifre edilmelidirler.

 

Eskiden Dolar lafı pek duyulmazdı. Devlet Bütçeleri bile sayılı Dolarla ifade edilirdi. Hele de bugünkü Dolar mülkiyetinde Bütçe açığı asla akla bile getirilmezdi. Ki dış borçlanma bile ancak DP İktidarı ile yaşanmaya başladı. Oysa şimdilerde 128 Milyar Dolar bile bir gecede satılıyor. Ne oldu da böyle oldu. Hâlbuki Dolar bu kadar ayağa düşmüşse, ömrü de çok kısalmış demektir. Ve çok yakında sanal bir para birimi bile olamayarak nominal değeri sıfırlayan Doların yerine, Bitcoin veya altın ya da değerli diğer metal endeksli başka bir nominal değerin, evrensel ticaret birimi olarak kabul edileceği gün gibi aşikâr demektir. O halde Yeni Dünyanın işaret fişeğini atan Çin’in altın rezervlerini neden çok yükselttiği de kendiliğinden anlaşılmaktadır artık.

 

Vaktiyle Kennedy İsrail’e atom silahı verilmesine karşıydı, öldürüldü. Bugün de Biden adlı siyasa bezirganı, Türklere soykırım yaptınız dese ne olur demese ne olur. İşte kendisi de bu kadarlık bir siyasa melezidir sadece. Yani varlığı da yokluğu da kendi sonunu değiştiremeyecektir. Hele de bir Amerikan ordu gazisi tarafından kendisine söylenen ‘kendiniz için bizi Irak’a yollayıp sivilleri öldürttünüz. Sayenizde birçok arkadaşım öldü’ ifadeleriyle aşağılanan Biden’in sessizce uzaklaşması, Amerika da bilhassa da ordu mensupları arasında yeni bir infial ateşinin yakıldığının da en canlı göstergesiydi.

 

AKP Hükümetinin bazı dış temasları, prensipte nefsi müdafaa odaklıdır. Yalnız böylesi temaslarını bile yanlış adamları kullanarak ve doğruların yerine yanlış dostlar seçerek yapıyorlar. Çünkü kendi akılları da yanlıştır ve dış siyasaya da yetmiyor. Zira ülkeyi bütün yokluğuna rağmen hala soymaya kalkanların başkalarını ikna edebilme becerileri de yoktur. Erdoğan o kadar açık ve seçik ‘benim işverenim Biden’dir’ dedi ki artık buna ne cevap verilir bilemem.

           

Oysa Biden’e verilmesi gereken cevap çok açıktı. O da ülkedeki Amerikan üstlerinin derhal kapatılmasından geçerdi. Gerisi de zorunlu olacak olan ikili görüşmelere kalırdı artık. Ve fazla tıraşa da gerek kalmazdı. Çünkü verilen cevap evrensel olurdu ve dünyada anlamayan da kalmazdı. Irak’taki çete baskını ise ahırda Öküzün karnını sokan sivrisinek gibi kaldı. Bilmem anlaşılır oldu mu?

 

Amerikalı Biden denen Siyonist’in eski gücü kalmadığı için artık cıvalı zarla oynuyor. Sakın oyununa girme yoksa sıfırlarsın. Masada ne görürse toplarken dikkat et de seni de boşaltmasın, akıllı ol. Beceremediğin siyasanın kurtlu arpalığından sana pek hayır gelmez. Bu arada unutma ki Türk milleti havlu atmayı bilmez. Bunu da herkes bilir. Bakarsın o millet seni bile kurtarır. Bu sayede belki de daha dokunaklı bir son bulursun.

