16 Ağustos 2011 Salı
12 Ağustos 2011 Cuma
19 Haziran 2011 Pazar
MÜSTEVLİ UŞAKLARINA..
Anlama melekelerini çamaşır sepetlerinde
unutanlar için..
Alın aşağıda
ki yazı Müslümandan, Müslümanım diyene ithaftır ama boşuna olduğunu biliyoruz
nasıl olsa.. Zira anlayışsız ya da saplantıları doğrultusunda anlayabilen, nato
kafalar, nato mermer gibidirler…
Olsun biz görevimizi yapalım ve üstümüzden atalım yeter.
Başbakandan sitayişle bahsedenler sadece emperyalist (Sömürgeci,
küreselci) dünyayı temsil edenlerdir. Çünkü bu kadar kelepir ve istediklerinden
de ihtiraslı, bir vatan haini bulmak hem bizim ki kadar önemli bir ülkede hem
de bizde ki kadar fazla enayisi, artık kalmayan bir dünya da, kendileri için
bir hayli zor olacaktı. O nedenle, başbakanınız adına keyifle şakımaları da
bundandır.
Yoksa özgür,
akıllı, adil ve demokrat insanların dünyasında, başbakanınız gibilerin
esamesinin bile okunmayacağını, domuz gibi bilirler aslında, hiç merak etmeyin.
Madalyonun
diğer yüzü çok farklıdır, siz onların söylediklerini değil aslında
söylemediklerini ciddiye alın.
İstiklâl harbinden aldıkları dersler üzerine, aynı kafayla üstümüze
gelemeyeceklerini ve buna da esasen yüreklerinin olmadığını çok iyi de
bildiklerinden, bizi arkamızdan ve siyasi yollarla vuracak marjinal hainlere
şimdi daha fazla bel bağlamışlardır.
Bu nedenle, ilk önce yapmak zorunda oldukları gibi de bütün manipülatif
araç ve gereçle, belden aşağı, ıslak, kuru yöntemlerle, Türk Ulusu’nun sağlıklı
seçim yolunu kapamışlar ve Silahlı Kuvvetlerimizi akıllarınca pasifize
etmişlerdir.
Her şeye
rağmen, seçmenin bu kadar aptal olmadığını hep biliyoruz. İlkinden başlamak
üzere bugüne kadar ki bütün AKP’li seçimlerin maniple edildiğini, bu ülkede
sokağa terk edilmiş ihtiyar köpekler bile artık bilmektedir. Yoksa siz bunu
hala yiyor’musunuz??
İşte başbakanımız(!) diyen ve aslında sömürgeci
yandaşlarının, bahsettikleri ve anlayabilecekleri tek dünya da budur. Alın
tepe tepe hayrını görün ve bir yastıkta kocayın..
Ne var ki biz bir kere daha hatırlatıyoruz…
“Hatta bu iktidar sahipleri,
şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.”- Atatürk.
Serendip Altındal
17 Mart 2010 Çarşamba
DİNLER KOZMETİĞİ..
Dün gece rüyamda
Dolaşırken
Evren otoyolunda
Az önümde kenarda
Elinde bastonuyla
Duruyordu Musa
Seyredip
Reklam panolarını şaşkın
Kıs kıs gülüyordu
İlerde biri ona
Baktım
ki İsa
Muzip ve çapkın
Ve ilerde bizimkiler
Diğerleri ve diğerleri
Bütün dünya kardeşlerim
Hepsi sıradaydaydılar
Kızgınmıydılar
Değil
Şaşkınmıydılar
Değil
Ama iğfal edilmiş
Küskün ve şaşkın
Ve çoğunluğu aç…
Binlerce sayfalık dinler tarihi
belgelerinin sararmış sayfaları arasında, toz yutarak emek harcayan, bütün
araştırmacıları sevgi ve şükranla anıyoruz (özellikle de Aytun Altındal’ı).
Onların bize verdiği bilgilerin ışığında, dinler oluşkusunun bugünlere
gelişimine bakıyoruz.
Bugün kimin kim olduğu, kimin
elinin kimin cebinde olduğu tartışmaları içinde, kafalarımız karışırken,
şirazesinden iyice çıkmış dinler kargaşası ve çatışkısıyla, hala sanal
âlemlerin tozunu almakla uğraştığımızı fark ediveriyoruz.
Kimliği, aşı, işi, sosyal
güvencesi, insan gibi yaşama özerkliği ve geleceği çalınmakta olan, yerde yatan
insan kardeşimizin üstünden atlayarak, içi boş, siyasetlerine alet eden bir
azınlığın dışında, başka hiç kimsenin karnını doyurmayan sanal âlemlerin
kozmetiği ile uğraşıyoruz.