 

Avrupa Birliği ise Türkiye ye muhtaçtır. Yani bunun aksi hiç değil. Bırakın ticari ilişkileri; tarihe bile bakılsa onların kökeninin de Türk olduğu anlaşılır. Mesela Devletleri Devlet yapan aslında efsaneleridir. Bugün dünyanın en zengin Devletlerinden birisi olan Almanya’nın bile öz Nibelungen efsanelerinde baş figür Hun Türklerinin Başbuğu Atilla’dır. Benzer durumlar Avrupalı diğer Devlet tarihlerinde de böyledir. Bütün Avrupalı da bunu bilir ve elbette ki Türkiye ve Türklerin dostluğunu, asla güvenilemez sahte ve salt ticari dostluklara her halükârda tercih eder. Ve bilin ki yakın gelecekte USA yalnız kalacak ve ilk önce de eyalet Devletlerine ayrılacaktır. Yeter ki Dolar bir an evvel tamamen sıfırlasın, yani basmaya bile gerek kalmasın.

 

Türkiye Ukrayna’da ne mi yapar? Bana sorarsanız hiçbir şey. Çünkü girmez, giremez. Şayet ebleh olup girerse, başta USA ve NATO olmak üzere arkasında Dünya harbi çıkaracak bir birlik asla kalmaz, kalamaz. O zaman da Türkiye biter. Çünkü Cumhurbaşkanı her ne kadar Erdoğan’sa da çok iyi bilir ki silahlı bir Türk neferinin hatta Türk destekli üniformasız silahlı bir Lejyonerin bile Ukrayna’ya sokulması, Türk milletinin kesinlikle değil; ama kendisinin intiharı olur. O halde makamından yüzünün akıyla ayrılabilmen için sadece başlık resmindeki Atatürk önerilerini benimsemen yeterlidir. Gerisi ise teferruattır. Bu tavsiye de bütün liderlere ithaftır.

 

Bilinsin ki Türk milleti kimseye benzemez o sadece kendi özüne muhtaçtır ve kendisini temsil eder, başkasını değil. Sahtekârlar, kendileri gibi olan sahtekârlarla yaşar. Çünkü onlar birbirlerine muhtaçtır her zaman. Türkler kendinden olmayanlarla da eşit ve saygın şartlarda yaşar, çünkü yiğit, mert ve korkusuzdurlar. Hak, onur ve bağımsızlıklarına da çok düşkündürler. Bilhassa da aslı mazlum olan Türk Milleti ok gibidir. Yani bir kere yayından fırlamaya görsün.

 

Bazı beyni sulanmış şerefsizler Türklere ‘Ermenilere soykırım yaptınız’ diyor. Türk Milleti ekmeğini paylaştığı, adam ve kardeş saydığı halde bağımsızlık savaşında düşmanı olan emperyalistin tetikçiliğiyle kendisini sırtından vuran Ermenilere şayet soykırım yapsaydı, Ermenistan’ı bile kuracak hiçbir Ermeni kalmazdı bu dünyada. Gerçekte bütün mesele din hikâyesidir. Oysa Türkler dinin bile ne olduğunu bütün dünyaya öğretmişti. Ki buna Hristiyanlar, Müslümanlar ve tüm diğerleri de dahildir.  

 

Makam saygısı bizatihen Mete (Motun), Atilla, Atatürk, İnönü, Washington vs. ilk önce de o makamın sahibinde olmalıdır. Cumhurbaşkanlığı makamı ise çağdaş ve çok kutsaldır. Ve hep en liyakatli, erdemli, seciyeli ve dirayetli şahıslara mesnet olmuştur. Hele de Atatürk gibi bazılarını ise ölümsüz kılmıştır. Yani o makam asla liyakatsizlik sendromuyla acınacak halde feryat ediyor, acıyla inliyor durumda olmamalıdır. Çünkü o zaman millet de o acıyı hisseder. Donuk ve güçsüz kalabilir. Bu bağlamda yakın tarihe bakıldığında ise gidenlerin yerinin kolay dolmayacağı ne yazık ki görülmektedir…

 

Ülkemizde bir de bu her arsayı kapatan inşaatlara yasa, masa işlemiyor herhalde. Millet yasaklarla, aşla, ekmekle, işsizlikle uğraşırken özellikle de neredeyse beleş Suriyeli işçi taşeronlar, sabahın köründe hem de şarkıyla, türküyle avaz avaz çalışmaya başlıyor. Benim bildiğim ve duyduğum, bütün İzmir ve nahiyelerinde durum budur. Neredeyse çatışmaya varacak bu durum nasıl ve neden oluyor. Bunlar epidemi de saçmıyorlar mı acaba? Hepsi de iflas etmiş Hükümete mi çalışıyor yoksa…

                                                                         Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

 

19 Nisan 2021 Pazartesi

ASIL MESELE..

 


            Ab Konseyinin Türkiye ile olan çözümü AKREJİM üstünden çözüyor olması, aslında beklenendi ve o da oldu. Yani sinsi USA ile birlik olan NATO AB’nin Erdoğan desteği, nedeni bileşkesinde bir kere daha ortaya çıktı. Yani ortadaki durum sadece milli bekamıza karşı olsa da Erdoğan Hükümetinin tavşan karşısında gaza getirilen tazı konumu bir daha teyit edilmiş oldu.

 

Demek oluyor ki AB her ne kadar Türkiye’yi AB’ne almasa da istediğini aldığı ve alacağı Erdoğan Hükümetini, bütün demokrasi ihlallerine rağmen sonuna kadar tek taraflı destekleyecektir. Onların ne kadar demokrat oldukları da artık yorumlarınıza bırakılmıştır.

 

            Son günlerde Corona ölümlerinde artmalar oldu. Anlaşılan muhtaç ve kronik hastalıkları olanları genç, yaşlı demeden SGK dışı bırakıyorlar demektir. Aynı bağlamda aşı keyfiyetinden de sıyrılmış olacaklarını hesaplamışlardır mutlaka.

 

            Bakın, giymeye çalıştığınız çizme size çok büyük gelir. Onunla dolaşamazsınız bile. Beyin ise insana sentez yapabilmesi için verilmiştir, lütfen onu salata olarak kabul etmeyin. Bırakın bütün suçları haklı olarak beka meselemizi irdelemek olan emekli Amiralleri de USA Montrö’ye rağmen boğaza neden gelmiştir. Çünkü neticede Hollywood aktörüdür ve bugüne kadar olduğu gibi paranoid filmlerle insanları hep etkilediğini ve etkileyeceğini düşünür. Bilinmesi gereken, USA önderliğindeki Şirket-Devletlerle, nefsi müdafaa savaşı veren Ulus-Devletler arasındaki kavganın başladığıdır.

 

            Oysa USA Cuba’dan itibaren bu Dünyanın kendisinin olmadığını, olamayacağını çoktan yemiştir. Vietnam, Kore vs. ise bu yemeğin sosudur. Bırakın şunu bunu da ASIL MESELE önce biz Türkleri ve Türk yurdunu alakadar ediyor. O halde akıllı olun ya da aklınızı başınıza alın. Çünkü Türkiye’miz elden gidiyor. Ve bu durum eskimiş Osmanlının yerine yenisini koymaya da hiç benzemiyor…

 

Rusya Büyük Elçisi Kehrkov’un TBMM de yaptığı duyarlı konuşmadan, dikkatimi çeken bazı bölümleri paylaşıyorum:

§          “Bugün Moskova Antlaşması’nın imzalanmasının 100. yıldönümünü kutluyoruz. Bu tarihi belgenin ismine dikkatinizi çekmek isterim; “Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması”. Bu, diplomasi alanında son derece seyrek kullanılan bir formüldür. Bu isim, o zor dönemin romantik ruhunu tam olarak yansıtmaktadır.”

-          “Genç Türkiye Cumhuriyeti için esas tehlike geçtikten sonra, Sovyet Rusya’ya müteşekkir olan Mustafa Kemal Atatürk, Vladimir Lenin’e yazdığı mektupta “Türkler ile Ruslar arasında yüzyıllar boyunca süren kanlı savaşların gürültüsüyle dolu tarih nedeniyle, bu kadar hızlı şekilde barışmamız, diğer milletleri şaşırttı.”