Bütün bunlar bana, bizatihi insan
tarafından, insanoğlunun erdemliliğine, tarifsiz bir ihanet ve işleyebileceği
en büyük suç olarak görünüyor.
Serendip
Altındal
13 Mart 2010 Cumartesi
GÜZEL BİR AKP/TSK ANALİZİ..
Bugün bana gelen, Sayın Sabahattin Önkibar’ın, aşağıda yolladığım yazısında ki
analizleri, daha önceden benim de düşüncelerimin kapsam alanı içindeydiler. Ne
ki, böyle bir ortamda, bu düşünceleri ayrıntılarıyla işlemenin, vatandaşı
bilgilendirmekten öte, daha da bir karamsarlığa düşüreceğini ve bu durumun
aslında ortak düşmanlarımıza yarayacağını iyi bildiğim için, bazı şeyleri
kendime saklamayı ve sadece bu bilinen gerçeklere bulunabilecek çözümlere,
yoğunlaşmayı tercih etmekteyim. Buna rağmen Sayın Önkibar’ı, bu gerçekçi
analizinden ötürü kutluyorum.
Bu bağlamda, bugün içinde bulunduğumuz bu açmaza, ulus olarak verebileceğimiz
en iyi cevabı, ’10.03.2010 tarihli Avrasya Bizimdir’ konulu yazımda verdiğimi
düşünüyor ve aynı yazımı, toplumsal çıkış yolumuz adına tekrar ilişikte
yolluyorum. Bu küçük yazımı, şimdi bir kere daha, Sayın Önkibar’ın yazısına
‘ULUSAL ÇÖZÜM ÖNERİMİZ’ perspektifiyle değerlendirin lütfen.
Serendip Altındal
TSK NEZDİNDE TÜRK MİLLETİNE- TÜRK
DEVLETİNE KURULAN TUZAK
Yakından biliyorum; Erdoğan üç ayrı araştırma şirketi ile on günde bir ve de önemli gelişmelerde günlük olarak halkın tepkilerini ölçtürür ve ona göre politika belirler.
Dolayısı ile Tayyip Bey’in bir süredir sürdürdüğü TSK’yı aşağılama ve köşeye sıkıştırma hadisesi de bunun yansımasıdır.
Son kartı!
Hayır, halk askerin aşağılanmasını ve hırpalanmasını istiyor değil, olay, Başbakan’ın toplumu oyalamak ve manipüle etmek için başka bir argümanının olmamasıdır.
Erdoğan, yaptırdığı anketler yolu ile işsizlik ve yoksulluk çığlıklarının şahididir.
Keza aynı şekilde Kürt olayı ve K. Irak’taki fiili durumdan dolayı da vurgun yediğinin farkındadır.
AB, türban ve İmam Hatip gibi konuların da eskidiğini ve artık istismar edemeyeceğini görüyor.
Geriye kalan tek malzeme, asker ve darbe mugalataları ile ajitasyonlar yaparak yeni bir istismar alanı yaratmak!
Evet Tayyip Erdoğan bugünlerde aslında son kartını oynuyor.
8 yıl iktidarda olan ve her şeyi ile tükenen AKP’nin topluma yeni bir umut dalgası yayabilmesi ve heyecan yaratabilmesi artık imkansızın ötesi bir şey!
Dolayısı ile sığındığı tek husus siyaset ya da hamaset yani yeni bir mağduriyet alanının inşasıdır. TSK’ya yapılan hücumların arkasındaki nedenlerden biri budur!
İlginç ayrıntı; bu son kartını seçime saklayan Tayyip Bey’in bunu şimdi niçin alelacele yürürlüğe koyduğudur.
TSK niçin sabrediyor?
Belli ki zamanlama ve metot konusunda AKP ile Washington farklı düşünüyor... AKP’nin öncelikle derdi malum, seçimi bir kez daha kazanmak ve Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığının önünü açmaktır.
Tayyip Bey ABD’nin önderlik ettiği Kürt açılımı projesini seçimden önce sürdürmek ve sonuçlandırmak istemiyor çünkü böyle bir durumda sandıkta vurgun yiyeceğini görüyor. Washington da açılımı seçimden sonraya bırakmak istemiyor zira AKP’nin gitme ihtimali durumunda projesinin sakatlanacağını düşünüyor.
İşte böyle bir tabloda Tayyip Erdoğan’ın kurduğu oyun şudur:
Askeri olabildiğince köşeye sıkıştırıp tepki koymasını sağlamak ve bu tepki üzerine meydan okuyarak demokrasi kahramanı olmak!
Genelkurmay kurulan bu oyunu gördüğü için bütün aşağılamaları sineye çekerek sabrediyor ve susuyor.
BM ve Diyarbakır’a asker!