-          “1935 ve 1937 yıllarında Sovyet ekipmanlarının tedariki sayesinde, Türkiye Başbakanı İsmet İnönü’nün “Sovyet endüstrisinin harika eserleri ve ebedi dostluğun sembolleri” olarak nitelediği, Kayseri ve Nazilli’deki tekstil fabrikaları açıldı. Sovyetler Birliği, Türk ağır sanayisinin gelişimine daha sonraki dönemlerde de büyük katkı sundu”

-          “Ülkelerimiz arasında 100 yıl önce temeli atılan dostluk ilişkileri, bölgedeki istikrarın, iki ülke halkının gelişiminin ve refahının bu ilişkilere ciddi bir şekilde bağlı olduğu günümüzde özellikle önem taşımaktadır”

-          “İki halktan biri için ortaya çıkan her türlü zorluklar diğerinin durumunu kötüleştirir”

 

Yukarıdaki ifadeleri fazla uzatmaya da gerek yok. Sadece bu alıntılara bile bakıldığında iki Devlet ve iki millet arasındaki vazgeçilemez birliğin bozulmasına sebep olabilecek nedenlerin ve yaratıcılarının tarih boyu nasıl lanetleneceğini bilmem hatırlatmaya gerek var mı?

 

Montrö’yü kaldırma yanında Cumhuriyetle asla bağdaşmayan Hilafeti de yeniden sahiplenmeye kalkanların öngörüsüzlüğü, bırakın komşuları önce de kendilerine güven vermemektedir. Oysa deniz aşırılarının istemlerine kapılarak ülkeyi ateşe atmak, aynı bağlamda ayağına taş bağlayıp kendisini de denize atmakla eş anlamlıdır. Ve Devletin başındakilerinin bile intihar hakkı şahsa özel değildir. Yani intihar edecek siyasi dahi önce istifa etmelidir, çünkü aksi halde ettiği yemine aykırı düşer.

 

Muhalefet sözcüsü kaybolan 128 Milyar Doları cehaletle adlandırıyor. Oysa bu kayıp, milletin gözünün içine baka baka yapılan bilinçli bir soygunun en açık bir görüntüsüdür. Aslında AKP Hükümetinin yaptığı tek iş, Atatürk’ün yaptığı bütün işleri yeniden; ama tersine yorumlayarak yapmak oluyor. Ne var ki bunu yapabilmek için bile yanlış adamlara oynadıkları için işleri bütün bütün ters gidiyor ve yüzleri gözlerine bulaşıyor.

 

Cumhurbaşkanının, üniversite mezunlarının kalitesizlikleri nedeni, işsizliklerinin de nedeni oluyor ifadesi, acaba kendisinin ve avenesinin kalitesini mi yansıtıyor? Bunu anlayamadık, hiç de yorumlayamadık doğrusu. Ayrıca kalitenin iş tecrübesi demek olduğuna göre de hangi üretim sahasına, hangi istihdamı yarattığının da envanterini hangi belgeyle ve nasıl vermeyi düşünüyor acaba?

 

Bugün serbest dolaşımda bolca okuduğumuz yabancı ülkelerdeki insanlarımızın heyecanını anlıyor ve takdirle karşılıyoruz. Benim de Almanya da yaklaşık 20 yıl yaşanmış, eğitim ve meslek hayatım olduğu için, özden uzaklığın ne demek olduğunu çok iyi bilirim. Lakin Tanzimat, Meşrutiyet ve İttihadı Terakki dönemlerini de yaşamıştır bu ülke. Ve Allahtan ki Türkiye de bir Atatürk ve onun ekolü vardı. Bugün de çok iyi biliyor ve görüyorum ki Türkiye’mizi yine Türkiyeli Türkler kurtaracaktır…   

 

                                                                        Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim

 

2 Nisan 2021 Cuma

YOLUN SONU..

 


              Şimdi AKP tayfasının Erdoğan rejisörlüğünde çevirmeye çalıştığı filmi biz daha önce de görmüştük. İkinci Dünya Harbinde Almanların gaza getirdiği Enver Paşa Büyük Turan (Kızılelma) rüyasına dalarak Rusya Türklerini aynı Bayrak altında toplamak, sonra da Türkiye’ye yönelip Atatürk’ten liderliği alma ve Büyük İslam Türkiye’sini kurma amacıyla yalın kılıç Rusya içlerine girmişti.

 

            Sonuç malumdur. Büyük Türk kıyamına ki başta Enver Paşa dahil olmak üzere hepsinin hayatına mal olan bu megalo hezeyan, o zamanlar yeteri kadar bakar körün ve beyinsizin yeniden aklını başına getirmişti sanırım. Ki bütün maceracıların hepsi birden yeniden Atatürk’ün değerini anladılar ve onun yoluna döndüler. İnsan beyni neticede Bilgisayar olmadığı için içine aldığını sonradan unutur veya virgülüne kadar da hatırlayamaz.

 

            İşte böylesi tutarsız saplantılarla yola çıkan siyasi İkbal sahipleri, sadece kendilerine değil ülkelerine de zarar verirler. Oysa Kızılelma’yı önce tasavvur eden Atatürk’tü lakin neyin nasıl yapılabileceğini de bilen yine kendisiydi. Ortada bir Sarıkamış hezimeti varken ikinci bir faciayı daha Türk milletine yaşatacak olan Enver Paşa bu eyleme kalktığında, Allahtan ki Anadolu da bir Atatürk vardı. İşte bu da Türkiye’mizin en büyük şansıydı. Yoksa bugün kim bilir nerelerde olurduk.

 

            Lakin bugün durum farklıdır. Yurdumuzda Atatürk gibi bir lider de şimdilik olmadığından ülkemiz ve milletimiz sadece zarar görür. Bu nedenle de durumun ciddiyeti bütün vatandaşlarca benimsenerek ihtiyati önlemlerin alınmasına, bir milli birlik şemsiyesi altında acilen başlanmalıdır. Aslında Montrö ’süz asla sahip olamayacağımız Boğazlarımızın konumu bile, BOP Projesinin de ana konusu ve hatta tek ve nihai hedefidir. O halde yeni İstanbul Kanalı gibi bir komplo Projesinin lafı bile edilmemelidir.

 

Aslında ülkemizin her şeyi vardır. Bütün mesele, sadece muhalefet partisi Başkanlarının Atatürk gibi düşünerek bir milli birliktelikle, kurucu anayasa ve TBMM bileşkesinde yeniden düzgün bir başlangıç yapılmasını sağlamalarıdır. Yani çıkış yolunun yüce Rahmetlimizin de söylediği gibi hepimizin Atatürk gibi düşünmesinden geçtiğini de asla unutmamalıyız. Demek oluyor ki Atatürk’ün, dolayısıyla da milli müktesebatımızın yok edilmemesi için milletçe Atatürk olma zorunluluğumuz vardır.

 

            Çünkü aslında Montrö ve Lozan’ı kabul etmeyen USA ve çömez AB, İstanbul’u hala Doğu Roma Başkenti Bizans olarak kabul ediyor ve bu eski rüyayı da hala görmeye devam ediyorlar. İşte mademki diğer çömez AKP de Montrö ve Lozan’dan vazgeçmeyi diline doladığına ve ‘iş Başkanın onayına bakar’ dediğine göre; genel seçimlerin, bırakın öne alınmasını, üstüne birer bardak da ayran içersiniz artık demeye getiriyor herhalde Yurttaşlarına.