Biliyorum; sabretmesin, müdahale etsin diyenleriniz var ama böyle bir durumda Türkiye ekonomik anlamda abartısız İzlanda ya da Arjantin gibi olur... Bazıları farkında değil, Türkiye aylardır nereden geldiği belli olmayan kara paralarla kendini döndürüyor. Buna ilaveten Allah korusun bir darbe durumunda polis içindeki unsurlarla, dini gruplar ve Güneydoğu’daki PKK ve de Barzanici unsurlar kışkırtılıp başkaldırabilir ve de ABD bu durumu bahane edip BM’yi alet ederek Diyarbakır’a asker çıkarabilir! Dolayısı ile askerin müdahalesi sadece AKP’yi kuyudan çıkarmak olmayacak, aynı zamanda ülkeyi de kaosa itme anlamına gelecektir.. .
Referandum olayı da işte bu tezgahın bir başka boyutudur.
Baktılar askerin tutuklamalara tepki göstermesi sağlanamadı daha fazla tahrik için Anayasa değişikliklerini gündeme getiriyorlar. .. Orada da gayeleri yeni tahrik alanları yaratmak ve işe TSK’yı karıştırıp mağduriyet inşa etmektir.
Seçime kadar gerecek!
Askerlerin teslimiyet anlamına gelen suskunluğuna bazen ben de feryat ediyorum ama işin bir de bu tarafına bakmamız gerekiyor!.. Tayyip Bey çok çok zorda olmasa, pimi çekilmiş bomba ile bu şekilde oynamaz. Askerle uğraşmak ve üzerinden bu şekilde politika yapmak aynen budur!.. Hiç abartmıyorum; Tayyip Erdoğan bugün sınırlı bir müdahaleye razıdır çünkü böyle bir durumda ABD ile AB’nin yanında olacağını ve hem kendini hem de siyasi misyonunu bu şekilde muhafaza edeceğini düşünüyor. Oysa çok değil bir yıl daha iktidarda kalırsa, bizzat sandık yolu ile kendisinin Yüce Divan’a, partisinin de tarihe havale olacağını iyi biliyor... Buradan hareketle ben Tayyip Bey’in seçim gününe kadar ortamı germeye devam edeceği kanaatindeyim!
Sabahattin ÖNKİBAR
10 Mart 2010 Çarşamba
AVRASYA BİZİMDİR..
Yurdumuzun üstünde yıllardır oynanan ABD, AB senaryoları, ülkemizi bitiremedi
ve asla da bitiremeyecektir. Cumhuriyet tarihimizin ve Türk Ulusunun, ilk resmi
milli partisi, aynı zamanda da milli devleti olan CHP’den sonra, DP ile
başlayan gerileme devrinin MR’ını aldığımızda, dışarıdan üstümüze uygulanan
senaryolardan ziyade, onların yurt içi uzantıları olan içimizde ki düşmanın,
bize asıl hasarı verdiğini görüyoruz.
Serendip Altındal
Birbirinden bağımlı, güdümlü ve içinde oluşturuldukları deli gömleklerinin
içinde, adeta çaresizliğe mahkûm edilmiş, geçmiş hükümetler, başlarını
duvarlara vura vura, beraberce ülkemizi sonunda, içlerinde en sabıkalı ve
devşirme olanı, AKP dönemine kadar taşıdılar. Bu güdümlü hükümetlerin
siyasileri, içine hep birlikte düşürüldüğümüz, Cumhuriyet dönemimizin en
kara günlerinin, aynı zamanda senarist-oyuncularıdırlar.
Öyle ki, hatta bugün, içimizden birilerini devşirerek, gözümüzün içine baka baka başımıza çıkartan, dışarıda ki senaristlerin, bu denli küstahlaşmasına cesaret verdiler. Bugün ise, çoğu bu geçmiş güdümlü hükümetlerin kalıntıları veya uzantıları olan siyasiler, bundan sonra da gitmek zorunda olacakların makamlarına, şayet aynı kafa yapılarıyla talip olacaklarsa, asla şikâyet etme hakları yoktur. Öncelikle de bu dediklerimizin altını, noter tasdikli imzalamak zorundadırlar.
Öyle ki, hatta bugün, içimizden birilerini devşirerek, gözümüzün içine baka baka başımıza çıkartan, dışarıda ki senaristlerin, bu denli küstahlaşmasına cesaret verdiler. Bugün ise, çoğu bu geçmiş güdümlü hükümetlerin kalıntıları veya uzantıları olan siyasiler, bundan sonra da gitmek zorunda olacakların makamlarına, şayet aynı kafa yapılarıyla talip olacaklarsa, asla şikâyet etme hakları yoktur. Öncelikle de bu dediklerimizin altını, noter tasdikli imzalamak zorundadırlar.