 

Ne var ki asıl tehlike arz eden Asya komşularımızdan şimdilik tık yok. Sessiz ve dikkatli; ama asla taviz vermeyecek kadar da kararlı olarak şimdilik ve sadece bizim Hükümetin son kararını bekliyorlar. Bana kalırsa birileri de fena harcanacakmış gibi görünüyor. Eh artık kendi düşen ağlamaz tabii.

 

            Anlayacağınız AKP asıl misyonu gereği, alıştıra alıştıra emperyalist Muhipleri Derneğine dönüşmektedir giderek. Yakında isim de değiştirirlerse hiç şaşırmayalım. Bir sabah uyandığımızda bütün stratejik noktalarımızın gizlice açılan kale kapılarımız nedeniyle, dış güçler tarafından işgal altında olduğunu görürsek de sakın küçük dilimizi yutmayalım. Öyle ya 15 Temmuz’u bile bu millet, sadece izlemedi mi? Zira bu gidiş o gidiştir. Yani yolun sonu göründü artık bunu belleyelim.

 

            Örneğin; zamanında ki bırakalım DP dönemindeki sayısız gizli antlaşmaları, yakın zamandaki Gül ile USA Başkanı Powel arasında yapılmış olan ve halen de geçerliliğini muhafaza eden antlaşmanın bugünkü vasisinin, AKP ile Erdoğan olduğu kesinlikle unutulmamalıdır. Bir de bunun üstüne BOP eş Başkanı resmi yapıştırılırsa; eh artık her şey çok daha açık olmuyor mu dostlar.

 

            NATO ve AB askısıyla gardıroba asılmakta ısrar edenlere de söylemek gerekirse; Şanghay Antlaşmasına imza koyan Devletlerin hangisinin durumu, bizden ve birçok AB ülkesi Devletinden daha iyi değildir. O halde hala AB de ısrar etmenin ne abuk ve de nasıl bir satılmışlık değeri vardır acaba?

 

            Aptal, bana göre defalarca bilimsel argümanlarla ortaya konmuş olan doğruyu idrak etmeyen veya edemeyen insana denir. Oysa herkesin doğuştan itibaren bilinçsiz veya aptal bir dönemi vardır yaşamında ve olacaktır da. Ne ki artık doğru olanı anlamış ve benimsemişse ona aptal denemez. Yani doğuştan ne akıllı ne de aptaldır, sadece bilinçsizdir insanlar. Öyleyse doğruları takip edince de bir Padişah’ın bile 600 yıllık Saray Saltanatından sonra bir anda nasıl çıplak kaldığı ve kalabileceği de derhal kabul edilebilir.

 

Hele de son Abdülhamit dönemi, şayet görmek isteneni gösteren at gözlüğü ile değil de normal gözlükle okunup özümsenirse, ne de güzel bir örnek olur bu çıplak kalışa. Ve şimdi artık bunu da anlayıp idrak edebilenlere nasıl aptal denebilir ki.

 

 Şerefli kocaman tarihine ihanet içinde olan tribündeki o yalnız adam, acaba kendi vahim durumunun da farkında mıydı? Bilemem; ama televizyondan milli maçı izlerken bana verdiği ilham buydu Muhteremin. Sordum kendime, ödüllü yandaş Kongrelerinde olduğu kadar rahat mıydı acaba, halkından soyutlanmış sessiz tribünlerde de tek başına iken. Kendisini de halkından soyutlayarak, ne acınası duruma düşürdüğünün de bilince miydi bağlamında.

 

Halkının arasında ne korumasız dolaşmaya cesareti ne de istidadı olmayan o yalnız adam; kendisini de bugün siyasi ikbal sahibi özgün bir Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı yapan ülkesine karşı işlediği büyük günahın bilincini ve de azıcık da olsa nedametini, vicdanında taşıyabilecek miydi acaba yolun sonunda…

                                                                         Serendip Altındal

Özün Kişiliğinin Aynasıdır...

serendipaltindal.blogspot.com

serendipaltindal@gmail.com

Video Kanalım & Şiirlerim