Şimdi, öyle bir dönemin eşiğine geldik ki, sevgili Atatürk’ün ve Türk Ulusunun
Türkiye Cumhuriyetinin, bundan sonra boşa harcayacağı değil yılları, ayları
bile kalmamıştır. İşte tam bu en karanlık nokta, Atatürkümüzün özlediği, Türk
Güneşi’nin doğma vaktidir artık. Bunun da yolu, Türkün ABD ve AB’ye tekmeyi
basıp, anavatanı Avrasya’ya bütün ağırlığı ile konsantre olmasından geçer.
Türk’ün önderliğinde bir Avrasya birlikteliği, ABD güdümünde bir emperyalist
dünya imparatorluğu değil, yeni bir dünya özgürlüğü müktesebatının ilanı ve
emperyalizm’in sonu olacaktır.
Homosaphien’in dünya tarihinde
ilk devletleşmeye başladığından beri bilinen gerçek, asla unutulmamalıdır ki,
Türk’ün başı yukarda ve özgür dolaştığı her yerde, bütün uluslar özgür
olacaktır.
Serendip Altındal
8 Ocak 2009 Perşembe
O GÜN BUGÜNDÜR..
Son tutuklamalara bakılırsa, darbe provoke edilerek adeta
tetikleniyor. Herhalde artık, Erdoğan da
bıktı ve ustaca havlu atmaya karar verdi diyorum. Bunu yaparken de bir taşla üç
kuş vurma kurnazlığına hazırlanıyor.
1
Kuş) Okyanus ötesine, ne yapalım darbe yapıldı ama biz yine de buradayız
diyerek, yeni bir vadeli yatırım mesajı iletip, aynı zamanda da ustaca, ülkesi
ve vatandaşı ile arasını daha da açacak, vahim sorumluluklar alma riskini de
bloke etmeye hazırlanıyor.
2
Kuş) Kendi seçmenine de, (hani sular tekrar durulursa), mesajı vermeye
hazırlanıyor.
3
Kuş) Yargıya, nasıl olsa bana ağır ceza vererek, bizi daha da büyütmek
istemezsiniz diyerek, yargı ile yüzleşme hesabına yatıyor. Bu sayede de bir
hamlede hakkında açılabilecek bütün suçlamalara, eski bir topçu olarak, yeni
bir vücut çalımı atmaya hazırlanıyor.
Erdoğan ve aveneleri bu hesapları yapmakta olsunlar, kendilerinin ve Okyanus ötesindeki
ip cambazlarının, hiç hesaba katmadığı ise, bekledikleri darbenin
olmayacağıdır. Daha doğrusu ısrarla beklenen darbenin askerden değil ama
sivilden geleceğidir. Bu da askerimizin sapına kadar destek vereceği, başta yargı
ve diğer sivil kurumlarımız ve yurdum vatandaşlarının tümünün birleştiği,
tabandan gelen ‘Gelincik
Harekâtı’dır. Bu
harekât (darbe değil), bir revizyon harekâtıdır ve artık kaçınılmaz olmuştur.
Cumhuriyetimiz,
yargımız ve milli değerlerimizin, yerinden oynatılmış bütün taşları, bu defa
sivil yargı tarafından yeniden yerli yerine oturtulacak, TBMM yeniden Türkiye
Cumhuriyetimize ve Türk Ulusumuza yakışır hale getirilecektir. Bu harekatın adı
darbe değil revizyon (yeniden düzeltme) olacak ve bu revizyonda
bütün Türk Ulusu birlikte rol alacaktır. Böylece
Türk Ulusu, değerli varlığı askerini yıpratmadan ve aynı zamanda, sadece
içimizde ki satılmışların değil, onların sahiplerinin de ağzını kapatmış olacaktır.
Bu da, gerek Türkiye Cumhuriyet tarihi, gerekse de dünya demokrasi tarihinde,
emperyalist tarafından maniple edilmiş bir demokrasiyi, yeniden yerli yerine
oturtan bir ilk revizyon olacaktır.
Askerimiz,
bütün bunlar olurken, şaşmaz vakar ve onuruyla, en sağlam bir muhafız, en
güvenilir bir hakem olarak, bütün içimizdeki ve dışımızdaki aymazlara karşı, revizyonist gelinciklerimizin kontr garantisi olacak,
diğerlerine göz dağı verecektir.
Haydi,
bakalım başta yargımız olmak üzere sivil kurumları ve vatandaşlarıyla bütün
gelinciklerimiz:
Bu tarihi fırsatı kullanıp, tarihteki yerimizi alma vakti gelmiştir
artık.
İşte o
gün bu gündür.
Serendip
Altındal
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)